1. bölüm / 1
Kan Borcuİntikam Yemini
Bölümler 1Şu an: İntikam Yemini
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Günaydın! Hey... Günaydın diyorum duymuyor musunuz?"
Yine sabahın bir köründe, annesinin "Aile kahvaltısı" adını verdiği törene, horozların uyanmaya niyet bile etmediği bu vakitte uyandı. Bir sağa bir sola "Yine neden uyandım?" diye söylenip, kendini sorgulayarak zor zahmet doğrulmayı başarmıştı. Her cumartesi günü aynı senaryo yaşanır, annesi tatilde tüm aile ile kahvaltı yapmak için sabırsızlanır, o da hevesini kıramazdı. Dünden yatağın üstünde kalmış çorabın kokusuna artık dayanamadığından, ilk defa kendi kendine kirli sepetine attı. Her sabah yaptığı rutin işleri tekrar yaptı. Yüzünü yıkadı, çoraplarını tersinden giydi ve kız kardeşini zorbaladı. İlişkileri abi - kardeş ilişkisinden çok, kedi - köpek ilişkisine dönmüş bu iki sabah malmuru masaya oturdu. Oturur oturmaz herkes bir uyandı. O gün masada neler neler vardı... Börekler, gözlemeler, poğaçalar ve bir kahvaltıda olabilecek her şey onların gözüne çarpıyor, iştahlarını açıyordu. Babasının "Haydi afiyet olsun" sözü masadaki ilk ve son cümleydi. Ağızlar tıka basa dolmuş mideler iyiden iyiye şişirilmişti. Kahvaltı bitince babası şöyle dedi:
"Yarına benim senedim yok. Artık yaşamaya gücüm de kalmadı. Okulunu bitirdin mezun oldum, iyi ettin etmesine ama hâlâ bir işe giremedin?"
"Bende bir iş bulmak isterim ama atanamadım. En başında da söylemiştim Fizik Öğretmenliği ataması zor diye. Ama söz bugün ilk iş bütün özel okullarla iletişime geçeceğim."
Bu yaşı 24 olan Fizik öğretmenimiz, milattan kalma bilgisayarının başına oturup yakınlarındaki tüm özel okulların listesini çıkardı. Akşama kadar hepsiyle konuştu. 1-2 tanesi dışında hepsinin kadrosu doluydu. Kadrosu dolu olmayanlara da sürekli başvuru geliyor ve seçilme ihtimali daha çok zorlanıyordu. 1-2 hafta geçti ama yine kimseden haber gelmedi. Bu sefer babası:
"Okuduğun bölümde meslek sahibi olma zorunluluğun yok, aç bir dükkan işlet oğlum. Senin öğretmenliğine kalırsak 5 yıl beklememiz gerekecek gibi."
Fizik öğretmeni kafasını salladı. Ne işi yapacağını bilmeyerek kredi çekmeye gitti. Ama kredi bir türlü alamıyor hiçbir banka vermiyordu. Tesadüf bu ya, eski Hukuk bürosu taşınmış kalan bina altı dükkan kiraya verilmişti. O akşam babasıyla oturup konuştu. Ne dükkanı açalım? Nerden para bulalım? Nasıl işletelim? Her şeyi konuştular. Tüm para, babasının kendi arabası için ayırdığı parayla karşılanacak ve aile tatlıcısı açılacaktı. Dükkan sonunda kiralanmıştı, işler çok iyi gidiyordu. Gidiyordu ki, bir gün babası:
"Artık kira ödemesi sende. Benim Trabzon'da işlerim var." Dedi.
İşte şimdi kendi işinin patronu olmuştu. Ama 1-2 ay sonra annesi rahatsızlandı ve dükkan çok aksadı. Kira günü gelince dükkan sahibi kirayı istedi. Ama para yoktu. Bir sonraki ay için malzeme almaya bile para yoktu.
"Allah rıza için ağabey, bizi 1-2 ay idare et. Babam Trabzon'da annem rahatsızlandı bende para kalmadı."
"Madem ödeyemeyecektin neden kiraladım dükkanı?"
"Ağabey vallahi iki ay sonra fazla parasını vereceğim."
"Ben söze güvenmem. İki haftan var, ya kirayı ödersin ya da çık dükkanımdan."
Zor zahmet alabildiği tek izin sadece iki haftaydı... Babasına ulaşamıyor, kardeşiyle ek işlere gidiyordu. Zor zahmet tüm parayı kiraya verdiler. Ellerinde ekmek almaya bile para kalmamıştı. 1-2 kişinin yardımıyla atlattıkları bir ayın daha ardından borca birkaç gün kala acil borç alması gerektiğini anlamıştı. Yoksa dükkan gidecek ellerine geçen 3-5 kuruşta ellerine geçmeyecekti. Düşündü durdu, kafayı yedi, delirdi. Sonunda bir tefeciden yüklü miktar borç almaya karar verdi. İşte o karar, tüm hayatını değiştirecekti. Tefeciden aldığı borcu ertesi ay aynı gün vereceğini söylemişti. Ama bir daha asla onunla buluşmadı. Tefeci adam, arkadaşlarıyla beraber arayıp tehdit ediyor ve uyarıyordu. Ama ne o dinledi ne de tefeci pes etti. İşin kötüsüdür ya. Babasından mesaj geldi.
"Haftaya yanınıza geliyorum. Sana büyük bir hediyem var. Annemler nasıl?"
Babasının mesajını görmezden geldi. Çünkü onun biriktirdiği parayla açılan dükkan bu batmış, tefeciye borca girmişti. Üstelik annesi hastaydı. Çok geçmeden babasından aramalar, mesajlar ardı ardına geldi. Açamıyordu, annesi de babasından haberdar olamadığı için daha da rahatsızlanıyordu. 1 haftayı zor zahmet geçirdi. Bir sabah kapı çaldı. Ama öyle setti ki, ancak Azrail'in can almak için gelmesi bu kadar korkutucu olabilirdi. Tefeciler oldupunu düşünen Fizik öğretmenimiz kapısıyı şehadet getirerek açtı. Karşısında babası, sinirden küplere binmiş ateş püskürüyordu.
"Neredesin sen? Kaç gündür aramalarına niye cevap verilmiyor?" Diye esti gürledi. Haklıydı da...
Sonunda herşeyi anlattı öğretmen, işte o zaman babası:
"Benim bundan gayrı evladım değilsin. Bana haber vermedin, şimdi kendi başının çaresine bak." Dedi. Genç öğretmen böyle bir çıkış beklemiyordu babasından. Sonunda adamlar evi buldular. Birkaç fotoğraf çektiler ve tehdit ettiler. Bir gece vakti, kız kardeşinin çığlıklarıyla uyanmıştı. Tefeciler sekiz - on kişi kadardı. Evdeki herkes gözleri bağlı hâlde soğuk bir yerde uyandı. Gözleri açıldığında önlerinde uzun boylu, siyah saçlı ve şık giyinimli bir adam:
"Yanlış tefeciden borç aldın." Dedi ve ekledi:
"Biz borç alan kişiye zarar vermeyiz. O zaman bizim için bir zevki olmaz... Ama cezasını psikolojik keseriz ki ömür boyu acısını çeksin kendi kendini öldürsün."
Muhtemelen bu adam tefeci gruplarının bir nevi yöneticisi gibi birşeydi... Tek bir el hareketiyle annesinin, babasının ve kız kardeşinin boğazına bıçaklar dayanmıştı. O anı tarif etmek ne acıydı... Bana anlatırken hâlen gözlerinin dolduğunu ve ağladığını hatırlarım. Adam şöyle dedi:
"Ya borcunu faiziyle kat kat ödersin, ya da aileni öldürürsün."
"İyi, tamam. Faiziyle ödeyeceğim."
"Yalan..." Dedi. "Ödeyebilseydin eğer, bu zamana kadar borcunu çoktan öderdin. Bu yalanına karşılık bir can." Dedi.
Kız kardeşinin göğüs boşluğuna bir bıçak saplandı. Kanları bir göl oluşturur gibiydi. O an çığlıklar bile yetmiyordu... O acıyı hiçbir şey bastıramıyordu.
"Tamam," dedi Fizikçi. "Ben bunu ödeyemem..."
"O zaman faizine karşılık bir can daha."
Hasta olan anneside artık kırmızılar içindeydi. Bir gülden daha koyu bir renkti.
"Oğlum, yiğidim... Ben senden razıydım, hâlen de razıyım. Ama bugünün intikamını alamazsan tüm hakkım sana haramdır." Dedi.
Ve bir bıçak darbesi daha...
O gün kardeşi ölmüştü... O zaman tüm Avrasya'dan nefret etmişti.
O gün annesi ölmüştü... O zaman tüm Amerika kıtalarından nefret etmişti.
O gün babası, annesi, kardeşi ölmüştü. Tüm Dünyadan nefret etmişti.
"Salın bu genci." Dedi lider.
O ise kendine bir yemin etmişti. İntikam almak...
Bölüm etkileşimi
