1. bölüm / 1
Karanlığın havası1
Bölümler 1Şu an: 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odamdan çıkarak topuklularımla yere sert adımlarla bastım, şirketin çıkışına doğru ağır ağır ilerledim.
Korumalardan biri arabamı getirdiğinde direk bindim ve evime doğru sürdüm. Henüz 17 yaşındaydım ama araba kullanabiliyordum. Tabii ki bu yaşta araba kullanmak kurallara aykırıydı… Ama kurallar da bozulmak için vardır, değil mi?
Tam o sırada telefonum çaldı. Açıp kulağıma götürdüm.
“Alo, merhaba. Gece Hanım’la mı görüşüyorum?” dedi kadın sesi.
“Alo, evet, buyurun?” dedim.
“Gece Hanım, Karahanlı Hastanesi’nden arıyorum. Sizin 28.08.2008 tarihinde doğum sırasında başka bir bebekle karıştığınızı düşünüyoruz. Size mesaj attık ama dönüş yapmamışsınız.”
Bir anda direksiyona daha sıkı sarıldım.
“Ne diyorsunuz siz? Ne demek ‘karışmak’? Ne söylediğinizin farkında mısınız?” dedim sinirle.
Tam o anda önüme bir kamyon çıktı. Hiç korkmadan direksiyonu sağa kırdım. Panik yoktu. Zaten biz her gün ölümle yarışıyoruz. Ölüm bana işlemez.
“Ne mesajı ya?” dedim. “Bana mesaj falan gelmedi.”
Kadın özür dileyerek devam etti:
“Aa, çok özür dileriz. Hemşire arkadaşımız yanlış numaraya atmış. Lütfen kusurumuza bakmayın. Şimdi, sizden rica etsek, bir kan örneği için hastaneye gelebilir misiniz?”
---
“Ne zaman?” diye sordum.
“Aslında hemen gelseniz çok iyi olur,” dedi kadın. “Çünkü her iki aile de şu an burada… Sadece siz yoksunuz.”
“Tamam, geliyorum,” dedim ve telefonu kapattım.
Arabayla eve dönerken kafamın içi susmuyordu.
Kapıyı anahtarla açtım, içeri girdim. Ev büyük, lüks… ama içi bomboştu. Yalnız yaşıyordum. Bazen arkadaşlarım ya da hizmetli uğrar, evi toparlar, sonra giderler. O kadar.
Kimsesizlik bile artık alıştığım bir şeydi.
Hemen odama çıktım.
Üzerimi değiştirdim: Beyaz bir crop, mavi yüksek bel bir jean, beyaz çanta ve sade ama dikkat çeken aksesuarlarımı taktım.
Gözlüğümü taktım, aynaya son bir kez baktım.
Soğuk, mesafeli ve güçlü görünüyordum.
İçim darmadağın olsa da kimseye belli etmeyecektim.
Aşağı indim ve ayakkabılarımı giyerken sadece tek bir şey düşündüm:
“Ya söyledikleri doğruysa?”
Arabaya atladım ve hızla hastaneye sürdüm.
Yol boyunca aklımda tek bir cümle dönüp duruyordu:
"Eğer doğruysa... ben kimim?"
Hastanenin önüne geldiğimde birkaç kişi bana dönüp baktı. Alışığım. Bu bakışlar artık bana etki etmiyor.
Arabayı düzgünce park ettim ve kapıyı sertçe kapatarak içeri girdim.
Danışmaya yöneldim.
"Gece Karam. DNA testi için arandım. Oda numarası neydi?"
Kadın panikle ekrana baktı, sonra hızlıca not aldı.
“302 numaralı oda, üçüncü kat,” dedi.
Başımı sallayıp teşekkür bile etmeden asansöre yöneldim.
Asansör boyunca kalbim değil, aklım çarpıyordu.
“Ben kimim?”
Kapının önüne geldiğimde bir an durdum.
Elimi kaldırdım… kapıyı çaldım.
Ve açıp içeri girdim.
İçeri girdiğimde herkesin bakışı bir anda bana döndü.
Ama benim gözüm… sadece bir şeye takıldı.
Annem ve babam.
Yani, yıllarca annem ve babam sandığım insanlar…
Şimdi, benimle karıştıkları o kıza sarılmışlardı.
Sanki ben hiç olmamışım gibi.
Beni görünce, yüzlerinde küçümseyici bir alay belirdi.
Bakışları, “Sen misin yani bizim yerimize aldığımız?” der gibiydi.
Ama umursamadım.
Sessizce ilerledim ve sandalyelerden birine oturup sırtımı dikleştirdim.
Onlara verecek tepkiyi hak etmiyorlardı.
Ben güçlüydüm. Çünkü artık onlara ait değildim.
Tam o anda doktor ayağa kalktı ve konuşmaya başladı.
Sesinde bir ciddiyet vardı.
“Evet, hepinizin buraya çağırılma sebebi…” diye başlamıştı doktor.
Sözünü kestim.
“Bence herkes neden burada olduğumuzu gayet iyi biliyor. Kanlar alınsın ve bu iş kapansın,” dedim soğukça.
Odadakilerden bana katılan mırıldanmalar yükseldi.
Kimse uzatmak istemiyordu. Herkes kendi tarafında emin olmak, sonra da unutmak istiyordu belki de.
Kan alındı.
Doktor, ellerini önünde birleştirerek konuştu:
“Hastanenin sahibi Onur Bey olduğu için ve bu olayda bizim hatamız olduğu düşünüldüğünden dolayı… sonuçlar iki saate çıkar.”
Son sözünü söyledikten sonra odadan çıktı.
Ben de, içeridekilerin hiçbirine bakmadan arkamdan yürüdüm.
Koridorlar boyunca sadece topuk seslerim yankılandı.
Sonra arabaya bindim. Motoru çalıştırdım.
Elimde sigaram, müzik son ses…
Gazladım.
Sokaklar, yollar, şehir… Hepsi arkamda kalmalıydı.
Düşüncelerimden kaçmaya çalışıyordum, ama kendimden kaçamıyordum.
Sigaramdan derin bir nefes çektim.
Dumanı ağır ağır içimden üfledim.
Sanki ciğerlerim değil de kalbim yanıyordu.
Deniz kenarına geldiğimde arabayı sessizce park ettim.
Motorun sesi sustuğunda, içimdeki uğultu daha da netleşti.
Arabadan indim.
Rüzgar yüzüme hafifçe çarptı.
Kayaların üzerine çıktım, oturdum.
Ayakkabılarımı çıkarmadım.
Sadece ellerimi cebime soktum ve denize baktım.
Dalga sesleri içimdeki fırtınayı bastıramıyordu.
Gözlerim boşluğa takılı kaldı.
Ben kimim?
Yıllarca şiddet gördüğüm insanlar… gerçekten ailem değilse?
Peki ya asıl ailem?
Onlar beni isteyecek mi?
Beni tanıyınca hâlâ kabul ederler mi?
Bunları düşünürken sigaramdan bir nefes daha çektim.
Ve gökyüzüne bakarak içimden geçirdim:
"Keşke her şeyi ben seçebilseydim. Ailemi... ismimi... geçmişimi..."
Telefonum çaldığında derin bir nefes alıp sigaramı yere attım, ayağımın ucuyla söndürdüm.
Arabama bindim, motoru çalıştırdım ve hiç düşünmeden direksiyonu hastaneye çevirdim.
Yol boyunca ne müzik açıktı ne de düşünceler sustu.
Kafamda binlerce senaryo dönüp duruyordu.
Ama ne çıkarsa çıksın, Gece olarak kalacaktım.
Adelina Gece Karam.
Hastaneye ulaştığımda adımlarım hızlı ama kararlıydı.
Odaya yeniden girdiğimde herkes oradaydı.
Aynı gözler… Aynı sessizlik.
Ama bu sefer daha gergin, daha meraklı.
Doktor dosyayı eline aldı.
Kısa bir bakış attı, sonra gözlüklerini düzeltti.
Ve sonuçları okumaya başladı…
“Dilan Karahanlı, %99.9 ihtimalle Ozan Kahyalı’nın kızıdır.
Adelina Gece Karam ise %99.9 oranında Onur Karahanlı’nın öz kızıdır.
Hastanemizin ihmali nedeniyle bu karışıklık yaşanmıştır. Tüm samimiyetimizle özür dileriz,” dedi doktor başını eğerek.
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra dudaklarım kıpırdadı, içimdeki öfke kontrolsüzce dışarı aktı:
“Özür ha?
Ne güzel dünya!
Hatayı yap, sonra da ‘özür dileriz’ de, her şey çözülsün değil mi?”
Sözlerim odada soğuk bir yankı gibi dolaştı.
“Ne kadar sorumsuzsunuz siz ya? Eğer bir yaşımda, hadi bilemedin iki yaşımda fark edilseydi… belki her şey çok farklı olurdu. Ama artık 17 yaşındayız. Çocuk değiliz. Yedi ay sonra reşit olacağız. Ne güzel, değil mi?”
Sesim çatallandı.
Gözlerim dolmuştu ama fark edemiyordum.
Ağlamayı bile unutmuştum.
Bana öğretilen tek şey vardı: Güçlü ol.
Odanın kapısı bir anda açıldı.
İçeri giren, öfkesini saklamaya çalışmayan Kann’dı.
Yanıma geldi, gözlerimin içine baktı.
Daha önceden mesajla her şeyi anlatmıştım, ne olduğunu biliyordu.
“Tamam güzelim, bağırma…” dedi yumuşak ama kararlı bir sesle.
Bir kolunu omzuma attı, sonra sert adımlarla doktora döndü.
“Bu işte kimin parmağı varsa…”
Sesi odayı kesen bir sertlikle yükseldi:
“Korksun bizden.
Pişman edeceğiz onları, tek tek.
Bu hatanın altından kalkamayacaklar.”
Herkes susmuştu.
Bir tek Kann konuşuyordu.
Doktor, Kann’ın sözlerinden sonra bir an duraksadı.
Gözleri korkuyla büyümüştü.
“Ta-tamam…” diyebildi sadece.
Sonra hızla odadan çıktı.
Üvey ailem de arkasından sessizce çıkarken göz göze bile gelmedik.
Yıllarca beni ezen o insanların varlığını artık saymıyordum bile.
Odanın içinde bir sessizlik çöktü.
Tam o anda… biyolojik ailem, yani gerçek ailem, ağır adımlarla yanıma geldi.
Kadın elini uzattı.
Gözleri doluydu.
Zarif, ama titrek bir sesle konuştu:
“...Kızım. Lütfen bizimle gel...”
Adının Aden olduğunu sonradan öğrendiğim bu kadın, bana “kızım” demişti.
Ama ne garip…
İçimde hiçbir sıcaklık hissetmiyordum.
Sadece boşluk.
Bir sürü cevap bekleyen soruyla dolu, koca bir boşluk.
___
Merhaba
Bölüm etkileşimi
