Kan ve Gül kitap kapağı

1. bölüm / 1

Kan ve Gül

İntikam

Vaveyla Yazarı: Eftalya Atalar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: İntikam
  1. 1 İntikam3.740 kelime · Okuduğun bölüm

“İnsan bazen gerçeği bulmak için geçmişinin peşine düşer. Ancak bilmez ki bazı gerçekler, bulunduklarında geride kalan son şeyleri de alıp götürür.”

“Sen...”

“Evet,” dedim. “Ben.”

“İmkânsız.”

“İmkânsız mı?” dedim. “Benim ailemi kaybetmem imkânsız değildi ama, değil mi?”

---

5 Saat Önce

“Her şeyi hazırlayın!” dedim.

Çünkü bugün hayatımın dönüm noktası olacaktı. Saat tam gece yarısıydı. Planlarım, kurgularım, her şey hazırdı. Yalnızca bir şey eksikti: Alacağım can.

Aslında bunu söylemek kolaydı ama önemli olan icraattı. Ben bu görevi yerine getirebilecek miydim? İntikamımı alabilecek miydim?

İntikam bir anda alınmazdı.
İntikam sabır ve güç isterdi.
Ben de yıllarca sabrettim.
Ve işte zamanı gelmişti.
Üç yıl bekledim, sabrettim ve o
Üç yıl boyunca acım hiç dinmedi.

Son hazırlıklarımızı yapıyorduk. Çünkü bu gece dünyadan bir can ayrılacaktı ve o canı ben alacaktım. Ya da ben öyle düşünüyordum.

Can almak kolay bir şey değildi. Belki o canı alarak vicdanımı rahatlatacaktım, belki de vicdanımı daha da daraltacaktım. Ama kararım kesindi.

Ben nasıl bir acı çektiysem onun da aynı acıyı çekmesini istiyordum. O, benim annemle babamın b ölmesini nasıl izlediyse ben de onun ölmesini izleyecektim. O, ailemin canını nasıl aldıysa ben de onun canını alacaktım.

Her gece ailemi düşünmekten zaman ilerlemez olmuştu. Ama ben onun zamanını durduracaktım.

---

2 Saat sonra

“Bırak artık düşünmeyi.”

Kamer sustu. Zaten ben hep susmuştum. Hep susturmuştum zihnimdeki görüntü ve sesleru.

“Ne zamandan beri düşünüyorsun?” diye sordu bu kez.

“Ailemi kaybettikten sonra hep düşündüm,” dedim, istifimi bozmadan.

Ama içimde... İçimde kıyametler kopuyordu. Fırtınalar vardı. Fakat bu fırtına benim içimdeydi. Şu an yalnızca fırtına öncesi sessizlik vardı. Ben o fırtınayı sabırla bekliyordum. Çünkü bu sessizliği kimse duymazdı ama ben duyuyordum.

“Acını anlayabiliyorum, Lavinia,” dedi.

Ama bu bir yalandı. Çünkü hiç kimse, başka bir insanın yaşadığı veya çektiği acıyı kendisi yaşamadan gerçekten anlayamazdı.

Konuyu dağıtmak amacıyla soru yönelttim:

“Hazırlıklar tamam mı?”

“Bu son kararın mı?”

“Bu benim ilk ve son kararım,” dedim kararlı bir sesle.

Depodaki odadan çıktım. Karşımda beni bekleyen yüzü aşkın insan vardı.

“Toparlanın, çıkıyoruz!” dedim.

Depodan çıktım. Soğuk hava yüzüme çarptı. Daha fazla beklememek için karşımdaki arabaya bindim.

Bugün benim kaybımdı.
Bugün benim yıkımımdı.
Bugün benim yok oluşumdu.
Ama ben bugünü böyle hatırlamayacaktım.

Hikâyenin sonunu değiştiremeyebilirdim belki ama gidişatını değiştirecektim. En azından dünyaya veda edecek kişi için, en azından kendim için, en azından ailem için...

Bugün benim yıkımım olsa bile bir direniş sergileyecektim.

Bugün günlerden 26 Ocak 2031'di. Tam üç yıl olmuştu. Acı yalnızca kalbimde değil, bütün vücudumdaydı.

Bugün bu acı bitmeyecekti ya da dinlenmeyecekti.

Bugün yalnızca intikam alınacaktı.

---

2 Saat Sonra

“Sıçarım böyle işe!” dedi Kamer. “Bu amına koyduğumun yolu ne zaman bitecek?”

Gözlerimi kırpıştırdım ve anlamsızca ona baktım.

“Sana yine ne oluyor?” dedim anlamsız bir şekilde.

Sonra yine sosyal medya geldi aklıma.

“Ne oldu, yine mi terk edildin?” diye sordum.

“Bu da yalancı çıktı. Aşktan yana bir yolum yok galiba.”

“Senin bahsettiğin aşk değil, aldanış,” dedim.

“Dedi hiç âşık olmamış ve aşk duygusu olmayan o kız,” dedi Kamer alaycı bir tonla.

“Kamer, benim dünyam aşka uygun değil,” dedim. Ciddi tavrımdan sıyrılarak ona kardeş gibi yaklaştım.

Aslında Kamer ile kardeş gibiydik. O, ailesi tarafından şiddet görmüştü ve kaçarak beni bulmuştu. Üç yıl önce, o bankta...

O gün ailemi kaybetmiştim ama kendime bir kardeş bulmuştum. O günden beri beraberiz.

Ben ailemin ölümüyle ilgili konuları araştırırken o ailesinden hiç bahsetmemişti. O gün, o bankta, o da ben de ailemizi kaybetmiştik ama ikimizin de acısı farklıydı.

Benim ruhum, onun bedeni acıyordu.

Ama ne Kamer ne de ben pes etmiştik. İkimiz de güçlü olmak için elimizden geleni yapıyorduk.

Bu süreçte birçok eğitim almıştık. Silah kullanımı, dövüş dersleri, kuvvet ve denge... Hep bu konular üzerinde çalışmıştık.

Ama mafya değildik.

İkimiz de öğretmendik. İlkokul öğretmeni...

Bu süre boyunca görevimden uzak kalmıştım. Aslında mesleğimi, çocukları çok özlemiştim ama bu özlemimi susturmaya çalıştım. Çünkü bir daha okula gitmezdim, gidemezdim.

Katil bir öğretmen mi olurdu?

O çocuklara bu kanlı ellerimle mi dokunacaktım?

Bu düşünce içimde derin bir yara açmıştı.

Çoğu kez vazgeçmek istedim ama intikam, her duygunun önüne geçtiği gibi bunun da önüne geçmişti. Yapamazdım. Ailemi bir kenara atamazdım, onları yok sayamazdım.

Yeterince acı çekmiştim ve daha da çekecektim.

Ruhum ölmüştü. Ruhsuz bir insan çocukların ruhuna nasıl dokunacaktı?

Dokunamazdı.

Düşüncelerimden sıyrılıp Kamer'e baktım. Bana anlamsız gözlerle bakıyordu.

“Lavinia, aşk bir tuzaktır. Eğer bir gün bu tuzağa düşersen bil ki kurtulamazsın. Seni sarar,” dedi kesin bir sesle.

“Sen de farkındasın, benim o insanlara âşık olmadığımı,” dedi.

“Farkındayım. Yine de onları deniyorsun. Hiç mi temiz birisi kalmadı diye düşünüyorsun ama yok.”

Bir an duraksadım, sonra devam ettim.

“İnsanlar ilk doğdukları an temizdir, günahsızdır. Ama sonra farkında olmadan çamura düşerler ve onları çamur kirletmez; onlar çamuru kirletir. Çamur da ilk başta temizdi. Önce temiz bir insan düşer, sonrasında bir insan daha, bir insan daha... Sonra birbirlerine karşı gelirler. Kıskançlık beslerler, kin beslerler, kötülük beslerler. Başta temiz olan şey, sonunda çamura dönüşür. Tıpkı dünyamız gibi. Baksana, dünya da ilk başta temizdi fakat insanlık geldi. Önce birbirlerini kıskandılar, sonra haset beslediler, sonra katil oldular.”

Bu uzun cümlemin ardından nefesimi verdim.

“Lavinia, biz de bu çamurun içindeyiz. Artık ölmek istiyorum. Bu lanet olası dünyadan kurtulmak istiyorum. Evet, mutluyum ama sen bir gün ölürsen ben ne yaparım?” dedi.

Gözünden bir damla yaş aktı.

Kamer kolay kolay ağlamazdı. O zoru severdi ama o bile bu dünyadan bıkmıştı.

“Sakın öyle düşünme. İkimiz de ölmeyeceğiz,” dedim.

Ama söz vermedim. Veremedim. Ben bile buna söz veremiyordum.

Ona baktım.

“Eğer ben ölürsem seni bekleyeceğim,” dedim.

Kamer bana baktı ve gülümsedi. Ardından dudaklarından bir cümle döküldü:

“Maybe in another life.”

---

Arabadan ineli tam on yedi dakika olmuştu. Yavaş yavaş yerimizi almıştık.

Bugün ailemin katili olan Arel Patrikov şerefsizini öldürecektim. Ailemin Türkiye'ye gelirken ölümüne sebep olan o soysuz, bugün geberecekti.

Aslında zaten ölmemek için herhangi bir sebebi yoktu. Serumlar sayesinde hayatta kalıyordu. O, eceliyle ölmeden önce ben onun eceli olacaktım.

---

Şu ana kadar yirmi sekiz dakika geçmişti. Ortalıkta kimse yoktu. Sadece ben, Kamer ve adamlarımız vardık.

Cebimdeki telsizi çıkardım ve ortalıkta biri olup olmadığını teyit etmek için sordum:

“Etraf temiz mi?”

“Evet, temiz. Ayrıca bizim adamlar ne zaman gelecek? Eğer bir saniye bile geç gelirlerse planı bozabilirler,” dedi Kamer.

“Yanına geleceğim,” dedim.

“Lavin, risk alıyorsun.”

“Risk bazen cesarettir,”

dedimve omuzlarımı öne düşürüp hafifçe eğildim, sonra doğruldum. Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Kamer'in olduğu odaya doğru ilerliyordum.

Planı kurduğumuz yer eski ve terk edilmiş bir fabrikaydı.

Yıkılmış binanın içinde hızlı adımlarla yürümeye devam ettim ve etrafı gözden geçirdim. Fabrika, yılların bıraktığı toz ve rutubet kokusuyla doluydu. Bu da az çok midemi bulandırıyordu.

Duvarların sıvası dökülmüş, tavanın bazı bölümleri çökmüş, zemine irili ufaklı beton parçaları saçılmıştı.

Ulaşmak istediğim oda, binanın daha yukarısında, birbirine bağlanan birkaç katlık merdivenin ardında kalıyordu.

Merdivenler dar ve uzundu. Basamakların kenarları kırılmıştı. Can güvenliğim için demir korkuluklara tutunmak istedim ama korkuluklar da yer yer eğilmişti. Bu yüzden hızlı ve dikkatli hareket ederek yürümeye devam ettim.

Her adımda ayaklarımın altında ince bir toz tabakası havalanıyordu.

Nihayet odaya gelmiştim.

Kapıyı açtım veKamer'e baktım. O da elindeki tabletten başını kaldırıp bana baktı. Bakışlarında öfke vardı.

“Lavin, buraya gelmeni gerektiren sebep ne? Vaz mı geçtin?” dedi.

Kapıyı arkamdan kapattım ve ona doğru birkaç adım attım.

“Hayır. Neden vazgeçeyim?”

Kamer gözlerini kısarak bana baktı.

“Çünkü planın dışında hareket ediyorsun. Bir şey mi oldu?”

“Bir şey olmadı. Sadece adamlarımızın ne zaman geleceğini öğrenmek istiyorum. Ortalıkta hâlâ kimse yok.”

Kamer saatine baktı.

“Ben de anlamıyorum. Çoktan burada olmaları gerekiyordu.”

Cebimden telsizi çıkardım. Kanalı değiştirdikten sonra düğmeye bastım.

“Duyuyor musunuz beni?”

Birkaç saniye boyunca yalnızca cızırtı duydum.

Ardından tanıdık bir ses geldi.

“Duyuyoruz, efendim.”

“Konumunuz neresi? Ne zaman burada olacaksınız?”

“Yoldayız. En fazla üç beş dakikaya oradayız.”

Çenemi sıktım.

“Bana bakın, beş dakika içinde burada olmanızı istiyorum. Bir saniye bile gecikme istemiyorum. Ama gelirken de çok dikkatli olun. Anlaşıldı mı? Dikkatlice gelin. Kimsenin dikkatini çekmenizi istemiyorum.”

“Anlaşıldı, efendim.”

Telsizi kapattım.

Nora hâlâ beni izliyordu.

“Bir sorun mu var?” diye sordu.

“yok.”

“Eminmisin?”

Ona baktım.

“Nora, bu gece hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceğine dair kötü bir his var içimde.”

Nora tableti masaya bıraktı.

“Belki de üç yıldır bu günü beklediğin için böylesindir.”

“Belki,” dedim ve bakışlarımı kaçırdım.

Ama ikimiz de bunun yalnızca beklemekle ilgili olmadığını biliyorduk.

Başımı tekrar Kamer'e çevirdim. Tablete bakıyordu.

Neredeyse yarım saat önce yaptığımız konuşma aklıma geldi.

Ailemi kaybettiğim günden beri yanımda olan, en kötü zamanlarımda bile beni yalnız bırakmayan Kamer...

Ona güveniyordum.

Ondan başka kimsem yoktu.

Fakat şu an düşünmem gereken tek şey Arel Patrikov'du.

Üç yıl...

Tam üç yıl boyunca o adamın peşinden gitmiştim. Her yeni bilgi, her yeni belge beni ona biraz daha yaklaştırmıştı. Bazen umudumu kaybetmiş, bazen her şeyden vazgeçmek istemiştim. Ama ne zaman ailemin yüzleri gözümün önüne gelse yeniden ayağa kalkmıştım.

Çünkü benim için bu, sıradan bir hesaplaşma değildi.

Bu, kaybettiğim her şeyin ardından ayakta kalabilmek için kendime verdiğim bir sözdü.

Ve bu gece o sözle yüzleşecektim.

Yaklaşık dört dakika sonra telsizden ses geldi.

“Efendim, girişe ulaştık. Kimse bizi fark etmedi.”

“Kamer'e döndüm.”

“Adamlarımız geldi.”

Kamer başını salladı.

“Sonunda.” Derin bir nefes verdi. “Biraz daha gecikselerdi kendim gidip onları getirecektim.”

İstemeden gülümsedim.

Böyle bir gecenin ortasında yüzümde gerçek bir gülümseme belirmişti. Kısa sürdü ama yine de vardı.

Kamer bunu fark etti.

“İşte,” dedi. “Hâlâ yaşayabildiğini gösteren bir işaret.”

Gülümsemem kayboldu.

“Yaşamakla nefes almak aynı şey değil.”

Kamer'in yüzündeki ifade değişti. Söyleyecek bir şey bulamadı. Ben de daha fazla konuşmadan merdivenlere yöneldim.

Aşağı indiğimizde adamlarımızın bir araya geldiğini gördüm. Hepsi sessizce bekliyordu. Beni fark ettiklerinde bakışlarını bana çevirdiler.

Karşılarında durdum.

“Beni iyi dinleyin. Bu gece buraya neden geldiğimizi hepiniz biliyorsunuz. Üç yıldır üzerinde çalıştığımız planın sonuna geldik. Ancak bu, düşünmeden hareket edeceğimiz anlamına gelmiyor.”

Bir an duraksadım.

“Kimse tek başına karar vermeyecek. Herhangi bir değişiklik olursa önce bana haber vereceksiniz. Bir şey ters giderse kimse kahramanlık yapmaya kalkmayacak. Herkes birbirinden sorumlu. Anlaşıldı mı?”

Hepsi aynı anda cevap verdi.

“Anlaşıldı, efendim.”

Başımı salladım.

“Güzel,” dedim ve ekledim:

“Planı son kez anlatıyorum. Önce Arel Patrikov içeri girecek. Sonra sen, Arel Patrikov'a parayı vermek için yaklaşacaksın. Ardından onu kontrol altına alacaksın. O sırada diğer adamlarımız hazır bulunacak. Herkes belirlenen yerinde kalacak. Arel Patrikov esir alındıktan sonra çevredeki adamlarımız devreye girecek. On ile on yedi saniye arasında herhangi bir sorun olup olmadığını teyit edeceğiz. Bu süre zarfında dışarıdan gelecek her türlü sorunu Kamer yönetecek. Kulaklıklarınız açık olsun. Kamer'den bir ses geldiğinde talimatlarını dinleyin ve dikkatsizlik yapmayın. Sonra ben çıkacağım. İşte asıl oyun bundan sonra başlıyor.”

Derin bir nefes verdim.

“Anlaşıldı mı?” diye sordum.

“Anlaşıldı, efendim,” dediler.

Başımı kaldırıp karşımdaki insanlara baktım. Hepsi hazırdı. Üç yıldır beklediğim gece başlamıştı.

Geri dönemezdim.

En azından kendime böyle söylüyordum.

Bu sefer başka bir soru yönelttim.

“Hazır mıyız?” diye sordum.

Bu kez kimse tereddüt etmedi.

“Hazırız!”

Derin bir nefes aldım.

“Öyleyse bitirelim şu işi.”

Ve ilk adımımı attım.

O an henüz bilmiyordum...

Bazen insan, yıllarca beklediği bir gecenin içine girdiğinde geçmişini geride bıraktığını sanırdı.

Oysa geçmiş, bazen insanın önünde değil, tam arkasında beklerdi.

Bir adım daha attım ve yerime gittim.

Bu sırada kulaklığımdan bir ses yükseldi:

“Geliyorlar, hazır olun!”

İşte o an gelmişti.

Ya her şey bitecekti ya da her şey başlayacaktı.

Arel Patrikov için hayat sona ererken benim için hayat daha yeni başlıyordu

Dışarıdan gelen araba sesleri fabrikanın sessizliğini bozdu.

İşte o an gelmişti.

Üç yıldır beklediğim, her gecesinde hayalini kurduğum, bazen gerçekleşeceğine inanamadığım o an...

Derin bir nefes aldım. Parmaklarımı birbirine kenetleyip yavaşça bıraktım. Kalbim göğsümün içinde deli gibi atıyordu ama yüzümde en ufak bir ifade değişikliği yoktu.

Korkuyor muydum?

Belki.

Ama korktuğum şey Arel Patrikov değildi. Korktuğum şey, üç yıl boyunca uğruna her şeyimi feda ettiğim bu gecenin sonunda elimden silinmeyecek kan lekesiydi.

Kulaklığımdan bir ses yükseldi.

“Lavinia, araçlar göründü. Dört araç var. Beklediğimiz kişiler geliyor.”

Gözlerimi kapattım.

“Anlaşıldı. Herkes yerinde kalsın. Benden haber gelmeden kimse hareket etmeyecek.”

“Anlaşıldı, efendim.”

Gözlerimi açıp etrafıma baktım. Adamlarımız yerlerini almıştı. Kimse gereksiz yere konuşmuyor, herkes gelecek birkaç dakikayı bekliyordu.

Başımı hafifçe yana eğerek kulaklığımdan gelen sesi dinledim.

“Lavinia, beni duyuyor musun?” Kamer'in sesiydi.

“Duyuyorum.”

“Her şey yolunda mı?”

“Yolunda.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Lavin, son bir kez söylüyorum. Bir şey ters giderse kendini tehlikeye atma.”

İstemeden gülümsedim.

“Kamer, beni üç yıldır tanıyorsun. Sence bunu yapabilir miyim?”

“Hayır. Zaten sorun da bu.”

Sesindeki hafif sitemi duyunca gülümsemem biraz daha belirginleşti. Kamer yanımda olmasa bile onun yüzündeki ifadeyi tahmin edebiliyordum. Muhtemelen gözlerini devirmiş, yine bildiğini okuyacağımı düşünüyordu.

Bazen birbirimizi anlamak için aynı odada olmamıza bile gerek kalmıyordu.

“Merak etme,” dedim. “Her şey yolunda gidecek.”

“Bu cümleyi senden duyduğumda neden daha çok endişeleniyorum, bilmiyorum.”

“Çünkü beni fazla iyi tanıyorsun.”

“Ne yazık ki.”

Başımı iki yana salladım.

İşte benim Kamer'im buydu. En karanlık gecemde bile beni güldürmeyi başarabilen, kendi acısını bir kenara bırakıp benimkine ortak olan insan...

Onu kaybetmek istemiyordum.

Kulaklığımdan yeni bir ses geldi.

“Lavinia, hedef araçtan indi,” dedi Kamer.

Gülümsemem anında kayboldu.

“Gözlem devam etsin.”

Birkaç saniye sonra aynı ses yeniden duyuldu.

“Arel Patrikov, yanındaki iki adamla birlikte girişe doğru ilerliyor.”

Kalbim hızlandı.

Geliyordu.

Gerçekten geliyordu.

Üç yıl boyunca zihnimde defalarca canlandırdığım yüz, sonunda birkaç metre ötemde olacaktı. Geceleri uyuyamadığımda düşündüğüm adam, birazdan karşıma çıkacaktı.

Ve ben ne hissedecektim?

Nefret mi?

Öfke mi?

Yoksa yıllardır içimde taşıdığım o ağır boşluk mu?

Bilmiyordum.

Bildiğim tek şey, geri dönmeyeceğimdi.

Fabrikanın büyük kapısı gıcırdayarak açıldı.

Önce iki adam içeri girdi. Ardından üçüncü bir adam belirdi. Sonra, iki kişinin arasında yavaş adımlarla yürüyen Arel Patrikov'u gördüm.

Fotoğraflarındakinden daha yaşlı görünüyordu. Yüzü solgundu. Yürürken zaman zaman duraksıyor, yanındaki adamlardan destek alıyordu. Hastalığının onu ne kadar yıprattığını dışarıdan bile anlamak mümkündü.

Ama gözleri...

Gözleri hâlâ aynıydı.

Soğuk.

Hesapçı.

İnsana baktığında onu değil, ondan ne elde edebileceğini gören birinin gözleri.

Dişlerimi sıktım.

İşte buradasın.

Üç yıldır seni arıyorum.

Kulaklığımdan Kamer'in sesi geldi.

“Lavinia, beni dinle. Henüz hiçbir şey yapma. ”

“Evet,” dedim sakin kalmaya çalışarak.

“Güzel. Sakin kal.”

Sakin kalmak...

Ne kadar kolay söyleniyordu.

İçimde üç yıldır biriken öfkeyi nasıl susturabilirdim? Karşımda duran adam, hayatımın en önemli parçalarını benden alan kişiydi. Benim için bir zamanlar anlam taşıyan her şeyi geride bırakmama sebep olmuştu.

Ama henüz zamanı değildi.

Önce konuşacaklardı.

Önce anlaşma tamamlanacaktı.

Sonra sıra bana gelecekti.

Adamlarımızdan biri öne çıktı. Elindeki çantayı Arel'in karşısındaki adama gösterdi.

“Önce parayı kontrol edeceksiniz. Sonra anlaşma tamamlanacak.”

Arel'in yanındaki adam çantaya baktı.

“Bize söylenen bu değildi.”

“Artık öyle.”

İki taraf arasında kısa bir sessizlik oluştu.

Arel başını kaldırıp karşısındaki adama baktı.

“Ne kadar para getirdiğini biliyor musun?”

“Yeterince.”

“Bana yalan söyleme.”

Adam hafifçe güldü.

“Yalan söyleyecek olsaydım buraya gelmezdim.”

Arel'in yüzü gerildi. Birkaç saniye boyunca karşısındaki adamı süzdü, ardından yanındakine işaret etti.

“Kontrol et.”

Yanındaki adam çantaya doğru ilerledi.

Kulaklığımdan Kamer'in sesi duyuldu.

“Lavinia, durum nasıl?”

“Şimdilik sorunsuz.”

“Tamam. Gözüm sende değil, sesim kulağında. Bir şey değişirse hemen haber ver.”

Bu sözleri duyunca yeniden gülümsedim.

Kamer başka bir odadaydı. Beni göremiyordu, ben de onu göremiyordum. Ama sesini duymak bile bana tanıdık bir güven veriyordu.

Üç yıl boyunca birbirimize destek olmayı öğrenmiştik. Bazen tek bir cümle, bazen birkaç saniyelik sessizlik yeterliydi.

Çanta kontrol edildi.

Arel'in adamı başını kaldırdı.

“Tamam.”

Karşısındaki adam elini uzattı.

“Öyleyse anlaşmamız tamamlandı.”

Arel tam arkasını dönmeye hazırlanırken bizim adamımız bir adım öne çıktı.

“Bir dakika.”

Arel durdu.

“Ne var?”

Adamımızın sesi sakindi.

“Bir şeyi unuttuk.”

Arel'in yüzünde sabırsız bir ifade belirdi.

“Benim unutacak vaktim yok.”

“Bu kez var.”

O birkaç saniyelik sessizlikte fabrikanın içindeki bütün sesler kaybolmuş gibi geldi bana.

Sonra her şey bir anda değişti.

Adamlarımız harekete geçti. Arel'in yanındaki iki kişi ne olduğunu anlamaya çalışırken diğer adamlarımız bulundukları yerden çıktı. Karşı tarafın şaşkınlığı yüzlerinden okunuyordu.

Arel geriye doğru bir adım attı.

“Bu da ne demek oluyor?”

Kimse cevap vermedi.

Kulaklığımdan Kamer'in sesi yükseldi.

“Lavinia, durum kontrol altında mı?”

“Evet. Devam ediyoruz.”

“Anlaşıldı. Ben dışarıdaki gelişmeleri takip ediyorum. Bir sorun çıkarsa haber vereceğim.”

Arel etrafına baktı. İlk kez yüzündeki soğukkanlılığın bozulduğunu gördüm. Bakışları bir adamdan diğerine kayıyor, olanları anlamlandırmaya çalışıyordu.

“Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz?” diye bağırdı. “Benim kim olduğumu biliyor musunuz?”

İçimden acı bir kahkaha yükseldi.

Evet, Arel Patrikov.

Senin kim olduğunu çok iyi biliyordum.

Üç yıl boyunca senin kim olduğunu öğrenmek için yaşadım.

Ama sen henüz benim kim olduğumu bilmiyordun.

Adamlarımız onu kontrol altına aldıktan sonra Kamer'in sesi yeniden geldi.

“Lavinia, şimdi.”

İşte beklediğim an.

Üç yıldır zihnimde binlerce kez yürüdüğüm o mesafe, şimdi önümdeydi.

Ayaklarımı hareket ettirdim.

Bir adım.

Sonra bir adım daha.

Her adımda geçmişimle aramdaki mesafe biraz daha kısalıyordu. Annemin gülüşü, babamın sesi, birlikte geçirdiğimiz son günler... Hepsi zihnimde birbirine karışmıştı.

Kendimi durdurmadım.

Arel'in önüne geldiğimde durdum.

Başını kaldırıp bana baktı.

Önce yüzümü inceledi. Sonra kaşlarını çattı.

“Sen de kimsin?”

Bu soruyu beklemiyordum.

Üç yıl boyunca onun karşısına çıktığımda ne söyleyeceğimi düşünmüştüm. Ona soracağım soruları, yüzüne haykıracağım sözleri, içimde biriktirdiğim bütün öfkeyi nasıl dile getireceğimi defalarca tasarlamıştım.

Ama şimdi karşısında durduğumda hiçbir şey söyleyemedim.

Çünkü o beni tanımıyordu.

Benim gecelerimi bilmezdi.

Her sabah gözlerimi açtığımda içimde hissettiğim boşluğu bilmezdi.

Bir daha asla anne ve babama sarılamayacağımı hatırlamanın nasıl bir şey olduğunu bilmezdi.

Onun yüzünden kaybettiğim hayatı bilmezdi.

Dudaklarımı araladım.

“Beni tanımadın mı?”

Arel gözlerini kıstı.

“Tanımam mı gerekiyor?”

Başımı hafifçe yana eğdim.

“Üç yıl önce Türkiye'ye gelen bir aile vardı. Bir anne ve bir baba...”

Arel'in yüzünde bir değişiklik olmadı.

Devam ettim.

“Bir yolculuk sırasında hayatları altüst oldu. O ailenin kızı, bir gecede hem annesini hem babasını kaybetti.”

Arel'in gözleri yüzümde gezindi.

“Ne anlatıyorsun sen?”

Sesim titremesin diye dişlerimi sıktım.

“Ben o kızım, Arel Patrikov.”

İlk kez yüzündeki ifade tamamen değişti.

Bir an için nefes almayı unuttuğunu düşündüm. Gözleri yüzümde dolaşıyor, sanki geçmişten bir şey hatırlamaya çalışıyordu.

Sonra yavaşça başını kaldırdı.

“Sen...”

“Evet,” dedim. “Ben.”

Bir süre konuşmadı.

Ardından dudaklarından tek bir kelime döküldü.

“İmkânsız.”

İşte o an gülümsedim.

Üç yıl sonra ilk kez, içimdeki öfkenin ötesinde bir şey hissettim.

Çünkü karşımdaki adam korkuyordu.

Ve ben, onun korkusunun nedenini biliyordum.

“İmkânsız mı?” dedim. “Benim ailemi kaybetmem imkânsız değildi ama, değil mi?”

Arel başını iki yana salladı.

“Senin planındı herşey.”dedi öfkeli sesi ile.

Bu cümleyle birlikte yüzümdeki gülümseme arttı

Demek beni hatırlıyordu.

Belki yüzümü değil, belki adımı değil...

Ama bir şey biliyordu.

Bir şeyden korkuyordu.

Ona doğru bir adım attım.

“Ne demek istiyorsun?”

Arel dudaklarını birbirine bastırdı.

“Bunu sana kimin söylediğini bilmiyorum ama—”

“Bana kimsenin bir şey söylemesine gerek yok. Üç yıldır her şeyi kendim araştırdım.”

“Öyleyse yanlış şeyleri araştırmışsın.”

Bir an nefes almayı unuttum.

“Ne?”

Kulaklığımdan Kamer'in sesi duyuldu.

“Lavinia, ne dedi? Her şey yolunda mı?”

Bakışlarımı Arel'den ayırmadan cevap verdim.

“Henüz bilmiyorum.”

“Lavin, ne olursa olsun sakin kal. Onu konuştur. Gerçeği öğrenmeden karar verme.”

Gözlerimi kısa bir an kapattım.

Kamer haklıydı.

Ne kadar öfkeli olursam olayım, buraya yalnızca öfkemi boşaltmak için gelmemiştim. Cevaplara ihtiyacım vardı.

Gözlerimi açtım.

“Ne biliyorsun?” diye sordum.

Arel gözlerini benden ayırmadı.

“Senin ailenin ölümünü araştırdığını bilmiyorum. Ama öğrendiklerin doğru değil.”

Kalbim hızla atmaya başladı.

Üç yıl.

Üç yıl boyunca inandığım her şey bir anda sallanmaya başlamıştı.

“Tekrar et.”

Arel yutkundu.

“Annen ve baban öldüğünde her şeyin nasıl gerçekleştiğini bildiğini sanıyorsun. Ama bilmiyorsun.”

“Öyleyse anlat!”dedim.

Sesim fabrikanın duvarlarında yankılandı.

Arel bir an sustu. Sonra başını kaldırıp gözlerimin içine baktı.

“Bana cevap vermeden önce senin de bir soruma cevap vermen gerekiyor.”

“Ben soru sormayı tercih ederim.”

“Biliyorum.” Kısa bir nefes aldı. “Ama bu kez dinlemek zorundasın.”

Ona baktım.

“Konuş.”

Arel birkaç saniye sustu. Ardından sordu:

“Annen ve baban ölmeden önce sana bir şey söylediler mi?”

Dünya başıma yıkıldı sanki.

Çünkü o geceye dair hatırlayamadığım bir şey vardı.

Ailemle geçirdiğim son saatlere ilişkin zihnimde karanlık bir boşluk bulunuyordu. Ne zaman o boşluğu doldurmaya çalışsam hatırlayamadığım bir anının kıyısında durduğumu hissediyordum.

Şimdi ise bu adam tam da o boşluğa dokunuyordu.

“Sen nereden biliyorsun?” diye fısıldadım.

Arel'in yüzündeki ifade sertleşti.

“Çünkü Lavinia...”

İsmimi biliyordu.

İlk kez ismimi söylediğinde içimdeki bütün sesler sustu.

Arel devam etti.

“Çünkü o gece ailenin ölümünü isteyen tek kişi ben değildim.”

Nefesim boğazımda düğümlendi.

Kulaklığımdan Kamer'in sesi geldi.

“Lavinia? Beni duyuyor musun?”

Cevap veremedim.

“Lavinia, konuş benimle.”

Gözlerimi Arel'den ayırmadım.

“Ailenin ölümünü isteyen başka kim vardı?” diye sordum.

Arel cevap vermeden önce çevresine baktı.

“Bunu burada anlatamam.”

“Şimdi konuşacaksın.”dedim içimdeki öfke ile

“Beni dinle. Bu iş sandığından çok daha büyük. Ve gerçeği öğrenirsen bugüne kadar güvendiğin her şey değişecek.”

Kulaklığımdan Kamer'in sesi yeniden duyuldu.

“Lavinia, ne oluyor? Neden cevap vermiyorsun?”

Bu kez cevap verdim.

“İyiyim, Kamer. Sadece konuşuyorum.”

“Onun söylediklerine hemen inanma.”

“İnanmıyorum.”

Ama kendi sesimde bile emin olmadığım bir şey vardı.

Arel başını kaldırdı ve gözlerimin içine baktı.

“Senin hayatını tehlikeye atan kişi, şu anda güvendiğin insanlardan biri olabilir.”

Bir anda bütün bedenim gerildi.

Kamer'in sesi kulaklığımda yankılandı.

“Lavinia, ondan uzaklaş. Bu adam seni manipüle etmeye çalışıyor.”

Gözlerimi kapattım.

Kamer'e güveniyordum.

Üç yıl boyunca ona kardeşim demiştim. En kötü günlerimde yanımda olmuştu. Bazen yalnızca sesini duymak bile kendimi daha az yalnız hissetmeme yetmişti.

Onun bana ihanet edebileceğini düşünmek bile istemiyordum.

Bu adam yalan söylüyordu.

Öyle olmak zorundaydı.

Ama Arel'in söylediklerini de görmezden gelemezdim.

Gözlerimi açtım.

“Bana isim ver,” dedim. “Kimden bahsediyorsun?”

Arel dudaklarını araladı.

Tam o sırada kulaklığımda beklenmedik bir ses duyuldu.

Önce kısa bir cızırtı...

Ardından Kamer'in sesi.

Fakat bu kez sesi her zamankinden farklıydı.

Daha alçak, daha sertti.

“Lavinia, oradan hemen ayrılman gerekiyor.”

Kaşlarımı çattım.

“Neden?”

Birkaç saniye cevap gelmedi.

Sonra Kamer konuştu.

“Çünkü dışarıda bir şeyler oluyor.”

Kalbim hızlandı.

“Ne oluyor, Kamer?”

Sesini yeniden duydum.

“Lavinia, beni iyi dinle. Ne söylersem söyleyeyim, sakın tek başına hareket etme.”

Arel'in yüzüne baktım.

Adam sanki bu konuşmayı bekliyormuş gibi gözlerimin içine bakıyordu.

Ve o an, üç yıldır ilk kez intikamımdan daha büyük bir korku hissettim.

Ya bu gece öğrenmek üzere olduğum gerçek, yalnızca geçmişimi değil, geriye kalan tek ailemi de elimden alacaksa?

---

O sırada zaman durdu.

Neler oluyordu? Anlayamıyordum. Kulaklığımdan bir kez daha ses yükseldi.

“Lavinia, çabuk ol!”

Kendime gelmeye çalıştım ama zordu. Yapamıyordum.

Bugün gerçekleri öğreneceksem bunlar neydi? Ben bugün gerçekleri öğrenecektim. Bildiğim gerçekleri...

Kulaklığımdan bir kez daha ses yükseldi.

“Lavinia! Çabuk!”

Bu sırada karşımdaki adamlara baktım ve işaret verdim. Silahla öldürmelerini değil, bayıltmalarını istiyordum.

“Bayıltın!” diye bir ses yükseldi fabrikadan.

Bunu benim söylediğimi bile anlayamadım. Sadece adamların diğer adamları bayıltışını izliyor, onlara gitmeleri için emirler veriyordum.

Hızlı bir şekilde Kamer'in yanına koştum.

Tam üç yıldır öğrenmeye çalıştığım, bulmaya çalıştığım Arel Patrikov'u kendi elimden kaçırmıştım. Yanındaki iki adamla birlikte kaçmaya başlamışlardı.

Fakat şu an onları kovalayabilecek hâlde değildim. Bedenim hareket etse bile zihnim hâlâ az önce yaşananlarda takılı kalmıştı.

Kamer'in yanına koştum. Hızlı bir şekilde elimi tuttu.

“Çabuk, çıkmamız lazım!” dedi sesi tedirgin geliyordu

Eski fabrikanın uzun koridorlarında koşarken Kamer'in dışarıya yöneldiğini gördüm. Hızlı bir şekilde dışarı çıktık ve nereye gideceğimizi bilmeden koşmaya başladık.

O sırada hâlâ arkamdan sesler yükseliyordu. Siren sesleri, araba sesleri... Hepsi birbirine karışmıştı.

Tek bildiğim, o gün bildiğim gerçeklerin yalan olduğuydu.

Öğrenecektim...

Bildiğim gerçekleri kaybetmiştim. Öğreneceğim doğruları da daha bulamadan kaybediyordum.

Bu sırada karşıdan gelen, peş peşe dizilmiş siyah arabalar önümüzü kesti.

Kamer'e baktım. O da bana bakıyordu.

Korku dolu bir sesle,

“Ne oluyor?” diye sordu.

Fakat artık ne olduğunun, kimin geldiğinin ya da önümüzde kimin durduğunun hiçbir önemi yoktu.

Ben bildiğim gerçekleri kaybetmiştim.

Ve şimdi...

Öğrenmek için üç yılımı verdiğim doğruları da kaybetmiştim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

165okunma 41beğeni 26yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18