5. bölüm · Kalbimin Ritmi

Hayatın bizi savurduğu yer

nisa ☆

Her nerede olursak olalım, hayallerimiz de daima bizimle gelirdi. Onların üzerini bir çarşafla kapatmak yerine, daima yaşatmalıydık. Hayallerimizi gerçekleştirmek, çiçek açmamız lazımdı. Hayatın bizin savurduğu o yerde, en güzel çiçeği açan yine biz olmalıydık.

Oğuz'un dün söylediği partiye gelmiştik. Parti sahil kenarında bir mekandaydı.
“Bu gece deli gibi eğleniyoruz.”
Oğuz kapıya doğru yürüdü. Her zaman böyle ortamları severdi. Altay ve ben de Oğuz'un peşinden içeriye girdik. İçerisi oldukça renkli ışıklarla doluydu. Her taraf parlıyordu. Aynı zamanda çok da kalabalıktı.
“Burda bu kadar insan yaşıyor muydu?” Dedim şaşkın bir şekilde etrafa göz gezdirirken.
“Acaba Umaylar geldi mi?”
Ben insanların fazlalığını düşünürken Oğuz’un gözleri etrafta Umayları arıyordu. Altay ilk bana sonra da Oğuz'a bakarak güldü.
“Herkes farklı kafada.”
Yanımıza elinde tepsiyle bir garson yaklaştı. Tepsiyi bize doğru uzatınca Altay ve Oğuz birer bardak aldı.
“Sen almıyor musun?” diyerek bana döndü Oğuz.
"Yok, bu gece istemiyorum"
“Şaşırtıcı.” Dedi Oğuz bardağından bir yudum alıp.
“Alaz fazla içmiyor zaten, neden şaşırdın ki?”
“Partilerde içer ama.”
İkisinin konuşmasına dahil olmadan bende etrafa bakınmaya başladım. Belki gerçekten Miralar da partiye gelmişlerdir. Ne de olsa burda üniversiteye giden çoğu öğrenci bu tarz etkinliklere katılırdı. Onlarla daha fazla görüşüp arkadaş olmayı bende çok isterdim.

Yaklaşık bir saat geçmişti. Altay ve Oğuz neredeyse 4 bardak içmişlerdi bile. Ne kadar engel olmaya çalışsam da başaramamıştım. Zaten Oğuz sarhoş olduktan sonra onu pek durduramazdık. Şimdi Altay da sarhoş olunca tek başıma ikisine de engel olamıyordum. Yan taraftan elinde tepsiyle geçen garsona çevirdi Oğuz kafasını.
“Garson” Diye elini kaldırmaya çalışarak seslendi. Elini bile tam anlamıyla kaldıramıyordu. Baş parmağını gösterdi.
“Bir bardak daha”
“Saçmalama Oğuz. Ne haldesin farkında mısın?”
Havada tuttuğu elini geri indirdim.
Yanımıza doğru yaklaşan garsona döndüm.
“Gerek yok, teşekkürler.”
Altay da ne kadar sarhoş olsa da Oğuzdan iyi durumdaydı.
“Evet Oğuz, yeter.”
Oğuz suratını asıp büyük bir of çekti.
“Partiye gelmişiz şurda. Bırakın beni!”
“Oğuz çok sarhoşsun.”
"Hayır tatlım değilim.” Dedi gülümseyerek.
Oğuz böyle konuşunca istemsizce güldüm.
"Tatlım mı?”
"Evet tatlım" Dedi tekrardan.
Gerçekten bu kadar içmemeliydi.
içeride çok ses olduğu için biraz kafa dinlemeye dışarı çıkmak istedim.
"Sahile gidiyorum biraz, kafam şişti. Gelince çıkarız." Dedim.
"Tamam haberleşiriz" dedi Altay.
Kalabalık içinden zor da olsa geçip sahile çıkabilmiştim. Eminim benim yokluğumdan istifade Oğuz yine içmeye çalışacaktı.
Denize doğru yaklaşıp bir süre izledim. Burda da biraz insan vardı ama en azından herkes kendi halinde, sessiz sakindi. Biraz sonra az ilerdeki kumların üzerinde oturmuş, denizi izleyen kız dikkatimi çekti. Dikkatlice bakınca onu Mira’ya benzettim. Üzerinde beyaz, mavi çiçekli bir elbise vardı. Tek başına oturuyordu, belki de gidip sohbet etmek için en uygun zamanlardan biriydi. Yavaşça yanına yaklaştım.
“Yanına oturabilir miyim?” Dedim çekingen bir sesle.
Bakışlarını denizden bana çevirdi.
Ufak bir gülümsemeyle,
“Merhaba” dedim.
Benim olduğumu görünce onun da yüzünde ufak bir gülümseme oluştu.
“Merhaba, otur tabiki.” Diyerek yanını gösterdi.
Aramızda biraz mesafe olacak şekilde yanına oturdum.
“Sende sıkıldın sanırım.” diye sohbeti başlatan o oldu.
Kafamı salladım.
“Fazla gürültülü.”
“Tek başına mı geldin, diğerleri nerde?”
“Hiç sorma. İkisi de sarhoş oldu.”
Hafifçe güldü.
“Umay da öyle.”
“Umay da mı geldi?” Diye sordum.
“Evet, bende onu içeriye bırakıp biraz hava almaya çıktım.”
Oğuz dünden beri Umay da gelir mi diye düşünürken Umay gerçekten gelmişti. Ama onu görememişti bile.
“Bayadır kampüste yoksunuz.” Dedim.
“Asıl siz yoksunuz. Biz her gün oradaydık nerdeyse.” Dedi hemen.
“Nasıl yani? Gitar çaldığımız yerde miydiniz?” Dedim şaşkınlıkla.
“Evet,” Diyerek kafa salladı.
“Büyük Ağaç'ın altı.”
“Bir kaç kez geldik aslında ama biraz geç gelmiştik. Belki de o yüzden karşılaşmadık. Biraz yoğundu son zamanlar.”
“Anlayabiliyorum, üniversite bitince her şey daha da karmaşıklaşıyor.”
“Evet,” Diye dediğini onayladım.
“Her şey çok karmaşık.”
Biraz sessiz kaldıktan sonra bu kez ben konuya atladım.
“Kaçıncı sınıfsın sen?”
“Son sınıf.” Dedi.
“22 yaşındasın o zaman.”
Kafasını salladı.
“Aramızda bir yaş var. 23 yaşındayım bende.”
“Fazla yokmuş.” Dedi o da.
“Ne okuyorsun peki?”
“Türk dili ve edebiyat.”
“Öğretmenlik mi?”
“Formasyon alıyorum ama asıl isteğim bu değil.”
“Ne peki?” Diye sordum merakla.
“Yazar olmak istiyorum, Bir şeyler yazmayı, karakterler oluşturmayı çok severim. Bir karakteri yazmaktansa canlandırmak, onu yaşatmak istiyorum.”
Yüzümde bir tebessüm oluştu.
“Güzel fikirmiş. En azından yapılabilir.”
Bana döndü.
“Sen ne okudun?”
“Konservatuvar”
Gülümsedi.
“Gitarlardan anlamalıydım, ne yapmak istiyorsun peki?”
“Şarkıcı olabilirdi.” Dedim kafamı denize çevirerek.
“Olabilirdi.” Diyerek beni tekrar etti.
“Olmadı mı?”
Kafamı salladım ama ona bakmıyordum.
“Hayat her zaman bizi istediğimiz yere götürmez. Yani rüzgar beni çok farklı yerlere uçurdu.”
“Hayat her zaman istediğimiz yere getirmez belki ama ona karşı gelip çabalamamız gerekir.”
Bakışlarımı ona çevirdim bu kez.
“Pes etme bence. Eğer içinde gerçekten o potansiyel varsa bana kalırsa yapabilirsin.”
Her şey potansiyelimin olması mıydı peki?
“Ayrıca, o gün duydum. Sesin oldukça güzel. Bence pes etmediğin sürece güzel şeyler başarabilirsin. Ne yaşadığını bilmiyorum, belki gerçekten zordur ama denemeye değer bence. Rüzgar seni farklı yerlere savurmuş olabilir ama orada çiçek açmak senin elinde.”
Gülümsedim. Bu tavsiyeler biraz da olsa içimi ısıtmıştı. Özellikle daha yeni tanıştığım birinden bunları duymak beni oldukça etkilemişti.
“Belki denerim.” dedim gülümseyerek.
“Çiçek açmayı.”
O da gülümsedi.
“Denemelisin.”
Telefonuna bildirim gelince dikkati oraya döndü. Ekranı açıp birisine mesaj attı ve ardından bana geri döndü.
“Ben artık gitsem iyi olacak, beni çağırıyorlar.”
“Pekala.”
Ondan önce kalkıp elimi ona uzattım.
Elimi tutup ayağa kalkınca hemen elimi geri bıraktı.
“Teşekkürler.”
“Ben bir süre daha burada kalacağım.” Dedim.
“Peki, görüşmek üzere.” Dedi gülümseyerek.
“Görüşürüz.” Dedim bende onun gibi gülümseyip.
Yavaş adımlarla yanımdan uzaklaşırken bir süre arkasından onu izledim. Belki de onun için normal bir an olan az önce, benim için normal bir an değildi. Bana içimdeki çiçeği her ne olursa olsun büyütebileceğimi söylemişti. Yüzümdeki o aptal sırıtış bit türlü kaybolmuyordu. Birden duraksayıp arkasını dönünce göz göze geldik. Yakalanmış olmanın telaşıyla gözlerimi kaçırdım.
“Alaz.” Diyerek yanıma yaklaştı.
Tekrardan ona döndüm.
“İnstagram kullanıyor musun?” dedi biraz çekingen bir şekilde.
“Evet, kullanıyorum.”
Telefonun ekranını açtı.
“Takipleşelim mi? Ne de olsa artık arkadaşız.”
“Olur tabiki çok isterim.” Diyerek cebimden telefonumu çıkardım.
“Kullanıcı adın neydi?” diye sordu.
“alazyyaman"
İnstagramın arama kısmında kullanıcı adımı aratıp hesabıma girdi.
“Buldum.” deyip istek attı.
“Kabul ediyorum.”
İstek kısmına girdim ve isteğini kabul ettim.
“Artık gideyim o halde, görüşürüz.” Dedi tekrar gülümseyerek.
“Görüşürüz.” Dedim bende yine gülümseyerek.
Yanımdan yavaşça uzaklaştı. Hafif esen rüzgar neredeyse beline gelecek olan buklelerini savuruyordu. Sahilden çıkıp içeriye girince kafamı denize çevirdim. Bu gece dalgalar normale göre sakindi. Bir süre denizi izleyip dalgaların o içime huzur dolduran seslerini dinledim. Daha sonra artık eve gitmemiz gerektiği için içeri girmeye karar verdim. Tam kafamı çevireceğim an bir yıldız kaydı. Kimisi batıl inanç der ama küçüklüğümden beri yıldız kayınca dilek tutardım. Kayan yıldızı görünce birden duraksayıp içimden bir dilek geçirdim.
“Umarım Altay, Oğuz ve ben çok iyi yerlere geliriz.”
Dileğimi de diledikten sonra içeriye girdim. İçerisi çıktığımdakinden daha da kalabalıktı. Sahnede dans eden insan sayısı da artmıştı. Kalabalığın arasından geçerek bizimkilerin olduğu tarafa geçtim. Az önce durduğumuz yere baktığımda tek başına duran Altay'ı gördüm. Yanına yaklaşıp kulağına eğildim.
“Oğuz nerde?”
Kaşlarıyla ileriyi işaret edince gözlerim onun gösterdiği yöne kaydı. Oğuz iki tane kızın yanında durmuş gülerek bir şey anlatıyordu. Kızlar da Oğuz'u gülerek dinliyorlardı.
“Ben Oğuz'u alıp geliyorum, eve gidelim sonra da.” deyip Oğuz'un yanına yaklaştım.
“Sonra bende onu Alaz değil ben yaptım, dedim.”
Oğuz'un yanında durunca kafasını çevirip bana baktı. Yüzünde kocaman bir gülüş oluştu.
“İşte Alaz da geldi.” Diyerek kızlara beni gösterdi.
“Ben de tam profesörle olan tartışmamızı anlatıyordum kızlara.”
“Oğuz-” cümleme devam edemeden lafım kesildi.
“Selam Alaz.” Dedi kızlardan biri.
Kıza dönüp sadece ufak bir gülümseme yaptıktan hemen sonra Oğuz'a tekrar döndüm.
“Oğuz, gitmeliyiz.”
“Hayır.” Dedi yüzü ciddileşerek.
“Daha kızlarla konuşuyorum.”
“Oğuz hadi kardeşim gitmemiz lazım, sonra konuşursun.”
“Of Alaz.” Dedi suratını büzerek.
Ardında kızlara döndü. Bana yaptığı o yüz ifadesinin yerini hemen gülümseme yer edindi.
“Neyse kızlar. Bize ayrılan sürenin sonuna geldik. Bana yazmayı unutmayın.” deyip göz kırptı.
Oğuz’un kolunu tutup çekiştirirken kızlar da gülerek
“Yazarız tabiki” dediler.
“Hadi Oğuz.”
Oğuz'u kolundan çekip Altay'ın yanına geçtim.
“Hadi gidelim.” dedim Altay’a.
Altay, Oğuz kadar sarhoş değildi tabiki ama o da sarhoştu. Ben Oğuz’u cekiştirmeye çalışırken Altay da arkamızdan geliyordu.
Parti yerinden çıkıp sesler azalmaya başlayınca Oğuz konuştu.
“Ne vardı sanki kızlarla konuşuyordum ne güzel. Biraz daha kalamadın mı?” Diye yüzünü somurttu.
“Kalamadım Oğuz. Kızlar sürekli sana gülüyor, bildiğin dalga geçiyorlardı. Sen hala konuşmaktan bahsediyorsun.”
“Ne dalgası ya.”
Arabanın önüne geldiğimizde kapıyı açtım. Altay ön tarafa binerken ben de Oğuz'u arka tarafa oturtup kapısını kapattım. Direksiyon kısmına gitmek için arkama döndüğümde Mira ve Umay karşımdaydı. Mira da az önce benim Oğuz'un koluna girdiğim gibi Umay'ın koluna girmişti. Umay'ın da sarhoş olduğu 5 metre öteden anlaşılıyordu.
“Selam Mira.” Dedim hafifçe gülümseyip.
Mira yerinde zor duran Umay'ı tutmaya çalışırken gülümsedi.
“Merhaba Alaz.”
“Gidiyor musunuz? Sizi de bırakabilirim.” Dedim arabayı gösterip.
“Yok, teşekkür ederim. Arabam yanımda.”
Arabanın camının açıldığını duyunca arkamı dönüp baktım. Oğuz birden kafasını çıkardı.
“Selam kızlar.” Dedi kocaman bir sırıtışla.
“Oğuz da burdaymış!” Dedi Umay da aynı onun gibi sırıtarak.
“Nerelerdeydiniz siz ya?” Dedi Oğuz.
Umay yavaşça yürümeye çalışırken Mira onu zapt etmeye çalışıyordu.
“Asıl siz neredeydiniz ya?”
“Hadi Umay gidelim. Sonra konuşursunuz. İyi değilsiniz ikiniz de.” Dedi Mira.
“Hayır!”
Oğuz birden bağırınca üçümüz de ona döndük.
“Gitmeyin, biz bırakalım.”
Elini gel dermiş gibi yaptı.
“Gelin.”
“Araba şurda.” Diye Oğuz'a ileriyi gösterdi Mira.
Mira Oğuza cevap verirken Umay birden kolundan çıktı. Arabanın ön kapısına gidip kapıyı açtı.
“Umay ne yapıyorsun.” diye telaşla yanına koştu Mira.
“Ne oluyor be!” desi Altay yüzünü buruşturarak.
“Bizde sizinle geleceğiz.” Dedi Umay Altay'a.
“Arkaya geç o zaman, burda ben oturuyorum.” diyerek kapıyı çekti Altay.
Mira Umay'ı kolundan tutup cekti.
“Umay gel şuraya.”
“Ya bırak!”
Umay Miranın elinden kurtulmaya çalışıyordu.
İstemsizce şu an ki duruma gülmeye başladım
“Çok mu komik?” Dedi Mira bana dönüp.
Yüzümdeki gülüşü hemen yok ettim.
“Hayır, kusura bakma.”
Bu kez gülen o oldu.
“Kızmadım ki, niye hemen ciddileştin?”
O öyle söyleyince rahatladım. Çünkü bir an gerçekten yanlış bir şey yapıp kızdırdığımı sanmıştım.
“Kızdın sandım.”
“Umay gel burda yer var!” Diye bağırdı Oğuz kafasını daha da dışarı çıkarıp.
“Geliyorum!”
“Ya Umay dur artık.”
Mira hala Umay'ı zapt etmeye çalışırken ben de Oguz'a döndüm.
“Az kafani içeri soksana.”
Anlamayan bakışlarla bana baktı.
“Neden?”
“Umay'a kapıyı açacağım.”
gülümsedi.
“Desene baştan ya.”
Kafasını içeri geri soktuğunda arabanın anahtarıyla camı kapatıp kapıyı kilitledim.
“Kusura bakma, fazla sarhoş.”
“Ne kusuru, Umay da öyle zaten.”
Umay en sonunda Mira’nın elinden kurtulup kapıyı açmaya çalıştı.
“Bu ne?”
Yüzünde şaşkın bir ifade oluştu. Kapıyı açmak için daha da zorladı.
“Açılmıyor bu.” Diye bize döndü.
Mira of çekmeye başlamıştı.
“İstersen bırakabilirim.”
“Arabam burada kalır.” Dedi o da.
“Yardım edin!” Diye bağırdı birden Umay.
“Oğuz kilitli kaldı!”
Mira anında Umay'ın yanına gidip ağzını kapattı.
“Ne yapiyorusn delirdin mi?!”
Elini yavaşça ağzından çekti.
“Ama kilitli kalmış. Baksana.”
Oğuz elini cama yapıştırmış sanki gerçekten kilitli kalmış gibi dışarıya bakıp rol kesiyordu. Yüzünde de kendini acındıran bir ifade vardı.
“Kilitli kalmadı Umay. Anahtarla açılıyor kapı. Hadi biz gidelim onlar da evlerine gitsinler.”
“Ama”
“Ay Umay yeter!” Diye bağırdı birden Mira.
Bi an bende irkildim.
“Hadi gidiyoruz.”
Umay bu kez sessiz kaldı.
“Kusura bakma.” Diye bana döndü ardından Mira.
“Yok ne kusuru, sende kusura bakma.”
hafifçe gülümsedi.
“Biz artık gidelim. Görüşürüz.”
bende gülümsedim.
“Görüşürüz.”
Umay'ı çekiştirerek yanımdan uzaklaştılar.

Şirket'in önüne geldiğimde içeri girmeden önce derin bir nefes aldım. Binbir hayallerle geldigim bu şirkette bambaşka bir yere savrulmuştum. Hayat her zaman bizi istediğimiz yere götürmezdi. Yolun sonunda güzelliklere varabilmek için belki de bu engelleri atlatmamız gerekirdi. O zorlu yollarda bile çiçek açmayı başarmamız gerekirdi, Mira’nın dediği gibi.
Yavaş adımlarla şirkete girdim. İlk iş günüm olduğu için ne yapacağımı bile bilmiyordum. Resepsiyona doğru yöneldim.
“Merhabalar, Dijital Medya ekibi ne tarafta acaba?”
“Siz yeni stajyer olmalısınız. Faruk Bey de sizi bekliyordu. Birinci katta sağ tarafa dönünce Dijital Medya ekibini görürsünüz. Orda çalışanlara Faruk bey'in odasını sorun, gösterirler. Faruk bey size yardımcı olacak.”
“Pekala, teşekkür ederim.”
Resepsiyondan ayrılıp asansöre doğru yaklaşırken biri adımı seslendi.
“Alaz”
Arkamı dönüp baktığımda yanıma doğru yaklaşan Betül’ü gördüm. Yüzünde bir tebessüm vardı.
“Alazdı değil mi?”
Kafamı salladım.
“İlk iş günün galiba.”
“Evet, asansöre gidiyordum bende.” Diyerek asansörü gösterdim.
“Beraber gidelim o halde. Bende yukarı çıkacağım.”
Beraber asansöre doğru yürüdük. Asansörün tuşuna basıp bekledik.
“Hangi bölümdeydin bu arada?”
“Dijital Medya.”
“Gerçekten mi?” Dedi şaşırarak.
“Bende ordayım!”
Yüzündeki az önce oluşan tebessümün yerini kocaman bir gülümseme yer edindi. En azından tanıdığım biri olduğu için ben de mutlu olmuştum.
“Buna çok sevindim.”
Asansör gelip kapısı açılınca ilk onun binmesi için yol verdim, ardından ben de bindim.
“Günaydın Emir.” Diye içeride olan birine selam verdi Betül.
“Günaydın Betül.”
Emir de aynı onun gibi cıvıl cıvıl konuşuyordu.
Onlar konuşurken ben de birinci katın tuşuna bastım.
“Bu Alaz. Ekibe yeni katılmış.” Diyerek beni gösteri Betül.
Bakışlarımı Emir'ee çevirdiğimde sıcak bir gülümsemeyle bana baktı.
“Hoşgeldin Alaz. Emir ben.”
Elini uzattı. Bende uzattığı eli sıktım.
“Umarım buraya kolay alışırsın.”
Bende onun gibi gülümsedim.
“Umarım.”
Asansörün kapısı açıldığında hep beraber asansörden indik.
“Faruk Bey'in odası ne tarafta?”
“Faruk Bey mi?” Dedi Emir şaşkın gözlerle.
Kafamı salladım.
“İş için yardımcı olacağını söylediler.”
“Faruk Bey mi gerçekten?” Dedi Betül de şaşkın bir yüz ifadesiyle.
“Evet, bir sorun mu var ki?” Diye meraklı gözlerle ikisine baktım.
“Keşke bir sorun olsa, birden fazla sorun var.”
Bakışlarımı Emir’e çevirdim.
“Faruk Bey biraz katıdır. Yani kimse ondan görev almak ya da onunla en ufak bir işi bile yapmak istemezler.”
Emir böyle söyleyince gerginlik seviyem daha da artmıştı.
“O kadar kötü mü?” Dedim korku dolu bir bakışla.
“Fena.” Dedi Betül.
“Onunla çalışan stajyerlerin çoğu ilk haftadan işi bırakıyor.”
Söyledikleri beni biraz germiş olsa da bir üst için işi bırakacağımı sanmiyordum. Bu kadar da çabuk pes eden biri değildim.
“İşte odası burası.” Diyerek yan taraftaki kapıyı gösterdi Betül.
“Teşekkürler.” Dedim kapıya bakarken.
“Daha sonra görüşürüz.”
“Kendine çok dikkat et dostum.” Dedi Emir de kapıya bakarken.
“Ederim sağolun.”
Betül ve Emir yanımdan uzaklaşınca derin bir nefes alıp kapıyı çaldım.
“Gel” Diye bir ses geldi içeriden.
Kapıyı açıp bir adım içeriye girdim.
“Merhaba efendim. Alaz Yaman ben. Yeni stajyer.”