2. bölüm / 4
KANLI GECEİŞARETLER
Bölümler 4Şu an: İŞARETLER
- 1 Bölüm 1- Şile2.369 kelime
- 2 İŞARETLER3.111 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 SIRLAR VE GÜNAHLAR2.333 kelime
- 4 KARANLIK ÇÖKTÜĞÜNDE2.181 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2.BÖLÜM: İŞARETLER
Uzak değildir Henna’nın duvarlarından derin suyuyla bir göl,
Pergus adında.
Ondan daha çok duymaz Caystros,
Kuğuların şarkılarını akıp giden sularında.
Orman, taçlandırır suları her yanı çevreleyip ve
Yapraklarıyla bir örtü gibi, Güneş ışınlarını uzak tutar,
Dallar serinlik verir, nemli toprak mor çiçekler,
Her daim bahardır. Proserpina (Persephone) bu koruda
Oynarken ya menekşeleri ya da beyaz zambakları toplarken,
Genç kız gayretiyle söğütten sepetlerini ve sinisini
Doldururken ve akranlarını çiçek toplamakta geçmek için yarışırken,
Hemen hemen aynı anda Dis (Hades) tarafından görüldü,
Sevildi ve kapıp kaçırıldı,
Her noktada öyle hızlıdır aşk. Çok korkan tanrıça, keder dolu sesiyle
Çağırdı hem anasını hem yoldaşlarını ama sıklıkla anasını
Ve üst kısmından yırttığı için elbisesini,
Topladığı çiçekler yırtılan elbisesinden yere düştü;
O kadar basit bir şey olsa da çocukluk yıllarında,
Bu kayıp da acısına acı kattı genç kızın.
Haydut sürdü arabasını ve her birini adıyla çağırıp,
Kışkırttı atlarını, boyunlarından ve yelelerinden
Koyu renkle boyanmış dizginleri salladığı.
Publius Ovidius Naso, Dönüşümler, V 385-404
✨✨✨
Kamp alanı sessizdi.
Yaprakların çıkardığı hışırtı sesleri, kuşların cıvıltısı ve rüzgarın uğultusundan başka bir şey yoktu etrafta. Grubun bir kısmı güne erken başlamışken diğer kısmı hala derin uykudaydı. Ağaçların arasında diğerlerinden çok daha izole bir haldeyken temiz havayı ciğerlerine çekti Baran. Gözleri biraz ilerisinde sohbet eden ikilideydi: Kerem ve Kaan'da.
Kerem henüz yeni uyanmış olmasına rağmen oldukça enerjikti. Kaan'ın karşısında kıpır kıpır bir vaziyette bir şeyler anlatarak yeni edindiği arkadaşına dün gece ile ilgili duyduklarını anlatıyordu. "Duydun mu dün gece... Şu kızın adı neydi," kahvesinden bir yudum alırken düşünür gibi yaptı. "Dila. Dün gece bir ses duyduğunu söyledi Baran'a." Kaan kaşlarını kaldırarak karşısındaki adama baktı. Kerem'in aksine o uykusunun ağırlığını henüz üzerinden atabilmiş değildi. Mahmur bir ifadeyle birlikte olağan sakinliğini koruyarak "Hayvan sesidir." dedi. Sesi düz çıkmıştı ama aklı onun da kısa bir an bir gece öncesine kaydı. Dün gece herkes kaldıkları yere çekildikten sonra gruptan birinin rehberleriyle kısa bir konuşmasına şahit olmuştu Kaan. Esasında o da tıpkı Dila gibi bir ses duymuş fakat buna spesifik olarak bir çığlık sesi de diyemediğinden yaptığı tek şey küçük camdan etrafa bakınmak ve hemen ardından da sesleri çok da ciddiye almadan geri yatağına dönmek olmuştu.
"Baran'da öyle söyledi ama kız çığlık duyduğunu söyleyip durmuş."
Kaan sigarasını dudaklarına yaklaştırırken "Tilkidir. Ya da rüzgar. Baran'da öyle demiş ya..." dedi bir kez daha. Ona da mantıklı gelen şey buydu. Ormanlık bir alandaydılar çünkü... etrafta şu ana kadar görmeseler de ormanın esas sahipleri olan hayvanlar vardı. Burası onların yaşam alanıydı sonuçta... Kerem belli etmemek için çabalasa da ürpermişti. Ellerini montunun cebine sokarken etrafa kısa bir bakış attı. O da tıpkı Kaan gibi düşünmek istiyordu fakat içinde nükseden huzursuzluk farkında olmadan sürekli etrafa göz atmasına sebep oluyordu. Kaan onun bu gerginliğini fark etti ama üstüne gitmek yerine fark etmemiş gibi davranmayı seçti. Biraz sonra evlerden birinin kapısında bir hareketlilik oldu. Dila evinin kapısını yavaş bir şekilde araladı. Gıcırdayarak açılan kapının arkasında beliren kadın uyku sersemliğini üzerinde taşıyordu. Rüzgarın yüzüne vurduğu saçlarını elinin tersiyle geriye atarken kaşları çatıktı. Kadının keskin ela gözlerinin ilk olarak ormanın uzaklarına takıldığını fark etti uzaktan onu izleyen Baran. Bu sırada gözleri Dila'nın üzerinde olan tek kişi yalnızca Baran'da değildi. Kaan, Kerem'in anlattıklarını dinlerken keyifsiz gözüken kadını inceliyordu. Dila'nın baktığı yerse tam da dün gece bir ses duyduğunu söyleyerek gösterdiği kısımdı fakat kadının dikkati çabuk dağıldı. Sanki o an ona bakan Kaan'ın bakışlarını hissetmiş gibi ani bir refleksle onun olduğu tarafa döndü. Kaşları hala çatıktı ve elleri ceketinin kollarını çekiştiriyordu. Uzaktan bakan biri onun burada olmaktan mutlu olmadığını düşünürdü. Baran'ın gözleriyse onlar fark etmese bile sık sık üzerlerinde dönüp durdu. İkilinin bakışmasını bölen şey evlerden birinden yükselen tiz bir çığlık oldu. Esin, kaldığı evin kapısını bir rüzgar gibi aralayarak kendini dışarı atarken "Baran Bey!" diye bağırarak alandaki sessizliği yardı. Koşar adımlarla yürüyen Esin, bembeyaz kesilmiş yüzüyle etrafına bakınıyordu. Bakışlar ona döndü, Esin ise hararetli adımlarla kamp alanında nereye gittiğinin farkında bile olmadan adımladı. Rehberlerini arıyordu. Kendisini arayan kadına ulaşmak için ağaçlık alandan çıktı Baran. Adımları seri ve sertti. Bir an önce telaşlı kadının yanına ulaşmak istiyor gibiydi. "Sorun nedir Esin?"
Sesi titreyen Esin, "Anıl yok... Onu gördünüz mü?" dedi tekrar tekrar. Kadının yüzündeki bariz korkuya karşılık onu yatıştırmak ister gibi "Sakin ol," diyerek yaklaştı ona Baran. Yüzünde ne yaptığını bilen bir rehberin eminliği vardı. "endişelenecek bir durum yok. Biraz yürüyüş yapmak istediğini söyledi ve bende izin verdim."
"Anıl bensiz bir yere gitmez ki..." Onu sakinleştirmeye çalışan Baran'a rağmen sesi hala endişeliydi Esin'in. "Hele ki haber vermeden... bu hiç onun yapacağı bir şey değil."
"Seni uyandırmak istememiştir. Korkma."
Baran ne kadar soğukkanlıysa Esin de bir o kadar değildi. Tedirgin bakışları etrafta gezindi "ama..." diye kendi kendine konuştu. "Beni tek bırakmak hiç de onun yapacağı bir şey değil."
Kamp alanı artık sessizlikten çok uzaktaydı. Esin'in çığlığı ile hala uykuda olanlar da uyanarak kendilerini dışarıya atmış ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Uykusunu hala üzerinden atamayan Cihan elini ensesinde gezdirirken "İyi de..." dedi boğuk bir sesle. "Dün kaybolmamamız için bir arada kalmamızı özellikle söyledin. Şimdi içimizden biri yürüyüş yapmak istedi ve sen de öylece izin mi verdin?" Başını salladı Baran. "Evet," dedi tek düze bir sesle. Amacı grubun tedirginliğini almaktı şu anda kimsenin panik yapmasını gerektirecek bir şey yoktu çünkü her şey olması gerektiği gibi kontrolü altındaydı. Ellerini havaya kaldırarak kendisine bakan kalabalığa konuşmaya devam etti: "Anıl kamp alanını bildiğini söyledi. Daha önce de burada sık sık kamp yapmış." Acı kahve gözleri Esin'in üzerindeyken onun onayını almak ister gibiydi. "Üstelik bu ormanı iyi bilirim... hem Anıl'la da o alandan ayrılmadan önce konuştuk ve onunla birazdan ortak bir yerde buluşacağız. Ben bugün için ormanı biraz keşfederiz diye düşünmüştüm. Kahvaltımızı yaptıktan sonra onunla buluşacağız."
"Bir ormanı en fazla ne kadar iyi bilebilirsin ki... her taraf ağaç işte." Cansu'nun sorusu Baran'ın çehresinde özgüvenli bir sırıtmayı ortaya çıkardı. Adam gözlerine yansıyan bir gururla "Avucumun içi gibi biliyorum." dedi kendisini sorgulayan kadına bakarken. Cansu, Baran'dan bu çıkışı beklemiyor olacak ki kaşlarını kaldırarak adama baktı ama bir şey söylemek yerine yalnızca yanındaki arkadaşına kısa bir bakış attı. O an iki yakın arkadaş arasında sözsüz ama anlaşılır bir konuşma geçer gibi oldu... Sanki Cansu bakışlarıyla ne düşündüğünü arkadaşına saniyeler içinde anlatmış gibiydi ama iki arkadaşın beklemediği şey biraz önlerinde duran Dila'nın bir anda onlara dönerek "Bu adamda beni rahatsız eden bir şey var." demesi oldu. Zeynep önce Cansu'ya hemen ardından da Dila'ya baktı. Bu beklenmedik bir itiraftı. "Nasıl yani?"
Kafasının içindekileri toparlayamadan peş peşe sıraladı Dila. "Bilmiyorum. Bir şeyler var... anlatamıyorum. Rahatsız edici bir havası yok mu? Bir tek ben mi öyle hissediyorum."
Üç kız sessizce birbirine baktı. Dila bu sessizliğe bozulmadı çünkü bir cevap bekleyerek kurduğu bir cümle değildi az önce söyledikleri. Yalnızca anlık bir içgüdüyle dilinden dökülenlerdi. "Enerjileriniz uyuşmamıştır." Elinde sandviçlerle yanlarına yaklaşan yabancı ve nazik sesin sahibi Derya'ydı. Kamp alanındaki en büyük kişi olarak ortamdaki gerginliği söndürmeyi kendine görev bilmiş olan kadın anaç bir şekilde gülümseyerek kızlara yaklaştı. Elindeki paketlerden birini Dila'ya uzatıp "kendi kendinizi doldurmayın kızlar buraya kafa dinlemeye geldik hepimiz de... Hadi, kahvaltımızı yapalım daha sonra da yürüyüşe çıkacakmışız." dedi. Ona uzatılan paketi sessizce aldı Dila. Bir şey söylemedi fakat onunla aynı şeyleri düşündüğünü hissettiği Cansu ile kısa bir bakışma yaşadı. Cansu, Baran için Dila kadar keskin bir düşünceye sahip değildi ama en başından beri - rehberleri ile ilk karşılaştığı andan itibaren- içinde yer edinen huzursuz kıpırtı genç kadının zihninde birkaç şüphe kırıntısı bırakmıştı. Aslında Cansu'ya göre de bir bakıma haklıydı Dila; Baran'ın tam olarak anlamlandıramadığı tuhaf bir enerjisi vardı. Soğuktu hatta biraz da ona göre korkutucuydu ama düşüncelerini Zeynep ile paylaşmamıştı. Çünkü arkadaşından sürekli olarak abartıyorsun lafını duymak onun için katlanılamaz boyutta sinir edici bir durumdu. Dün gece ateşin yakıldığı yerde toplandı herkes. Kahvaltı çok da uzun sürmedi. Esin'in gerginliği diğerlerine de açık bir şekilde yansıdığından dün gecenin neşesi pek yoktu etrafta ta ki Kerem kasvetli havadan bunalarak yeşillik içinde açmış zarif bir çiçeği koparıp Derya'ya dönene kadar "Abla," dedi gür ve neşeli bir sesle. "Bugündü değil mi doğum günün? Doğum günün kutlu olsun." Derya anlık bir şaşkınlıkla kocaman gülümsedikten sonra "Teşekkür ederim." dedi Kerem'e ve ona uzattığı çiçeği parmakları arasına aldı. Dün gece öylesine söylediği bir şeyin hatırlanması ve etrafındaki gençlerin de Kerem'den hemen sonra tek bir ağızdan doğum gününü kutlaması içini kıpır kıpır yapmıştı. "Pastamız yok ama kekimiz var," dedi Cansu'da Kerem'in neşesine eşlik edip yanında oturan kadını dirseği ile dürterek "ormanı dolaşıp buraya geri geldikten sonra kutlayalım doğum gününü. Minik bir kutlama olur."
Derya'nın yüzü bir anda kızardı. "Gerek yoktu," dedi utangaçça çayla dolu bardağını önündeki masaya bırakırken. "Ben dün öyle sohbet edelim diye söylemiştim. Gerçekten kutlamamıza gerek yok..." Birkaç kişi gülümsedi. O an ortamı sarıp sarmalayan gergin hava bütünüyle dağılmasa da yumuşadı. Erkek arkadaşına hala içten içe kızgın olan Esin ise "Olsun." dedi ortama uyum sağlamak için. "Güzel olur."
Pek de uzun sürmeyen kahvaltıdan sonra Baran gruptakilere ormanda dolaşmaya çıkmadan önce hazırlanmaları için belirli bir süre tanıdı. Hazırlanmak için kaldığı bungalova giren Cihan yastık kenarında duran telefonu alarak ekranı aydınlattı. Henüz öğle vakti bile değildi. Şifresini girerek ekranı açtığında ekrana düşen düşük pil bildirimine yüzünü buruşturdu. "Hay şansıma ya!"
Karşı yatağında oturmuş çantasını toparlayan Kerem çok kısa bir an başını kaldırıp "Ne oldu?" diye sordu. Keyifsiz bir suratla ceketini üzerine geçirirken "Şarjım bitiyor." dedi Cihan. "Dün de hiç oynamadım ama şarjı azalmış yine de."
"Şuralarda bir yerlerde priz vardır belki bir bakın."
Etrafı işaret eden arkadaşına başını sallarken telefonunu cebine attı bu sırada eline gelen yabancı bir cismi fark ettiğinde arkadaşına cevap vermedi Cihan. Parmaklarına değen şeyi avuç içine alarak cebinden çıkarttığında "Kerem." dedi sertçe. "Şu aptal şakalarının bir dozu olsun diye kaç defa dedim sana"
Kerem arkadaşından gelen ani tepkiye karşılık olarak çantasını kenara bırakıp kaşlarını çatarak ona baktı. "Ne diyorsun oğlum sen?" Cihan parmaklarına değen cismi gördüğü an vücudu istemsizce gerildi. Bir avuca sığacak kadar küçük olan metal şey avucu arasında ezilir gibi olurken kendisine doğru uzatıp öfke dolu bir sesle konuştu: "Bu ne?" Ona uzattığı şey bir oyuncaktı. Gri, modeli tanıdık olan oyuncak bir araba. Ensesinden tüm bedenine yayılan bir soğuklukla "Nereden çıktı o?" diye sordu Kerem. Yüzündeki renk bir anda çekilmişti.
"Ne demek nereden çıktı?" dedi hafiften yükselen sesiyle Cihan fakat hemen sonra kafasını camdan tarafa çevirip biri sesini duydu mu diye de kontrol etti. "Dalga mı geçiyorsun sen benimle?"
Kerem aynı asabiyetle karşılık verdi arkadaşına. "Asıl sen benimle dalga mı geçiyorsun?" Oturduğu yerden kalkarken uzanıp Cihan'ın elinden oyuncak arabayı aldı. "Ben niye durup durup bu konuyu açayım sana? Niye bunun hakkında şaka yapayım?" İkili gerginlikle birbirine bakarken dışarıdan rehberlerinin sesi duyuldu. Gruba hazırlanmaları için verdiği sürenin dolduğunu söylüyordu. Cihan kapıyı açmadan önce Kerem'in elindeki arabayı alarak kendini dışarı attı. Diğerleri de yavaş yavaş dışarıya çıkarken arkadaşının peşinden evden ayrılan Kerem onun hep birlikte yürümeye başladıkları anda parmakları arasındaki oyuncak arabayı çalıların arasına fırlattığını gördü. Baran her zaman olduğu gibi grubun en başındaydı. Eline aldığı büyük ağaç dalını toprağa sürterken yanındaki Derya ile sohbet ediyordu. Az önce birbirlerine girmelerine ramak kalmamış gibi hiç bozuntuya vermeden ikilinin arkasından yürümeye başladı iki yakın arkadaş. Sessizlerdi ama bu sessizlik pek de uzun sürmedi. Birbirlerine attıkları gergin bakışların dozu dakikalar sonra azalmış ve Baran ve Derya'nın sohbetine eşlik etmeye başlamışlardı. Peş peşe sıralanan ekipte Kerem ve Cihan'ın arkasındaysa Esin yürüyordu. Kızın yüzündeki endişe bir kitap gibi okunabiliyordu. Aklının sevgilisinde olduğunu herkes bildiğinden "Endişe etme," dedi Derya kızın sessizliğini fark ederken ona doğru yaklaşıp kolunu omzuna atarak. "Baran eğer bulacağını söylüyorsa bulur onu bence... hem kamp konusunda da önceden tecrübeliymiş. Kendin de söyledin."
"Öyle." Esin sahte bir gülümsemeyle yüzüne baktı Derya'nın. "Öyle de... İlk defa geldiğimiz bir yerde, üstelik tanımadığımız insanlarla, beni tek bırakacak biri değil Anıl. Bilmiyorum abartıyor da olabilirim..."
"Abartmıyorsun." dedi Zeynep. Esin kafasını Zeynep'e çevirip bakarken "Ben olsam endişelenmekten çok haber vermeden gitmesine sinirlenirdim. Birazdan bir araya gelince canına okumalısın bence onun." Cansu arkadaşını sus der gibi dürttü ama Zeynep omuz silkerek yürümeye devam etti. Grubun en arkasında kalan son iki ise Kaan ve Dila'ydı. Dila, Zeynep ve Cansu'nun hemen arkasında omzuna attığı küçük çantasına sıkı sıkıya tutunurken yavaş adımlarla ilerliyordu. Gözleri bir şey arar gibi sık sık etrafta geziniyordu ama ne aradığını o da bilmiyordu. Esasında bir şey aradığından da emin değildi ama biraz sonra gözüne bir şey takıldı. Biraz ileride bir ağacın hemen yanında duran o zarif çiçeği hemen tanıdı. Nergis çiçeği... Çiçeğin sarı göbeği beyaz yaprakları tarafından nazikçe korunuyor gibiydi. Hafif bir rüzgar esti, yapraklar titredi ve Dila sanki çiçeğin o güzel kokusunu hisseder gibi oldu. Severdi çiçekleri, özellikle de nergisi. Adımları çiçeğin önünde yavaşlayarak durdu, eğildi ve ince parmakları çiçeğin titreyen yapraklarında gezindi. Yaprağın yumuşak dokusunu teninde hissetti. Arkasından gelen boğuk ve sessiz bir ses duyduğunda "Hades," Dila kafasını sesin geldiği tarafa çevirdiğinde ellerini ceplerine yerleştirip kendisine bakan Kaan'ı gördü. Sanki o an orada olmak ve olmamak arasında bir tereddütte kalmış gibiydi. Yine de geri durmadı ve çiçeğin yanında eğilmiş yapraklarını okşayan kadınla konuşmaya devam etti. Bu esnada Dila'nın kaşları çatıldı ve Kaan'ın ona ne demeye çalıştığını anlamaya çalışır gibi "Anlamadım?" dedi. Aralarında birkaç adımlık bir mesafe vardı. Kaan bu mesafeyi kapattı. "Hades, Yunan mitolojisindeki yer altı tanrısı. Karısı Persephone'yi ilk görüp onunla tanıştığında bir nergis çiçeğinin yanındaydılar."
"Biliyorum o hikayeyi," parmakları çiçeğin yapraklarını son bir kez daha okşadıktan sonra ayağa kalktı. Kaan şimdi tam karşısındaydı. "ama bu bir romantizm hikayesi değil bana göre çünkü Hades ve Persephone tanışmadı. Hades, onu kaçırdı ve bunun için çiçeği bir araç olarak kullandı."
Omzunu silkti ve "Aşık olduğunu iddia ediyorlar." dedi Kaan.
"İlk defa gördüğü an mı?" Alayla güldü. "Hades aşk değil kendine bir eş arıyordu ve o an Persephone oradaydı. Bu aşktan çok zorla alı konulma."
"Bir mitoloji," dedi Kaan geri çekilip tekrar yürümeye başlarken. "ve mitolojilerin bir çoğu, özellikle de Yunan Mitolojisi, sapkınlıklarla doludur."
"Yani?"
"Yani... Bu kadar ciddiye almamalısın." kısa bir an durdu ekledi: "Benim fikrime göre tabii." Hemen ardından da hiçbir şey söylemeden ilerlemeye devam etti. Dila bu anlamsız sohbete bir an ne diyeceğini bilememişti. İlerleyen grubun arkasından bir süre sessizce baksa da rehberin adını seslenmesi ile ayakları harekete geçerek tekrar yürümeye başladı. Hızlı adımlarla çok gerisinde kaldığı grubunun yanına yaklaştığında anlık bir içgüdüyle kafasını geriye çevirip tekrar tekrar arkasına baktı. Daha doğrusu az önce gözlerini alamadığı nergis çiçeğine... fakat aradığı şey o an kaybolmuş gibiydi. Kaşları çatıldı, olduğu yerde kısa bir an için tekrar duraksadı ve bakındı. Çiçek yoktu ama anlık bir kafa karışıklığıyla başka bir yöne de bakmış olma ihtimalini de göz ardı etmedi zira unutkanlık son zamanlarda onun normaliydi. Bu yüzden yoluna devam etti ama çantasının sapını kavrarken kafasını birkaç defa geriye çevirip bakmadan da edemedi. On kişilik grup kısa bir süre içinde ormanın içinden geçen patika bir yola girdiler. Yanından geçtikleri ağaçların boyları neredeyse gökyüzüne kadar ulaşıyordu. Biraz sonra yol genişledi ve toprak yol yerini taşlık büyükçe bir alana bıraktı. Geniş alan taşlarla çevriliydi. Yosunlar taşlardan bazılarını esir alırcasına sarıp sarmalamıştı. Bazı taşların üzerinde ise el işlemesiyle yapılmış semboller vardı. Bu semboller tuhaftı, sanki başlanmış ama yarım bırakılmış gibi duran işlemelere bakarken daha önce bir yerlerde bu sembolleri biliyor gibi hisseden Cansu'ya görünmez bir el ona dokunurmuşçasına hissettirdi. İrkildi. Elleri içgüdüsel bir şekilde kendi gövdesine dolandı. Hava bir anda daha da soğudu. İçine kaçan bir sesle "Burası da ne?" diye sormadan edemedi titreyen bir sesle.
"Burası eski bir yerleşim yeri," dedi Baran. "Pek ziyaret edilmeyen ve bilinmeyen bir yer ama eski zamanlarda buranın tarım alanı için kullanıldığını söylüyorlar. Tabii bir de dün bahsettiğim efsanelerin birkaçının buradan çıktığına dair söylentiler de var." Dila, ellerini ceketinin ceplerine soktu. Soğuktan mı ürpermişti yoksa içinde git gide büyüyen huzursuzluktan mı emin değildi. Rüzgar uğultu çıkartarak bir kez daha esti. "İsterseniz fotoğraf çekinebilirsiniz. Bugün buralardayız." Herkes birbirine dönerek kısa ama sessiz bir bakış attı. O an Dila emindi. Hissettiği bu huzursuzluk yalnızca onun içini kemirmiyordu. Benzer his grup arkadaşlarında da vardı ama kimse belli etmemek için çaba sarf ediyordu. Bu sırada beklentiyle onlara bakan Baran'ın istediği reaksiyon ilk olarak Zeynep'ten geldi. Cebindeki telefonunu çıkartıp sütunlarla çevrili alana doğru adım attı. Bu sırada Esin'in aklı çok daha başka bir yerdeydi. "Neredeyse öğlen oldu," diye söyleniyordu. "Anıl'dan hala haber yok. Bu kadar sorumsuz değildi bu adam..."
"Anıl ile burada buluşacağız," Baran, Esin'e döndü. "gelmek üzeredir." Esin sesli bir cevap vermedi ama ağzının içinden bir şeyler geveleyerek alanın içerisine yürüdü. Sanki bilinçli bir adımdan çok anlık sinirle yapılan bir hareket gibiydi bu. Sinirliydi. Erkek arkadaşı onu ilk defa bir araya geldiği insanlarla yalnız bırakmıştı. Aslında sorun tam olarak bu da değildi onun için. Sorun, Anıl'ın ona haber verme zahmetine girmeden kendi başına bir şeyler yapmış olmasıydı. Ayağının altına gelen taşlardan birine rastgele bir tekme attı ve o taş Dila'nın ayak ucuna geldi. Dila'nın bakışları bu sırada yerde duran koparılmış çiçek saplarındaydı. Onlardan önce birilerinin buraya gelip gelmediğini düşündü ama burası aktif işleyen bir tur alanıydı. Tabii ki onlardan önce de yakın zamanda buraya gelenler elbette gelenler olmuştu. Birkaç adım atarak ilerlerken kulağına Kerem'in sesi doldu. "Bak şu çizim teraziye ne kadar benziyor." Kafasını sesin geldiği tarafa çevirdiğinde Kerem, dakikalar önce kimsenin görmediği gerginlik hiç yaşanmamışçasına Cihan'a taşlara yontulmuş şekiller arasından birkaçını gösteriyordu. "Şu da tıpkı asa gibi..."
"Taşlara işlenenler yazılardan çok rünlere benziyor gibi," eğilerek parmaklarını motiflerin üzerinde gezdirirdi ciddiyetle Cihan. Burası iki arkadaşın da gerçek anlamda dikkatini çekmiş gibiydi. "çok tuhaf duruyor."
"Aynı semboller bazı ağaçlara da kazınmış," dedi Derya iki gencin sohbetine dahil olarak. İlerideki yaşlı ağaçlardan birini işaret ederek "sanki ağaçların kovuklarına yarım yamalak bir şekilde işlenmiş gibi duruyor. Ne anlama geliyor bunlar acaba?" Güldü Kerem. Kendinden yaşça büyük kadına yaklaşırken "Düşünsene abla," diyordu. İşaret parmağı ağaçlardan birini işaret ederken "aslında bunların hiçbir anlamı yokmuş da biz incelerken kendi kendimize anlam yüklüyormuşuz gerçekte ağaçlardakiler buraya gelen birkaç turistin eğlencesiymiş..." Derya, genç adamın sözlerine tebessüm etti. İlerideki büyük sütunlara doğru ilerlerken "Kim bilir?" diye mırıldandı. Büyük sütunlar yuvarlak bir şekilde duruyordu ve onların tam ortasında ise bir masa genişliğinde ve uzunluğunda bir başka taş vardı. Taşın yüzeyi parlaktı. Hatta buradaki bütün taşlar arasında belki de en temiz olanı oydu. Genişti ve tıpkı bir tahtı anımsatıyordu. Cansu o taşa yaklaşırken kafasından geçenler ise Kerem'in gülerek kurduğu cümlelerden çok daha farklıydı. Anlık bir dalgınlık haliyle "Burası da ne garip," demeden edemedi. "nereye baksam farklı bir detay görüyorum sanki. Rünler, şekiller, semboller... Geçmişte burada ayin falan mı yapmışlar da bize tarım alanı diye yutturuyorlar acaba."
Alanda dolaşan gruba sırıttı Baran. "Kim bilir..." dedi büyük masaya yaklaşmakta olan Cansu'ya. Sesi boğuk ama farklı bir tınıdan yükseldi. Onun bu tepkisiyse Cansu'nun duraksamasına sebep oldu ve kadının değişen yüz ifadesini gören Baran "şaka yaptım." diyerek ortamı yumuşatmak istedi fakat atmosferdeki gerginlik o kadar canlı, hissedilir ve gerçekçiydi ki hiçbiri içindeki gerginliği atamadı. Gruptaki herkes bu alanın onlar için nizami bir şekilde hazırlandığından habersiz gezindi, bakındı ve fotoğraf çekindi. Fakat en sonunda bir ses arazide yankılanarak dağıldı ve az önce geçtikleri patika yoldan bir patırtı geldi. Patırtının kaynağı ise dakikalar sonra kendini gösterdi. Anıl, yüzündeki dehşet veren bir ifadeyle ona bakan gruba yaklaşmış ve daha kimse ağzını açamadan Esin'in koluna yapışarak "Gidiyoruz!" diyerek sesini yükseltmişti. "Yürü gidiyoruz buradan."
✨✨✨
23.11.25
H.Z
Bölüm etkileşimi
