Bölümler 2Okumak istediğin bölümü seç.
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saat sabahın sekiziydi.
Normal insanlar için güzel bir günün başlangıcı olabilirdi. Benim içinse telefonun susmadığı, adamlarımın kapımda beklediği ve annemin yine başımın etini yiyeceği sıradan bir gündü.
Yatağımda doğrulup komodinin üzerindeki telefona baktım.
23 cevapsız arama.
On dokuzu Kaan'dandı.
Anasını satayım, evleniyor diye beni mi evlendiriyordu bu?
Telefonu kulağıma götürdüm.
"Ne var lan?"
Karşı taraftan kahkaha sesi geldi.
"Günaydın kardeşim! Ne bu surat? Düğün var bugün!"
"Senin düğünün. Benim değil."
"Akşam yediye kadar burada olacaksın."
"Olmam."
"Emir..."
"Kaan."
"Bak, yemin ederim gelmezsen—"
Telefonu kapattım.
Daha sabah sabah adamın dırdırını çekemezdim.
Yataktan kalkıp banyoya girdim. Duşumu aldım, siyah bornozumu giyip aşağı indim.
Bizim konak yine kalabalıktı.
Merdivenlerden inerken annemin sesi duyuldu.
"EMİİİR!"
Gözlerimi kapattım.
Başladık yine.
"Buyur ana?"
Mutfaktan çıktı. Elinde kahve fincanı vardı.
"Akşam düğüne gidiyorsun değil mi?"
"Gitmeyeceğim."
"Nasıl gitmeyeceksin?"
"Gitmeyeceğim işte ana. Türkçem bozuk mu?"
Kaşlarını çattı.
"Ula oğlum, çocuk senin en yakın arkadaşın. Bir kere de insanları kırma!"
Tam cevap verecektim ki Aras araya girdi.
"Abi, bence evlenmekten korkuyor."
Başımı yavaşça ona çevirdim.
"Senin evlenmeni bekliyorum zaten. Bir gelin bulayım sana, seni ilk fırsatta baş göz edeceğim."
Aras kahkaha attı.
"Ben daha gencim abi!"
Elif de masadan seslendi.
"Abi, sen de gençsin ama suratın kırk yıllık dul gibi."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Aras kahkahayı bastı.
"Ula Elif!"
Elif masanın altından ayağıma dokunup gülmeye devam etti.
"Ne var? Yalan mı?"
"Elif."
"Efendim ağabeyciğim?"
"Bir daha konuş."
"Konuşmayayım."
"Akıllı kız."
Annem gülerek başını salladı.
"Allah seni bildiği gibi yapsın Emir."
"Âmin ana."
Saat 18.15 — Aslan Konağı
Siyah takım elbisemi giydim. Gömleğimin ilk iki düğmesi açıktı. Saatimi taktım, aynadaki yansımama baktım.
Saçlarımı geriye doğru düzelttim.
Tamam.
Yine yakışıklıydım.
Kendimi övmek gibi olmasın ama Allah vergisi bir şeydi bu.
Arkamdan Aras'ın sesi geldi.
"Abi, kendine mi bakıyorsun, gelin mi arıyorsun?"
"Kapıyı çalmayı öğren önce."
"Kapı açıktı."
"Şimdi kapalı."
Güldü.
"Ula abi, bu akşam birini bul da evlen artık."
"Aras, yemin ederim seni evden kovacağım."
"Tamam tamam, sustum."
Telefonum çaldı.
Kaan.
Bu sefer açtım.
"Ne var?"
"NEREDESİN LAN?"
"Evdeyim."
"EMİR, DÜĞÜN BAŞLIYOR!"
"Geliyorum."
"Bak, sakın geç kalma. Bir de sana bir şey söyleyeceğim."
"Neymiş?"
"Bu akşam çok güzel bir sürpriz var."
"Ben sürpriz sevmem."
"Bu sefer seveceksin."
Telefonu kapattım.
Ulan, kesin yine bir iş çevirmişti.
Saat 20.05 — Düğün Salonu
Arabadan indim.
Adamlarım arkamdan geldi. Ceketimin düğmesini ilikleyip salona doğru yürüdüm.
Kapıda Kaan karşıladı.
"ASLAN!"
Kollarını açıp üzerime yürüdü.
"Ne bağırıyorsun lan? Sağır değilim."
"Hoş geldin kardeşim!"
Sarılıp sırtına vurdum.
"Allah mesut etsin."
"Eyvallah. Gel, içeridekiler seni bekliyor."
Salona girdik.
Müzik, kahkahalar, dans eden insanlar...
Benim pek sevdiğim ortamlar değildi.
Bir masaya oturup viskiden bir yudum aldım.
Kaan yanıma eğildi.
"Bu akşam yalnız dönmeyeceksin."
Kaşımı kaldırdım.
"Ne?"
"Yanlış anlama. Sana birini tanıştıracağım."
"Kaan."
"Efendim?"
"Başlama."
Gülerek uzaklaştı.
Ben de başımı iki yana salladım.
Tam o sırada salonun girişinde bir hareketlilik oldu.
Önce birkaç kişi içeri girdi.
Sonra...
Bir kadın.
Bordo, sırtı açık, uzun ve yırtmaçlı bir elbise giymişti. Uzun saçları omuzlarından dökülüyordu. Yürüyüşünde öyle bir özgüven vardı ki sanki salon onunmuş gibi ilerliyordu.
Gözlerim istemsizce üzerinde kaldı.
Kimdi bu?
Yanımdaki Aras dirseğiyle koluma dokundu.
"Abi?"
"Hı?"
"Kadına bakmaktan gözün kurudu."
"Kes sesini."
Kız gülümseyerek birileriyle selamlaştı. Sonra başını çevirdi.
Göz göze geldik.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra kaşını kaldırdı.
Sanki beni beğenmemiş gibi.
İlginç.
Hayatımda ilk defa bir kadın bana öyle bakıyordu.
Ayağa kalktım.
Aras arkamdan seslendi.
"Nereye abi?"
"Birazdan gelirim."
Kadına doğru yürüdüm.
Yanına vardığımda yüzüme baktı.
"Buyurun?"
Sesindeki tavır...
Ulan, daha ilk kelimeden sinirimi bozmuştu.
"Dans eder misiniz?"
Bana tepeden tırnağa baktı.
"Hayır."
Gülümsedim.
"Bu kadar mı?"
"Ne bekliyordunuz? Konuşma mı yapayım?"
Güldüm.
"İnatçıya benziyorsunuz."
"Yanılmıyorsunuz."
Elimi uzattım.
"Bir dans. Sonra isterseniz bir daha yüzümü görmezsiniz."
Kadın birkaç saniye elime baktı.
Sonunda elini uzattı.
"Bir dans. Fazlasını beklemeyin."
Elini tuttum.
"Merak etmeyin. Beklentim yok."
Yalan.
Daha adını bile bilmediğim bu kadını merak etmeye başlamıştım.
Dans pisti...
Elimi beline koydum.
Biraz gerildi.
"Rahatsız mı oldunuz?"
"Elinizi biraz daha yukarı alabilirsiniz."
Gülümsedim.
"Emredersiniz."
"Emir vermeye alışkın mısınız?"
"Genelde."
"Ben alışık değilim."
"Fark ettim."
Dans etmeye başladık.
Gözleri gözlerimdeydi. Bir an bile bakışlarını kaçırmıyordu.
"Adınız ne?" diye sordum.
"Bahar."
Bahar...
İsmine bak.
"Emir."
"Memnun olmadım."
Kahkaha attım.
"Ne kadar naziksiniz."
"Her insana hak ettiği kadar."
"Ben ne hak ettim?"
"Henüz karar vermedim."
Ulan.
Bu kadın...
"Çok konuşuyorsunuz."
"Size mi soracağım?"
"Biraz sakin olun."
"Önce siz olun."
Gülmemek için dudağımı ısırdım.
"Her zaman böyle misiniz?"
"Nasıl?"
"Sinir bozucu."
Bana yaklaştı.
"Ben daha başlamadım."
Şaşırmıştım.
Bir kadınla böyle atışmayalı uzun zaman olmuştu.
"Tehlikeli birine benziyorsunuz, Bahar Hanım."
"Ya siz?"
"Ben tehlikenin kendisiyim."
Bahar kahkaha attı.
"Allah aşkına! Kendinizi ne sanıyorsunuz?"
"Emir."
"Ne güzel cevap verdiniz."
Müzik hızlandı.
Onu kendi etrafında döndürdüm. Tekrar bana döndüğünde gözleriyle beni süzdü.
"Dans etmeyi biliyormuşsunuz."
"Şaşırdınız mı?"
"Biraz."
"Başka neler yapabildiğimi görseniz şaşırırsınız."
Kaşını kaldırdı.
"Bu kadar özgüven fazla değil mi?"
"Size yetiyor gibi."
"Hayal dünyanız genişmiş."
Güldüm.
Tam o sırada müzik yavaşladı.
Elimi belinden çektim.
"Tanıştığımıza memnun oldum."
"Ben hâlâ olmadım."
"Olursunuz."
"Sanmıyorum."
Arkasını dönüp gitmeye başladı.
Ben arkasından baktım.
Bir dakika.
Böyle gidemezdi.
"Bahar!"
Durdu ama dönmedi.
"Efendim?"
"Tekrar görüşeceğiz."
Başını hafifçe çevirip gülümsedi.
"Umarım görüşmeyiz."
Sonra yürüyüp kalabalığın arasında kayboldu.
Ben olduğum yerde kaldım.
Kaan yanıma geldi.
"Nasıl geçti?"
"Kimdi o?"
Kaan kaşlarını kaldırdı.
"Kim?"
"Az önce dans ettiğim kadın."
"Ha, Bahar mı?"
"Bahar..."
"Ne oldu?"
"Soyadı ne?"
Kaan omuz silkti.
"Demir galiba."
Bir an yüzündeki gülümseme silindi.
Benim de öyle.
Demir mi?
Yok artık.
Trabzon'da binlerce kadın vardı.
Elbette o kadın Demir ailesinden olamazdı.
Kaan'a döndüm.
"Ne dedin sen?"
"Demir. Bahar Demir."
Kadehi masaya bıraktım.
İçimde bir şeylerin değiştiğini hissettim.
Demek kader benimle dalga geçiyordu.
Az önce dans ettiğim kadın...
Yıllardır düşman olduğumuz Rıza Demir'in kızıydı.
Ve ben daha birkaç dakika önce ona tekrar görüşeceğim demiştim.
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Ula Kaan..."
"Efendim?"
"Galiba başımıza bela aldık."
Bölüm etkileşimi
