2. bölüm / 2
KARADENİZ RÜZGÂRI2. Bölüm
Bölümler 2Şu an: 2. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2. Bölüm
“Pembe gül”
(Günümüz, Liyan Ahsa Alparaz)
“Sekiz yıl oldi baba.” Dedim. “Koskoca sekiz yıl oldi senden ayrulali. Mirensa, senu kaybettiğumizdeku yaşuma geldi baba.” Dedim yatakta pencereden dışarıyı izlerken. “16 yaşuna geldi.” Diye homurdandım.
İnanır mısınız bilmem. Ama bazen mafyalar da üzülebilir. Bunu düşündüğüm için üzgünüm. Mafya, nezaketten uzak bir söyleyiş. Onun yerine intikamcı kelimesini tercih ederim.
Şalımı rastgele kafama geçirip kapımı açtım. Her zamanki gibi kardeşim Mirensa yine kapının önünde uyuyakalmıştı. Ben diyorum bu kız uyurgezer diye. Hiç kimse bana inanmıyor.
Canım kardeşimin poposuna minik tekmeler attım.
“Abla?” dedi. “Napaysun gece gece?”
“Ne gecesu kizim? Öğle oldi. Kalk ula!”
“Hiç yakişaymu bir mafyaya? Basuna vereceğum senu. Trabzon’un en büyük mafyalarundan Alparazlarun başu, kiz kardeşunu tekmeleyerek uyandirdu, hem de poposundan!” dedi Mirensa.
“Kaç kere diyeceğum sağa mafya değilum diye? Kalk da otur şu sofraya! Eminum herkes yine senu bekleyi.” Dedim çok bilmiş kardeşime. Yastıkla yuvarlanarak odasına gitti. Bu kadar üşengeç başka birini görmedim yemin ediyorum ya!
“Mirensa! Kalk da yüzinu göreyum, yemekten sonra gideceğuz,” dedim.
“Yine kime kurşun atacağsun?” dedi Mirensa. Onun şivesi bana göre düzgündü nedense.
“Özel bir mevzu, senun boyin yetmez.” Diye dalga geçtim. Aramızda beş santim vardı. Ancak Mirensa’yı sinir etmeyi çok seviyordum.
Oflayarak odasına gitti. Ben de merdivenlerden aşağı indim.
Dayıoğlum Erel, her zamanki gibi fazla enerji patlaması yaşıyordu. Şalımı bozmaya çalışıyordu.
“Ne ediysen lan Mafyacuk?” diye sordu.
“Ero, dua et işime yaraysun yoksa bu evden kellenu çikartirdum.” Dedim.
“Hop, Mafyacuk sinurlenme hemen da! Ne oldi gene?” dedi Ero.
“Ula şu saksinu az çaluştur Ero,” dedim kafasına vurarak. “Ne olabilur bugün aceba?”
Bir düşündü sonra da bana baktı. “Pardon Ahsacuk, plan nedur?”
“Mirensa’nun yanunda konişma. Ayrica Melya nerelerde?”
“süslü bir kokoş olduğundan dolayı yarım saattir kıyafet seçeyi.” Dedi Ero.
Onlar pek inanmasam da dayıoğlum Erel ve halakızım Melya benim best shipim yani favori çiftimdi.
“Ula ne bağrip duraysun Ahsa?” diye söylenerek odasından çıktı Melya.
“Sorma Ula, ha bu Ero bağritiyi benu.”
“Gıcık insan lafunin üzerunde gelurmiş.” Dedi Erel. “Hoşgeldun, Gıcık insan.” Özellikle gıcık derken bastırarak söylüyordu. “Ayruca sağa ne bizum ne koniştiğimizden?” dedi ero.
“Kes sabah sabah cırrık kuşi gibu.”
“Uhey! Yesunler cırrık kuşinu. Ben cırrık kuşiysam sen nesun hamam böceği?”
“Kesin!” diye bağırdım. Annem bile bana çok değişik bakmıştı. Her sene bugün stresli olurdum. Hem de sekiz senedir. “Otirun ha şu masaya. Konişacağuz.”
“Mirensa! Dayumlan halamu çağriver.” Dedim.
Bu sırada merdiven korkuluklarından bir çocuk fırladı.
Umut.
Melya’nın sekiz yaşındaki oğlan kardeşi yine sabah sabah çok tadımız varmış gibi kalan iştahımı kaçırmıştı.
“Umut, ah teyzecim atlama şuradan da.” Dedim.
“Teyze, senun gibu mafya olcam. Filmlerde hep böyle hareketler ediyler mafyalar. Erel abim söyledu.” Dili de papuç gibi!
Başımı Erel’e döndürdüm. “Yok Umutcan, Erel abin sağa nasul bir öküz olduğundan bahsetmuş. Malum kendisinu anlatmayu pek sever.” Dedim gözlerimi açarak. “Değil mi erel abisu?”
Erel boğazına bir şey kaçmış gibi öksürdü.
Bu sırada halam çiçekli pijamalarıyla aşağıya indi. Dayım da halamdan hemen sonra indi. Neden yengem ya da eniştem olmadığını sorguluyor olabilirsiniz. Yengem, dayım kan davasına karıştı babamla diye ayrıldılar. Yengem memleketi olan Ankara’ya döndü. Eniştem ise babamın adamıydı. Bir çatışmadan halamın önüne atladı ve hayatını kaybetti. Hayat ve ölüm demişken konuşmama başlayayım dedim.
“Herkes geldiğune göre başlayrum. Hep beraber mezarluğa gideceğuk. Babama pembe gül bırakacağuz.”
Pembe gül…
“Pembe gül kokulu Liyanum.”
“Kokusu pembe güle benzeyi mübarek”
Babamın yarı şefkat yarı ise sevgi dolu sesi kulaklarımda yankılanıyordu sanki.
Herkes onayladı.
“Sonra da ben, Melya ve Erel operasyon ayarlayacağuz.”
“Kızım siz benu delurteceğniz mi? Daha bir hafta anca oldi Demirkor’larun soyinu kurutacağuz diye Karadenuz’un diğer köylerune ateş açtinuz. Demirkorlarun tarafundakileri tıktınuz kahvehaneye. Susuz yemeksuz bıraktunuz. Ne edeceğsun?”
“Anacum, kanlarunu kurutmadum. Köyliler hakkumuzda yalan yanliş konuşaymuş ondan ettuk.”
“Neyse ki Erel var yanunuzda kollar sizu.” Dedi annem.
Melya bir kahkaha patlattı.
“Kız Sereyna yenge, hiç güleceğum yokti. Bu mi kollayacak bizu?”
“Ne var beğenemedun mi korumanı Hamam Böceğu?”
Biraz daha yaklaştı Erel’e. Aralarında en az yirmi santim vardı.
“Beğenemedum.” Dedi. “Napacağsun?”
“Dua et anam burda. Yoksa bilurdim yapacağumu sağa.”
Melya sinirden kıpkırmızı olmuştu ki konuşmalarını böldüm.
“Çıkayruz. Binun arabalara.” Dedim. Adamlara ıslıkla komut verdim. Üç cip ile mezarlığa doğru yola çıktık.
Alparaz Mezarlığı
Harzan Alparaz
D-11-11-1978
Ö-02-10-2018
Mezar taşında babamın ismini gördüm.
“Babacım.” Dedim. Gözlerimin dolduğu nadir yerlerdendi. “Özledun mi benu? Sekiz gündür gelmiyrum diye kizdun mu bağa?” dedim
“İntikamun için beklemen lazum ama baba. Kizma bağa.” Dedim. “Mirensa, o da geldu bak. Hepimuz çok özleduk senu. Annem. Bazu geceler senun türkülerunu söylerken göreyrum oni. Gece gece çay yapayi türkü söyleyerek.”
“Melya ve Erel de yanumda. Senun içun çalışayruz. Hayır kurumumuz bile var baba. Harzan Alparaz Hayır Kurumu. Bağış alanı diye geçeyi. Böyle şirketlere özel yer yapturduk baba. Senu yaşatmak içun.” Dedum.
“Ağzumdan kaçtu baba. Yaşaysun zaten. Öyle değul? A bu arada. Pembe gül getirduk sağa. Seversun pembe gülü. Seversun benu. Benu pembe gülüm diye severdun.” Dedum.
“Benu da çay kokulum diye seveymişsun baba.” Dedi Mirensa arkamdan. “Hatırlamayrum affet baba. Sesuni unuttum baba. Affet. Çay kokiliu affet baba.” Diyerek ağlıyordu. Annem geldi yanımıza.
“Eşek kadar kizlarun oldu be Harzan. Başumizde olaydun yine okşardun ha başlarunu değil? Bak hiç yaşlanmadum. Taş gibiyum, fistuk gibiyum bak. Göreceğsun karşulacağuz öteki dünyada.” Dedi anam.
Hepimiz yarım saat mezar başında yasin okuduk.
Daha sonra hepimiz eve geldik. Herkes ayrı yere dağıldı. Erel, Melya ve ben üst kattaki salona geçtik. Orada operasyon detaylarını konuştuk.
Yanımızda sekiz adam alacaktık. Ama asıl rol bize düşüyodu.
“Bişey soracağum Ahsam, niye sekuz?”
Düşünme onu, hatırlama, cevap verme, maziye dalma.
“Denk geldu. İhtiyacumiz o kadar.”
Kafasıyla onayladılar.
“Operasyon en az iki geceden oluşacak. İlk çay fabrikasu için Rize’ye gideceğuz. Bir buçuk saate orada oluruz diye düşünüyrum ama siz ona üç saat deyun. İlk bomba burada patlayacak. İkunci bombayı ayarlayacağuz.” Dedim.
“Uşaklar pick up’lar hazur mi?” diye sordu Erel. Adamlar hazır dedikten sonra herkes yanına en fazla birer büyük çanta aldı ve yola çıktık. Silahımın şarjörünü değiştirdim. Yanımda beş altı tane şarjör bulundururdum operasyonlarda. Bir tanesi arabada kalırdı. İki tanesi çantada. Kalanlar ise üzerimde bulunurdu.
-
Birkaç saate çay fabrikasına vardık. Ama sıradan bir çay fabrikası değildi burası. Biraz stalk yapıp burada Demirkor’ların başında gelenlerin önemli meseleleri konuştuğu bir yerdi. Neden burası peki? Trabzon da en az üç tane fabrikaları vardı. Karadeniz’in en büyük çay üreticileri olmaları canımı sıkıyordu ama yapacak bir şey yoktu. Çay dışında bir de ahşap işleme ve fındık fabrikaları vardı. Ve lanet olasılar bütün işlerde Karadeniz’in en önde gideniydiler. Dayımın da çay fabrikası vardı ancak çok büyük değildi. Babamdan kalma bir tersanemiz, benim açtığım bir ilaç hammadde fabrikası vardı. Neyse şuan bunlar önemli değildi. Önemli olan sessizce burayı yakmaktı.
Ciplerin arkasından benzin kutularını aldım. Ben dış kısmına döktüm, adamlar ise fabrikanın üstüne çıkıp dökmüşlerdi. Bütün benzinler bittikten sonra elime çakmağımı aldım.
“Mafyacuk, çakmağun da pek havalu.” Dedi Erel.
Çakmağıma baktığımda cırtlak pembe bir arka plan, üzerinde de ‘Kraliçeyi çek’ yazdığını fark ettim.
Bu çakmağı da Mirensa’ya aldırdığımı hatırladım.
“Ula Mirensa!” dedim. Neyse konumuz çakmak değildi. Çakmağı yakıp fabrikaya attım. Cayır cayır yanıyordu. Gözlerimdeki ateş, zafere yaklaşmanın ve intikamın verdiği hazdan dolayıydı.
İlk Melya’ya sonra da Erel’e baktım. Erel, Melya’ya bakıyordu. Ama Melya onu fark etmiyordu adeta şu repliğe benziyorlardı:
“Erel evin yanıyor.”
“Yansın.”
Kesinlikle best shipimdiler.
Artık fabrikanın yavaş yavaş küle döndüğünü gördüğüm için gidebilirdim.
“Meli, Ero yürüyün otele gideyruz.” Dedim ve ciplere bindik.
Gideceğimiz otel yaklaşık on beş dakikaydı. On beş dakika boyunca herkesin ağzını yırtmışız gibi sessizdik.
Otele geldiğimizde resepsiyondan anahtarı aldım. Ben, Melya’yla ve Erel’le aynı odadaydım.
Odaya girdiğimiz an herkes kendini odasındaki yataklara attı. Sonra da duş sırası için minik bir kavga yaşandı. Ama hepsinden önce davranıp kendimi banyoya kilitledim.
Saçlarımdan süzülen soğuk damlalar içimdeki ateşi söndürmeye yetmiyordu. Banyoda yaklaşık yirmi dakika durduktan sonra yatağıma yatıp elime telefonumu aldım.
Telefonum titremeye başladı. Arayan gizli numaraydı.
“Ne araysun gece gece ula?”
“Sizden biri,” dedi nefes nefese. “Sizden biri on altı yıldır onlarda.” Dedi.
“Ne diysun sen ula? Kimlerde?”
“De-” diye başladı ancak kalan kısımda telefon kapandı.
Bizden biri on altı yıldır onlarda mıydı? Neyden bahsediyordu?
Bu sırada Melya odaya girdi.
“Ahsa, ne bu yüzün bembeyaz olmuş? Bir şey mi oldi?”
“Gizli numara aradı.” Dedim kekeleyerek. “Bizden biri on altı yıldır onlardaymış.”
“Çok düşmanımız var Ahsa. Biri kafanu karıştırayu bence.”
“On altı yıl Melya. On altı yıl.” Dedim. “Ne düşündiğumi anlayabiliy misun?”
“Ahsa, düşündüğün şey neredeyse imkansuz.”
“Ama neredeyse Melya. Bir ihtimal var. Konu eğer onunla ilgiliyse…”
“Tamam. Dur ben Erel’i çağurayım.” Dedi. “O gelsin belki numarayı bulabiliriz.”
“Bulamayız. Numara sadece gizlu numara değul. Gizli bir kodla yapılan bir numara. Emin ol denedum.”
Melya gidip Erel’i çağırdı.
Bizden biri on altı yıldır onlarda. Mirensa da on altı yaşındaydı. Bu olayın onunla ilgili olma ihtimali beni delirtiyordu. Aslında mantık açısından böyle bir şey olamazdı. Bizden biri on altı yıldır onlarda olması için bir kaçırılma olayı olmalıydı. Ama öyle bir olay yoktu. Annemlere de soramazdım.
“Ahsa?” dedi Erel.
“On altı yıl.”
“Mirensa’yla igili olmayabilir. Belki da denk geldu? Hemen kötü düşünme. Biliyorum Mirensa kırmızı çizgin, babanun emanetu. Ama merak etme. Harzan babanun emanetu bizum da emanetumiz. Olmaz öyle şey.” Dedi.
Olayın bu kısmı daha kötüydü. Mirensa, bana babamın emanetiydi. Onunla ilgiliyse emaneti koruyamamışımdır. Bu ihtimaller kafamın içini kemiriyordu. Eğer konunun Mirensa’yla alakası varsa bu Karadenizi ateşe vermekle kalmazdım. Gerekirse küle çevirirdim.
Bölüm etkileşimi
