2. bölüm / 2
Kara Gözlerin EsiriKorku.
Bölümler 2Şu an: Korku.
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Valerio
Bazen boşlukta hisseder ve ne yapacağınızı bilemezsiniz ya, işte ben de tam o andaydım. Ne yapacağımı bilmiyor ve tamamen boşlukta gibi hissediyordum. Tam hayatımı düzene koydum dediğim anda işler daha da iğrenç gitmişti, mutlu oldum dediğim anda öncekinden de mutsuz olmuştum. Hayat böyleydi işte. Tam güzel bir şey olduğunda o güzelliği alıp eskisinden daha da iğrençleştiriyordu her şeyi. Ama yapacak hiçbir şey olmuyordu. Çünkü hayatın kuralları böyleydi ve bu gerçeğe alışmalıydık. Hayat tozpembe değil, simsiyahtı.
Yolda kalbim neredeyse patlayacakmış gibi atıyordu, ama bir an bile durmadım. "Sakin ol, yakında oradayız Valerio. " diye kendi kendimi sakinleştirmek için tekrarladım. Yol boyu terler içindeydim ve titriyordum. O anlar hâlâ gözümün önünden asla ama asla gitmiyordu.
O kadar stres içindeydim ki hızlı gittiğimi hiç farketmemiştim. Aynı şekilde önümdeki arabayı da. Sarsılmayla başımı koltuğa vurmuştum. Harika! Bir de bu çıkmıştı şimdi başıma. Gerçekten çıldırma noktasındaydım. Üst üste bu kadar olay beni gerçekten delirtmeye başlamıştı.
Çarptığım adam bir anda büyük bir kızgınlıkla arabasından çıkıp benim arabama doğru geldi. Yüzü çok kızgın görünüyordu. Kırmızı ışık yandığı için geçemiyordum da. Sadece ne yapacak diye yerimde sakince bekliyordum.
Bu adam orta yaşlarda ve kiloluydu ayrıca sanki ayakta duramıyor gibiydi. Galiba içmişti ve sarhoştu. Bir şey yapmasın diye kapıları kilitleyip girmesini engelledim. Arkada Ellie vardı ve bu sarhoş adamın da ne yapacağı belli değildi!
Adam kapıyı açmaya çalıştı ama açmayı beceremeyince sinirlenip hızlıca yerden bir taş alıp camıma fırlattı. Cam parçaları üstüme düşüp ellerimi keserken ben ellerime baktım ve tam o sırada yüzüme sert bir darbe aldım. Bu aşağılık pis sarhoş adam suratıma yumruk atmıştı.
"Hassiktir, derdin ne senin lan ayyaş." dedim ve arabadan inecektim ki arkada yatan Ellie geldi aklıma. Bu yüzden inmemeyi tercih etmiştim. Çünkü onu hastaneye yetiştirmem gerekiyordu.
Adam tam bir yumruk daha atmak için elini kaldıracaktı ki kulaklarımı çınlatan bir ses geldi, Kurşun sesi. Öleceğimi biliyordum. Yakındı zaten, bugün olmasa da yakın zamanda ölecektim. Ama Ellie napacaktı? Bensiz nasıl yaşayacaktı... O savunmasız kız kimsesiz ne yapacaktı.
Ama bir saniye? Bende herhangi bir acı yoktu. Anlamayamıyordum, o zaman kim vurulmuştu? Yoksa... Endişeyle Ellie'ye baktığımda onda da hiçbir sorun olmadığını gördüm. Rahatlamıştım. Etrafımızda da başka hiçkimse yoktu. Karşımdaki bana saldıran adam bir anda hızla yere yığıldığında irkildim. Camdan eğilip baktığımda adamın karnından vurulduğunu, yerde kanlar içinde yerde yattığını gördüm. Dehşete kapılmıştım. Kim yapmıştı peki bunu? Ve neden yapmıştı?
Kendim de vurulmadan önce gaza basabildiğim kadar yüklendim. Arabayı hızla hastaneye doğru sürdüm. Ne yaşamıştım ben?
Hastanenin kapısına varınca arabadan indim ve Ellie’yi kucaklayarak acile doğru koştum. Başım çatlıyordu resmen
“Yardım edin! Arkadaşım bayıldı lütfen yardım edin! ” diye bağırdım.
Doktorlar bizi farkettikleri an hemen yanımıza doğru koştu. Ellie’yi hızlıca acile alıp muayene etmeye başladılar.
Dışarıda Ellie'yi beklemeye başladım. İçim çok daralıyordu. Ellie'nin ailesi böyle canice öldürülmüşken, nasıl kendine geleceğini, eskisi gibi neşeli olabileceğini düşünüyordum.
10 dakika sonra bir doktor geldi yanıma. “Bayılma, stres ve travma kaynaklı. Fiziksel olarak ciddi bir durumu yok. İçeri gelebilirsiniz."
Hafifçe başımı salladım ama içimdeki düğüm hala çözülmemişti. Ellie hâlâ gözlerini açmamıştı. O sessizlik içinde, yaşadığımız o korkunç sahnenin yankıları zihnimde dolaşıyordu.
Zaman geçtikçe Ellie hafifçe hareket etmeye başladı. Göz kapakları yavaş yavaş aralandı. Bilinci yavaşça açılıyordu. Farkettiğim anda hemen heyecanla eğildim üzerine.
“Ellie! İyi misin? Ne hissediyorsun?”
Ellie, boğuk bir sesle cevap verdi:
“Burada ne işim var Valerio? Neler oldu?”
Derin bir nefes aldım, gözlerinde endişe vardı.
“Banyoda... Aileni... bulduktan sonra bayıldın. Ama sen şimdi iyisin, güvendesin ve buradasın.” dedim kısık sesimle. Konuşmakta zorlanıyordum.
Ellie’nin gözleri doldu, galiba o korkunç an tekrar zihninde canlanıyordu ama yanımda olmasının ona biraz da olsa güç verdiğine emindim.
“Anlamıyorum... Neden böyle bir şey oldu?” diye fısıldadı Ellie.
Gözlerimi kaçırdım, cevap vermek istemedim ama biliyordum ki gerçeklerle yüzleşmemiz gerekiyordu. “Bunu yapan kişinin kim olduğunu öğrenmemiz lazım ve birlikte olacağız. Ben hep yanında olacağım." dedim. Az önce trafikte az kalsın ölüyordum ama olsun. Bilmesine gerek yoktu.
Ellie başını hafifçe salladı, kendini zorlayarak doğrulmaya çalıştı ama hala güçsüzdü. Hemen destek oldum, nazikçe kolunu kavradım. “Sakin ol, acele etmene gerek yok." dedim.
Koridorun kapısından bir hemşire içeri girdi ve yumuşak bir sesle konuştu. “Beyefendi, hastanın durumu iyi görünüyor. Biraz dinlenirse birkaç saat içinde taburcu edebiliriz.”
Teşekkür ettim, hemşire çıkınca Ellie’ye döndüm ve “Birkaç saate hastaneden çıkabiliriz. Şimdi en önemlisi kendine iyi bakman.” dedim
Ellie gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı.Emindim ki o iğrenç görüntü hâlâ beyninde dolaşıyordu.
“Beni bırakma Valerio." diye fısıldadı.
Hafifçe gülümsedim. “Hiçbir zaman, Ellie. Hiçbir zaman.”
Ellie’nin elini tuttum, parmaklarımı yavaşça sıktı. Bu dokunuş, ikimize de geçici bir huzur verdi. Hastane odasının loş ışığında birbirimize kenetlenmiş gibiydik, dünyanın geri kalanının sesi sanki durmuştu.
Saatler geçti. Ellie biraz daha kendine geldi, yüzüne biraz renk gelmişti. Bekleme süresince bir an bile yanından ayrılmamıştım. Sessizce oturmuş, arada bir gözlerini kapatıp zihnimdeki karmaşayı bastırmaya çalışmıştım.
Birkaç saat sonra hemşire yeniden içeri girdi. “Taburcu işlemleriniz tamamlandı. Dilerseniz çıkabilirsiniz,” dedi.
Ellie’ye baktım ve. “Hazır mısın?” diye sordum.
Ellie başını yavaşça salladı. Ayağa kalkarken sendeledi ama hemen yanında belirdim. “Evet, hazırım. ” dedi fısıltıyla.
Hastaneden birlikte çıktık. Hava kararmıştı ama yaz gecesinin hafif rüzgârı üzerimizdeki ağırlığı bir nebze alıyor gibiydi. Arabaya bindiğimizde ikimiz de de bir süre sessiz kaldık.
Yolda, gözlerimi yoldan ayırmadan konuştum. “Seni eve götürmemi ister misin, yoksa benimle kalmak ister misin?”
Ellie, camdan dışarı bakıyordu. “Benim bir evim yok artık." dedi kısık bir sesle.
Kalbim bir anlığına sıkıştı. Zorlukla cevap verdim. “Benim yanımda kalacaksın. Ne kadar istersen, ne kadar gerekirse.”
Ellie ona döndü, gözleri dolmuştu ama bu kez gözyaşlarında minnet de vardı. “Teşekkür ederim Valerio.”
Kısa süre sonra evime varmıştık.Ellie’ye kendi odamı verdim, kendim de kanepeye geçecektim ama Ellie durdurdu beni.
“Yanımda kalır mısın? Yalnız kalmak istemiyorum... O anlar gözümün önünden gitmiyor.”
Başımı salladım. “Elbette.” Rahat olması ve o anları düşünmemesi için elimden gelen her şeyi yapacaktım.
Yatakta yan yana uzandık. Konuşmadık, Sadece sessizlik içinde birbirimizin varlığını hissettik.
O gece Ellie derin bir uykuya daldı. Ben ise gözlerim açık tavana bakarak bir karar aldım.
Bunu yapan kimse, onu bulacaktım. Ve Ellie’nin tekrar gülebilmesi için gerekirse her şeyi göze alacaktım.
Ya da sadece öyle düşünüyordu.
Ellie
Uyandığımda pencereden giren güneş ışıklarını gördüğümde sabah olduğunu anlamıştım. Vücudumu biraz esnettikten sonra pencereden ağaçların üstündeki kuşları seyrettim ve seslerini dinledim.
Benim için çok tatlı ve en doğal müzikti. Hatta hayatın gerçeklerinden kopmamı sağlayan bir müzik...
Gülümseyerek başımı çevirdiğimde Valerio'nun olması gereken yerde boşluk vardı. Saate baktığımda 9'du. Bu saatte neredeydi?
Yatakta dikilip etrafıma baktım. Ne görmeyi umduysam artık. Hemen yataktan fırlayıp kapıya doğru gittim. Kapıyı açtım ve koridordan geçip banyoya yöneldim. Orada yoktu.
Sahiden, neden ilk olarak oraya bakmıştım ki? Aklıma ailem geldiğinde boğazım düğümlendi, yutkunamadım. Gözümden birkaç damla geldi ve ellerimin titremeye başladığını hissettim. Hep yanımda olan ailemin artık bu dünyada bile olmaması canımı çok yakıyordu. Nasıl alışacaktım yokluklarına?
Ardından salona baktım, burada da kimsecikler yoktu. Misafir odasına, salona ve giyinme odasına baktım. Hiçkimse yoktu. Vücudum gerilmeye ve terlemeye başlıyordu.
Kalbimin hızlı hızlı çarpmasına engel olamıyordum. Endişe tüm vücudumu sarmıştı. Nefes alırken zorlanmaya başlamıştım. Ellerim titriyordu. Biraz nefes almak için yere oturdum yoksa nefessizlikten ölecektim resmen. Derin bir nefes aldım ve kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Bir şey olmamış olmasını umdum ve ayağa kalktım.
Kalkıp çaresizce mutfağa yürüdüm. Mutfağın kapısını açtığımda kalp atışlarım çok hızlıydı. Yavaş yavaş açtım kapıyı. İçeriye girdiğimde tanıdık bir yüz gördüm. Valerio
Beni hiç uyandırmadan bize kahvaltı hazırlamaya gitmişti aptal! Beni nasıl endişelendirdiğini bir bilseydi. Hemen koşup Valerio'ya sımsıkı sarıldım. Valerio ürkerek arkasını döndü ve anlam veremez gibi bir bakış attı. Sanırım biraz garipsemişti. Ama ben onun hayatta olmasının sevincini yaşıyordum hâlâ. Gözlerimden sıcak yaşlar akıyordu.
"Noldu Ellie?" diye sorarken arkası dönük kahvaltıyı hazırlamaya devam ediyordu.
"Hiç... Hiçbir şey olmadı." dedim. Yalan olduğunu tabii ki farketmişti.
"Yalan söyleme bana. Bir şey mi oldu? Neden bu kadar mutlusun?" Hayatta olmana seviniyorum aptal!
"Neden ki normalde mutlu olamaz mıyım illa bir şey mi olması lazım?" dedim tüm tatlılığımla.
Bana doğru döndü ve kendini tezgaha yasladı. "Nolduğunu söyler misin artık Ellie?"
Şuan o kadar etkileyici duruyordu ki... Tezgahı tutan damarlı elleri, dağılmış siyah saçları bana bakan uykulu yeşil gözleri çok nadir bir eser gibiydi âdeta. Biliyorum çok saçmaydı ama küçüklükten beri ondan hoşlanıyordum. Ama arkadaşlığımızın bozulmaması için hiçbir zaman söylememiştim ona. Evet, belki de ondan hoşlanırken onlarca kişiyle çıkmıştım, bunun karaktersizliık olduğunun da farkındaydım. Ama onun yerini asla kimse alamazdı.
"Ellie, iyi misin ne düşünüyorsun?" Onun sesiyle irkildim. Düşünmekten cevap vermeyi bile unutmuştum.
"Şey, yanımda seni bulamayınca biraz korktum. Her yeri aradım ama hiçbir yerde yoktun. Buraya baktım ve seni bulduğumda çok sevindim Valerio." deyip her şeyi itiraf ettim. Valerio masum gözlerle bana bakıp sarıldı.
"Ben seni asla bırakmam, Ellie." deyip sarıldığında içimde kelebeklerin uçuştuğunu hissettim. O kadar rahat hissediyorum ki şuan sanki bir bulutun üstünde süzülüyordum. Tüm acımı geçici olarak unutmuştum. Yıllarca böyle ona sarılarak kalabilirdim.
"Hadi sen de portakal sularını doldur, ben yumurtayı yapıp geliyorum." dedi. Ondan uzaklaşıp dediğini yaptım. Dolaptan iki tane bardak çıkarıp masanın üzerine koydum ve portakal suyunu bardaklara doldurdum.
Bir anda Valerio'nun soğuk bir ses tonuyla "Ellie." demesiyle durakladım.
"Efendim?" dedim meraklı bir ses tonuyla.
"Dün gece uyurken bir şeyler mırıldanıyordun. Sonra yüksek bir sesle Adel dedin. Adel kim?" diye sordu. Sahiden Adel kimdi? Tanımıyordum bile öyle birini. Ama tanımadığım birinin ismini neden söylemiştim ki?
"Bilmiyorum ki. Belki rüyamda görmüşümdür." dedim. Ama rüyamda öyle bir şey görmediğime emindim. Gerçekten kimdi bu Adel?
Çokta önemli olmadığını düşünerek sofraya oturdum. Valerio da sandalyeyi çekip karşıma oturdu. Beraber karşılıklı kahvaltı yaparak biraz sohbet ettik ve kahkahalara boğulduk. O yanımdayken her şeyden kopuyordum. Hep böyle yanımda olur umarım.
Kahvaltımızı bitirdikten sonra tabaklarımızı kaldırdık ve bulaşıkları yıkadık. Mutfağı topladıktan sonra oturma odasına geçtik ve biraz da orada takıldık.
"Film mi izlesek?" diye sordum. Valerio başını olur anlamında salladı. Hemen kalktım ve kumandayı alıp rastgele bir korku filmi buldum. Korku filmleri en sevdiğim film türüydü.
"Korku olur değil mi? Korkmazsan açayım." deyip sırıttım.
"Göreceğiz kimin korkacağını prenses." diyip göz kırptı.
Valerio ile birlikte mutfağa gidip film için biraz mısır patlattık ve 2 bardak alkol doldurduk. Hemen oturma odasına girip koltuğa oturduktan sonra filmi açtım.
♡
Valerio
Film çok heyecanlı ilerliyordu. Katilin kim olduğu ortaya çıkmak üzereydi. Tam bu sırada Ellie "Valerio, durdurur musun acil lavaboya gitmem gerek." dedi. Durdurduğumda hemen kalkıp lavaboya koştu. Muhtemelen sarhoştu çünkü çok fazla içmişti.
Ellie lavaboya girmişken biraz telefonla uğraşmak için telefonumu çıkaracaktım ki lavabodan yükselen çığlıkla yerimde dondum kaldım.
Bu ses Ellie'nin sesiydi. Ona bir şey mi olmuştu acaba? Ona da bir şey olursa ne yapardım ben? Ona bir şey olmamasını umarak hemen yerimden kalktım ve mutfaktan elime bir bıçak aldım. Sanki bir katille başa çıkabilecekmişim gibi.
Yavaş adımlarla sessizce banyo kapısının yanına girdim. Açıp açmamakta biraz tereddüt etsem de elimi kapının koluna uzattım ve yavaşça aşağı indirip kapıyı açtım. Başımı kapıdan içeri doğru uzattığımda gördüğüm şey ile şok olmuştum.
Bölüm etkileşimi
