1. bölüm / 2
Kara yazgıZoraki dosya
Bölümler 2Şu an: Zoraki dosya
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odama girdiğımde karşımda baş savcı Adnan beyi gördüm bana dik dik bakıyordu bu sabah beni aramış bir dosyayı benim yönetmemi istemişti çünkü bu dosyayı benden başka kimse kabul etmezdi korkardı birden Adnan Bey'in sesiyle odanın içine kasvet düştü
>"Dosya senin, Savcı Göksu."
Cümle bu kadar basitti. Kısa, soğuk ve sanki çok önemsizmiş gibi.
Ama kelimeler ağırlığını odaya çivi gibi çakmıştı.
Yasemin masanın diğer ucundaki başsavcıya baktı. Elinde tuttuğu dosyanın kapağında hiçbir şey yazmıyordu. Bu, çoğu zaman kötüye işaretti.
"Neden ben?" diye sordu. Sesi ne gergin ne de ürkekti. Sadece düz.
Başsavcı, gözlüğünü burnunun ucundan yukarı itti.
"Çünkü diğerleri ya korktu, ya satıldı. Ya da her şeyi unuttu."
Yasemin'in boğazı düğümlendi ama yüzü değişmedi.
"Ya ben?"
Başsavcı başını hafifçe eğdi.
"Senin korkmadığını biliyoruz. Ayrıca senin abin ... bu sistemin içindeydi. Ve o da bu adamlar tarafından silindi." tamda bu yüzden abimin intikamı için bu dosyayı kabul edicektim birşey demedim
Sessizlik oldu.
O an, odanın içindeki hiçbir şey hareket etmiyordu. Ne kalem, ne sandalye, ne perde.
Sadece geçmişin yankısı, usulca bir çığlık gibi Yasemin'in zihninde dönüyordu.
"Bu kişisel değil," dedi başsavcı, sanki Yasemin'in aklından geçenleri okumuş gibi.
Yasemin gözlerini dosyaya indirdi.
Parmak uçlarıyla kapağı açtı. İlk sayfada bir isim yazıyordu:
Gecenin Kalbi - Atlas Gece Kulübü
Altta da bir cümle:
Şüpheli: Bilinmiyor. Sahiplik belgeleri sahte. Tanıklar kayıp. İfade verenler ortadan kaybolmuş.
Yasemin içinden sadece bir şey söyledi. Kimse duymadı, sadece kendisi:
"Bu kişisel değil... ama olmalı."
Dosyayı kapattı.
"Bu dava artık benim."
Adnan bey yüzünde gülümsemeyle bana bakıp
"Sana güveniyoruz iraden kuvvetli"
İradem kuvvetliydi bu doğru ama irademin kuvvetli olduğu kadar intikam duygumda kuvvetiydi Adnan bey odadan çıkmıştı ve ben masama oturup dosyayı incelemeye başladım kaç saattir dosyanın başında oturuyordum adamlarıma bu olayı araştırmaları için emir vermiştin ama henüz bir haber gelmemişti.
---
Saatler ilerledikçe odadaki hava daha da yoğunlaşmıştı. Dosyanın kapağını defalarca açıp kapattım, ama her seferinde içimde büyüyen o sinsi his geri geliyordu. Bu dava sadece bir görev değil; aynı zamanda geçmişimin, ailemin ve en önemlisi abimin hesabını sormak için açılmış bir kapıydı.
Adamlarıma verdiğim talimatlar hâlâ beklemedeydi. Telefonum çalmadı, hiçbir mesaj gelmedi. Dışarıda saat geceyi gösteriyordu ama içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu.
Neden herkes bu davadan kaçıyordu?
Neden kimse gerçekleri görmek istemiyordu?
Ve en önemlisi, ben neden bu kadar kararlıydım?
Birden kapı tıkırdadı. İçeriye en güvendiğim adamım girdi. Yüzünde endişe vardı ama gözlerinde bir şeyler parlıyordu.
"Yasemin Hanım, gece kulübünde gözlem yapan ekipten bir gelişme var." dedi.
Ayağa kalktım, dosyayı masaya bırakarak ona baktım.
"Anlat."
Adamım derin bir nefes aldı.
"Atlas Gece Kulübü, resmi kayıtlarda bile neredeyse görünmez bir yer. İçeride birden fazla güvenlik kamerası var ama görüntüler silinmiş. Tanıklar ya susturulmuş ya da kaçmış. Ama dün gece, içeride kimsenin fark etmediği bir detay yakaladık. Gecenin tam kalbinde, gizli bir toplantı yapılıyordu. Kayıtlarda adı geçmeyen birkaç kişi var. Bu kişiler, bizim davayla ilgili çok kritik bağlantılar olabilir."
Yüzümde buz gibi bir his yayılıyordu.
"Kim onlar?"
"İsimler yok, ama bazı kişilerin bu işin içinde olduğunu gösteren güçlü kanıtlar var. Ayrıca abinin öldürülmesiyle bağlantılı olabilecek yeni isimler."
İçim sızladı. Her ne kadar görmemek istesem de gerçekler o kadar yakındı ki, adeta gözlerimin önünde canlanıyordu.
"Hazırlıklarımı yap. Bu gece ben gidiyorum."
Adamım tereddüt etti ama sonunda başını salladı.
Bu dava benim için artık sadece bir dosya değildi. Bu, hayatımı ve geçmişimi geri alma savaşıydı.
Ve ben,Yasemin Göksu, hiçbir şeyden korkmuyordum.
Atlas gece kulubü Antalya da idi ben ise istanbul da,uçağa binmekten korktuğum için kendi arabamla gidicek'dim bütün hazırlıklarımı yaptığıma yola koyuldum Atlas gece kulubün de neler döndüğünü, abimle ne ilgisi olduğunu öğrenem gerekiyordu ve ben bunun için mücadele etmeye hazırdım her anlamda her şeyimi ortaya koyaca kadar cesaretli biriydim tabiki benimde korkularım vardı ama aynı zamanda kaybedicek hiçbirşeyim de yokdu.Yol boyunca radyoyu hiç açmadım. Sessizlik, kafamdaki gürültüye kulak vermemi sağlıyordu. Abimin sesi... Gülüşü... Son tartışmamız... Hepsi sanki yan koltukta oturuyordu. Ellerim direksiyona sıkıca kenetlenmişti. Dışarıda Antalya tabelası belirdiğinde içimde bir şeyler kıpırdadı. Hem yaklaşıyordum hem de geçmişin karanlığına daha da gömülüyordum.
Atlas Gece Kulübü... Kağıtlarda sadece bir isimdi ama içimdeki yangında koca bir mezarlık kadar anlamlıydı.
Antalya’nın geceyi yırtan ışıkları arasında, kulübün bulunduğu mahalleye vardığımda, arabayı sessizce park ettim. Hemen inmedim. Gözlerim kulübün girişini izliyordu. Neon ışıkların altında belirsiz yüzler dolaşıyor, kahkahalarla uğuldayan müzik karışıyordu. Ama ben sadece bir detaya odaklıydım: Kulübün arka kapısı. Her suç, gösterişli girişlerden değil, sessiz arka kapılardan içeri sızardı.
Telefonumu çıkarıp adamımı aradım.
“Yerindeyim,” dedim.
“Haklıydın,” dedi kısık sesle. “Arka tarafta sürekli girip çıkan ama müşteri gibi durmayan bir grup var. Geceleri orası başka bir şeye dönüşüyor.”
“Görüntü alabildiniz mi?”
“Yüzleri net değil ama plaka yakaladık. Üstelik... biri dikkat çekecek kadar tanıdık çıktı.”
"Kim?"
Kısa bir sessizlik oldu.
“Komiser Ayaz.”
Donup kaldım.
Komiser Ayaz... Abimin ölümü soruşturulurken dosyada adı geçen ama hiçbir zaman ifadeye çağrılmayan tek kişi. Güya bağlantısı yoktu. Şimdi burada, bu gece kulübünde mi?
Damarlarımda soğuk bir öfke aktı. Arabanın kapısını açtım.
“Gözünü üstlerinden ayırma,” dedim. “Ben içeri giriyorum.”
Kulübün ön kapısından girmedim. Çevrede kısa bir keşif yaptıktan sonra arka sokaklara daldım. Işıklar azaldı, sesler boğuklaştı. Kulübün arka tarafındaki çöp konteynerlerinin arasında bir servis kapısı vardı. Üzerinde "Yetkililer Hariç Giremez" yazıyordu. Ama ben yetkiliydim. Hayatımın, geçmişimin ve adaletin temsilcisi olarak.
Kapının kilidini açan kartı cebimden çıkardım. Adamlarım bana bu geçici kartı sağlamıştı. Kapı çıt diye açıldı.
İçeriye adım attığım anda, kulübün sahte ışıltısının gerisindeki pis ve karanlık gerçek yüzüyle karşılaştım. Tavanlardan sarkan borular, nemli duvarlar ve bir şeyleri gizlemek için fazla temiz tutulmuş zemin...
İlerledim.
Koridorun sonundaki odadan bir ses geliyordu. Hafif boğuk ama tanıdık: Komiser Ayaz konuşuyordu.
“Bu dosya kapanmalı. O kız, abisinin karanlığını bilse bile, sesini çıkaramaz. Çıkarmamalı.”
Kapının aralığından içeri baktım. Masada üç adam vardı. Ayaz, ve yanında siyah ceketli iki yabancı. Yüzleri bana dönüktü ama ne konuştuklarını net duyuyordum.
“Başsavcıya baskı artıyor,” dedi biri. “Kız dosyayı aldı. O şimdi yolda.”
Ayaz omuz silkti.
“Gelsin. Kime ne kanıt sunacak? Her şey ya silindi, ya yakıldı.”
İçimdeki intikam artık sadece bir his değildi. Bu savaş başlamıştı.
Kapıdan geri çekildim. Planımı yapmalıydım. Artık yalnız değildim. Gerçeklerle yüzleşecek, hatta savaşacaktım. Ama bu kez hazırlıklıydım.
Çünkü ben bir savcıydım. Ve bu kez, kendi kanunumu yazacaktım.
Kapının arkasından sessizce çekildim. Nefesimi tuttum. Gözlerim, önümdeki loş koridora alışmaya başlamıştı ama kalbim hâlâ kafesinden çıkmak istiyor gibi çarpıyordu. O an, bedenim sakin ama içim isyandaydı.
Ayağımda siyah postal botlar vardı. Hem yürürken sessiz hem de gerekirse hızlı hareket etmemi sağlıyordu. Üzerimde, koyu lacivert, belinde kemerli uzun bir trençkot... Altında siyah boğazlı bir kazak ve dar paça kot pantolon. Ceketimin iç cebinde küçük bir tabanca taşıyordum — resmi değil, kişisel. Abimden bana kalan tek şeydi.
Saçlarımı atkuyruğu yapmıştım. Sade ama sıkı. Sahte bir rahatlıkla görünmek yerine, savaş alanına çıkan bir kadın gibiydim. Gözlerim... bu gece daha farklıydı. Normalde ela olan gözlerim, odadaki solgun beyaz ışıkla daha çok bal rengine dönmüştü. Ve içinde bir alev vardı artık: susturulamayacak bir öfke.
Aralık kapının ardında oturan adamlara yeniden baktım.
Komiser Ayaz, kırklı yaşlarının ortasında, yüz hatları keskin, gözleri griye çalan soğuk mavi... İnsanların içine işleyen türden. Takım elbisesi pahalıydı ama içinde taşıdığı ruh çok ucuzdu. Yüzünde bir gülümseme yoktu, sadece soğuk bir üstünlük ifadesi.
Yanındaki adamlardan biri esmer, iri yapılı, gözleri gece kadar siyah. Elinde sürekli bir tespih çeviriyordu ama bu onun sadece sabırsız bir manyak olduğunu gösteriyordu. Diğeriyse açık tenli, genç ve sinsi bakışlara sahipti. Sol kaşının hemen altında minik bir dövme vardı: göz figürü. Görüp de unutmam mümkün değildi.
İçimdeki Yasemin sustu. Artık konuşan sadece Savcı Göksu’ydu.
Geri çekildim. Koridorun bir köşesine yaslandım, cebimden küçük not defterimi ve kalemi çıkardım. Hızlıca isimlerin, yüzlerin, detayların bir kısmını yazdım. Hafızama güvenirdim ama bu gece hiçbir şeyi şansa bırakamazdım.
Tam o sırada, cebimdeki telefon sessiz titreşti.
Mesaj:
> "Kulübün arka tarafında başka bir geçit var. Tünel gibi bir yer. Görünmeyen işler orada dönüyor olabilir. Dikkatli ol. — Efe"
Efe, benim çocukluk arkadaşım ve şu anda sağ kolumdu. Polislikten atılmıştı, ama zekâsı ve sadakati hâlâ benim en büyük gücüm.
Tünele göz dikmiştim artık. O kapıdan geçmem gerekiyordu. Ama önce…
Gözlerimle tekrar odaya döndüm.
“Beni hafife almayın,” dedim içimden.
Elimi montumun iç cebine attım. Tabancamın metal soğukluğunu hissettim. Korkmuyordum. Sadece doğru zamanı bekliyordum.
Bu gece, kartlar yeniden dağıtılacak.
Ve Yasemin Göksu, bu defa oyunun sadece oyuncusu değil; sahibi olacaktı.
Efenin mesajı üzerine arka kapıya doğru ilerledim.
Arka kapının birkaç metre ötesinde, neredeyse çöplerin ardına saklanmış eski bir mazgal kapağı fark ettim. Efe’nin mesajındaki “tünel gibi bir yer” tanımı, burayı işaret ediyordu. Çömelip kapağı inceledim. Yeni açılmış gibiydi… Metal halkası paslıydı ama menteşeleri oldukça temizdi. Birileri burayı kullanıyordu, hem de düzenli bir şekilde.
Etrafı kolaçan ettim. Kulübün arka tarafı hâlâ sessizdi. Rüzgar, eski bir gazete parçasını sürüklüyordu sadece. Elimle kapağın halkasını tuttum ve yavaşça yukarı çektim. İçeriden gelen hava bayattı, ama hâlâ taş duvarların arasında bir hareket hissediliyordu. Tünelin girişinde aşağı inen dar bir merdiven vardı. Sırtımı gererek montumun fermuarını kapattım, elim hâlâ tabancamın kabzasında.
İndim.
Her adımda, ayaklarımın altında hafif bir taş gıcırtısı yankılanıyordu. Tünel duvarları taş ve betondan yapılmıştı, bazı yerleri nemden yeşermeye başlamıştı. Eskiydi ama son zamanlarda kullanılan bir yer olduğu belliydi. Duvarlarda yer yer izler, ayak seslerinin yankılandığı bir sessizlik... Tetikteydim.
Yaklaşık yirmi metre ileride, zayıf bir ışık görünmeye başladı. Dar tünel, genişçe bir odaya açılıyordu. Kenarda birkaç kasa, bazıları şarap ya da içki kutuları gibi görünüyordu ama üstü örtülmüş olanlar vardı. Bir şey gizleniyordu.
Ses çıkarmadan yaklaştım. İçeride iki kişi vardı. Biri dizlerinin üzerinde, yerdeki küçük bir çanta ile uğraşıyordu. Diğeri ayakta, telsizle birine talimat veriyordu.
“…Yarın gece parti kalabalık olacak. Üst kattaki VIP odada düzen kuruldu mu?”
“Kuruldu,” dedi yerdeki adam. “Yayın ekipmanları da geldi.”
Yayın ekipmanları?
Boğazıma bir düğüm oturdu. Burada sadece uyuşturucu ya da yasa dışı içki saklanmıyordu. Bu başka bir seviyeydi. İzleme? Tehdit? Belki de şantaj amaçlı video kayıtları… Bu dosya düşündüğümden de büyük bir pisliğin kapısını açıyordu.
İçerideki adam ayağa kalktı, başını çevirdi. Göz göze gelmedik ama bir adım daha atsam yakalanabilirdim. Geri çekildim. Tünelin karanlığına saklanarak hızlıca defterimi çıkardım. Not aldım:
VIP oda – gizli yayın?
“Yarın gece” – Operasyon günü olabilir
Ayaz sadece piyon olabilir
Plakalar ve yüzler gerekli
Birden, omzumun hemen yanında bir fısıltı hissettim. Gözümle geriye döndüğümde, karanlıkta bir siluet belirdi. Efe.
“Nefes almayı unuttun,” dedi kısık sesle.
Kalbim yerinden fırlayacaktı ama ses çıkarmadım. Başımı hafifçe eğerek onu selamladım.
“Bunlar, düşündüğümüzden derinmiş,” dedi. “VIP odada canlı yayınlar kurulmuş. Sadece para değil, şantaj ve gizli bilgilerin ticareti dönüyor.”
“Ayaz?”
“Sadece perde. Ama güçlü bir perde. Arkasındaki isimleri duysan, başka bir devlete çalışıyor sanırsın.”
Dişlerimi sıktım.
“Bu gece o perdenin bir ucunu aralayacağız,” dedim.
Efe gözlerini kıstı. “Ama dikkatli olmalıyız. Seni de, beni de harcamak isteyen çok kişi var.”
“Beni unutsunlar,” dedim. “Ama abimi unutturmayacağım.”
Efe bir şey söyleyecekti ama vazgeçti. Gözlerindeki güveni gördüm. O, çocukken birlikte parkta oynadığım Efe değildi artık. O da benim gibi kırılmış, ama yeniden kurmuştu kendini. Omzuma dokundu, sonra tünelin karanlığına karıştı. Biz artık sadece geçmişin çocukları değildik. Geleceğin yıkıcılarıydık.
Ben ise o tünelden çıkarken bir şeyi net biliyordum:
Atlas Gece Kulübü’nün ışıkları ne kadar parlaksa, altındaki karanlık o kadar derindi.
Ve o karanlığın ortasında, artık korkmayan bir kadın yürüyordu.
Savcı Yasemin Göksu.
Kardeşinin yasını değil, adaletini arayan kadın.
Ve bu hikâyenin sonu, onun kalemiyle yazılacaktı.
DEVAM EDİCEK GÜZEL YORUMLARINIZI BEKLİYORUMMM🫶🏻💅🏻💋
Bölüm etkileşimi
