1. bölüm / 1
KALP ÇİZGİSİ01
Bölümler 1Şu an: 01
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saat gece yarısına yakındı.
Hava soğuktu ama içimdeki boşluk daha da buz gibiydi.
Polislik öyle bir meslek ki… bazen sokakları ezberliyorsun ama kendini kaybediyorsun.
Ben de uzun zamandır kendimi kaybetmiştim.
Rutin olmuştu her şey. Kodlar, çatışmalar, sessizlikler… ta ki o geceye kadar.
Elimde silah, omzumda yelek.
Kulaklıkta Zeynep Komiser’in sesi çınladı:
– “Operasyon başlıyor. Giriyoruz.”
Ali’yle göz göze geldik.
O hiçbir şey söylemedi ama ben onun gözlerinde gördüm. Aynı huzursuzluk bizde de vardı.
Eski bir depoya giriyorduk. Kaçak silah sevkiyatı.
Klasik bir operasyon gibi görünüyordu ama içim daralıyordu.
İçgüdü dediğin şey bazı gecelerde ayaklarından tutar insanı, işte o gece onlardan biriydi.
Bir gölge geçti önümden.
Nefes bile almadım.
Sonra her şey birkaç saniyede oldu.
Pat.
Bir kurşun…
Sol omzumun hemen altına saplandı.
Bir an nefesim kesildi. Geri çekilmek istedim ama bacaklarım beni taşımadı.
Dizlerimin üzerine düştüm.
Ali’nin sesi uzaklardan geliyordu:
– “Kerem! Kerem vuruldu!”
Göz kapaklarım ağırlaştı. Ama bilincimi kaybetmedim.
Sadece… yoruldum.
Gözlerim tavana değdi. Gökyüzüne değil, bir hastane ışığına.
Sireni duymuyordum. Belki duyuyordum da beynim algılamıyordu.
Sedye sertçe bir yerlere çarpıyor, etrafımdaki insanlar bir şeyler söylüyordu ama hepsi boğuk, uzak…
Sadece omzumda nabız gibi atan o acı vardı.
Gözlerim aralıktı.
Tavanda dönen lambalar… beyaz ışık, parlak, yabancı.
İçimden “Bitmesin” dedim.
Hayat böyle bitmemeli.
Görev ortasında, bir köhne depoda, kurşunla… hayır.
Daha değil.
– “Acil travma!”
– “Sol omuzdan kurşun girişi!”
– “Tansiyon düşüyor, nabız 110’a çıktı!”
Sesler hızlandı.
Ben yavaşladım.
Zaman genişledi.
Sonra bir kadın sesi. Kararlı, net.
– “Hemen hazırlayın, ben giriyorum.”
Kimdi o?
O an görmedim.
Ama sesinin tonu bir siper gibiydi.
---
Yeşil önlüğün içindeydi.
Saçları arkaya toplanmış, gözleri keskin ama içinde belli belirsiz bir yumuşaklık vardı.
Elinde maske vardı ama takmamıştı henüz.
Bir saniyeliğine göz göze geldik.
O an zaman yine normale döndü.
Her şey sustu.
Sadece o vardı.
– “Ben Dr. Elif, seni ameliyata alacağız. Rahat ol,” dedi.
Adımı bile söylemeden, sanki beni tanıyormuş gibi.
Sanki hayatımda hiç kimse bana bu kadar… sakin konuşmamıştı.
O an anladım:
Ben sadece kurşun yememiştim.
Sınırdaydım.
---
Ameliyathane
Soğuk bir odadaydım.
Etrafımda insanlar koşturuyordu ama sesleri bir perdenin arkasından geliyormuş gibi uzaktı.
Elif’in gözleri yalnızca beni izliyordu.
– “Hazırız, giriyoruz,” dedi biri.
Elif monitöre baktı, sonra bana döndü.
– “Kerem… seni uyutacağız. Merak etme. Biz buradayız.”
Ben konuşamadım.
Ama içimden geçen şey netti: “Gitme.”
Bir karanlığa düşer gibi oldum.
Kalp atışım yavaşladı.
Birden yankılandı içeride:
Bum. Bum. Bum.
Sonra durdu.
– “Nabız düştü! Kalp yavaşlıyor!”
– “Adrenalin hazır!”
– “Bekle,” dedi Elif.
Sesi bu kez daha keskin, daha derindi.
– “O dönecek.”
Sanki o anda sadece kalbime değil, irademe de müdahale etti.
Elif’in varlığı, o odadaki tüm makinelere bedeldi.
Yavaş yavaş.
Acıyla.
Ama döndüm.
---
Kapı hafifçe aralandı.
Elif içeri girdi.
Önlüğü üstündeydi, saçları yine toplamış.
Ama o geceye göre bir fark vardı; bu kez beni tanıyordu.
– “Nasıl hissediyorsunuz, Kerem Bey?”
– “Yaşıyor olmak garip bir hismiş,” dedim.
O bir şey demedi.
Gözleri biraz yumuşadı sadece.
– “Omzunuzda dikişler var. Kurşun damar yakınından geçmiş ama kemik zarar görmemiş. Müdahale olmasaydı…”
Cümleyi tamamlamadı.
Gerek de yoktu.
– “Ne zaman yürürüm?”
– “Birkaç gün içinde. Ama göreve dönmek için acele etmeyin.”
– “Görev beklemez.”
Bu söz ağzımdan çıksa da içime oturdu.
Artık hiçbir görev eski anlamında değildi.
Dosyasını kontrol ederken kısa bir sessizlik oldu.
Sonra bir adım daha yaklaştı.
– “Ailenize haber etmek istedik… Ama telefonunuzda ulaşabileceğimiz kimseyi bulamadık.”
Sanki o cümleyle içimdeki boşluk bir kez daha yankılandı.
Sesi yankı yaptı.
Çünkü haklıydı.
Gözlerimi tavana diktim.
– “Ailem hayatta değil.”
Sözlerin ağırlığı odayı sarstı.
Ama Elif'in cevabı hafifti:
– “Üzgünüm.”
O sade, içten ton...
Acımadan, yargılamadan.
Sadece anlayarak.
Bu kadardı.
Kapıya yöneldiğinde bir an durdu.
– “Bu arada... kurtulmanızda hızlı refleksiniz kadar şansınız da etkiliydi. Bunu unutmayın.”
Sonra gitti.
Ve ben, kaldığım yerde bir kez daha içimden dedim:
“Hayat, belki bir çizgiden ibaretti.
Ve o çizgi… yeniden atmaya başlamıştı.”
Bölüm etkileşimi
