1. bölüm / 1
Kami:Beyaz turnanın kanatlarındaİlk arkadaşım Bir kağıttı
Bölümler 1Şu an: İlk arkadaşım Bir kağıttı
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çocukluğum, seslerin ve kalabalıkların arasında kaybolduğum sessiz bir labirent gibiydi. Sosyal anksiyetenin ruhuma ördüğü duvarlar yüzünden, akranlarımın neşeli çığlıklarına hiçbir zaman ortak olamadım; insanlarla konuşmak benim için aşılması imkansız bir dağdı. Oysa benim de bir dostum vardı; babamın ben doğduğum gün beyaz bir peçeteden aceleyle katladığı minik bir turna kuşu. Annemle babam özünde çok iyi insanlardı fakat hayat kavgasının telaşı içinde başımı okşayacak vakti nadiren bulurlardı. İşte o kırılgan sessizlik anlarında, bu kağıttan dostum "Kami" devreye girerdi. Tek arkadaşınızın bir origami figürü olduğunu düşünmek kimilerine sıkıcı, hatta acınası gelebilir; ancak benim dünyamda Kami, hayatın sunabileceği en büyüleyici, en eğlenceli mucizeye dönüşmüştü.
Kami’nin cansız bir nesneden çok daha fazlası olduğunu hissettiğim anı dün gibi hatırlıyorum. Annemle babamın yine işe gömüldüğü, odamdaki sessizliğin ağırlaştığı yağmurlu bir akşamüstüydü. Sosyal kaygılarımın ağırlığı altında ezilip ağlarken, avucumun içindeki o beyaz turnanın hafifçe hışırdadığını, adeta göğsüme dokunan bir nefesle kanat çırptığını hissettim. Okulda tek bir kelime bile edemeyen, tahtaya kalktığında dili tutulan o ürkek çocuk, odasının kapısını kapattığı an Kami’nin karşısında bir şaire dönüşürdü. O; kekelememi dert etmeyen, beni asla yargılamayan ve tüm kırgınlıklarımı beyaz gövdesinde eriten yegane sırdaşımdı.
Büyükler kağıdın dayanıksız, fani bir madde olduğunu söylerler; bilmezler ki Kami benim bu hayattaki en sarsılmaz sığınağımdı. Diğer çocuklar sokak aralarında koştururken, biz masamın üzerindeki coğrafya atlasında hayali kıtalara yelken açar, cetvellerden kurduğumuz köprülerden geçerdik. Salonda yorgunluktan uyuyakalan anne ve babamın sessiz evinde, ben odamda bu minik gölgenin eşliğinde kendimi hiç olmadığım kadar güvende hissederdim. Dünyanın en büyük yalnızlığını tek bir kağıt parçasının kıvrımlarına sığdırmış ve ondan muazzam bir oyun inşa etmiştik.Adım Rüya.
Ben doğmadan önce annemle babam yıllarca bir çocuk sahibi olmayı beklemiş. Doğduğum gün, hastane odasında babam eline beyaz bir peçete almış ve uzun uzun katlayarak küçük bir origami turnası yapmış. Turnayı beşiğime bırakırken, "Bu seni ne olursa olsun yalnız bırakmasın." demiş.
O günden sonra turnanın adı Kami oldu.
Babam bana büyüdükçe origami yapmayı öğretti. Her yeni turna, her yeni çiçek ve her yeni kelebek, birlikte geçirdiğimiz zamanın sessiz bir hatırasıydı. Ama yıllar geçtikçe babamın işi, annemin yorgunluğu arttı. Beni çok seviyorlardı; bunu biliyordum. Yine de hayatın telaşı bazen sevgiyi göstermeye fırsat vermiyordu.
Ben ise okulda her geçen gün biraz daha sessizleşiyordum.
İnsanlarla konuşmak benim için nefes almak kadar doğal değildi. Birisi bana baktığında kalbim hızla çarpar, sesim titrer, kelimeler boğazıma düğümlenirdi. Tahtaya kalktığımda ellerim titrer, sınıfın bana baktığını hissettikçe konuşamazdım. Çocuklar bunu anlamak yerine bana garip gözlerle bakmayı seçtiler. Kimse yanıma oturmak istemedi. Kimse benimle arkadaş olmak istemedi.
Benim tek arkadaşım Kami'ydi.
Her akşam odamın kapısını kapatır, onu avuçlarımın arasına alır ve bütün gün yaşadıklarımı anlatırdım. Bazen onu dinlerken kanatlarının hafifçe kıpırdadığını hissederdim. Bunun gerçekten olup olmadığını hiç bilmiyorum. Belki de yalnızlığım bana oyun oynuyordu. Ama o anlarda buna inanmak istemezdim.
Çünkü Kami beni hiç yargılamazdı.
Ben konuşurken sözümü kesmez, sessiz kaldığımda sabırla beklerdi. Gözyaşlarım beyaz kanatlarına düştüğünde bile bana sırtını dönmezdi.
Diğer çocuklar parkta oyun oynarken ben masamın üzerinde kurduğum kâğıttan dünyalarda yaşıyordum. Atlasın sayfaları okyanus, kalemler ağaç, silgiler dağ olurdu. Kami ise bütün o hayali dünyanın cesur yolcusuydu.
Ta ki Arda gelene kadar...
Sınıfa yeni gelen çocuk, teneffüste herkes bahçedeyken beni sıramda origami yaparken gördü. Sessizce yanıma geldi.
"Bu turnayı sen mi yaptın?" diye sordu.
Başımı usulca salladım.
"Bana da öğretir misin?"
O gün ilk kez biri bana acıyarak değil, gerçekten merak ederek bakmıştı.
Belki de yalnızlık, insanın hiç kimseyi bulamaması değildi.
Belki yalnızlık, seni anlayacak doğru insanla henüz karşılaşmamış olmaktı.Yine o bildik, sıradan okul günlerinden biriydi. Bahçenin neşeli uğultusundan kaçıp her zamanki gibi okul binasının etrafında tek başıma dolaşıyordum. Kalabalığın içindeydim ama hiçbir zaman ona ait hissedemiyordum.
Bir süre sonra midemin kazındığını fark ettim. Kantinden yiyecek bir şey almak umuduyla elim refleks olarak cebime gitti. Parmaklarım yalnızca birkaç soğuk kuruşa dokundu. Tam parayı sayacakken içimi tarif edemediğim bir huzursuzluk kapladı.
Elim cebimin derinliklerini yeniden yokladı.
Bir kez daha...
Sonra bir kez daha.
Kami yoktu.
Olamazdı.
Kalbim göğsüme sığmayacakmış gibi çarpmaya başladı. Nefesim boğazımda düğümlendi. Onu okulun bir yerinde düşürmüş olabilir miydim?
Sosyal anksiyetemin yıllardır ördüğü görünmez duvarlar, Kami'yi kaybetme korkusuyla birlikte üzerime yıkıldı. Başım dönüyor, etrafımdaki sesler birbirine karışıyordu. Çocukların kahkahaları giderek uzaklaşırken dünya bulanıklaşıyor, ayaklarım beni güçlükle taşıyordu.
O an cebimdeki paranın azlığı umurumda değildi.
Canımı acıtan şey, ruhumun tek sığınağı olan Kami'nin yanımda olmamasıydı.
Okul bahçesi gözümde devasa ve ürkütücü bir ormana dönüştü. İnsanlarla iki kelime konuşmaya cesaret edemeyen ben, şimdi yüzlerce öğrencinin arasında gözlerimi yere dikmiş, gördüğüm her beyaz kâğıt parçasına umutla koşuyordum.
Belki oydu...
Belki değildi...
Ama vazgeçemezdim.
Çünkü Kami'yi kaybetmek, yalnızca bir origami turnasını kaybetmek değildi.
Kendimden geriye kalan son parçayı kaybetmekti.Tam umudumu kaybetmek üzereydim.
Gözlerim artık yerdeki beyaz kâğıt parçalarını seçemiyordu. Gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırıyor, nefesim düzensizleşiyordu. Kalabalığın arasında tek başıma dönüp dururken dizlerimin bağı çözüldü.
Tam o sırada önümde bir çift spor ayakkabı durdu.
"İyi misin?"
Başımı kaldırmaya cesaret edemedim.
"Sanırım bir şeyini kaybettin."
Cevap veremedim. Kelimeler yine boğazıma düğümlenmişti.
Çocuk birkaç saniye sessizce bekledi. Sonra avucunu yavaşça bana doğru uzattı.
Avucunun içinde beyaz bir origami turnası vardı.
Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
"K-Kami..."
Titreyen ellerimle turnayı aldım. Kanatlarından birinin ucu hafifçe ezilmişti ama oydu. Hiç şüphem yoktu.
"Gün içinde koridorun sonunda buldum." dedi çocuk. "Sürekli elinde taşıdığın için senin olduğunu düşündüm."
Gözlerim doldu.
Hayatım boyunca bana bakan çoğu insan ya garipsemiş ya da acımıştı.
Ama bu çocuk...
Sadece beni anlamaya çalışıyordu.
"Ben Arda." dedi gülümseyerek.
O an fark etmedim.
Belki de o gün yalnızca Kami'yi bulmamıştım.
İlk gerçek arkadaşımı da bulmuştum.O günden sonra her şey yavaş yavaş değişmeye başladı.
Artık Arda neredeyse her teneffüs yanıma geliyordu. Bahçede tek başıma dolaşmama izin vermiyor, bazen sessizce yanıma oturuyor, bazen de elime yeni bir origami kâğıdı sıkıştırıyordu.
Öğle arasında kantinden aldığım sandviçi yerken bile karşıma geçip sohbet etmeye çalışıyordu. Ben çoğu zaman sadece dinliyordum. O ise sessizliğimi garipsemiyor, konuşmam için beni zorlamıyordu.
İlk defa biri, beni değiştirmeye çalışmadan yanımda kalıyordu.
Farkında olmadan gülümsemeye başladığımı ise en son ben fark ettim.
Kami hâlâ cebimdeydi.
Ama ilk kez, yalnızlığımın yükünü tek başına taşımıyordu.Artık Kami'nin yalnızca bir kâğıt turna olduğunu biliyordum.
Onun gerçekten konuşmadığını, kanat çırpmadığını ve beni sihirli bir şekilde korumadığını da...
Ama yine de ondan ayrılmak, çocukluğumdan ayrılmak kadar zordu.
Çünkü Kami, sadece katlanmış birkaç parça kâğıttan ibaret değildi.
O; gözyaşlarımı sessizce dinleyen, en karanlık günlerimde bana umut veren ve kendimi en yalnız hissettiğim anlarda elimden tutan tek dostumdu.
Belki hiçbir zaman canlı olmamıştı.
Ama bana yaşattığı umut, hissettirdiği güven ve verdiği cesaret her zaman gerçekti.Bir gün, Arda yine öğle arasında yanıma geldi. Her zamanki gibi sıramın karşısına oturdu.
"Selam, Rüya! Bugün nasılsın?"
Cevap vermedim.
Arda birkaç saniye bekledi. Sonra yüzünde aynı sıcak gülümsemeyle,
"Ben de iyiyim." dedi.
Sanki kendi kendine konuşuyormuş gibiydi.
Ama değildi.
Ben konuşmasam bile, sessizliğimin de bir cevap olduğunu biliyordu. Bu yüzden hiçbir zaman ısrar etmez, beni konuşmaya zorlamazdı.
Sadece yanımda otururdu.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey, konuşacak birini bulmak değil; sessizliğini de anlayacak birini bulmaktır."Şey... Sana bir şey sorabilir miyim?" dedi Arda.
Sessizce ona baktım.
"Çok güzel origamiler yapıyorsun. Bana da öğretir misin?"
Yine sustum.
Arda birkaç saniye bekledi. Sonra gülümseyerek ayağa kalktı.
"Ee... Peki. Belki başka zaman." dedi.
Tam arkasını dönüp gidecekken, kelimeler hiç beklemediğim bir anda dudaklarımdan döküldü.
"Tabii."
Arda olduğu yerde donup kaldı.
Yavaşça bana döndü. Gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.
"Gerçekten mi?"
Başımı hafifçe salladım.
"Evet."
O an ilk kez, korkumdan daha yüksek sesle konuşabilmiştim.
Arda'nın yüzündeki o kocaman gülümseme hâlâ gözümün önünde.
Belki de o gün ona origami yapmayı öğretmedim.
Belki de ilk kez, birine kalbimin kapısını araladım."Şey... Sana bir şey sorabilir miyim?" dedi Arda.
Sessizce ona baktım.
"Ben de origami yapmayı biliyorum ama... Senin yaptığın turnalar çok daha güzel görünüyor. Bana o katlama şeklini gösterir misin?"
Sustum.
Arda birkaç saniye bekledi.
"Ee... Peki. Belki başka zaman." diyerek ayağa kalktı.
Tam gidecekken, farkına bile varmadan konuşuverdim.
"Tabii."
Arda olduğu yerde dondu.
"Ne dedin?"
"Öğretirim."
Yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
"Teşekkür ederim, Rüya."
O an ilk kez, sessizliğimin arasından bir kelime çıkmıştı.Ertesi gün öğle arasında Arda yine yanıma geldi. Elinde rengârenk origami kâğıtları vardı.
"Bunları dün kırtasiyeden aldım." dedi heyecanla. "Umarım doğru kâğıtlardır."
İlk kez gözlerinin içine baktım.
"Güzel seçmişsin."
Arda birkaç saniye bana öylece baktı.
"Ne oldu?" diye sordum.
"Az önce... benimle konuştun."
Yanaklarımın ısındığını hissettim. Başımı hemen önüme eğdim.
"Şey... Evet."
Arda gülümsedi.
"Hadi başlayalım o zaman."
Masanın üzerine iki kare kâğıt koydum.
"İlk önce tam ortadan ikiye katla."
Arda dikkatle söylediklerimi yaptı.
"Şimdi aç... Köşeleri merkeze doğru getir."
Bazen yaptığı kat yerleri yamuk oluyordu. Ben de sessizce elimi uzatıp kâğıdı düzeltiyordum.
"Sanırım beceremiyorum." diye söylendi.
İlk kez istemeden güldüm.
"Hayır... Gayet iyi gidiyorsun."
Arda da gülmeye başladı.
O gün yalnızca bir origami turnası yapmadık.
İkimiz de, yavaş yavaş birbirimize güvenmeyi öğrendik.O günden sonra her teneffüs birlikte origami yapmaya başladık.
Önceleri sadece ben ve Arda vardık. Sonra bir gün sınıftan bir çocuk yanımıza gelip utangaç bir sesle,
"Ben de yapabilir miyim?" diye sordu.
Ardından bir başkası geldi.
Sonra bir başkası...
Farkına bile varmadan sınıfın bir köşesi rengârenk kâğıtlarla dolmaya başlamıştı. Artık sadece origami yapmıyor, yapmak isteyen herkese bildiklerimizi öğretiyorduk.
Bir süre sonra okulun koridorlarında yürürken neredeyse her gün bir öğrencinin elinde bir origami görüyordum. Kimi bir turna taşıyor, kimi bir kelebek, kimi de küçük bir kurbağa...
Belki onlar için bunlar yalnızca katlanmış kâğıtlardı.
Ama benim için her biri, yalnızlığımın yavaş yavaş umutla yer değiştirdiğinin kanıtıydı.
İlk kez kalabalığın içinde kaybolmuş gibi hissetmiyordum.
İlk kez gerçekten mutluydum.Tabii, Kami'yi de unutmadım.
O hâlâ her zamanki gibi cebimdeydi.
Eskisi kadar ona bağımlı değildim artık. Çünkü yalnızlığımı paylaşan gerçek bir arkadaşım vardı.
Ama bu, Kami'nin benim için değerini kaybettiği anlamına gelmiyordu.
Ne zaman kendimi yalnız hissetsem elim cebime gider, parmaklarım onun kırışmış kanatlarına dokunurdu. Bazen kimsenin duymadığı fısıltılarla onunla konuşurdum.
Belki bana cevap vermiyordu.
Belki de hiçbir zaman vermemişti.
Ama artık bunun bir önemi yoktu.
Çünkü Kami yalnızca bir kâğıt turna değildi.
O, en karanlık günlerimde bana umut etmeyi öğreten ilk dostumdu.
Arda ise o umudun gerçek hayattaki karşılığıydı.Kermes sona erdiğinde okul bahçesi yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Ben ve Arda masamızı toplarken gökyüzüne baktım. Hafif bir rüzgâr esiyordu.
Elim yine cebime gitti.
Kami...
Onu avucuma aldım. Kanatlarının kenarları eskisi kadar düzgün değildi. Zaman, üzerinde küçük izler bırakmıştı. Tıpkı bende olduğu gibi.
Arda yanıma yaklaştı.
"Hâlâ yanında taşıyorsun."
Gülümsedim.
"Evet."
"Artık ona eskisi kadar ihtiyacın yok gibi."
Başımı salladım.
"Eskisi kadar değil."
Bir süre ikimiz de sessiz kaldık.
"Çünkü artık yalnız değilim."
Kami'ye son kez baktım. O hiçbir zaman gerçekten konuşmamıştı. Kanatlarını çırpmamış, bana sihirli bir şekilde yol göstermemişti.
Ama bana umut etmeyi öğretmişti.
Onu tekrar cebime koydum.
Belki bazı insanlar hayatımıza sonsuza kadar eşlik etmez.
Bazıları ise hiç yaşamamış olsalar bile bize yaşamayı öğretir.
Kami, benim ilk dostumdu.
Arda ise yalnızlığın sonsuza kadar sürmeyeceğini gösteren ilk insandı.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu biliyorum:
Yalnızlık, yanında kimsenin olmaması değildir.
Yalnızlık, seni anlayacak insanı henüz bulamamış olmaktır.Bugün yirmi altı yaşındayım.
Aradan yıllar geçti ama Arda hâlâ en yakın arkadaşım. Birlikte büyüdük, birlikte güldük, birlikte zor zamanların üstesinden geldik. Artık biliyorum ki dostluğumuzu hiçbir güç kolay kolay bozamaz.
Kami ise artık cebimde değil.
Yıllar içinde bir kanadı yırtıldı. Daha fazla yıpranmasın diye onu yatağımın yanındaki komodinin üzerine koydum.
Ne zaman ona baksam gülümsüyorum.
Çünkü o, sadece bir origami turnası değil.
Çocukluğumun, umudumun ve Arda'yla kurduğum dostluğun sessiz bir sembolü.
Şimdi arkama dönüp baktığımda, Arda'yla yaşadığımız onca anı beni hâlâ duygulandırıyor. Kami'ye baktığımda ise içimi tarifsiz bir huzur kaplıyor.
Babam...
Ne yazık ki artık aramızda değil.
Ama bana bıraktığı o küçücük kâğıt turna, bana hayatımın en büyük derslerinden birini verdi.
Bazen küçücük bir iyilik, bir insanın bütün hayatını değiştirebilir.
Belki bazı insanlar hayatımıza sonsuza kadar eşlik edemez.
Ama geride ömür boyu bizimle yaşayacak izler bırakırlar.
Teşekkür ederim Arda...
Teşekkür ederim Kami...
Ve hepsinden önemlisi...
Teşekkür ederim, baba.
Bölüm etkileşimi
