2. bölüm · KAN ÇİÇEĞİ (bedel)

2. BÖLÜM İBRET-İ ALEM

Nazsima oleyy

MERAL'İN AĞZINDAN...

Bazen hayat bize istediğimiz gibi bir yaşam vermez. Kolay geçmez, dört dörtlük ilerlemez; mücadele etmeden bizi mutlu edecek güzellikler vermez. Daha on iki yaşındaydım ilk evlilik tehdidi aldığım zaman, "eğer istediğimiz gibi bir kız olmazsan seni evlendiririz," demişlerdi. Korkmuştum. Küçüktüm, aileme mecburdum ve bu yüzden tam şu yaşıma kadar hep onlara layık biri olmak için yaşadım. Her emeğim onlara işliyor, aldığım her nefes onların zulümleriyle kesiliyordu. Üç ay sonra Eylül ayında on sekizime basacaktım; üniversite okuyacağım yaşta köklü, taş kalpli Midyat Aşireti'ne gelin oldum.

Yalvardım, ağladım, "yapmayın" dedim, "beni evlendirmeyin her istediğinizi yapacağım!" dedim. Ama geç kalmıştım; ailem beni onlara çoktan vermiş ve fikrimi bile sormadan düğün hazırlıklarını başlatmışlardı.
Ben o gelinliği üstüme giydiğimde ve babam sinsice gülümseyip kuşağımı bağladığında anlamıştım; hayatımın asıl savaşının daha yeni başladığını. Babam, Midyat Aşiretinin en büyük oğlunu öldürmüş ve kan davası bitsin diye de beni küçük oğullarına "bedel" olarak satmıştı. Ablamı değil beni seçmişlerdi; çünkü Asude onların gözünde akıllı ve zekiydi, şirketi daha iyi bir yere getirebilirdi kurnazlığıyla.

Ben ise sadece getir götür işlerini yaptırdıkları hizmetçileriydim. Hayatım zorlu zamanlardan geçmişti ama Kadir Midyat, bana yaşadığım bunca acıyı şefkatiyle unutturdu. İlk o konağa girdiğimde terastan beni izleyen adamın heybetinden ve bakışlarında ki o öfkeden korkmuştum. Ancak ailesinden ve ailemden aldığım her darbede bana kalkan olduğunda, tüm Mardin'i karşısına aldığında anladım: Asıl korkmam gerekenin onun dışında herkesti... Bazen insan dibindeki ateşi görmeyip uzaklardaki buza ulaşmak için uğraşırdı...

Sabah uyandığımda yanı başımda uyuyan o kişiyi gördüğümde yutkundum. Daha ilk haftadan yanımda mı uyumuştu Kadir Ağa? Pencereye baktım, henüz hava aydınlanmamıştı. Sessizce onu uyandırmadan ve ses çıkartmamaya dikkat ederek banyoya ilerledim. Aynaya baktım, kıvırcık kumral saçlarım uzamıştı, gözaltlarım ağlamaktan şişmiş ve yorgunluktan yüzüm çökmüştü. Canım acıyordu, son olanlardan sonra hem ellerim acıyordu hem saç köklerim hem de kalbim. Ben zarar bile vermediğim insanlar tarafından zarar görmüştüm... Adalet miydi bu?
Küvete sıcak suyu doldurup içine girdim. Küvetin içinde uzanma alışkanlığı annemden geliyordu... Annem beni her yıkadığında önce küvette uzanıp tenimin suya alışmasını söylerdi; bu bende alışkanlık olmuştu. Bunlardan bambaşka konu dolanıyordu kafamın içinde

. Hayatında kalbine bir kez bile kötülük almamış bir kızın, yüzüne katılmış gibi bakacak kadar mı kötü insanlardı bunlar? Kadir gibi biri nasıl Firuze Ana'nın çocuğu olurdu aklım almıyor? Evlat acısı yaşamış biri olduğu için saygı duyuyordum fakat bu acısı, suçsuzu suçlu yapamazdı. Bir oğlu ölmüştü; kan davasının durması için beni aldılar ama amaçlarının sadece kan davasını durdurmak olmadığını biliyordum. Gerçek amaçları ölen oğullarının intikamını benden çıkarmaktı...

Ellerime baktım; temizlik ürünleri yüzünden berbat haldeydiler, tahriş olup aşınmışlardı. Kanayan yerler de vardı; dizimde ki morluklar resmen çürümüştü, kolumda ise parmak ve tırnak izleri... O kadar darbe almıştım ki babamın ve ablamın sahte sevgi ve şefkatini özlemiştim bu iki günde. Annem ölmüştü, abim ölmüştü; kız kardeşim ise Albino hastasıydı. Annem öldükten sonra aileme ben baktım; onca çalışan varken yemeklerini ben yaptım, temizliklerini ben yaptım ama onların bana gösterdiği tek duygu nefret ve alaydı. Asude ise kötülük yaparak sadece babamın gözüne girmeye çalıştı; benim aksime. Ben ne kadar yaşamak için çabalasam da ölmek için dua ediyordum. Asude ve babam kötü, bencil, nankör ve taş kalpliydiler. Kız kardeşimin hastalığıyla ilgilenmeyeceklerini bu on sekiz yıllık hayatımda yaşayarak tecrübe etmiştim.

Babam yüzünden bu konakta katilin kızı değil de katilmişim gibi muamele görüyordum; aslında haklılardı. O adamın kızı olup her olana susmam, benim de katil olduğumu gösteriyordu. Ben bir katilin kızıydım, benim babam kocamın abisini öldürmüştü, benim babam bir katildi. Ben bir katilin Her şeye susmamın tek sebebi kız kardeşimdi... "Gül," diye fısıldadım. Evet, kız kardeşimin adı Gül'dü. Tavana bakıp, "Ana, beni bunca acıyla yalnız bırakıp gitmek zorunda mıydın? Peki ağabey ya sen? Hani benim arkamdaki dağ olacaktın? Hani bana canan olacaktın? Bana yoldaş olacaktın? Sen, daha yoluma başlamadan beni terk edip gittin ağabey... Evet gittin, sende gittin annem gibi... Benim bu hayatta Gül'den başka kimsem yok." Gözlerimden yaşlar birer birer akmaya başlayınca daha fazla oyalanmak istemedim ve çıktım.

Bornozumun önündeki ipimi de bağlayıp ıslak saçlarımla banyodan çıktım. Kadir uyanmış ve odanın köşesinde duran boy aynasının karşısında ceketini düzeltiyordu. Banyodan çıktığımı görünce aynadan göz göze geldik. "Çıkmayacaksın sandım bir an, sevdin herhalde banyoyu," dedi ilk defa gülerek. O gülüş kalbimdeki çorak topraklara düşen ilk yağmur damlası gibiydi. Nedensizce aklımda şu şarkı yer aldı; hem sempatik hem yakışıklı, doğrusu çok mert bir delikanlı, bir gülüşüyle kalbimi çaldı, seviyorum onu çok seviyorum. Gülüşünü izlediğimi fark edince kendini topladı ve bacaklarımda ki yaralara baktı. Çenesiyle yaraları işaret ederek, "çok kötü durumdalar, Hanım Ana'nın özel kremlerinden göndereceğim sana. Sadece bacağına değil kollarına süreceksin o kremden. Saç diplerinin ağrısı için ayrı bir yağ verecek, ona söyleyeceğim." Diye benim için olan planlarını anlattı. Ben bunların hiç birini hak etmiyordum, daha dün nefretle bakan adamın yine aynı şekil bakmasını istiyordum.

"Neden?" diye sordum güçsüz bir sesle. Gözlerimden ne demek istediğimi anlamış olacak ki başını iki yana salladı, "yapma" der gibi. "Neden abinin katiliyle aynı kanı taşıyan, katilin kızına bu kadar ilgilisin?" Başını eğip; "Onunla aynı kanı taşıyor olman karım olduğunu ve seni korumam gerçeğini değiştirmez Bedel." Başını kaldırınca göz göze geldik. "Baban abimin katili olabilir, sen onun kanını taşıyor olabilirsin, senden nefret edip intikam almam gerekiyor da olabilir ama sen bu hikayenin suçsuz ve en masum tarafısın," arkasını dönüp bana doğru yürümeye başladı.

Gözlerini gözlerimden bir saniye bile ayırmadan tam karşımda durdu. "Ben gerçekleri göremeyecek kadar kör değilim bedel. O yüzden boşuna uğraşma, ben her zaman seni koruyacağım ve her zaman seni yanındayım." Tam elini kaldırmış saçıma dokunacaktı ki, korkuyla kollarımla yüzümü kapatıp bana vurmasını engelledim. "Sakin ol sana vurmayacağım, sadece saçına dokunmak istedim." Kollarımı aşağı indirdiğimde karşımda gözleri açık ve eli hava da asılı kalmış, öfkeyle harmanlanmış bakışları altında kendimi kaybettim. Havadaki elini yavaşça indirdi, "o aşağılık şerefsiz baban, sana hep vuruyordu değil mi?" Başımı hızla iki yana salladım, olay çıkmasını istemiyordum. "Hayır, hem konumuzun bununla alakası yok," dedim.

"Aksine küçük gelin, tam bununla alakası var."

"Yok dedim sana Ağam,"

"Ben de var dedim sana Bedel,"

Bu deli ile başa çıkamayacaktım, başımı iki yana sallayıp, "yapmayın Ağam," dedim. "Bizim evliliğimiz bir aşk evliliği ya da görücü usulü değil. Bizim evliliğimiz anlaşmalı bir evlilik; ne biz bir aile olabiliriz ne de birbirimize aşık olabiliriz. Karın olabilirim Kadir Ağa ama ben bir katilin kızıyım ve o katil senin abini öldürdü. Olan her şeye sessiz kalan, yaşanan her şeyi yutan, sevgiyi unutmuş bir bedelim. Ben ne sevgiyi hak ederim ne de hak edilen gibi bir sevgi veririm. Boşuna bir birimizi kandırmayalım Kadir Ağa, daha dün gelen bir bedele baş tacıymış gibi davranmayın." Bir süreden sonra dayanamayıp ağlamaya başladım.

Göz yaşlarım birer birer süzülürken Kadir'in tepkisini bekliyordum. Gözlerinde sadece bir boşluk vardı, sadece boşluk. Daha fazla bu görüntüye dayanamayıp giyinme odasına doğru yürüyordum ki kolumdan tutup durdu. Kulağıma yaklaşıp ayaklarımı yerden kesen tek bir cümle kurdu; "Babanın günahlarını sırtından indirdiğim gün, kalbinin sadece bana atacağını ikimiz de biliyoruz."

Kolumu elinden kurtarıp başımı iki yana salladım tam karşıma bakarak. "Yanılıyorsun Kadir Ağa, bu kalbin atış sebebi de başka, atması gereken de başka." Arkama bile bakmadan hızla giyinme odasına girdim. Kapıyı kaptır kapatmaz, sırtımı kapıya yaslayıp yere çöktüm ve ağladım. Sesimi duymaması gerekiyordu, onun için üzüldüğümü bilmemesi gerekiyordu... Ellerimle hıçkırıklarımı susturmak için ağzımı bastırdım, kalbimin parçalanma sesini duymasın diye elimle kalbimi bastırdım. "Lütfen Allah'ım kırılmamış olsun, lütfen." Benden uzak durması için, benim yüzümden daha fazla sevdikleriyle arası açılmasın ve daha fazla zarar görmesin diye böyle yapmak zorundaydım. Benim yüzümden ailesi ile arası açıldı, benim yüzümden memleketine kafa tuttu, ve bunları abisini öldüren adamın kızı için yaptı.

Ne kadar süredir burada kaldığımı bilmiyordum. Daha fazla böyle durmak istemediğim için ayağa kalkıp elbise dolabına ilerledim. Rastgele, elime ilk gelen elbiseyi alıp, odanın köşesinde duran pufun üstüne indirdim. Önce iç çamaşırlarımı giydim, boy aynasına baktığımda zayıfladığımı gördüm. Bir haftadır bu olanlar yüzünden hiç bir şey yememiştim, ablam bile çok zorlamıştı bir şeyler yemem için; eğer bir şeyler yemezsem cadıya dönüşeceğimi ve öyle bir şey olursa da Kadir Ağa'nın beni beğenmeyeceğini söylerdi. Sırf öyle bir olasılığı düşündüğüm için arada yediklerimi de yemeyi bırakmıştım.
Her şeyi boş verip pufun üstüne koyduğum elbiseyi alıp giydim.

Saçlarımı önümden çekip Aynadaki yansımama son kez baktım. Üzerimdeki elbise ağır geliyordu, sanki her dikişi Midyat Aşireti'nin üzerime yıktığı sorumluluklarla örülmüştü. Saçlarımı omuzlarımdan geriye attım; Kadir'in az önce dokunmak istediği o saç diplerim hala sızlıyordu ama kalbimdeki sızı hepsinden daha derindi. Odadan çıkmak için kapıya yöneldiğimde elbisemin eteği kapı koluna takıldı. Bir an duraksadım. Hayat da böyle değil miydi zaten? Ne zaman ileri gitmek istesem, geçmişimden bir parça beni geri çekiyordu.
Kapıyı sessizce açıp koridora çıktım.

Konak henüz tam anlamıyla uyanmamıştı ama mutfaktan gelen tıkırtılar Firuze Ana'nın çoktan işe koyulduğunu haber veriyordu. Merdivenlerin başında Kadir'i gördüm. Düşünceli ve sert bir ifadeyle aşağı bakıyordu. Beni görünce bakışlarındaki o buz dağı bir anlığına erir gibi oldu ama kırgınlık yerli yerindeydi.

"Hazırsan gidelim," dedi, sesi her zamankinden daha tok çıkıyordu. "Hanım Ana seni bekliyor. Yaraların için o merhemleri alacağız."
Cevap vermedim, sadece başımla onayladım. Yanından geçerken hafifçe durdu. "Meral," dedi, ismimi fısıldar gibi. "Gözlerindeki o korkuyu silmedikçe, bu konak sana zindan olur. Ben sana gardiyan değil, kalkan olmak için uğraştım. Bunu ne zaman anlayacaksın?"
Adımlarım mutfağa yönelirken arkamda bıraktığım o sessizlik, aslında ikimizin de veremediği cevaplarla doluydu. Firuze Ana, ocağın başında tencereyi karıştırırken beni gördüğünde duraksadı. Gözlerinde hem bir nefret hem de derin bir acı vardı. Oğlunun katilinin kızıydım ben; ama aynı zamanda hayatta kalan diğer oğlunun karısı...

"Gel bakalım Bedel," dedi Firuze Ana soğuk bir sesle. "Bakalım Midyatların kalkanı, babasının günahlarını ne kadar taşıyabilecek?"

O an anladım ki; Kadir ne kadar kalkan olursa olsun, bu duvarların arasında her fısıltı bana babamın işlediği cinayeti hatırlatacaktı. Ama içimdeki o cılız ses fısıldadı: Belki de bu hikaye, kanla değil, hiç ummadığın bir şefkatle yazılacaktır.
Firuze Ana'nın "Bedel" deyişi mutfaktaki bakır kapların çınlamasından daha keskin bir yankı bıraktı kulaklarımda. Masanın ucuna, sanki eğreti bir misafirmişim gibi ilisi verdim.

Kadir arkamdan gelip tam karşımdaki sandalyeye oturdu. Gözleri annesinin üzerindeydi, sert ve uyarıcıydı.
"Ana," dedi Kadir, sesi alçak ama tehditkardı. "Meral bu konağa sadece bir isimle gelmedi. O benim karım. Yaralarını sarmaya geldik, yenilerini açmaya değil."
Firuze Ana elindeki kepçeyi sertçe tezgaha bıraktı. Gözlerini benden ayırmıyordu. "Yara mı? Benim ciğerimdeki yara kapanmadı ki Kadir! Abinin kanı hala taze, bu kızın babasının eli hala kanlı..."

Tam o sırada mutfağın kapısında Asude belirdi. Üzerindeki pahalı ipek sabahlığıyla, sinsi bir gülümseme yerleştirmişti yüzüne. "Günaydın," dedi, her kelimesi zehirli bir ok gibiydi. "Duyduğuma göre dün gece konakta sular durulmamış. Meral, canım, saç diplerin hala acıyor mu? Babam 'Kadir Ağa sert adamdır' derdi de inanmazdım."
Kadir'in yumruklarını sıktığını, eklemlerinin beyazladığını gördüm.

Ayağa kalktı, masaya doğru eğilip Asude'nin gözlerinin içine baktı. "Asude, bu evde kimin canının acıyacağına ben karar veririm. Eğer bir kez daha Meral'e babasının diliyle yaklaşırsan, o dili sana unuttururum. Şimdi çık git buradan."
Asude, beklemediği bu tepkiyle bozulsa da omuz silkerek çıktı. Kadir tekrar bana döndü, bakışları anında yumuşadı. Cebinden küçük, gümüş bir kutu çıkardı. "Hanım Ana'nın kremi burada. Kahvaltıdan sonra odada süreceğiz. Kimsenin lafına bakma, kimse seni benden alamaz."

Kadir mutfaktan dışarı adımını attığında, Firuze Ana ile baş başa kaldık. Yaşlı kadın bana doğru yaklaştı, yüzündeki öfke yerini tuhaf bir acımaya bırakmıştı. Eğilip kulağıma fısıldadı:
"Oğlum seni koruyor sanıyorsun ama dikkat et Bedel. Kadir'in sevgisi, babanın nefretinden daha ağır olabilir. Seni sevdikçe bu konaktaki herkesin düşmanı olacaksın. Hazır mısın buna?"
Yutkundum. Boğazımda bir düğüm vardı. Odama çıkmak için izin istedim ve merdivenleri koşarak tırmandım. Kapıyı kapatıp sırtımı yasladığımda Kadir'i boy aynasının önünde beklerken buldum. Elindeki kremi açmış, bana bakıyordu.
"Gel buraya," dedi nazikçe. "Dizlerindeki o morlukları görmediğimi mi sanıyorsun?"

Yavaşça yaklaştım. Dizlerimin üzerine çöktüğünde, o koskoca Kadir Ağa'nın karşımda diz çökmesi içimi titretti. Eteğimi hafifçe sıyırdı, parmak uçlarıyla soğuk kremi tenime dokundurdu. O an, bu adamın bana hem en büyük acıyı hem de en büyük şifayı verebileceğini hissettim.

"Benden neden nefret etmiyorsun? Bu sabah konuştuklarımızı unuttuğunu sanmıyorum," diye sordum, sesim fısıltıdan farksızdı.
Kadir durdu, başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. "Çünkü sen baban değilsin Meral. Ve ben, abimin katilini ararken, kendi hayatımın anlamını senin gözlerinde bulacağımı hiç hesap etmemiştim."

Kadir'in parmak uçlarındaki o serin merhem dizlerimdeki sızıyı alıyordu ama ruhumdaki o yangını söndürmeye yetmiyordu. Başımı kaldırıp aynadaki yansımamıza baktım; diz çökmüş bir dev ve onun ellerinde titreyen bir kuş...

Hayır, bu görüntü artık bana yetmiyordu. Kadir'in sevgisi beni koruyordu ama bu koruma beni aynı zamanda görünmez kılıyordu. Midyat Konağı'nın taş duvarları arasında ezilmek yerine, o taşların üzerine kendi adımı kazımam gerekiyordu.
"Kadir," dedim, sesim bu kez titretmeden. "Bu kremler morlukları geçirir ama bakışları değiştirmez. Ben bu evde sadece senin 'Bedel'in olarak kalmak istemiyorum."

Kadir duraksadı. Elindeki gümüş kutuyu kapattı ve ayağa kalktı. Boyu posuyla odayı doldururken, gözlerinde meraklı bir pırıltı belirdi. "Ne yapmak istiyorsun, küçük gelin?" diye sordu. Sesinde hafife alan bir ton yoktu, aksine, içimdeki o kıvılcımı harlamak ister gibi bir teşvik vardı.

"Görmeni istiyorum Kadir. Karının kim olduğunu onlara göstermek istiyorum."
Aşağıdan gelen gürültülü korna sesleri ve kapının sertçe vurulması, konuşmamızı bıçak gibi kesti. Pencereye yöneldim. Bahçede toz duman içinde siyah bir arazi aracı duruyordu. İçinden inen adamı gördüğümde kanım dondu: Babam... Yanında iki silahlı adamıyla, sanki bu konağın sahibiymiş gibi içeri dalmaya çalışıyordu.

Kadir'in yüzü bir anda kaskatı kesildi. Silahına davrandığını gördüm. "Kadir, dur!" dedim elini tutarak. "Bu kez değil. Bu kez ben konuşacağım."
Aşağı indiğimizde avlu ana baba günüydü. Firuze Ana nefretle babama bakıyor, Asude ise bir köşede korkuyla karışık bir keyifle olanları izliyordu. Babam, beni gördüğünde o sahte, mide bulandırıcı gülümsemesini takındı.

"Kızımı görmeye geldim!" diye bağırdı babam, sesi taş duvarlarda yankılanıyordu. "Bakıyorum da Midyatlar kızımı el üstünde tutuyor. Ee, ne de olsa bir evladımızın kanı aktı, karşılığında bu sarayda kraliçe oldu."
Kadir öne atılacakken koluna hafifçe dokundum. Onu durdurdum ve babamın tam karşısına geçtim. Aramızda sadece iki adımlık bir mesafe vardı. Eskiden bu mesafede nefesim kesilir, titrerdim. Şimdi ise içimde sadece buz gibi bir sakinlik vardı.

"Buraya neden geldin baba?" dedim, sesim buz gibiydi. "Beni bir mal gibi sattığın, 'kan borcu' diye bu kapıya bıraktığın gün senin kızın olmayı bıraktım ben."
Babam şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Sen ne diyorsun Meral? Ben senin için-"
"Sen benim için hiçbir şey yapmadın!" diye böldüm sözünü. "Sen kendi tahtını korumak için en küçük kızını kurban ettin. Ama bak, buradayım. Ve bu konakta senin sandığın gibi bir esir değilim. Ben bu konağın kadınıyım. Şimdi, adamlarını al ve buradan git. Bir daha bu kapıya gelirsen, karşında damadını değil, senin tüm kirli oyunlarını bilen kızını bulursun."
Babamın yüzü öfkeden mosmor oldu, elini kaldırdı. Ama o el havada asılı kaldı. Kadir, babamın bileğini öyle bir hızla kavramıştı ki kemiklerinin çatırtısı duyuldu. Kadir bana bakıyordu; ama o bakışta öfke değil, katıksız bir hayranlık vardı. Karısının ilk defa dişlerini gösterişini, kendi onurunu koruyuşunu gururla izliyordu.

"Duydun karımı," dedi Kadir, sesi yerin altından geliyormuş gibi boğuk ve sertti. "Bir daha bu sınırı geçersen, dökülen kanın hesabı bu kez 'bedel' ile kapanmaz. Defol!"
Babam ve adamları kuyruklarını kıstırıp giderken, konakta derin bir sessizlik hakim oldu. Firuze Ana bile nutku tutulmuş gibi bana bakıyordu. Ama asıl savaş konak içindeydi. Asude'nin sinsi sinsi güldüğünü gördüm.

"Çok güzel bir tiyatroydu," dedi Asude alayla. "Ama Meral, senin bu kahramanlıkların Kadir'in senden ne sakladığını değiştirmez. Kadir sana abimin ölümüyle ilgili her şeyi anlattı mı sanıyorsun? O gece o tetiği çeken sadece senin baban değildi. Kadir de oradaydı ve abisinin ölmesine göz yumdu çünkü başa geçmek istiyordu!"

Dünya bir anlığına döndü. Kadir'e baktım. Gözlerini kaçırmadı, ama yüzündeki o yıkılmış ifade her şeyi anlatıyordu. Odasına sığındığında arkasından gittim. Onu çalışma masasında, başı ellerinin arasında buldum.

"Doğru mu?" diye sordum.

"Göz yummadım Meral," dedi sesi titreyerek. "Ama engel de olamadım. Abim o gece aşiret töresine aykırı bir şey yapacaktı, babanla gizli bir anlaşması vardı. Ben o anlaşmayı bozmak için oradaydım ama her şey saniyeler içinde oldu. Abim öldüğünde, suçluluk duygusu beni bitirdi. Seni bu yüzden korumak istedim. Belki seni kurtarırsam, kendimi de affederim sandım."

Kadir'in omuzlarındaki yükü o an hissettim. O bir zalim değil, sadece geçmişin enkazı altında kalmış bir adamdı. Yanına gittim, elini tuttum. "Geçmişi değiştiremeyiz Kadir. Ama geleceği biz kuracağız. Ve bu konaktaki yılanları temizleyerek başlayacağız."
Ertesi sabah konak halkı mutfakta toplandığında, üzerimde Midyat aşiretine ait en asil elbiselerden biri vardı. Firuze Ana'nın her zamanki yerine, masanın başına oturdum. Herkes şaşkınlıkla birbirine bakarken, Asude öfkeyle öne çıktı.

"Sen ne hakla oraya oturursun?"

Sakin bir tavırla çayımdan bir yudum aldım. " Asıl sen ne hakla bu sofrada oturuyorsun Asude Şahsuvaroğulları. Çünkü şahsen benim dışımda herhangi bir bağın yok ve bu ailenin kızı da değilsin. Burada yatıp burada kalktığın yetmezmiş gibi bir de ailenin gelinine laf mı yapıyorsun?" Bembeyaz bir suratla yutkundu. "Bu konaktaki düzen değişiyor Asude. Artık 'Bedel' olan Meral bitti. Artık Kadir Ağa'nın eşi Meral Midyat var. Firuze Ana, sen benim annem değilsin, biliyorum. Ama bu evin huzurunu kaçıran, kendi gelinini aşağılayan bir kayınvalide olmana da izin vermeyeceğim. Eğer bu evde kalmak istiyorsan, saygı duymayı öğreneceksin."
Ardından Asude'ye döndüm. "Ve sen... Şirket işlerinde çevirdiğin o küçük oyunları, babamla kurduğun gizli yazışmaları biliyorum. Eğer bir kez daha Kadir ile benim aramıza girmeye çalışırsan, o belgeleri jandarmaya bizzat ben teslim ederim."

Asude'nin rengi kireç gibi oldu. Firuze Ana ise ilk kez bana nefretle değil, şaşkın bir saygıyla bakıyordu. Kadir, mutfağın kapısında durmuş, kollarını göğsünde kavuşturmuş bizi izliyordu. Dudaklarında o nadir görülen, hafif ama gurur dolu gülümseme vardı.

Göz göze geldik. O gülümseme bana yetti. Kadir içeri girdi, yanıma oturdu ve masanın üzerindeki elimi herkesin gözü önünde sıkıca tuttu.
"Gördünüz mü?" dedi Kadir, sesindeki o derin gurur odayı doldurdu. "Karım konuşurken herkes susacak. Çünkü bu konakta artık onun sözü, benim sözümdür."
O an anladım ki; ben artık kurban edilen o küçük kız değildim. Ben, kendi hikayesinin kahramanı olmaya karar vermiş, yaralarını zırh yapmış bir kadındım. Ve yanımda, bana hayranlıkla bakan o adam olduğu sürece, Mardin'in tüm fırtınaları gelse bizi yıkamazdı...