6. bölüm · KARANLIĞIN ADI

6. Bölüm SESSİZLİĞİN ARKASINDAKİ FISILTI

Adina

Gece, her zamankinden daha karanlıktı. Rüzgâr ağaçların arasında uğuldarken, eski konağın pencereleri sanki görünmeyen eller tarafından vuruluyormuş gibi titriyordu. Kasaba halkı çoktan evlerine çekilmişti. Sokak lambalarının solgun ışıkları bile bu gece karanlığı dağıtmaya yetmiyordu.
Ela, elindeki günlüğe sıkıca sarılmış halde odasında oturuyordu. Birkaç saat önce konağın bodrumunda bulduğu günlük aklından çıkmıyordu. Sayfaların arasında kendi adını görmesi onu derinden sarsmıştı. Üstelik tarih, onun doğumundan yıllar öncesine aitti.
Masasının üzerine günlüğü koydu ve derin bir nefes aldı.
"Bu nasıl mümkün olabilir?" diye fısıldadı.
Tam o sırada günlüğün sayfaları kendi kendine hareket etmeye başladı.
Rüzgâr yoktu.
Pencere kapalıydı.
Ama sayfalar hızla çevriliyordu.
Ela korkuyla geri çekildi.
Sayfalar durduğunda ortada daha önce görünmeyen bir yazı ortaya çıktı.
"Geçmişi öğrenmek istiyorsan saat gece yarısını gösterdiğinde kuzey ormanına git."
Ela yazıya uzun süre baktı.
Korkuyordu.
Ama artık geri dönemezdi.
Bunca zamandır peşinde olduğu sırlar yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.
Gece yarısı olduğunda montunu giydi ve sessizce evden çıktı.
Kasabanın dışındaki kuzey ormanına doğru yürümeye başladı.
Orman eskiden beri insanların uzak durduğu bir yerdi. Burada kaybolan insanlar olduğu söylenirdi. Bazıları geceleri ağaçların arasında garip gölgeler gördüklerini anlatırdı.
Ela yürüdükçe hava daha da soğudu.
Ay ışığı bile ağaçların arasına giremiyordu.
Bir süre sonra önünde eski taşlardan yapılmış yuvarlak bir yapı belirdi.
Daha önce hiç görmediği bir yerdi.
Taşların üzerinde yine aynı semboller vardı.
Ela dikkatlice yaklaşınca yerden gelen hafif bir titreşim hissetti.
Sonra taşların ortasında bulunan kapak yavaşça açıldı.
Aşağıya inen bir merdiven ortaya çıktı.
Ela korkuyla yutkundu.
Ama yine de inmeye karar verdi.
Merdivenler çok derine gidiyordu.
Aşağı indiğinde kendisini büyük bir salonda buldu.
Duvarlar eski yazılarla kaplıydı.
Salonun tam ortasında ise siyah bir taş duruyordu.
Taşın yüzeyi gece kadar karanlıktı.
Ela yaklaştığında taşın üzerinde görüntüler oluşmaya başladı.
Önce kasabayı gördü.
Sonra yıllar öncesini...
İnsanlar korku içinde kaçıyordu.
Gökyüzü simsiyah bulutlarla kaplanmıştı.
Kasabanın merkezinde ise uzun siyah pelerinli bir adam duruyordu.
Adamın yüzü görünmüyordu.
Ancak herkes ondan korkuyordu.
Birden görüntü değişti.
Bu kez adam konuşmaya başladı.
"Ben karanlığın efendisi değilim. Ben onun bekçisiyim."
Ela'nın kalbi hızla atmaya başladı.
Adam devam etti.
"Gerçek kötülük benim arkamda mühürlenmiş durumda. Eğer mühür kırılırsa dünya sonsuz karanlığa gömülür."
Tam o sırada görüntü kayboldu.
Salon yeniden sessizliğe büründü.
Ela düşünmeye başladı.
Belki de yıllardır duyduğu hikâyeler yanlış anlatılmıştı.
Belki herkesin korktuğu kişi aslında kötülüğü durdurmaya çalışan biriydi.
Ama o sırada salonun duvarlarından çatlama sesleri yükseldi.
Bir çatlak...
Sonra bir tane daha...
Ve bir tane daha...
Siyah taşın üzerinde büyük bir yarık oluştu.
İçeriden yoğun bir karanlık duman yükselmeye başladı.
Salon sarsılıyordu.
Taş parçalanırken derinlerden gelen korkunç bir ses yankılandı.
"Sonunda özgürüm..."
Ela donup kaldı.
Bu ses daha önce duyduğu hiçbir şeye benzemiyordu.
Karanlık duman salonu doldurmaya başladı.
Dumanın içinde devasa bir siluet oluştu.
Kırmızı gözler açıldı.
Yüzlerce yıl boyunca mühür altında kalan varlık uyanmıştı.
Ela korkuyla geri çekilirken yerde parlayan küçük bir anahtar gördü.
Anahtarın üzerinde kendi adı yazıyordu.
Tam o anda gizemli varlık ona döndü.
Ve yavaşça konuştu:
"Ela... Seni uzun zamandır bekliyordum."
Salonun bütün ışıkları söndü.
Ve karanlık her şeyi yutmaya başladı...
Devam edecek... 🌑📖👁️

Gece, her zamankinden daha karanlıktı. Rüzgâr ağaçların arasında uğuldarken, eski konağın pencereleri sanki görünmeyen eller tarafından vuruluyormuş gibi titriyordu. Kasaba halkı çoktan evlerine çekilmişti. Sokak lambalarının solgun ışıkları bile bu gece karanlığı dağıtmaya yetmiyordu.
Ela, elindeki günlüğe sıkıca sarılmış halde odasında oturuyordu. Birkaç saat önce konağın bodrumunda bulduğu günlük aklından çıkmıyordu. Sayfaların arasında kendi adını görmesi onu derinden sarsmıştı. Üstelik tarih, onun doğumundan yıllar öncesine aitti.
Masasının üzerine günlüğü koydu ve derin bir nefes aldı.
"Bu nasıl mümkün olabilir?" diye fısıldadı.
Tam o sırada günlüğün sayfaları kendi kendine hareket etmeye başladı.
Rüzgâr yoktu.
Pencere kapalıydı.
Ama sayfalar hızla çevriliyordu.
Ela korkuyla geri çekildi.
Sayfalar durduğunda ortada daha önce görünmeyen bir yazı ortaya çıktı.
"Geçmişi öğrenmek istiyorsan saat gece yarısını gösterdiğinde kuzey ormanına git."
Ela yazıya uzun süre baktı.
Korkuyordu.
Ama artık geri dönemezdi.
Bunca zamandır peşinde olduğu sırlar yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.
Gece yarısı olduğunda montunu giydi ve sessizce evden çıktı.
Kasabanın dışındaki kuzey ormanına doğru yürümeye başladı.
Orman eskiden beri insanların uzak durduğu bir yerdi. Burada kaybolan insanlar olduğu söylenirdi. Bazıları geceleri ağaçların arasında garip gölgeler gördüklerini anlatırdı.
Ela yürüdükçe hava daha da soğudu.
Ay ışığı bile ağaçların arasına giremiyordu.
Bir süre sonra önünde eski taşlardan yapılmış yuvarlak bir yapı belirdi.
Daha önce hiç görmediği bir yerdi.
Taşların üzerinde yine aynı semboller vardı.
Ela dikkatlice yaklaşınca yerden gelen hafif bir titreşim hissetti.
Sonra taşların ortasında bulunan kapak yavaşça açıldı.
Aşağıya inen bir merdiven ortaya çıktı.
Ela korkuyla yutkundu.
Ama yine de inmeye karar verdi.
Merdivenler çok derine gidiyordu.
Aşağı indiğinde kendisini büyük bir salonda buldu.
Duvarlar eski yazılarla kaplıydı.
Salonun tam ortasında ise siyah bir taş duruyordu.
Taşın yüzeyi gece kadar karanlıktı.
Ela yaklaştığında taşın üzerinde görüntüler oluşmaya başladı.
Önce kasabayı gördü.
Sonra yıllar öncesini...
İnsanlar korku içinde kaçıyordu.
Gökyüzü simsiyah bulutlarla kaplanmıştı.
Kasabanın merkezinde ise uzun siyah pelerinli bir adam duruyordu.
Adamın yüzü görünmüyordu.
Ancak herkes ondan korkuyordu.
Birden görüntü değişti.
Bu kez adam konuşmaya başladı.
"Ben karanlığın efendisi değilim. Ben onun bekçisiyim."
Ela'nın kalbi hızla atmaya başladı.
Adam devam etti.
"Gerçek kötülük benim arkamda mühürlenmiş durumda. Eğer mühür kırılırsa dünya sonsuz karanlığa gömülür."
Tam o sırada görüntü kayboldu.
Salon yeniden sessizliğe büründü.
Ela düşünmeye başladı.
Belki de yıllardır duyduğu hikâyeler yanlış anlatılmıştı.
Belki herkesin korktuğu kişi aslında kötülüğü durdurmaya çalışan biriydi.
Ama o sırada salonun duvarlarından çatlama sesleri yükseldi.
Bir çatlak...
Sonra bir tane daha...
Ve bir tane daha...
Siyah taşın üzerinde büyük bir yarık oluştu.
İçeriden yoğun bir karanlık duman yükselmeye başladı.
Salon sarsılıyordu.
Taş parçalanırken derinlerden gelen korkunç bir ses yankılandı.
"Sonunda özgürüm..."
Ela donup kaldı.
Bu ses daha önce duyduğu hiçbir şeye benzemiyordu.
Karanlık duman salonu doldurmaya başladı.
Dumanın içinde devasa bir siluet oluştu.
Kırmızı gözler açıldı.
Yüzlerce yıl boyunca mühür altında kalan varlık uyanmıştı.
Ela korkuyla geri çekilirken yerde parlayan küçük bir anahtar gördü.
Anahtarın üzerinde kendi adı yazıyordu.
Tam o anda gizemli varlık ona döndü.
Ve yavaşça konuştu:
"Ela... Seni uzun zamandır bekliyordum."
Salonun bütün ışıkları söndü.
Ve karanlık her şeyi yutmaya başladı...
Devam edecek... 🌑📖👁️