4. bölüm · KAN VE .. GÜL 🌹🔥

KAN ve gül

Zeynep yeni hesap Genç

Bölüm 4: Kırmızı Duvak, Kara Gece
Mardin’in üzerine çöken akşam karanlığı, Karahan Konağı’nın duvarlarına asılan fenerlerle yırtılıyordu. Ama o ışıklar, konağın içindeki kasveti dağıtmaya yetmiyordu. Alya, odasındaki boy aynasının önünde hareketsiz duruyordu. Üzerindeki ağır, altın işlemeli kırmızı bindallı ona bir zırh gibi ağır geliyordu. Dadısı Meryem, titreyen elleriyle Alya’nın saçına son iğneyi takarken hıçkırığını tutamadı.

"Kurban olayım kızım, bir kelime et," diye fısıldadı Meryem. "Böyle mezara gider gibi durma."

Alya aynadaki yabancıya baktı. Gözleri boştu, ruhu çoktan o konaktan firar etmişti. "Mezarım burası zaten Meryem Ana," dedi sesi buz gibi bir sakinlikle. "Babam bu gece sadece beni evlendirmiyor, kendi öz kızını toprağa gömüyor."

Aşağıdan davul ve zurnanın gürültüsü yükseldi. Silah sesleri kutlama adı altında havayı dövüyordu. Her patlama, Alya’nın kalbine sıkılan bir kurşun gibiydi. O sırada kapı sertçe açıldı. Mahir Karahan, elinde gümüş saplı bastonuyla içeri girdi. Gözleri kızının üzerinde bir saniye bile yumuşamadı.

"Vakit geldi," dedi Mahir. "Karahan aşiretine yakışır şekilde ineceksin o avluya. Yüzünde tek bir leke, gözünde tek bir damla yaş görmeyeceğim. Demirkan dölünün kanı hala o avlunun taşlarındayken, sen soyadına sahip çıkacaksın."

Alya cevap vermedi. Kırmızı duvağını yüzüne örttü. Dünya bir anda kan kırmızısına büründü. Babasının koluna girip merdivenlerden inerken, her basamakta Baran’ın o gece yere düşüşünü, gözlerindeki o son bakışı hatırladı.

Avlu mahşer yeri gibiydi. Nikah masasına doğru yürürken kalabalığın arasından uğultular yükseliyordu. Alya masaya oturduğunda, karşısında damat adayı duruyordu; babasının siyasi ve aşiret bağlarını güçlendirmek için seçtiği bir yabancı. Memur defteri açtı, o bildik soruları sormaya başladı.

"Siz, Mahir kızı Alya Karahan..."

Tam o sırada, konağın devasa ahşap kapısı büyük bir gürültüyle sarsıldı. Silah sesleri bu sefer havaya değil, doğrudan kapının kilitlerine sıkılıyordu. Avludaki müzik bıçakla kesilir gibi durdu. Kadınların çığlıkları birbirine karışırken kapı menteşelerinden fırlayarak yere devrildi.

Toz bulutunun içinden bir karaltı belirdi. Baran Demirkan, omzundaki sargıların üzerinden siyah ceketini geçirmiş, yüzü bembeyaz ama bakışları her zamankinden daha keskin bir halde içeri girdi. Arkasında Demirkan aşiretinin en seçkin adamları, ellerinde tüfeklerle avluyu sarmıştı.

"Bu nikah kıyılmayacak!" diye gürledi Baran. Sesi, taş duvarlarda yankılandı.

Mahir Karahan yerinden fırlayıp belindeki silaha davrandı. "Sen hangi cüretle benim evime, düğünüme kan sıçratırsın Demirkan?"

Baran, namluların ucunda olmasına rağmen bir adım bile geri atmadı. Gözleri, kırmızı duvağın ardında titreyen Alya’ya kilitlendi. "Ben buraya kan dökmeye gelmedim Mahir Karahan," dedi, sesi şimdi daha derinden ve tehditkar çıkıyordu. "Ben buraya emanetimi almaya geldim. Alya benimdir. O gece o uçurumun kenarında canını kurtardığımda, kaderimiz birbirine mühürlendi."

"Seni burada öldürürüz!" diye bağırdı Alya’nın abisi, silahını Baran’ın alnına dayayarak.

Baran acı bir gülüşle abisine baktı. "Öldürün. Ama bilin ki, ben buradan sağ çıkmazsam, dışarıdaki adamlarım bu konağı başınıza yıkar. Mardin bu gece ya bir barışa uyanacak, ya da hepimizin mezarı olacak."

Alya, daha fazla dayanamayarak duvağını çekip attı. Yerinden kalkıp babasıyla Baran’ın ortasına geçti. "Yeter!" diye bağırdı. Sesi her iki aşireti de durdurdu. "Eğer bir damla daha kan dökülecekse, ilk önce benimkini dökün. Çünkü ben artık ne Karahanların kurbanıyım, ne de Demirkanların davası."

Baran elini uzattı. "Alya, gidelim."

Mahir Karahan’ın parmağı tetiğe giderken, Baran o son ve en ağır kozunu oynadı: "Eski töreyi açalım Mahir Ağa! Kanı kanla değil, canı canla bağlayalım. Berdel diyorum! Kızını bana ver, sülalemizden kimi istersen senin oğluna gelin gelsin. Ama Alya bu konaktan benimle çıkacak!"

Avluya ölümcül bir sessizlik çöktü. Bu teklif, Mardin’in en eski ve en acımasız kanunuydu. Barışın tek yolu, dört hayatın birbirine zincirlenmesiydi. Mahir Karahan’ın gözlerinde nefret ve çaresizlik bir anlığına çarpıştı. Baran ve Alya, bu karanlık pazarlığın ortasında birbirlerinin ellerini ilk kez herkesin içinde tuttu. Artık ne kaçış vardı, ne de eski hayatlarına dönüş. Sadece ucu kanla yazılmış yeni bir kader başlıyordu.