5. bölüm / 6
Kan ve Kader5. Bölüm
Bölümler 6Şu an: 5. Bölüm
- 1 1.bölüm512 kelime
- 2 2. Bölüm692 kelime
- 3 3. Bölüm859 kelime
- 4 4.Bölüm1.122 kelime
- 5 5. Bölüm917 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm769 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kapı kolunu yavaşça açtım...
Sanki cennetin kapılarını aralamışçasına içeriye güneş ışığı doluştu. Ve ileriye attığım tek adımda artık özgürdüm. Asfalt çıplak ayaklarımı yakmıştı ama umurumda değildi. Havayı içime çektim ve koşmaya başladım.
Ne tarafa gideceğimi bilmiyordum ama yine de mutluluk ve tedirginlikle beraber koşuyordum. Bir tarafta orman vardı, bir tarafta ise düz bir yol. Düz yola gidersem dikkat çekebilirdim, o yüzden ormana girmeye karar verdim.
Buraları hiç tanımıyordum. Ormanda yeşilliklerin arasında düz bir şekilde ilerlemeye devam ettim ve sonunda orman bitti, bir yola ulaştım. Yolda bir adam lüks arabasının önünde durmuş, bağıra bağıra telefonla konuşuyordu.
Tam adım atmıştım ki bir şey fark ettiğim için ağacın arkasına saklandım. O adam Ege’ydi. Beni görürse öldürür müydü? Umarım beni görmemiştir. Ege’yi görmesem de ne yaptığını anlayabiliyordum. Telefonu kapattı ve arabasının kapısını açtı.
Ona bakabilmek için kafamı hafifçe ağacın arkasından uzatmıştım ki aniden arkasını döndü. Hızla geri çekildim.
“Orada biri mi var?”
Birkaç adım attı ve muhtemelen beni görmediği için arabasına binip gitti. Yavaşça yerimden ayrıldım ve etrafı kontrol ettim. Kimsecikler yoktu. Asfalttan düz bir şekilde aşağı inmeye başladım, Ege’nin gittiği tarafın tersine.
Yaklaşık on dakikadır yürüyordum ve kimseler yoktu. Ayaklarımdaki yanmalar yaraya dönüşmeye başlamıştı. Birkaç kere yanımdan geçen arabaları durdurmaya çalıştım ama hiçbiri durmadı.
Yine bir araba yokuş aşağı geliyordu. Yine şansımı denemek istedim. Arabanın durması için el kol hareketleri yaptım. Bu sefer, şaşırtıcı bir şekilde, durdu.
Arabanın camı yavaş bir şekilde açıldı ve karşımda gri, buz kesen gözleriyle Kuzey duruyordu. Ağzı sırıtıyordu ama gözlerinde bir ifade yoktu.
“Nereye gidiyordun, prenses?” dedi.
Ona şaşkın şaşkın baktım. Emirvari ve şakayla karışık bir tonda, “Arabaya bin,” dedi.
Bağırarak, “Asla!” dedim ve koşmaya başladım. Kaçmalıydım çünkü onun gibi bir pisliğin evinde kalmak istemiyordum.
Ben koşuyordum ve o da arabayla beni takip ediyordu. Arabayı bilerek yavaş kullanıyordu ama yine de bana yetişmişti. Hızlandım, o da hızlandı. Bu sefer arabayla yanıma kadar geldi.
“Hadi ama, illa beni uğraştıracak mısın?” dedi.
Hızımı olabildiğince arttırdım. O ise arabayla rahatça ilerliyordu.
“Tabii, koş… koşabildiğin kadar. Evde oturduğun günlerin hakkını vermen lazım,” dedi alaycı bir tavırla.
Koşarken başımı ona çevirdim ve tam bir şey söyleyecektim ki hesaplayamadığım bir şey yüzünden yere yapıştım.
Daha kalkamadan Kuzey arabadan indi ve, “Arabaya kendin mi binersin yoksa ben mi bindireyim?” dedi.
Hemen ayaklandım ve koşacaktım ki kolumdan sıkıca tuttu. Başını sallayarak, “Anlaşıldı… ben bindiririm, prenses,” dedi ve kolumu tutan elini bırakmadan diğer eliyle beni kucağına aldı.
Bu sefer çırpınmaya başladım.
“Bırak beni!”
Arabaya doğru ilerlemeye başladı, çırpınmalarım onu pek etkilemiyordu. Arabada şoför koltuğunun yanındaki koltuğa yavaşça bıraktı ve hızlıca kapıyı kapattı.
Kapının kolunu zorladım ve camı birkaç kere yumrukladım.
“Bırak beni dedim sana, pislik!”
Şoför koltuğuna oturdu ve bana bakarak pisçe sırıttı.
“Ben kapıyı kapattığımda kimse ben izin vermeden inemez, prenses,” dedi. “Özel olarak yaptırdım, nasıl sistem ama?”
“Beni dinliyor musun?”
Duymazdan gelerek arabayı çalıştırdı ve ilerlemeye başladı. Sinirden, zaten var olan tek kolumla direksiyonu tuttum ve, “Beni bırak, yoksa ikimiz de ölürüz!” dedim.
“Deli misin? Bıraksana direksiyonu!”
Araba sağa sola adeta savruluyordu.
“Bırak dedim sana, pislik!”
Tek eliyle sol kolumu tuttu. Zaten diğer kolum alçılı olduğu için onu pek kullanamıyordum. Arabayı sağa çekti ve sinirli gözlerle,
“Anlamıyor musun? Seni bırakırsam dışarıda en fazla bir gün yaşatırlar. Seni buldukları an öldürürler,” dedi.
“Peki ya neden? Neden ben?”
“Çünkü o pislikleri intikam duygusu ele almış.”
“Neyin intikamı? Ne yaptım ben size?”
Gözlerimden yavaş yavaş yaşlar gelmeye başladı.
“Sen yapmadın. Başka biri yaptı.”
“Kim?”
“Onu zamanı gelince öğreneceksin.”
Ve arabayı tekrar çalıştırarak yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ettik. Benim arada çıkan sessiz ağlama seslerim dışında gayet sessiz bir yolculuk oldu.
Nihayet vardığımızda, “İnebilirsin,” dedi ve arabadan inip sertçe kapıyı kapattı.
Onun aksine yavaşça inerek kapıyı yavaşça kapadım. Muhtemelen Kuzey’in adamlarından biri kolumdan tutup beni evin kapısına doğru sürüklemeye başladı. Kuzey ise çoktan eve girmişti.
Eve girdiğimizde adam kolumu bıraktı ve Kuzey’in karşısında hafifçe eğilerek evden çıktı. Kuzey siyah koltuğa oturmuş, başını arkaya yaslamış, bana daha sakin bir şekilde bakıyordu.
“Seni kimse gördü mü?” dedi.
“Hayır,” dedim kısaca.
“Dünkü adamlardan kimse gördü mü?”
“Sadece Ege’yle karşılaştım ama o beni görmedi.”
“Emin misin görmediğine?”
“E-evet.”
Aslında emin değildim ama görmediğini umuyordum. Sonra anlarmışçasına sakince başını salladı.
“Odana gidebilirsin,” dedi.
Ona kısa süre daha baktım ve sonra odama girip kapıyı kilitledim. Hemen kısaca duş aldım ve yatağıma uzandım.
Birkaç dakika geçti ve kapım aceleyle tıklatılmaya başladı. Kapıyı açtığımda içeriye Nehir girdi ve kolumdan tutarak beni koşturmaya başladı.
Kuzey’in odasına girdik ve dolabı açıp beni hızla içine girmemi sağladı.
“Sakın ses çıkarma, tamam mı?”
Başımı salladım ve dolabın kapısını kapattı. Sonra hızlı adımlarının sesi uzaklaştı.
Kısa süre sonra birkaç tane adım sesi geldi. Odadaki her yeri arıyorlardı. Bir adım sesi dolaba doğru yaklaştı ve dolabı açtı.
Beni görünce sırıttı.
“İşte buradasın.”
Kolumu tuttu ve çekiştirmeye başladı. Bunlar daha önce hiç görmediğim adamlardı. Hızla çekiştirerek aşağı kata indirmeye başladı.
Aşağı kata indiğimizde kalbim korkudan duracaktı. Asır ve Ege ayakta, Kuzey ise kafasına silah dayanmış bir şekilde koltukta oturuyordu.
Ege beni görünce sırıttı.
“Ölüler ne zamandan beri kıynaşıyor, Kuzey?” dedi.
Tam Asır ile Ege’nin karşısına geldiğimde adam beni adeta fırlattı. Yere dizlerimin üzerine düştüm ve kafama bir silah dayandığını hissettim.
Kuzey’e döndüm. Bana sinirli gözlerle bakıyordu ve kafasını yana yatırarak,
“Onu öldürmedim,” dedi.
Asır alaycı bir tavırla, “Onu görüyoruz zaten,” dedi.
“Çünkü biz birbirimizi seviyoruz.”
Ona bakıyordum. Şaşkındım ama korkumdan tepki veremiyordum. Ne diyordu bu?
Ayağa kalktı.
“Değil mi sevgilim?” dedi.
Eğilerek sarıldı ve kimsenin duyamayacağı bir şekilde, “En azından gül, yoksa ikimizi de öldürürler,” dedi.
Ve yüzümü gördüğünden emin olduğunda sırıttı. Sonra ayağa kalkarken beni de kollarımdan tutarak kaldırdı ve ellerini ellerime geçirerek Asır’la Ege’ye döndü.
“Biz haftaya evlenme kararı aldık.”
Bölüm etkileşimi
