9. bölüm · Kan Yemini
Bölüm 1
Karabayır
Saat 08.12
İstanbul'da yeni bir gün huzurla başlarken, yüzlerce kilometre ötede Karabayır'da hayat çok daha farklı akıyordu. Sabahın ilk ışıkları dağların zirvesine yeni yeni vuruyordu. Keskin rüzgâr taburun avlusunda dolaşıyor, soğuk hava nefes almayı bile zorlaştırıyordu. Henüz güneş tam anlamıyla doğmamıştı ama Özel Kuvvetler personeli çoktan ayaktaydı. Yavuz Karasu ise her zamanki gibi timinden önce uyanmıştı. Kamuflajını giyip botlarının bağcıklarını sıkıca bağladı. Koğuşun kapısını açmadan önce kısa bir an durdu. Saatine baktı.
08.12...
Derin bir nefes aldı. Koğuşun kapısını açar açmaz tok sesi bütün binada yankılandı.
"Tim! Kalk!"
Bir anda herkes yataklarından doğruldu. Kimse ikinci kez uyarılmayı beklemiyordu. Dakikalar içinde üniformalar giyildi, yataklar toplandı ve tim eğitim alanında yerini aldı. Yavuz tek tek hepsini süzdü. Eksik yoktu.
"Başlıyoruz!"
İlk olarak uzun mesafe koşusu başladı.
Ardından mekikler... Şınavlar... Engelli parkur... Halat tırmanışı... Lastik taşıma... Saatler ilerledikçe güneş yükseliyor ama eğitimin temposu hiç düşmüyordu. Timdeki herkes nefes nefeseydi. Yalnızca Yavuz'un yüzünde en ufak bir yorgunluk belirtisi yoktu. Askerleri için örnek olmayı görevinden bile önemli görüyordu. Yaklaşık iki saat süren eğitimin ardından kısa bir dinlenme molası verildi. Tam herkes su içmeye hazırlanırken taburun diğer ucundan bir ses yükseldi.
"Yavuz!"
Yavuz sesin geldiği tarafa döndü. Tabur Komutanı Erdem Yarbay kendisine doğru bakıyordu. Yavuz hiç vakit kaybetmeden koşar adımlarla yanına gitti. Komutanının karşısında dimdik durdu.
" Üsteğmen Yavuz Karasu! Emredin komutanım!"
Selamını verdikten sonra sessizce beklemeye başladı. Erdem Yarbay elindeki dosyayı kapattı. Yüzündeki ciddi ifade her zamankinden daha sertti.
"Timini topla. Sınıra gidiyorsunuz."
Yavuz'un yüz ifadesi hiç değişmedi.
"Emredersiniz komutanım." Tekrar selam verdi ve hızla timinin yanına döndü.
"Toplanın!"
Komutun ardından herkes bir anda ayağa kalktı. Yavuz, timinin gözlerinin içine bakarak konuştu.
"On dakika içinde tam teçhizat hazır olun."
Kimse soru sormadı. Çünkü herkes biliyordu... Sınır görevi demek, her an ölümle burun buruna gelmek demekti. Tim hızla koğuşlara dağıldı. Silahlar kontrol edildi. Şarjörler dolduruldu. Çantalar hazırlandı. Kurşun geçirmez yelekler giyildi. Koğuşun içindeki sessizliği bir anda neşeli bir ses bozdu. Üstçavuş Mücahit Serdengeç... Ama timde kimse ona bu isimle seslenmezdi. Herkes onu Keşanlı olarak tanırdı. Kaskını takarken gülümseyerek arkadaşlarına döndü.
"Bana bakın ha... Kimse benden önce şehit olmuyor. Öncelik benim."
Koğuşun içindeki herkes istemsizce gülümsedi. Bu cümleyi neredeyse her operasyondan önce söylerdi. Artık tim için bir gelenek hâline gelmişti. Silahını kontrol eden Üstçavuş Fethi başını kaldırdı. Timde ona Avcı derlerdi. Hafif silahlar ve keskin nişancılık konusunda üzerine kimseyi tanımazdı. Gülümseyerek Keşanlı'ya baktı.
"Hayırdır Keşanlı? Diğer tarafa randevun mu var?"
Koğuştaki birkaç kişi hafifçe güldü. Keşanlı omuz silkerek gülümsedi.
"Yok komutanım. Benim babam şehit... Onun babası şehit... Bizim aile boydan boya şehit. E bana da yakışır."
Bir anlık sessizlik oldu. Kimse bu sözün ardından konuşmadı. Çünkü herkes biliyordu... Keşanlı bunu gülerek söylüyordu ama sözlerinin altında koca bir hayat yatıyordu. Tam o sırada koğuş kapısı açıldı. İçeri Yavuz girdi. Tek bakışı bile bütün sohbeti bitirmeye yetmişti.
"Muhabbet bittiyse hareket ediyoruz."
Tim bir anda ciddileşti. Silahlar omuzlara asıldı. Kasklar takıldı. Tam çıkacakları sırada Kıdemli Başçavuş Ateş Acar dayanamadı. İstihbarat ve muharebe uzmanıydı. Merakla Yavuz'a baktı.
"Komutanım... Nereye gidiyoruz?"
Yavuz birkaç saniye sustu. Gözlerini timinin üzerinde gezdirdi. Sonra kararlı bir ses tonuyla konuştu.
"Sınıra..."
Kısa bir sessizlik oldu. Ardından sözlerini tamamladı.
"Bu sefer Çolak'ı almadan dönmeyeceğiz."
Koğuşun içindeki hava bir anda değişmişti. Hiç kimse konuşmadı. Çolak'ın adını duymak bile timde farklı bir etki bırakıyordu. Çünkü yıllardır peşinde oldukları o isim, her operasyondan bir adım önde olmayı başarıyordu. Sayısız çatışma yaşanmış, nice asker şehit olmuş, nice operasyon yarıda kalmıştı. Fakat ne Yavuz ne de timi tek bir kez olsun geri adım atmamıştı. Yavuz'un gözlerinde alışılmış o kararlı ifade vardı. Bu görev sadece bir operasyon değildi. Yıllardır süren bir hesaplaşmanın yeni perdesiydi. Belki saatler sonra tekrar bu koğuşa döneceklerdi... Belki de içlerinden bazıları bir daha bu kapıdan giremeyecekti. Ama bunu hiçbiri düşünmüyordu. Çünkü onlar, vatan söz konusu olduğunda geri dönmeyi değil, görevlerini tamamlamayı öğrenmiş askerlerdi. Yavuz son kez timine baktı.
"Herkes hazır mı?"
Koğuştan tek bir ağızdan güçlü bir ses yükseldi.
"Hazırız komutanım!"
Yavuz başını salladı.
"O zaman... Bismillah."
Tim sessiz adımlarla koğuştan çıktı. Onları bekleyen helikopterin pervaneleri dönmeye başlamıştı. Karabayır'ın soğuk rüzgârı yüzlerine çarparken tim helikoptere bindi
