KALBİMİN SINIRI kitap kapağı

4. bölüm / 5

KALBİMİN SINIRI

3.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Yazar Avukat

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 3.BÖLÜM

3.BÖLÜM

“Ooo hoşgeldiniz.”

Hepimiz aynı anda başımızı sol tarafa çevirdiğimizde, gördüğümüz kişi karşısında şok olduk. Aras, kollarını iki yana açmış, kocaman sırıtarak bizim tarafa doğru yürüyordu. Evet, onun gelmesini istemiştim fakat hemen geleceğini düşünmemiştim.

Yüzümde afallamış bir gülümseme oluştuğunda, kalbimden aşağıya da ince garip bir sıvının aktığını hissettim. Fakat bu şeye anlam veremedim, vermek de istemedim. Hepimizin şaşkınlığı geçtikten sonra ilk abimle selamlaştılar.

“Kardeşim, hayırdır?” Hem tokalaşıp hem de sarıldıktan sonra geri çekildiler.

Aras, kısa bir an bana bakıp tekrar abime döndü. “Geçiyordum burdan,” Tekrar kısa bir bakış attı bana. Ben de kafamı iki yana sallayarak ‘ne bakıyorsun’ demeye çalıştım. O da anladı tabii, kafasını iki yana sallayıp sırıtarak ‘hiç’ dedi.

Evet, anlaşma dilimiz buydu. Hem de yıllardır… Tekrardan abime döndü, “Asya hanımlar beni çok özlediğini söyledi.” Arsız arsız sırıtıyordu hâlâ. Ama bir şey demedim, alışmıştım. Ne zaman bir açığımı bulsa, beni sinir ederdi. Gıcıktı işte.

Sadece göz devirmek ile yetindim. Onlar konuşup, bizim tarafa gelirken ben de zile bastım. Heyecandan ellerim buz kesmişti. Yerimde bir yukarı kalkıp, bir aşağı iniyordum. Emily’nin de benden farkı yoktu. Arkadan elini, omzuma koydu.

En son kapı açıldığında, karşımızda kocaman gülümsemesi ile annem vardı. Boynunda kırmızı, üzerinde ‘Yeşim’ yazan mutfak önlüğü vardı. Büyük ihtimalle bize yemek hazırlığındaydı. Anında gözlerim doldu ve annemin boynuna atladım.

Onun da benden farkı yoktu, gözleri dolu dolu şefkatle sarmaladı bedenimi. Kocaman sarıldım ona, yılların hasretini giderir gibi. Boynumdan öptü, saçlarımı okşadı ve kokusunu içine çekti. Tam bir anne sarılmasıdır…

Geri çekildiğimizde, yüzümü avuçlarının arasına aldı. Sıcacık sesiyle, “Annem… Zayıfladın mı sen?” Evet, ben duygusal bir konuşmaya hazırlamıştım kendimi. Ama annem yine formundaydı maşallah!

Saygılı bir kızdım, göz deviremedim. Onun yerine konuşabilirdim, “Valla inadınıza çubuk kadar kalıcam. Sonra da karşınıza çıkıp, zayıflamak bu diye göstereceğim en sonunda ha!” Tatlı bir sinirdi benimki, sitemli ama eğlenceli. Annemle birlikte, arkamdaki toplulukta güldüğünde ben de güldüm.

Annem, “Saçmalama kızım, biz senin iyiliğini istiyoruz. Biliyorsun.” dedi gülümseyerek. Ben de gülümsedim ve başımı aşağı yukarı salladım. Tekrar sarıldıktan sonra, arkadan abimin sesi duyuldu. “E yeter da, çekulun bakem. Kapuda kalduk da!” Şive mod onn olmuştu.

Hemen içeri girdik tabii ki, abim ve Dav’in ellerinde bavullar vardı. Aras’ta ise… Annem Aras’a dönüp, “Oğlum o elindekiler ne senin? Kızların çantaları var onu anladım.” Sağ elini gösterdi kaşlarıyla, “Diğer elindekiler ne?” Koskocaman bir kahkaha atmamak için çok zor duruyordum.

Abimlerde bavullar varken onun boş kalmasına asla izin veremezdim. Bir eline Emily ve ben çantalarımızı vermiştik. Diğer elinde de iki tane Fenerium çantası vardı. İçinde de forma… Aras Yaman yazılı. Kupa bardak… Aras Yaman yazılı… Gerçekten kahkaha atacaktım, zor tutuyordum kendimi.

Yüz ifadesi zaten her şeyi ele veriyordu. Gözlerinden alev çıkararak bana bakarken, ben sadece sırıtıyordum. Emily’nin de benden farkı yoktu. Nehir duymasın diye kahkahalarımızı tutuyorduk. Tekrar anneme döndüğünde, gözlerindeki alevler üzerine su atılmış gibi sönmüştü.

Anneme saygısı görülmeye değerdi. Elinde büyümüştü annemin, birlikte büyümüştük. Annesi ve babası her gün çalışmak için Trabzon’a, memleketlerine gittiğinden dolayı Aras da her gün bize geliyordu. Ablası vardı, fakat ablasının da okulu olduğu için ona sadece biz bakabiliyorduk.

Aras, “Yeşim teyzeciğim, kızınız çok pis kaşınıyor. Uyarmanız çok büyük ricam olur,” Bana uyarıcı bir bakış attı ama gram umrumda değildi. “Yoksa ben onu nasıl kaşıyacağımı biliyorum.” dedi ve elindeki Fenerium çantasına iğrenerek baktı.

Annem bizim bu hâllerimize alışık olduğu için sadece gülmekle yetindi. Biz de hemen içeri girdiğimizde, Aras elindeki çantayı yavaş ama iğrenerek koridorun ucuna bıraktı. Hızlı bıraksaydı kupa kırılırdı, umrunda olmazdı. Ama ben almıştım, umrunda olmak zorundaydı. Hele bir olmasın…

Ona doğru dönüp, “Sanki tezek taşıdın ha,” Hafifçe kıkırdadım. “Çok abartıyorsun, alt tarafı bir forma ve kupa.” Bana öyle bir bakış attı ki bu daha çok gülmeme sebep oldu. Bunun öcünü çok pis alırdı, biliyordum.

Nehir’le sarmaş dolaş sarılmadan önce babama koştum. Salonda uyukluyordu, normalde benim geleceğimi bilmesine rağmen uyumazdı, ama elindeki bahçıvan eldivenleri öyle demiyordu. Eve girer girmez, beyaz lale kokusu almıştım. Bayılırdım bu kokuya da çiçeğe de.

Babam da benim geleceğimi bildiğinden, bahçede her zaman yetiştirdiği beyaz lalelerden toplamıştı. Çünkü salondaki masanın üstünde bir buket beyaz lale vardı. Gözlerim dolmuştu, abim babamı uyandırırken kıyamadım ama uyanması lazımdı. Üstüne atlayıp kocaman sarılacaktım çünkü.

Babam hafifçe gözlerini araladı, abimi görünce anladı tabii geldiğimi. Uzandığı yerden, “Kızım!” diye kalktı. Bu daha çok gözlerimin dolmasına sebebiyet vermişti. Ben de hemen yanına gidip boynuna sarıldım. O da kollarını bana sardı, saçlarımı okşadı…

Çok özlemiştim bu sıcaklığı. Ağlamaya başladım, babam hep kırmızı çizgim olmuştu. Ne zaman babamla ilgili bir konu geçse, anında kulak kesilirdim. Babamdan gurur duyardım çünkü ne zaman düşsem, üzülsem, hemen gelir beni sakinleştirirdi. Hiçbir zaman fikirlerimi yadırgamamıştı. Kötü bir fikirse, “Yap, ama eğer üzülürsen sonucunda bana gel.” derdi.

Ben de öyle yapardım. Annemle de daha başka ilişkimiz vardı. Annem mükemmeliyetçi bir kadındı -ki hâlâ öyle.- Her şeyin mükemmel, kusursuz olmasını isterdi. Mesleğinden kaynaklı da olabilirdi aslında. Annem emekli mimar, babam da emekli doktordu.

Fakat annem bana hiçbir zaman kötü davranmamıştı. Beni kırmamıştı, ben de onu hiç kırmazdım zaten. Onun da yeri ben de çok ayrıydı. Fakat hani şu ‘baba-kız’ muhabbetleri var ya, o muhabbet bizde de vardı.

Babamla ayrıldıktan sonra o da annem gibi, yüzümü avuçlarının arasına aldı. Beni gören herkes gibi o da, “Kızım, sen zayıfladın mı?” dedi. Sabır, gerçekten çok büyük sabır. Tam göz devirecektim ki, babam gülünce hiçbir şey diyemedim.

“Tamam, tamam. Şaka yapıyorum babasının prensesi.” Gözleri ışıldıyordu, “Çok özlemişim be kızım, ne gerek vardı o kadar uzağa gitmeye.” Bu konuda artık ben de katılıyordum onlara.

Bu yüzden de, okula özel olarak Türkiye’ye dönme isteğimi belirtmiştim. Yurt dışı çok güzeldi evet, fakat yurdumdan, ailemden uzak kalmak en kötü yanıydı. Bu yüzden geri buraya dönmek istiyordum.

Dilekçemi okula bildirmiştim. Sınavlar da bitince, sonuçları beklemek kalmıştı. Eğer çok çok iyi gelirse sonuçlarım, dilekçem onaylanacaktı. İşte bu yüzden sınavlara çalışırken, kendi ihtiyaçlarımı unutmuştum.

Ben de babama baktım, yanağımı avucuna gömdüm. “Biliyorum babişim, biliyorum. En yakın zamanda hallolacak. Az daha sıkın dişinizi.” dedim göz kırparak.

Babam önce kaşlarını çattı, sonra tam sorgulayacakken kapıdan “Abla!” diye bir ses duyuldu. Hemen arkamı döndüm, Nehir odasından bana doğru koşuyordu.

Hemen ayağa kalkıp, “Ablacığım!” dedim. Aşağı eğilip, kollarımı iki yana açtım.

Nehir de hemen koşup kucağıma atladı. Kocaman sarıldım ona. Kokusunu içime çektim, çok özlemiştim. Nehirim diye severdim onu ben, yorulduğumda dinlenebildiğim bir limandı benim için.

Konuşmasına hiç gerek yoktu, o konuşmadan iki dakika onla vakit geçirsem. Tüm yorgunluğum, hüznüm, kızgınlığım geçerdi. Bir boyama yapsak, anında çocuklaşırdım. Sadece ailemle ve ailem gibi gördüğüm kişilerin yanında asıl benliğim ortaya çıkardı.

Boynundan öptüm, saçlarından öptüm. Doya doya, sımsıkı sarıldım. Çok özlemiştim, özlemimi böyle gidermeye çalışıyordum. Ayrılırken gıdıkladım biraz. Hemen kıkırdadı, “Oy benim Nehir’im nasılmış bakayim?”

Ayrılıp, kucaklamıştım. Koltuğa oturduğumda, Nehir’i de kendime doğru çevirmiştim. Emily hemen benim yanıma oturmuştu. Sol tarafımda da babam vardı. Abim, Aras ve David üçlüsü de, dev cüsseleriyle karşımızdaki koltuğa sıkıştılar. Annem de tekli koltuğuna oturmuştu.

Nehir, kocaman gülümseyerek “Çok iyiyim ablam! Çok özlemişim seni, neden söylemedin bana geleceğini?” Bu sorunun geleceğini, boğazımı temizledim. Gülümseyip, “Sürpriz olması gerekiyordu fıstığım.” dedim burnuna fiske vurarak.

Kıkırdadı tekrar, sonra tekrardan çattı minicik kaşlarını. “Ya ama bilseydim, boyalarımı hazırlardım.” dedi. Gözlerim doldu, benimle resim yapmayı çok seviyordu. Tabii ki ben de onunla resim yapmaya bayılıyordum.

Koskocaman gülümsedim tekrardan, “Olsun güzelim, birlikte hazırlarız.” Sonra, acıktığımı hissettim bu yüzden, “Ama önce, yemek yiyelim. Çünkü ben kurt gibi acıktım.” Sonra tekrar gıdıkladım onu, kucağımdan indirip totosuna vurdum. “Koş bakayim, yoksa seni yiyeceğim.”

Hemen koşmaya başladı, ben de arkasından gülerek koştuğumda salondaki tayfa da peşimizden geliyordu.

Yemek odasına girdiğimizde, masanın çoktan yemeklerle dolu olduğunu gördüm. Sarma, mantı, börek, tavuk ve daha nice güzel yemek.

Hepsi de benim en sevdiğim yemeklerdi. Annem benim için benim en sevdiğim yemeklerden yapmıştı. Sınav dönemimin acısını bugün çıkaracağım gibi duruyordu. Hemen masaya kuruldum, Nehir de çoktan masaya oturmuştu.

Herkes masaya oturduğunda, babam ve annem karşılıklı olarak başa geçmişlerdi. Ben de Nehir’in sağına, soluna da Emily oturmuştu. Karşımda Aras, onun yanında abim, onun yanında da David vardı.

Hemen tabağıma sarmalardan ve böreklerden koydum. Diyet falan şuan umrumda değildi. Ben aç kurt gibi masadaki her şeyden tabağıma doldururken, herkes bana bakıyordu. Tabağıma bilmem kaçıncı böreğimi koyarken, yavru köpek bakışı atıyordum herkese.

En son konuşan Aras oldu, “Keşke bize de azıcık bıraksaydın ablam. Abla Allah rızası için bizi yeme.” Ellerini iki yana açıp sallanmaya başladı, “Abla Allah rızası için, biz daha küçücüğüz.” Baş parmağı ve işaret parmağını kıstırarak, küçük işareti yaptı.

Yemek fırlatsaydım, nimete ve bana günah olabilirdi. Annem de beni fırlatırdı. Bu yüzden plastik, ağzı kapalı tuzluğu kafasına fırlatmayı denedim. Refleksle tuttu tabii, “Pisliksin Aras!” Normalde Yaman diyordum, ama beni sinirlendirdiğinde Aras diyordum.

Tabağıma baktığımda, azıcık haklı olduğunu gördüm. Ama ona neydi ki, istersem onu da yerdim. Tekrar Aras’a baktığımda otuz iki diş sırıttığını gördüm. Hemen uzanıp, kafasına vurdum. Bu sefer kaçamamıştı, “Oh, iyi oldu.”

Elimi göğüs hizamdan aşağıya doğru kaydırarak, “Canıma da değsin.” dedim.

Şimdi de masadaki herkes gülüyordu. Aras dışında, “Ne yapıyorsun kızım ya?” Kafasını ovuşturuyordu. Fazla sert vurmuştum galiba, “Ay özür dilerim. Bu kadar sert vuracağımı düşünmüyordum.” Hafif uzanıp kafasına bakmaya çalıştım. Sonra geri yerime oturup sırıttım, “İyi ki tuzluk gelmedi ama değil mi?”

Tekrardan gözlerinden alev çıkararak bana baktığında hafif ürktüm. Önüme dönüp yemeğimi yemeye başladığımda masadaki herkes de gülüşüp yemeklerine döndüler.

Yemeğimi yerken aklıma Aras’ın yazdığı mesaj geldi. Bunu sorgulamak istedim, “Yaman bir şey soracağım.” Bana baktı, “Başladı ahiret sorularımız, he zillim sor.” Göz devirdim, abartıyordu. Küçükken evet başının etini yemiş olabilirdim. Ama artık öyle değildim yani, bence öyle değildim.

O da çatalını bıçağını bırakıp, dirseklerini masaya yasladı. Ellerini birleştirip, bana baktı. Ben de aynı şekilde çatalımla bıçağımı masaya bırakıp, “Sen bana bu sabah mesaj attın ya,” dedim. Hafifçe boğazını temizledi.

Devam ettim, “Nerden çıktı bir anda?” tam konuşacakken lafını ağzına tıktım. İşaret parmağımı ona doğru bir kere sallayarak, “Şakaya vurma işi.” dedim.

Gözlerini devirdi, “Ne sorguladın be kızım.” Gözlerini kaçırdı, “Haberlerde şehitlerle ilgili bir haber çıktı.” Bu sefer gözlerimin içine baktı,”Benim de aklıma ilk,” Ben mi gelmiştim? Abime yazması gereken şeyi bana mı yazmıştı?

Sırıttı, “Demir geldi, dedim kardeşimi arayayim ben.” Mantıklı olan buydu, yalan söylemediyse de doğrusunu yapmıştı. Devam etti konuşmasına, “Sonra onla konuştuk falan, dedi ki ‘Sen bir Asya’ya da mesaj at. Beni aradığında kötüydü, sonradan belli etmedi bana ama bir de sen sor.’ dedi bana. Ben de sana yazdım işte.”

Tek solukta anlattığı için konuşması bittikten sonra, derin bir nefes verdi. Demek böyle olmuştu, tamam. Sıkıntı yoktu, merak etmiştim sadece. Gülümsedim, “İyi peki tamam. Sakin ol, sordum sadece. Neden gerildin ki bu kadar?”

Bana döndü tekrar, “Sanki suç işlemişim gibi sorguladığın için, gerilmiş olabilir miyim?” Ekledi sonra,”Hanımefendi.” Çok imalı sormuştu, birazcık haklı olma payı vardı.

Fakat ne yapabilirdim ki? Meraklıydım işte, kabul ediyorum hem de çok fazla meraklıydım.

Sırıtmakla yetindim sadece. O da başını iki yana sallayarak. Daha sonrasında masada Nehir’in sesi duyuldu, “Abla! Hadi gel, resim yapalım.”

Sonra göz kırptı, ”Hem sana anlatacak dedikolarım birikti.” deyince kendimi tutamadım ve güldüm. Masadaki herkes de bizimle birlikte gülmüştü.

İşaret parmağım ile minik burnuna fiske vurdum. “Yaa, nasıl dedikodularmış bakayim onlar?” dedim. Sırıtarak, “Anlarsın ya.” deyip göz kırptı. Sonra Emily devreye girdi, “Bana yok mu Häschen?”

Emily ne zaman Nehir’le konuşsa ona hep “Häschen” yani “Tavşancık derdi.

Nehir de hemen güldü, “Ay tabii ki de var Emy ablam.” diyerek yanağına öpücük kondurdu. Onların da ilişkileri bu şekildeydi işte.

Nehir’in tabağına baktım, iki tane sarması kalmıştı. Ona döndüm, “Nehir’im bitirmemişsin tabağını birtanem.” dedim. Hemen yedi iki sarmasını. Bana dönüp, ellerini çırptı. “Bitti bile!”

Güldük ve daha sonra el birliğiyle masayı topladık. Nehir, odasına girip boyalarımızı ayarlarken Emily, annem ve ben de bulaşıkları yıkadık. En son bulaşık makinesine de koyduktan sonra, Emily ve ben Nehir’in yanına gittik.

Nehir, yere koyduğu üç yer yatağının ortasındakine yüz üstü uzanmıştı. Onun önünde, sağında ve solunda olarak üç tane kağıt vardı. Aynı zamanda da her kağıdın çapraz kısmında da kuru boyalar vardı.

Hemen sağ taraftaki yatağa yüz üstü uzandım. Emily de sol taraftakine uzandığında, “Eee ne çiziyoruz bakalım?” diye sordum.

Arkasındaki tabletini aldı ve üç tane prenses fotoğrafı açtı. Sağ tarafta Rapunzel, ortada Ariel ve sol tarafta da Pamuk Prenses vardı.

Galiba bunlar bizdik. Emily'ye baktığımda o da benimle aynı düşüncedeydi, gülüyordu. Nehir'e döndüm, "Nehirim, bunlar biz miyiz?" diye sordum. Sırıtarak bana baktı, "Evet abla, biziz." dedi.

Tahmin etmiştim, gülümseyerek yanağında makas aldım ve daha sonra resimlerimizi çizmeye başladık. Çok yetenekli olduğum söylenemezdi, hatta bence hiç yetenekli değildim. Kızın bir gözü küçükse, diğeri nazar boncuğundan büyüktü. Sinirlenip bütün çizdiğim her şeyi sildim ve tekrar çizmeye başladım. Bu sefer de ağzını yamuk çizmiştim.

Kalemi yere atıp, "Off! Olmuyor ya," diye sızlanmaya başladım. "Gözleri güzel olsa, ağzı burnu başka bir şeye benziyor. Ağzı burnu güzel olsa, bir gözü küçük bir gözü büyük oluyor." Derin bir nefes verdim ve göz devirerek, "Ya sabır, ya selamet!" diye bağırdım.

Emily ve Nehir gülmeye başlayınca ters ters baktım onlara, "Bak gülmeyin saçınızı başınızı gelin topuzu yaparım!" Kıyamazdım yolmaya, çirkinleştirmek daha cazipti. Tam bu sırada Aras girdi içeri, "Ooo hanımlar, ne yapıyorsunuz?" Bana döndü sonra, "Sen ne sabır dileniyorsun yine? Cır cır cır, başım şişti." Elime geçirdiğim ilk yastığı kafasına geçirdim. Tam isabet etmişti.

O da bana atınca ben bi kafa travmasının eşiğinden döndüm tabii ki, yatağa yığıldım. Aceleyle bana doğru yöneldi, "Asya! Asya, kalk noldu? İyi misin Asya kalk!" Uyanıktım ve gayet iyiydim ama biraz endişelensin istiyordum. O yüzden oyunculuğa devamdı, "Abla! Abla iyi misin?" Nehirim...

Özür dilerim ablacığım ama sen de bu oyunculuktan biraz nasibini alacaksın. Aras abime seslendi, gözüm kapalıydı fakat abimin bir hışımla içeri girdiğini sesinden anlamıştım, "Asya! Noldu ula? Aras, ne yaptın kıza meteor taşı mı fırlattın."

Ensesine vurmuştu galiba çünkü ses gelmişti. "Hayvan herif, senin cüssenle bu kızın bedeni aynı mı?" Aras geri çekilince bu sefer abim girdi devreye.

"Asya, abim hadi kalk bakayim." O da endişelenmişti ama belli etmiyordu, ya da anlamıştı ve şuan o da rol yapıyordu. Abim kulağıma doğru eğildi ve fısıldayarak, “Gözlerini kırpma minik, belli ediyorsun.” dedi.

Tahmin ettiğim gibi, anlamıştı. Sonra ben kahkahalarla yataktan kalktım. Herkes bana ters ters bakıyordu. Bu bana daha çok komik gelince gülmekten iki büklüm oldum.

Emily elini kalbine koymuştu, Nehir gözleri dolu dolu bakıyordu. Üzülsem mi gülsem mi bilemedim. Daha sonra Aras’ın aynı eve girmeden önce kapıdaki yüz ifadesiyle bana baktığını görünce gülmeye karar verdim.

Bugün de yaramazlık dozumu almıştım evet. Gülüşüm durmaksızın devam ederken, “Özür, özür-“ Tekrar bir kahkaha patlattım. Çok komik duruyorlardı, ciddileşmek çok zordu.

Bu sefer Emily yerden yastığı alıp kafama attı. Yine sendelemiştim ama yine sıkıntı yoktu. Sadece Aras bana yastık attığından beri başımda ağrı vardı. Onun haricinde iyiydim.

Gergin ortamı dağıtmak amaçlı salona kaçmak için, “Hadi kalkın çay içelim.” dedim. “Gelirken tatlı da almıştık, çayın yanında iyi gider.”

Birkaç saniye ben ayakta, diğer herkes yerde çömelmiş haldeyken öylece durduk. Sonra Nehir beni kurtardı, “Olur, çekirdek de var mıdır acaba?” dedi.

Gülerek, “Allah Allah, büyümüşte küçülmüş miniğime bak sen.” dedim. Sonra poposundan itekleyip, “Hadi bakalım varmıymış çekirdek. Anne!”

Biz salona geçerken abim, Aras ve Emily de sabır dilenerek arkamızdan geliyorlardı. İçeri geçip çaylarımızı içtik, Nehir ile bir köşeye çekilip -çekirdeklerimiz ile birlikte- dedikodu yaptık.

Bana gösteride partner olduğu çocuğu anlattı. Adı Mahir’miş, sarı saçlıymış. Gözleri masmaviymiş aynı Atlas abisi gibiymiş.

Atlas kim diye soracak olursanız… Onu nasıl anlatayim ki? İnanılmaz birisi, çok sinir bozucu aynı zamanda. Yani size şöyle söyleyeyim, Wattpad kitaplarında elbet bir tane cıvık bir erkek olur ya. Hah! İşte o bizim Atlas. Patavatsız, hovarda birisi fakat sevdiklerine verdiği değeri bir biz biliriz bir de Allah.

Kolay kolay sevemez, güvenemez ama herkese karşı cıvıktır. Bir biz çok nadir anlarda illallah ederiz onun haricinde alışmıştık. Yıllardır arkadaştık, yıllardır…

Arkadaş grubumuz vardı, liseden beri… Çok güzel zamanlardı, Ela, number two Ela, Atlas, Duygu, Zeynep, Çağla, Beyza… Sekiz kişilik bir gruptuk ve kimse de bize bulaşamazdı. Okulda bir havamız vardı…

Kızlar olarak birimize bir şey olsa Atlas anında cıvıklığından çıkar ve tahmin edeceğinizin çok üst seviyesinde ciddileşirdi.

Aile bağı oluşmuştu artık aramızdaki bu ilişki. Almanya’ya gittiğimden beri onlarla da hiç konuşamamıştım. Yarından sonra iki gün daha buradaydık o yüzden bir günümü onlara ayırmak istiyordum.

Yarın gösteriden sonra arayıp plan yapacaktım. Buna karar vermiştim. Geldiğimden de haberleri yoktu, acaba tepkileri nasıl olacaktı?

Bunu sonra öğrenirdim. Biraz daha sohbet edip, çay içtikten sonra etrafı toparlayıp yataklarımızı ayarlamaya başlamıştık. David de çoktan gitmişti, uçağını kaçırmaması gerekiyordu.

Gitmesini hiç istemiyordum fakat yapabileceğimiz bir şey de yoktu. İki güne de biz gidecektik zaten. Aras da kendi evine gidecekti kapıya kadar uğurladım. Ayakkabılarını giyerken, “Yarın geliyor musun?” diye sordum.

Ayakkabısını bağlarken bir an duraksadı. Sonra bana döndü, “Gelmek çok istiyorum ama,” Oflayıp başını yana çevirip yutkundu.

Tekrar konuşmaya başladı ben ise yutkunduğunda yukarı aşağı hareket eden ademelmasında takılı kalmıştım. “Nehir çok üzülecek Asya. Antrenmanım var. Senin gittiğin gün maçımız var, seni de uğurlayamayacağım.” İşte bu çok kötü bir denk gelişti.

Nehir gerçekten de çok üzülcekti. Ama anlayışlıydı benim kızçem. Beni uğurlama konusunda ise… Benim de içime bir burukluk getirmişti.

Ofladım, daha sonra ona baktım. Gerçekten üzgün görünüyordu o yüzden ben de kara bulutları dağıtmak amacıyla işi şakaya vurdum. Atlas gibi…

“Aman canım, ne olacak sanki. Maçta iki tane gol atarsın. Birini bana birini de Nehir’e olur biter.” Güldüm sonra, benimle birlikte o da güldü. Bağcıklarını bağlamayı bitirdi. Tekrar kapıya yöneldiğinde, yanağımdan makas aldı.

Göz kırpıp, “İkisini de Nehir’e armağan etmeliyim. Senin dilinden kurtulurum kurtulmasına da,” Gözlerini belertti, “Nehir’in gazabından sen bile kurtulamazsın zilli.”

Bu sefer de burnuma fiske vurarak geri çekildi. “Haydin selam söyle herkese. Nehir’i de benim yerime mıncıkla.” dedi. Önce göz devirdim, sonra gözlerinin içine baktım. Sonra da omzuna tokat attım.

“Pislik, benden de kurtulamayacaksın. Gör sen, burnundan fitil” Tekrar tokat attım, “Fitil getiricem.” Kapının önünden annemin siyah renkli terliğini alıp atacakmış gibi havaya kaldırdım.

“Defol! Pislik!” Gülüyordu bir de arsız arsız. Kapıyı kapattıktan sonra ben de güldüm. Pisliktikti ya, arsız.

Yüzümdeki benim bile haberim olmayan gülümsemeyle odama geçtim. Canım odam, ne kadar özlemişim. Anında yatağa atladım. Pijamalarımı eve geldikten sonra giyinmiştim zaten. O yüzden yatağa girmek için ekstra bir çaba harcamama gerek yoktu.

Rahatlayarak başımı yastığa koydum ve anında uyuyakaldım.

3.BÖLÜM SONU

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

13okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18