2. bölüm / 5
KARA MÜHÜR İNTİKAM PROTOKOLÜ0.2
Bölümler 5Şu an: 0.2
- 1 0.15.027 kelime
- 2 0.24.620 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 0.35.709 kelime
- 4 0.41.490 kelime
- 5 0.51.248 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
- Karanlık Koridorlar
Ayak seslerim...
Onları ben çıkarıyordum ama aynı zamanda benden bağımsız bir yankı gibi geliyordu. Sanki karanlık, kendi adımlarını da atıyor ve beni taklit ediyordu. Koridorun sonu görünmüyordu; taşlar ıslaktı, küf kokusu ciğerlerime doluyor, nefes aldıkça mideme kadar çürümüş bir tat bırakıyordu.
"Burası neresi? Ben... neden buradayım? Nereye gidiyorum?"
İç sesim zihnimi titretti. Ama tek bir ses değildi. İçimde iki ayrı yankı vardı. Biri korkuyla kıvranıyor, kaçmak istiyor; diğeri ise daha derin, daha tok bir sesle beni zorla ayakta tutuyordu.
"Durma. Sonunu görmelisin. Kaçış yok."
Titredim. Gözlerimi kısarak ilerledim. Duvarların çatlaklarından kara dumanlar sızıyordu. Dumanın dokunuşu tenime değdiğinde, buz gibi soğuk bir ürpertiyle kalbime indi.
"Bu... duman değil. Bu... hayatımı emiyor. Nefesimi çalıyor."
Elimi göğsüme götürdüm, kalbim çırpınan bir kuş gibi vuruyordu. Ama adımlarım geri dönmedi. Zihnimdeki sert ses sürekli fısıldıyordu:
"İlerlemek zorundasın. Bu yol sana ait."
Bir süre sonra koridor genişledi. Yüksek taş kemerlerle çevrili, yuvarlak bir odaya çıktım. Ortada kırık taşlardan oluşan bir çember vardı. Çemberin içinden kara gölgeler yükseliyordu. Önce sis gibi belirdiler, sonra şekil kazandılar: yüzleri olmayan siluetler, ince uzun elleri olan karaltılar.
Ayağım geri kaydı. "Hayır," dedim kısık bir sesle. Ama onlar beni duymuş gibiydi. Gölgelerden biri kafasını bana çevirdi. Gözleri yoktu ama karanlık bir boşlukla beni izlediğini hissettim.
"Kaç... koş... yok ol buradan."
İçimdeki korkak ses bağırıyordu. Ama öteki iç ses daha sertti:
"Hayır! Onlardan korkma. Onlar senin zincirlerin. Onlarla yüzleşmeden kurtulamazsın."
Dizlerim titredi. Geri adım atmak istedim, fakat taş zeminde ayaklarım sanki kök salmıştı. Gölgelerden biri çemberin dışına çıktı ve bana doğru süzüldü. Adım atmadı, ama hava dalgası gibi üzerime geldi. İçimdeki hava çekildi, boğazıma görünmez bir ip dolandı.
"Yeter!" diye çığlık atmak istedim ama sesim çıkmadı. Çığlığım sadece zihnimde yankılandı.
Gölgeler hep bir ağızdan mırıldanmaya başladı. Sesleri uğultulu, ezgi gibiydi:
"Mühür... mühür... Kara Mühür..."
Sanki her kelime kalbime çivi gibi çakılıyordu. Başımı tuttum, dizlerimin üzerine çöktüm.
"Kara Mühür mü? Bu... bu ne demek? Neden ismimi söylüyormuş gibi hissediyorum?"
Göğsümün tam ortasında sıcak bir yanma hissettim. Gömleğimin altında bir sembol kıpırdadı. Ateş gibi yandı. Çığlık attım, bu defa gerçekten sesim çıktı. Gölgeler geri çekilmedi; aksine etrafımda daireler çizerek daha hızlı dönmeye başladılar.
Birden odanın duvarlarında çatlaklar belirdi. Çatlaklardan kara ışık sızıyordu. Çatlakların arasında yüzler oluştu; bembeyaz gözlerle bana bakan, ağzı olmayan yüzler. Fısıltılar aynı anda yükseldi:
"Biz seni bekledik. Biz seni zincirledik. Biz Kara Mühür'üz."
Gözlerim karardı. Dizlerimin gücü tükendi. Yere kapaklandım. Ama o sırada iç sesim tekrar haykırdı:
"Ayağa kalk! Onlar senin efendin değil. Senin zincirini kırmadan seni alamazlar!"
"Ben... yapamam..." dedim. Sesim boğuldu.
"Yapacaksın!"
Kafamın içinde bir tokmak gibi çarptı bu ses. Kendime geldim. Dizlerimin üstünde doğruldum. Ama o an gölgelerden biri hızla üzerime atıldı. Soğuk bir zincir, boynuma dolandı. Bağırdım. Zincir derimin içine işliyordu.
"Bu son mu? Hayır... hayır olamaz. Daha yolun başındayım. Daha cevaplarımı bulamadım..."
Gözlerim yaşla doldu. Gördüğüm son şey, duvarın çatlakları arasından sızan küçük bir ışık huzmesiydi. Kara dumanların arasında parlayan küçücük bir umut...
"Bak! Orada... ışık var. Karanlık seni yutamaz, ışığa tutun. Çabuk!"
İç sesim son kez bağırdı. Ben de bütün gücümle o ışığa doğru uzandım. Parmak uçlarım taşın arasına değdi. Ve her şey birden bire sarsıldı.
Gölgeler çığlık attı. Zincirler gıcırdadı. Koridor titredi.
Gözlerimi açtığımda önce hiçbir şey göremedim. Ne karanlık ne de ışık vardı; sadece kör edici bir boşluk. Nefes almakta zorlandım. Göğsümün üzerinde ağır bir baskı vardı. Kımıldamaya çalıştım ama ellerim hareket etmiyordu. Zincirlerin soğukluğu bileklerime işlemişti.
"Hayır... yine zincirler... Yine beni tutuyorlar."
Gözlerim alışmaya başlayınca gördüm: Yüksek bir taş sütuna yaslanmıştım. Kollarım geriye doğru çekilmiş, kalın halkalara geçirilmişti. Bacaklarım da zincirlenmişti. Sanki bedenim bana ait değildi; ağır, uyuşuk ve cansızdı.
Ama kulağımda bir uğultu vardı. Yavaşça ayırt ettim: Fısıltılar. Çoğalıyordu, çoğaldıkça da daha netleşiyordu.
"Mühür... Kara Mühür... uyanış... kurban..."
Başımı kaldırdım. Geniş bir salondaydım. Tavan, görünmeyecek kadar yüksekti. Duvarlarda eski semboller vardı; kıvrılan çizgiler, üçgenler, iç içe geçmiş halkalar. Hepsinden kara bir sis sızıyordu.
Karşımda onlar vardı. Gölgeler artık siluet değildi. Karanlık cüppeler giymiş, yüzleri maskelerle kapalı insanlardı. Maskelerinde tek bir sembol vardı: siyah bir daire, ortasında yarık bir çizgi. Kara Mühür'ün işareti.
Bedenim ürperdi.
"Demek bu... bir örgüt. Onlar gerçek... hepsi gerçek."
İç sesim fısıldadı:
"Evet... bu, Kara Mühür Örgütü. Senin zincirlerinin sahibi onlar."
"Ne istiyorsunuz benden?" diye bağırdım, sesim boğuk çıktı. Zincirler gıcırdadı, kollarımı zorladım ama nafile.
Onlardan biri öne çıktı. Uzun boyluydu, cübbesi diğerlerinden farklı olarak kırmızı çizgilerle süslüydü. Maskesinin üzerindeki sembol yanıyordu. Ellerini kaldırdı. Diğerleri sustu.
Kalın ve boğuk bir sesle konuştu:
"Sen bizim mühür taşıyıcımızsın. Senin varlığın, karanlığın kapısını açacak anahtardır."
Tüylerim diken diken oldu. Kalbim hızlandı.
"Mühür taşıyıcısı mı? Ben mi? Hayır, olamaz. Ben sıradan biriyim... sadece sıradan..."
İç sesim daha sert bir şekilde bağırdı:
"Hayır! Onlara inanma. Onların sözleri, zincirlerin kelepçesi gibidir. Onlar senin kaderini belirleyemez!"
Başımı öne eğdim. Gözlerimi kapattım. İçimdeki diğer ses, korkak olan, kısık bir şekilde inledi:
"Ama ya doğruysa? Ya gerçekten onların istediği anahtarsam? O zaman her şey boşuna..."
Zincirler birden titreşti. Göğsümdeki sembol yeniden yanmaya başladı. Çığlık attım.
Kırmızı çizgili lider elini havaya kaldırdı. Salonun duvarları boyunca dizilen cüppeli figürler hep bir ağızdan mırıldanmaya başladı:
"Kara mühür açılsın... Zincirler tamam olsun... Fısıltılar karanlığı çağırsın..."
Sanki kelimeler havayı keskin bıçaklar gibi yarıyordu. Kulağım uğuldadı. Zincirler daha da sıkıldı. Göğsümden sıcak bir ışık yükseldi, sanki içimde yanan bir ateş dışarı çıkmak istiyordu.
"Durun! Bırakın beni!" diye haykırdım ama sesim onların mırıldanışları içinde kayboldu.
O an iç sesim, tüm gürültüyü yararak haykırdı:
"Diren! O ışık sensin! Onlar o ışığı karanlığa zincirlemek istiyor. Onlara teslim olursan bir daha geri dönemezsin!"
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Başımı geriye yasladım.
"Ben... ben yapamam. Çok güçlüsünüz. Ben sadece..."
"Sadece ne?!" İç sesim çarptı.
"Sen karanlıkla doğan bir kıvılcımsın. Onların korkusu sensin. Unutma: Onlar zincir, sen özgürlüksün."
Birden zincirler yanmaya başladı. Derime bastıkları yerlerde kızıl izler oluştu. Acıdan inledim ama aynı anda ışık da güçleniyordu. Göğsümden taşan ışık salona yayıldı. Cüppeli figürler geri çekildi, mırıldanışları kesildi.
Kırmızı çizgili lider öfkeyle bağırdı:
"Durun! Zinciri kırmasına izin vermeyin!"
Ama zincirler artık dayanamazdı. Birer birer çatladı, kıvılcımlar saçtı. Bileklerim özgürlüğe kavuştuğunda, dizlerimin üzerine yığıldım. Nefes nefese kaldım.
"Başardım mı? Hayır... daha bitmedi. Onlar hâlâ burada. Ve bu daha başlangıç..."
İç sesim fısıldadı:
"Evet... zincirlerden kurtuldun. Ama asıl savaş şimdi başlıyor."
Kafamı kaldırdım. Gölgeler bana bakıyordu. Bu kez sessizdiler. Ama o sessizlik, binlerce çığlıktan daha ağırdı.2. Bölüm - Işığın Uyanışı
Zincirlerin kırılmasının ardından dizlerimin üzerine yığılmıştım. Nefes alışlarım hızlı, kesik kesikti. Göğsüm hâlâ yanıyordu, ışık dalgaları sanki damarlarımın içinde dolaşmaya devam ediyordu. Salondaki gölgeler geri çekilmiş, Kara Mühür'ün uğursuz fısıltıları yerini kısa bir sessizliğe bırakmıştı.
Ama o sessizlik, özgürlüğün değil, yaklaşan bir fırtınanın habercisiydi.
Başımı kaldırdım. Salonun köşelerinden birinde ince bir gölge kımıldadı. Bir yüz... tanıdık bir yüz belirdi.
Melis.
O an kalbim, zincirlerin koparken çıkardığı gürültüden bile daha sert bir şekilde göğsümü yumrukladı. Onun gözleri... karanlığın içinde bana bakan o gözler... Yorgundu, ama içinde bir parıltı vardı. Sanki "hala buradayım" diyordu.
"Cihan!" diye fısıldadı, sesi yankılandı. "Dayan. Çok uzun sürmeyecek. Onların istediğini vermeyeceğiz."
Bedenim hâlâ ağırdı, ama onun sesi yavaş yavaş ruhuma sızdı. Bir damla su gibi kurumuş çölün ortasına düşüyordu.
"Melis... gerçekten yanımda mı? Yoksa bu da örgütün oyunu mu? Bana güven vermek için bir hayal mi?"
İç sesim hemen atıldı:
"Sakın körü körüne güvenme. Unutma, burası onların mekânı. Her şey tuzak olabilir."
Ama başka bir iç ses, daha derinden, fısıldadı:
"Ama o burada. Senin için. Eğer o olmasaydı, çoktan pes ederdin."
Zihnimde iki ses birbirine çarpıyordu. Gözlerimi kapatıp başımı eğdim. Melis yaklaştı. Adımlarının taş zeminde çıkardığı yankı kalbime her seferinde biraz daha dokunuyordu. Yanıma diz çöktü, elleriyle zincirlerin bıraktığı kızıl izlere dokundu.
"Bunlar seni yok etmeyecek," dedi. Sesi kararlıydı ama titriyordu. "Onların karanlığına karşı, senin içinde bir şey var. Ben onu gördüm."
Gözlerimi açtım, bana bakıyordu. Dudaklarım kurumuştu, konuşacak gücü zar zor buldum.
"Sen... neden buradasın? Neden bana yardım ediyorsun?"
Melis gözlerini kaçırmadı. Uzun süre bakıştık. Bu bakışlarda çok şey vardı: korku, öfke, umut... ve en çok da kırılgan bir bağlılık.
"Çünkü..." dedi, sonra sustu. Derin bir nefes aldı. "Çünkü sen tek başına değilsin. Ve ben de tek başıma olmak istemiyorum."
Sözleri kalbime dokundu.
"Ona güvenebilir miyim? Ya o da örgütün parçasıysa? Ya tüm bunlar beni kandırmak içinse?"
İç sesim öfkeyle bağırdı:
"Görmüyor musun? Bu çok tehlikeli. Eğer ona bağlanırsan, zincirlerin yerini kalbin alır."
Ama bir diğer ses daha sakindi:
"Ama güven olmadan, hiçbir savaş kazanılamaz. Ve senin yanında duran tek kişi o."
Bir an sessiz kaldım. Sonra başımı eğdim. Ellerim titreyerek onun bileğine dokundu. Soğuk, taş gibi bir gerçekti bu temas. Hayal değildi.
"Belki..." dedim kısık sesle. "Belki de tek ihtiyacım olan... birine inanmak."
Melis'in gözleri büyüdü, ama bir şey demedi. Dudaklarının kenarında çok küçük, belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
Fakat o an gölgeler hareketlendi. Kara Mühür'ün fısıltıları geri döndü. Salonun taş duvarlarından yankılandılar:
"Zincirler kırılmaz... Güven, ihaneti çağırır..."
Bir soğukluk sırtımdan aşağı indi. Melis'in yüzüne baktım. O da duymuştu. Dudakları kımıldadı ama ses çıkmadı.
"Ya gerçekten haklılarsa? Ya bu güven beni yok ederse? Ya Melis... ya o..."
İç sesim bir kez daha gürledi:
"İhanet her zaman en yakından gelir. Ama unutma: Ateş olmadan ışık da olmaz. Seçim senin."
Melis elimi sıktı. Çok kısa, çok hızlı. Ama o an içimde bir kıvılcım çaktı. Zincirlerin bıraktığı izler yanıyordu, ama kalbimde yeni bir ateş yanmaya başlamıştı.
Henüz güvenmiyordum. Belki bu sadece başlangıçtı. Ama o temelin ilk taşını hissettim.
Ve o taş, karanlığın içinde ilk defa bana aitmiş gibi geldi.2. Bölüm - Kara Mühür'ün Yüzleri
Gölgelerin Çağrısı
Taş duvarların arasından yükselen uğursuz uğultu, sanki ruhuma kadar işliyordu. Bir önceki ayin bitmişti, ama sessizlik bu mekânda hiçbir zaman masum değildi. Sessizlik, Kara Mühür'ün nefes alışları gibiydi; görünmez ama hep var.
Cihan, zincirlerin izleriyle hâlâ savaşırken dinlenmeye çalışıyordu. Ama bu kez merkezde o değildi. Gölgeler, fısıltılar ve bakışlar Melis'in etrafında dönüyordu.
Kapalı kapıların ardında ince bir çatırdama yankılandı. Ardından taş bir kapı ağır ağır açıldı. Kara cüppeler giymiş üç siluet, meşalelerin solgun ışığında göründü. Yüzleri maskelerle gizlenmişti; maskelerin üzerindeki işaretler, kara mühür simgesinin farklı şekilleriydi.
Orta sıradaki en uzun olanı konuştu:
"Melis."
Sesi derinden gelen bir yankı gibi, tok ve soğuktu.
Melis başını kaldırdı. Sesindeki korkuyu bastırmaya çalışarak cevap verdi:
"Buradayım."
"Artık sadece izleyen değil, eyleyen olacaksın," dedi adam. "Zincirler kırıldı. Bu denge bozuldu. Kara Mühür'ün geleceği için adım atman gerekiyor."
Melis'in dudakları titredi. "Ne... ne istiyorsunuz benden?"
Diğer maskeli öne çıktı. Kısa boyluydu ama gözlerinden yayılan enerji buz gibiydi.
"Senin kanın bize bağlı. Sen gölgelerden doğdun. O çocuk-" Parmaklarıyla karanlıktaki Cihan'ı işaret etti. "-henüz bize ait değil. Ama sen, sen bizim parçamızsın. Bu yüzden ilk görevini alacaksın."
"Görev mi? Bana da mı?"
İç sesi Melis'in zihninde yankılandı:
"Kaçamazsın. Onlar seni zaten seçti. Eğer reddedersen, seni de zincirler."
Ama başka bir ses, daha yumuşak bir fısıltıyla karşılık verdi:
"Ya bu görev seni onlara bağlarsa? Ya Cihan'ın gözlerinde doğan güven kırıntısı yok olursa?"
Melis'in zihni parçalanıyordu.
Uzun maskeli tekrar konuştu:
"Görev basit. Çocuğun güvenini kazanacaksın. Onu bize getireceksin. Ama acele etmeyeceksin... güven yavaş büyür. Suyun taşı delmesi gibi. Senin yakınlığınla, senin sözlerinle bize bağlanacak. Ve o bağ koptuğunda, ruhu bize ait olacak."
Salonun loş ışığında bir uğultu yükseldi. Melis'in kalbi hızla çarptı. Göz ucuyla Cihan'a baktı; o hâlâ yorgundu, başı öne eğilmişti. Ama sanki bir şeyleri hissediyordu.
Melis yumruklarını sıktı. "Ya kabul etmezsem?"
Kısa maskeli alayla güldü.
"O zaman ikiniz de yok olursunuz. Kara Mühür, ihaneti bağışlamaz."
Gölgeler adeta üstüne yürüdü. Melis'in dizlerinin bağı çözüldü ama yere kapanmadı. Direndi. O an kendi içinde bir savaş başladı.
"Ya bu onların planıysa? Ya Cihan'a yaklaşmamı sadece bir oyun için istiyorlarsa? Peki ben... ben gerçekten hangi taraftayım?"
İç ses bir kez daha fısıldadı:
"Cihan sana güvenmeye başlıyor. Bu, senin gücün olabilir. Görevi al... ama onu kendi yolun için kullan."
Melis, derin bir nefes aldı. Sonra maskelilere doğru başını eğdi.
"Görevi kabul ediyorum."
Gölgelerden bir uğultu daha yükseldi. Meşaleler titredi, taşların arasından kara bir duman sızdı. Kara Mühür, kabulün mühürlenmesini ilan ediyordu.
Ama o anda Melis'in içinden geçen şey başkaydı. Dudaklarının kıpırdamadan fısıldadığı kelimeler sadece ona aitti:
"Sizi kendi silahınızla yeneceğim."
Ve ilk defa, Melis'in kalbinde hem korku hem de özgürlük aynı anda kıvılcımlandı.2. Bölüm - Kara. Mühür'ün.Yüzleri.
Gizli Görev
Melis odasında tek başına oturuyordu. Gece lambasının loş ışığı, duvarlarda titreşen gölgeler yaratıyordu. Defalarca nefes alıp vermesine rağmen kalbindeki çarpıntı dinmiyordu.
"Bu bir ilk değil. Daha önce de Kara Mühür için işler yaptım... İnsanları izledim, bilgileri taşıdım. Ama bu sefer farklı. Çünkü bu sefer Cihan için de oynuyorum."
Ellerini sıkıca kenetledi. İçinde fırtınalar kopuyordu. Kara Mühür ona emir vermişti: Cihan'ın sol kolunu, yani en güvenilir adamını tuzağa düşürmek. Ama Cihan ise ona gizli bir görev yüklemişti: Kara Mühür'ün planlarını öğrenip ona bildirmek.
Artık her adımı iki taraf arasında incecik bir bıçak sırtıydı.
Cihan'ın Teklifi
O gün bodrumdaki gizli toplantıdan sonra Cihan onu kenara çekmişti. Kalın dosyaları masanın üzerine bırakıp gözlerini Melis'e dikmişti.
- Kara Mühür yakında harekete geçecek. İlk darbeyi benim en yakınımdan vuracaklarını biliyorum. Eğer bu darbe başarılı olursa, bütün dengeler sarsılır.
Melis sessizce dinlemiş, elleri terlemişti.
- Benden ne yapmamı istiyorsun?
Cihan yaklaşmış, sesi daha da kısılmıştı.
- Bu örgütte herkes seni yeni bir yüz olarak görüyor. Ama ben biliyorum ki senin içinde daha fazlası var. Onlara yakın duracaksın, bana bilgi getireceksin. Bu sadece benimle senin aranda kalacak. Hiç kimse bilmeyecek.
O an Melis'in iç sesi çığlık atmıştı:
"Bu bana verilen ilk gizli görev... Eğer hata yaparsam, iki taraf da beni yok eder."
İhanetin Gölgesi
Kara Mühür'den gelen emir ise hâlâ kulaklarında çınlıyordu:
"Cihan'ın sol kolunu bize getir. Onu elimizde tutarsak, Cihan bize boyun eğmek zorunda kalacak."
Melis gözlerini kapattı.
"Onlar annemle babamın ölümünde parmağı olanlar... biliyorum, hissediyorum. Ama kesin delilim yok. Eğer şimdi onlara ihanet edersem Duru'yu da, Baran'ı da hedef alırlar. Eğer Cihan'a ihanet edersem, kendimi kaybederim."
Her iki yol da kan ve gözyaşıyla kaplıydı.
Pansiyonun Sessizliği
Aynı gece, şehrin başka bir köşesinde Duru eski pansiyonun dar yatak odasında uykusuz dönüp duruyordu. Yanında Baran vardı; pencereden dışarı bakıyor, sigarasını sessizce içiyordu.
- Neden hep susuyorsun? diye fısıldadı Duru.
Baran derin bir nefes aldı, gözleri karanlıkta parladı.
- Çünkü kelimeler insanı ele verir. Benim bugüne kadar kimseye ihtiyacım olmadı, olmayacak da.
Duru'nun içi burkuldu. Ama aynı zamanda onun yaralı ruhunu hissetti.
"Baran... senin de sırların var. Belki de Melis'in yaşadığı çelişkilerden farklı değilsin."
Gizli Görevin Başlangıcı
Melis gece yarısı sokaklara adım attığında rüzgâr saçlarını savurdu. Elinde küçük bir dosya vardı; Cihan'ın ona verdiği gizli şifreleri, Kara Mühür'den alacağı bilgileri kaydetmek için.
Kendi kendine fısıldadı:
"Bu artık sadece bir görev değil. Bu benim sınavım. Eğer başarabilirsem, hem Cihan'a güven inşa ederim... hem de ailemin intikamına bir adım yaklaşırım."
Ama bir başka ses kulağının dibinde yankılandı:
"Ya yakalanırsan? Ya Kara Mühür senin oyununu fark ederse? O zaman sen de, Duru da, Baran da yok olursunuz."
Her adımda kalbi sıkışıyordu. Ama artık dönüş yoktu. Bu gizli görev, Melis'in kaderini belirleyecekti.2. Bölüm - Kara Mühür'ün Yüzleri
İhanetin Eşiği
Melis, şehrin arka sokaklarında ilerlerken ayak seslerinin yankısı kulaklarını dolduruyordu. Gece sessizdi ama her köşe başı tehdit gibi üstüne çöküyordu. Elinde taşıdığı küçük çanta, hem Cihan'ın verdiği notları hem de Kara Mühür'den gelen talimatları barındırıyordu.
"Bu ikisini bir arada taşımak bile suç gibi... Eğer biri fark ederse, sonum olur."
Nefesini tuttu. Bir anlığına, babasının sert bakışlarını, annesinin şefkatli sesini hatırladı. Yüzleri belirsizdi, ama hisleri çok netti: Kara Mühür onlardan bir şey koparmıştı. Belki de onları tamamen almıştı.
Kara Mühür'ün Emri
Karanlık bir depoya girdiğinde, karşısına tanıdık siluetler çıktı. Kara Mühür'ün maskeli adamları. İçlerinden biri öne çıktı, sesi soğuktu:
- Cihan'ın sol kolu... Onu bize getireceksin. Bizim için bu iş sadece bir hamle değil. Cihan'ın can damarı orada.
Melis'in boğazı kurudu.
- Ya yapamazsam?
Adamlar alayla güldü.
- Yapmazsan, küçük kız kardeşin Duru'nun kaldığı pansiyonu bulmamız çok uzun sürmez.
O an kalbinin atışını kulaklarında hissetti.
"Beni kendi kanımla tehdit ediyorlar... Ama bilseler ki Cihan da bana güvendi. İki ateş arasında sıkıştım. Ya ihanet edeceğim ya da ihanetle suçlanacağım."
Cihan'ın Gölgesi
Ertesi gün Cihan'ın yanına gittiğinde, adamın gözleri her zamanki gibi sert ama bir o kadar da keskin bakıyordu. Masasının üzerinde haritalar, raporlar ve gizli şifrelerle dolu kâğıtlar vardı.
- Hazır mısın? diye sordu Cihan.
Melis kısa bir duraksamadan sonra başını salladı.
- Hazırım.
Ama iç sesi haykırıyordu:
"Hazır değilim. İhanet etmek için değil, sadakatimi kanıtlamak için buradayım... Ama ya başarısız olursam? Ya Kara Mühür'ün gözü üstümdeyse?"
Cihan dosyayı önüne itti.
- Bu sadece bir görev değil. Benim için bir sınav. Bu şifreleri çözebilirsen, seni daha derin halka içine alacağım.
Duru ve Baran'ın Sessizliği
O sırada pansiyonda Duru camın önünde oturmuş, karanlığı izliyordu. Baran ise yatağın kenarında sessizce silahını temizliyordu. Duru başını ona çevirdi.
- Hiç mi yorulmuyorsun? dedi kısık bir sesle.
Baran omuzlarını silkti.
- Yorulmak bana lüks. Benim bu zamana kadar kimseye ihtiyacım olmadı, olmayacak da.
Bu cümle, Duru'nun kalbine ağır bir taş gibi oturdu. Ama Baran'ın aslında kendi acısını sakladığını sezdi. Belki o da Melis gibi, kendi iç savaşını yaşıyordu.
İhanetin Eşiği
Gece olduğunda Melis, Kara Mühür'ün verdiği emirle Cihan'ın sol kolunu tuzağa çekmek için harekete geçti. Her adımı içinden tartarak atıyordu.
"Eğer onu ele geçirirsem, Cihan bana asla güvenmeyecek. Eğer onu korursam, Kara Mühür beni öldürecek. Ben hangi tarafta duruyorum?"
İşte tam bu anda, kendi iç sesiyle çarpıştı:
- "Melis, sen kimsin? Örgütün bir piyonu mu, yoksa kendi yolunu çizecek bir kadın mı? Ailenin intikamını almak için mi yaşıyorsun, yoksa Cihan'ın güvenini kazanmak için mi?"
Gölgede Kalan Sır
Sokaklar o gece karanlık değildi. Yağmurun ardından kaldırımlarda biriken su, sokak lambalarının titrek ışığını ayna gibi yansıtıyordu. Melis gölgelerin arasından yürürken kalbi göğsünde bir davul gibi çarpıyordu.
"Bugün ya ben ihanet edeceğim ya da ihanetle suçlanacağım. Kaçış yok."
Kara Mühür'ün emri açıktı: "Cihan'ın sol kolunu bize getireceksin."
Ama Cihan'ın bakışları hâlâ gözlerinin önündeydi: güven, şüphe, merak... Hepsi birbirine karışmıştı.
Tuzağın Kuruluşu
Terk edilmiş bir fabrikaya adımlarını sürüklerken, avuçları terlemişti. Telefonundaki mesajı tekrar açtı:
> Hedef: Aras
Yer: Eski demirhane
Saat: 23.00
Aras, Cihan'ın en sadık adamıydı. Onu ele vermek, Cihan'ın damarına hançer saplamak demekti. Melis'in boğazı düğümlendi.
"Bunu yaparsam Cihan'ın gözünde bitmiş olurum. Ama yapmazsam Duru..."
Kapının aralığından içeri girdiğinde pas ve çürük demir kokusu genzini yaktı. Uzaktan bir gölge belirdi. Uzun boylu, omuzları geniş, yürüyüşünden bile disiplin akan biri: Aras.
- Melis? diye seslendi.
- Evet, ben... dedi Melis, sesi titreyerek. - Cihan seni çağırıyor.
Ama cümlesi biter bitmez gölgelerden üç adam çıktı. Kara Mühür'ün maskelileri. Ellerinde silahlar, gözlerinde ölüm.
- Güzel iş çıkardın, kız. Şimdi çekil kenara, biz hallederiz.
Melis'in nefesi kesildi.
"Onlar Aras'ı öldürmek için buradalar... Ben ise yalnızca teslim edeceğimi sanıyordum."
Çatışmanın Alevi
Aras refleksle silahına davrandı. İlk kurşun paslı demir kolonlara saplandı, kıvılcımlar çıktı. Melis çığlık atmamak için dudaklarını ısırdı.
O an bedeninin kontrolünü kalbi ele aldı. Silahını çekti.
Ama kimi hedef alacağını bilmiyordu. Kara Mühür adamları mı? Aras mı? Yoksa kendi kaderi mi?
Kurşun sesleri fabrikayı doldurdu. Aras yere yuvarlandı, ama ayağa kalkıp karşılık verdi. Demirlerin arasına gizlenen maskeliler ateş saçıyordu. Kıvılcımlar yağmur damlalarıyla birleşiyor, ölüm ve hayat birbirine karışıyordu.
Melis'in iç sesi haykırıyordu:
"Eğer Aras ölürse, Cihan benim yüzüme bakmaz. Ama örgüt beni Duru'yla vurur. Hangi ihaneti seçeceğim?"
Cihan'ın Gelişi
Tam o sırada dışarıdan motorların uğultusu duyuldu. Fabrikanın kapısı gürültüyle açıldı. Silahlı birkaç adamla birlikte Cihan içeri girdi. Gözleri bir anlık şokla Melis'e kilitlendi.
- Ne oluyor burada?!
Melis'in eli hâlâ tetiğin üzerindeydi.
Aras kan içinde yerdeydi ama hâlâ yaşıyordu. Kara Mühür'ün adamları geri çekilmek için hamle yapıyordu.
Zaman dondu.
Cihan'ın bakışları, Melis'in elindeki silaha kaydı.
"Şimdi... her şey ortaya çıkacak."
Melis'in parmağı tetiğe dokunduğu anda sahne karardı2. Bölüm - Kara Mühür'ün Yüzleri
Kısım: Çatışmanın Kalbi
Fabrikanın pas kokulu duvarlarında yankılanan kurşun sesleri bir anlığına sustu. Havanın içinde keskin barut kokusu asılı kaldı. Zaman, ince bir ip gibi gerilmişti; kopmak üzereydi.
Melis'in parmağı hâlâ tetiğin üzerindeydi. Ter damlaları alnından süzülüp yanaklarına aktı, kalbi göğsünden çıkacak gibi çarpıyordu. Karşısında Aras, kan kaybıyla sendeleyerek bir demir yığınına yaslanmıştı. Maskeli Kara Mühür adamları gölgelerin arasına dağılmış, yeniden ateş açmak için fırsat kolluyorlardı. Ve tam o anda...
Cihan girdi içeri.
Göz göze geldiler.
Cihan'ın gözlerinde, öfke ile şaşkınlık arasında bir yerde duran karanlık bir ışık vardı. Gözleri hızla Melis'in elindeki silaha, sonra yerde kanlar içinde kıvranan Aras'a kaydı.
- Ne yaptın sen?! diye haykırdı Cihan'ın sesi, fabrikanın bütün duvarlarını titreten bir yankı gibi.
Melis'in zihninde sesler çarpıştı:
"Ona gerçeği söyle... Hayır, sus! Örgüt izliyor olabilir... Ama Cihan'ın güvenini kaybedersen Duru'yu asla bulamazsın. Hangisini seçeceksin?!"
Bir anlık tereddüt, bir ömür kadar ağır geldi. Tetiğe basmadı. Silahını hafifçe aşağıya indirdi, ama hâlâ hazır bekletiyordu.
Aras öksürerek kan tükürdü. - Tuzağa düşürülmüşüz... Kara Mühür burada...
O an gölgelerin arasından bir kurşun daha fırladı. Çelik kolonun yanından seken mermi kıvılcımlar saçtı. Fabrikanın içi yeniden ateş yağmuruna tutuldu.
Gölgelerin İçinde
Cihan hiç vakit kaybetmeden eğilip Aras'ı kolundan yakaladı, çekip kenara sürükledi. Adamlarıyla birlikte karşılık vermeye başladılar. Mermiler paslı demir levhaları deliyor, yankılar uğultuya dönüşüyordu.
Melis donmuş gibiydi. Elindeki silah ağırlaştı, nefesi kesildi.
"Benim yüzümden buradalar... Bu kan benim ellerime bulaşacak. Kaçsam mı? Hayır! Kaçarsam Cihan beni öldürür. Ama kalırsam örgüt bana sırtını döner..."
Cihan bir an dönüp ona baktı. O bakışta güven de vardı, sorgu da. - Melis! Düşündüğün her neyse, şimdi zamanı değil. Ya bize yardım edersin ya da ikimiz de ölürüz!
Sözleri, Melis'in zihnindeki zincirleri kırdı. Silahını kaldırdı, gölgelerdeki maskelilere ateş etti. Bir tanesi yere yığıldı.
Ama tam o sırada, fabrikanın diğer kapısından daha kalabalık bir grup girdi. Kara Mühür'ün adamları sayı üstünlüğünü ele geçirmişti.
Çatışmanın Kalbi
Fabrikanın içi cehenneme dönmüştü. Mermiler demirleri deliyor, kıvılcımlar karanlığı aydınlatıyordu. Aras kan kaybından bayılmak üzereydi. Cihan onu korumak için göğsünü siper ederken, gözleri sürekli Melis'in üstündeydi.
- Sıkı durun! diye bağırdı Cihan, adamlarına. - Buradan sağ çıkacağız!
Melis'in iç sesi çığlık atıyordu:
"Eğer örgüt bunu öğrenirse beni öldürür. Ama Cihan'a yardım etmezsem o bana inanmaz. İhanetle sadakat arasında sıkıştım. Hangisi daha ağır?"
Bir maskeli adam, Melis'in tam arkasına dolandı. Soğuk bir namlu ense köküne dayandı.
- Güzel iş çıkardın kız, dedi kalın bir ses. - Ama oyun bitti.
Melis'in nefesi kesildi. Gözleri Cihan'a kaydı. Cihan bir anlık boşluğu yakalayarak ateş etti. Kurşun, maskelinin omzunu delip geçti. Adam geriye savrulunca Melis yere düştü, silahını sıkı sıkıya kavradı.
Cihan koşarak yanına geldi. - İyi misin?
O an Melis'in boğazı düğümlendi. Söylemek istediği çok şey vardı ama tek kelime çıkmadı. Göz göze geldiler. İlk defa aralarında, küçücük de olsa güvenin kıvılcımı doğdu.
Kanlı Kaçış
Ama çatışma hâlâ bitmemişti. Kara Mühür'ün adamları fabrikanın ikinci katından ateş açıyordu. Demir merdivenlerden aşağıya doğru iniyorlardı.
Cihan dişlerini sıktı. - Burada fazla kalamayız! Aras'ı dışarı çıkarmamız lazım.
Melis başını salladı. Birlikte Aras'ı kollarından tutarak sürüklemeye başladılar. Kurşunlar ayaklarının dibine çarpıyor, beton parçaları yüzlerine sıçrıyordu.
Melis'in içinden bir ses fısıldıyordu:
"Şimdi kaçabilirsin. Cihan'ın yanında kalmak zorunda değilsin. Ama... Duru... Onu bulmak için bu adama ihtiyacın var."
Kapıya yaklaştıklarında fabrikanın girişini Kara Mühür'ün iki adamı kapattı. Ellerindeki makineli tüfekler doğrudan onlara çevrilmişti.
- Hiçbir yere gidemezsiniz, diye haykırdı biri.
Cihan gözlerini kıstı. Parmağı tetiğe kaydı. Melis onun yanında aynı anda nişan aldı. Zaman yine yavaşladı. Nefesler tutuldu.
Ve tam tetiğe basacaklarken...
Fabrikanın çatısından dev bir gürültü koptu. Paslı demir levhalar yerinden söküldü, yukarıdan yeni bir gölge indi. Kara Mühür'ün başka bir birimi daha. Onlarca silah namlusu aynı anda Cihan ve Melis'e çevrildi.
Aras baygın halde yere yığıldı. Cihan dişlerini sıktı, gözleri Melis'e döndü.
- Şimdi söyle, dedi kısık ama öfkeli bir sesle. - Bunların arasında mısın, yoksa benim yanımda mı?
Melis'in kalbi boğazına tırmandı. Seçim anı gelmişti.
"İşte burası... Gölgelerin kalbi. İhanetle sadakatin ayrıldığı yer."
Kurşunlar henüz ateşlenmemişti. Herkes tetikteydi. Zaman donmuş gibiydi.
Ve sahne tam da o anda, bir kurşunun namludan çıkışındaki o uğursuz sessizlikte kesildi...2. Bölüm - Çelik ve Karanlık
Fabrikanın içindeki hava ağırdı; nem, pas ve barut kokusu birbirine karışmıştı. Melis, göğsünü daraltan bu ağır atmosferin altında nefes almaya çalışıyordu. Gözleri karanlığa alışmış, kulakları sürekli bir uğultuya mahkûm olmuştu. Dışarıdaki fırtına bile fabrikanın içinde kopan kasırgaya yetişemiyordu.
Bir kurşun sesi duvarı delip geçtiğinde, Melis irkildi. Yalnızca birkaç santimle kurtulmuştu. Gözlerini kırptığında, Cihan'ın soğuk sesi duyuldu:
"Dikkatini toparla."
Sözleri buğulu camı kırar gibi sertti. Melis istemsizce tetiğe biraz daha sıkı sarıldı. Ama içinde bir fırtına vardı.
"Neden buradayım? Bu adama neden güveniyormuş gibi davranıyorum? Kara Mühür beni buraya, onu korumak için değil, izlemek için gönderdi. Ama... eğer örgüt onu öldürmek istiyorsa, neden ben hâlâ tetikteyim? Neden kalbim bu kadar hızlı çarpıyor?"
Arkasında Aras'ın inleyen sesi geldi. Omzundan kan fışkırıyordu. Yüzü bembeyaz, gözleri yarı kapalıydı. Cihan, onun yanına diz çöktü, kanı bastırmaya çalıştı.
"Dayan Aras! Sana söz veriyorum, buradan canlı çıkacağız!"
Aras'ın dudaklarından güçsüz bir gülümseme sızdı.
"Ben... seni korumak için yemin ettim. Bunu değiştiremezsin Cihan... ama Melis..."
Gözleri Melis'e kaydı. Kısacık, yırtıcı bir bakış. Melis'in ciğerini delen bir şüphe.
"Biliyor mu? Hayır... bilmiyor. Ama hissediyor. O güvenin altında bir kuşku var. Eğer bu gece sağ kalırsak, belki de ilk sorguya ben alınırım."
Birden yukarıdan metalik bir ses yankılandı. Fabrikanın tavanındaki yürüyüş platformlarında Kara Mühür askerleri belirdi. Siyah maskeler, kızıl göz ışıkları gibi parlayan vizörler... Ellerinde ağır makineli tüfekler.
İlk kurşunlar yağmur gibi yağdı. Beton parçaları yere düşüyor, her çarpışta kıvılcımlar saçıyordu. Melis kendini yere attı. Kulakları uğuldadı, göğsüne düşen sıcak bir beton parçası canını yaktı.
Cihan tek hamlede silahını kaldırdı. Seri atışlarla yukarıdaki iki askeri yere serdi. Ama daha onlarcası vardı. Aras'ın bağırışı yankılandı:
"Çıkış yolunu kapattılar! Hepsi buraya geliyor!"
Cihan'ın yüzü kasıldı. Soğuk bir liderin yüzüydü bu.
"Geri çekilmiyoruz." dedi, sesi buz gibiydi.
"Burada ya onları bitiririz, ya da biz biteriz."
Melis'in içi sarsıldı.
"Bu adam korkusuz mu, yoksa delirmiş mi? Kara Mühür bu fabrikanın her köşesini sardı. Çıkış bırakmadılar. Yine de savaşmayı seçiyor. Belki de... işte bu yüzden ona güveniyorlar."
Tam o anda demir kapı gürültüyle kırıldı. Bir patlama, ardından kara duman... İçeri doluşan onlarca maskeli figür. Kara Mühür'ün özel timi. Sessizlik içinde ilerliyorlardı, ölümün ayak sesleri gibiydi.
Melis'in kalbi sıkıştı. Onlardan birini tanıdı. Kapüşonun altındaki gözler ona dikildi. Dudakları kıpırdadı, ses duyulmadı ama mesaj açıktı:
"Hâlâ bizimlesin."
Tüyleri diken diken oldu. Silahını daha sıkı kavradı.
"Ben kiminleyim? Onlar mı, Cihan mı? Eğer şimdi yanlış bir seçim yaparsam, yalnızca ben değil, Duru da yanar... Baran da yanar. Kara Mühür'ün gölgesi uzun. Bir adım yanlış, bir ömür ceza."
Cihan ise çoktan harekete geçmişti. Vücudu bir gölge gibi kayıyor, düşmanların arasına girip her hamlede birini indiriyordu. Yumruğu çeliğe çarpıyor gibi ses çıkarıyor, bıçağı maskelerin arasından kan fışkırtıyordu.
Melis onu izlerken içi ürperdi.
"Böyle dövüşen bir adamı neden öldürmek istesinler? O tek başına bir ordu. Belki de ondan korktukları için... belki de bu yüzden bana onu düşürme görevi verdiler."
Aras yeniden inledi, "Beni bırakın... yoksa hepiniz öleceksiniz..."
Cihan haykırdı, "SUS! Senin kanın boşuna akmayacak!"
Bir mermi Aras'ın hemen yanına saplandı. Melis, hiç düşünmeden ateş etti. Bir Kara Mühür askeri yere yığıldı. Parmağı tetiğin üzerinde yanıyordu artık. Kendi seçimini yapmaya zorlanıyordu.
İç sesi çığlık atıyordu:
"Bunu yapamam! Ama yaptım... ben birini vurdum! Bu benim kararım mıydı, yoksa Cihan'ın gölgesinde mi verdim? Kara Mühür beni görseydi... yok ederdi."
Bir patlama oldu. Fabrikanın kuzey kısmı alev aldı. Çelik kirişler devrildi, kıvılcımlar gökyüzüne fırladı. Ortalık cehenneme döndü.
Cihan Melis'in kolunu tuttu. "Beni dinle! Eğer düşersem, Aras'ı al ve kaç! Sakın geri dönme!"
Melis'in gözleri irileşti.
"Beni mi kurtaracak sanıyor? Bilmiyor ki ben düşmanın gölgesiyim... Eğer ona ihanet edersem, işte o zaman düşerim."
Tam bu sırada fabrikanın merkezine bir ip indi. Kara Mühür'ün liderlerinden biri, kapkara kapüşonuyla aşağıya süzüldü. Silahını kaldırmadan, yalnızca yürüyerek sahneyi ele geçirdi.
"Cihan," dedi gür sesiyle. "Bugün senin güvenin parçalanacak. Sol kolunu biz kıracağız."
Aras'ın kanlı nefesi duyuldu.
"Hayır..."
Cihan'ın yüzü sertleşti. Öfke gözlerinden taşan bir ateş gibiydi. Bir adım attı, sonra bir adım daha. Melis kalakaldı.
Kara Mühür'ün askerleri birden ateşe başladı. Duvar parçalanıyor, mermiler yağmur gibi yağıyordu. Melis tetiğe asıldı. Her kurşunda parmakları biraz daha ağırlaşıyor, ama kalbi biraz daha boşalıyordu.
Sonra göz göze geldi kapüşonlu adamla. Adam bir kez daha dudaklarını kıpırdattı.
"Sırrımızı unutma."
Melis'in damarlarından buz gibi bir ürperti geçti.
Aras aniden çığlık attı, göğsünden mermi saplandı. Kan fışkırdı. Cihan kendini onun üstüne attı, gözleri çılgına döndü.
"ARAS!"
Melis'in zihni paramparça oldu.
"Şimdi karar vermeliyim... Cihan'ın yanında mı duracağım, yoksa Kara Mühür'ün gölgesine mi geri döneceğim? Eğer onu kurtarırsam, belki bana güvenecek... ama o zaman örgüt beni affetmez. Eğer hiçbir şey yapmazsam, Cihan çöker. Hangisi benim kaderim?!"
Duvardan devasa bir patlama yükseldi. Alevler fabrikanın tamamını sardı. Kulakları sağır eden bir gürültü, gözleri kör eden bir ışık. Her şey paramparça oldu.
Bölüm etkileşimi
