1. bölüm / 1
Kara köskKara. kösk
Bölümler 1Şu an: Kara. kösk
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Birinci bölüm ikinci bölüm ikiyüz beğenide 🥰
KARA KÖŞK
Bölüm 1: Sessizliğin İçindeki Çığlık
Yağmur durmadan yağıyordu.
Gökyüzü, sanki yıllardır biriktirdiği öfkesini kusuyordu. Rüzgâr, kuru dalları birbirine çarptıkça gecenin sessizliğini boğan uğultular çıkarıyordu.
Ormanın en derin noktasında, kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği bir köşk yükseliyordu.
Simsiyah...
Eski...
Yıkılmaya yüz tutmuş...
Ama hâlâ dimdik ayakta...
Kasabadaki herkes ona sadece tek bir isim veriyordu:
Kara Köşk.
Kimse geceleri oraya gitmezdi.
Çünkü oradan dönen olmamıştı...
Defne, yirmi iki yaşında gazeteciydi.
Doğaüstü olaylara hiçbir zaman inanmazdı.
Ona göre bütün hayalet hikâyeleri insanların korkularından ibaretti.
Bir gün gazetenin editörü önüne eski bir dosya bıraktı.
"Bu köşk hakkında araştırma yap."
Dosyanın kapağında tek bir fotoğraf vardı.
Tam karşısında duran bu köşkün fotoğrafı...
Ve kırmızı mürekkeple yazılmış tek cümle...
"İçeri giren 47 kişinin cesedi bile bulunamadı."
Defne gülümsedi.
"Bunlar tamamen şehir efsanesi."
Ama o gün bunun hayatının en büyük yanılgısı olduğunu bilmiyordu.
Kasabaya vardığında hava kararmaya başlamıştı.
Yaşlı bir adam onu görünce yüzü bembeyaz kesildi.
"Sen... köşke mi gidiyorsun?"
"Evet."
Adam titreyerek cebinden eski bir haç çıkardı.
"Bunu al."
"Gerek yok."
Adam gözlerinin içine baktı.
"Orada gördüğün hiçbir şeye inanma."
Defne güldü.
"Hayaletlerden korkmuyorum."
Yaşlı adam fısıldadı.
"Hayaletlerden değil..."
"...orada yaşayanlardan kork."
Gece yarısı...
Defne, köşkün paslı demir kapısını itti.
Kapı...
GICIIIIIRRRR...
diye açıldı.
Sanki yıllardır kimse dokunmamış gibiydi.
İçeri adımını attığı anda telefonunun ekranı karardı.
Pili yüzde doksandı.
Ama cihaz tamamen kapanmıştı.
Birden...
Üst kattan...
Tak...
Tak...
Tak...
Ayak sesleri gelmeye başladı.
Defne el fenerini yukarı çevirdi.
Kimse yoktu.
Ses devam etti.
Tak...
Tak...
Tak...
Sonra bir kadın sesi duyuldu.
"Geç kaldın..."
Defne olduğu yerde dondu.
Ses tam kulağının dibinden gelmişti.
Arkasını döndü.
Kimse yoktu.
Salona girdiğinde duvarda yüzlerce eski fotoğraf asılıydı.
Fotoğraflardaki insanların hepsi gülümsüyordu.
Ama...
Hepsinin gözleri siyah boyayla kapatılmıştı.
En sondaki çerçeveye yaklaştığında nefesi kesildi.
O fotoğraf yeni çekilmişti.
Üstelik...
Fotoğraftaki kişi...
Kendisiydi.
Ve fotoğrafın altına tek cümle yazılmıştı:
"48. Misafir."
Defne korkuyla geri çekildi.
"Olamaz..."
Tam o sırada...
Arkasındaki kapı büyük bir gürültüyle kapandı.
GÜMMM!
Kilit kendi kendine döndü.
Ve evin her köşesinden aynı anda fısıltılar yükselmeye başladı.
"Artık çıkamazsın..."
"Bizimlesin..."
"Hoş geldin..."
Defne kapıya koştu.
Kapıyı yumrukladı.
Ama dışarıdan biri yavaşça kapıya vurdu.
Üç kez...
Tak...
Tak...
Tak...
Sonra yaşlı bir kadının sesi geldi.
"Kapıyı açma..."
Defne şaşkınlıkla donup kaldı.
Çünkü o ses devam etti:
"Ben de yıllar önce senin gibi içeri girdim..."
"...ve hâlâ çıkamadım."
Devam edecek...
Bu hikâye isterse 30-40 bölüm boyunca ilerleyen, sırları yavaş yavaş ortaya çıkan, gerilim ve gizem dolu gerçek bir roman uzunluğunda yazılabilir.
Bölüm etkileşimi
