3. bölüm · KALBİMDE TÖRE

3. BÖLÜM

Ayla 25

Ben geldimmmm 💅💋
Nasıl buldunuz bakim?😘
Oy ve yorumlarınızı unutmayın bebeklerimmmm 🤭
Sizin yorumlarınız benim için çok kıymetli 😪🥰
Satır aralarına bol bol yapın.🙈
O zaman sizi bölüme davet ediyorum mm 💋

Sabah, odaya yavaş yavaş süzülen solgun ışıkla kendini gösterdi.

Gecenin ağır sessizliği tam olarak dağılmamıştı; sanki duvarların arasında hâlâ söylenmemiş sözler dolaşıyordu.

Ayçelen, gözlerini yavaşça açtığında ilk fark ettiği şey, odanın ona ait olmadığıydı. Sonra ikinci fark ettiği...

Azad'ın hâlâ odada olduğuydu.

Ama yatağın yanında değildi.

Azad, sandalyede oturmuştu.
Geceyi orada geçirmiş gibi... dik, kontrollü ve uykusuz.

Gömleği biraz kırışmıştı ama duruşu en ufak bir zayıflık göstermiyordu.

Sanki uyumak, onun için bir ihtiyaç değil de... bir zayıflık gibi görülüyordu.

Ayçelen, hafifçe doğruldu. Saçları dağılmıştı, yüzü uykunun izlerini taşıyordu. Ama o an bile kendini toparlamayı başardı.

Azad'a baktı, sonra gözlerini kaçırdı.

"Demek bütün gece orada oturdun..." dedi, sesi sabahın sessizliğinde daha net çıkıyordu.

"Sandalye sana fazla mı rahat geldi?"

Azad, başını bile çevirmeden cevap verdi.

"Seninle aynı yatakta uyumak, koynuma almak zorunda değilim." dedi sakin bir tonla.

"Zorunda olduğum tek şey bu evde bulunmak."

İliklerine kadar kırılmıştı lakin sesini çıkarmadı.
Ayçelen, bu sözlere hafifçe kaşlarını çattı. Yavaşça yataktan kalktı, birkaç adım attı ve aynaya yöneldi. Kendine bakarken bile Azad'ın varlığını hissediyordu.

"Zorunda olduğun şeyleri bu kadar açık söylemen..." dedi, aynadan ona bakarak,
"gerçekten ne kadar isteksiz olduğunu gösteriyor."

Azad sonunda başını çevirdi. Bakışları doğrudan.

Ayçelen'in yansımasına takıldı. Ama yüzündeki ifade yine değişmemişti.

"İsteksiz olduğum şeyler listesi uzundur." dedi.

"Sen de o listenin başındasın."

Bu söz, odanın havasını bir anda daha da soğuttu.

Ayçelen'in gözleri bir an için sertleşti. Ama sesini yükseltmedi. Sadece derin bir nefes aldı.

"Merak etme..." dedi yavaşça,
"ben de seni listenin başına koydum."

İkisi de bu sözden sonra sustu.

Ama bu bir sessizlik değildi.

Bu, savaşın başlangıcıydı.

Kapıdan gelen sesle birlikte ortam biraz daha değişti. Azad ayağa kalktı. Yüzü ciddiydi.

"Bugün dışarı çıkacaksın." dedi kısa ve net.

Ayçelen şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı.
"Nereye?"

Azad ona kısa bir bakış attı.

"Bu evde kalırsan... herkes seni parça parça eder." dedi.
"Dışarı çık, ama sınırlarını unutma."

Ayçelen bu sözlere alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi.

"Yani beni korumak için mi dışarı çıkarıyorsun..." dedi,
"yoksa kontrol altında tutmak için mi?"

Azad bu soruya hemen cevap vermedi.

Ama bakışları...
bir an için sertliğini kaybetti.

Sonra yeniden kendine geldi.

"Bunu zaman gösterir." dedi ve kapıya yöneldi.

Kapıyı açmadan önce kısa bir an durdu.
Ama geri dönüp Ayçelen'e bakmadı.

Çünkü bazı bakışlar...
çok şey anlatırdı.
Ve o, anlatmak istemiyordu.

Sabahın ilerleyen saatlerinde evin içi yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Ancak bu hareketlilik, huzur getirmiyordu. Tam aksine, her adımda Ayçelen kendini daha fazla izleniyormuş gibi hissediyordu.

Sanki bu evde nefes alırken bile izin alması gerekiyordu.
Ayçelen, kapıya doğru yürüdü. Dışarı çıkmak istiyordu.

Biraz hava almak, bu boğucu sessizlikten uzaklaşmak...

Ama kapıya yaklaştığı an, arkasından gelen ses onu durdurdu.

"Daha dün evlendin..."

Ses sertti. Keskin ve yargılayıcı.

Ayçelen yavaşça arkasını döndü. Karşısında Azad'ın annesi duruyordu. Bakışları, Ayçelen'i tepeden tırnağa süzer gibiydi.
İçinde ne sıcaklık vardı ne de kabul.

"Evine alışmadan nereye?" diye devam etti kadın, sesi daha da keskinleşerek.

"Dışarı çıkmak bu kadar kolay mı sanıyorsun?"

Ayçelen, kendini zorlayarak sakin kaldı. Ama sesi titremedi.

"Biraz hava almak istedim." dedi kısa ve net.

Kadın hafifçe kaşlarını kaldırdı.
"Bizim evin gelini... önce evine alışır."
"Sonra dışarıyı düşünür."

Ayçelen'in içi sıkıştı ama yüzünü düşürmedi. Tam o sırada arkasından başka bir ses duyuldu.

"Yeter."

Azad.

Kapının yanından çıkmış, olaya sessizce yaklaşmıştı.

Gözleri annesine dönük, sesi her zamanki gibi net ve tartışmasızdı.

"O benim eşim." dedi.

"Çıkıp çıkmayacağına siz değil, o karar verir."

Kadının yüzü bir an sertleşti. Ama bu sözlerin karşısında daha fazla ileri gitmedi.

Azad, bakışlarını Ayçelen'e çevirdi.

"Hazırlan." dedi kısa bir şekilde.
"Benimle geleceksin."

Ayçelen kaşlarını çattı.

"Sana sormam gerektiğini düşünüyordum..." dedi, sesi hafif alaylıydı.
"Anlaşılan kararlar tek taraflı veriliyor."

Azad ona kısa bir bakış attı.
"Alış." dedi sadece.

Ayçelen dudaklarını sıktı ama cevap vermedi. İçinden "alışmam" demek geldi ama söylemedi.

Merdivene doğru yürürken Azad önden gitti. Ayçelen ise onun birkaç adım arkasından.

"Önden ben mi çıksaydım?" Azad'ın sesini duyması ile duraksayan, Ayçelen anlamayarak kocasına baktı.

Azad, gözleri ile kalçasını ve belini saran eteği işaret etmesiyle utançtan yerin dibine girmişti lakin belli etmedi.

"Yoo böyle gayet iyi ağam, size sorun oluyorsa-" Azad'ın keskin bakışları ile susmak zorunda kalmıştı. Ama içinden kahkahalarla gülüyordu.

"Yürü baş belası kadın! yürü!" Dudaklarını birbirine bastırarak, gülümsemesini bastırdı.

Azad ise karısının kalçasına istemsizce Kayan gözlerine küfür ederek hızlı adımlarla odaya girdi.

"Bence yade Newroz haklı. Bu gün çıkmayalım-"
Azad'ın hırıltılı nefesini boynunda hissetmesi ile olduğu yerde kalakaldı.

Kalçasında hissettiği şişlik ile Ayçele'nin gözleri kocaman açıldı. Eteğinin bel kısmında dolanan elleri aşağı kayarken,

Azad karısının dolgun kalçalarını avuçladı.

Bir yandan utanç, diğer yandan zevk ile kıvranan kadının kulağına yaklaşıp, "bir daha vicut hatlarını, göz önüne seren kıyafetler giyersen..." fısıldadı, Bir yırtılma sesi duyuldu odada. Ayçelen'in nefes alış verişleri hızlanırken Azad durmadı.

Eteği giyilmeyecek hale getirip, karısından uzaklaştı.
Kalçası şu an boylu boyunca açıktı, eteğin bel kısmını tutmasa tamamen yarı çıplak kalacaktı kocasının karşısında.

Arkasını dönüp, hemen kocasına yaklaştı.
"Ne yaparsın?" Dedi gocunmadan.

Gözleri kararırken gözlerini yeşil gözlerin hmn çekti Azad.
"Siktir etsene, git üzerine birşeyler giy!" Biraz duraksadıktan sonra "bol birşeyler! " Diyip banyoya girdi.

Arkasından öylece kalan kadın kocasının bu hareketlerini başka şeye yormuştu.
Onu arzulamayacak kadar istemiyordu...
Gözleri dolarken, kalbi binbir parçaya bölünmüştü.
♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤♤

İkisi de aynı yoldaydı.
Ama aralarındaki mesafe, sadece birkaç adım değildi.
Dışarı çıktıklarında hava daha temizdi. Ama aralarındaki hava... hâlâ kapalıydı.

Azad, önde yürüyordu. Ayçelen ise onun hızına uymaya çalışmıyordu. Bilerek biraz geride kalıyordu.

"Bu kadar hızlı yürümene gerek yok." dedi Ayçelen, sesi sakin ama hafif sitemliydi.

Azad durmadan konuştu.
"Geri kalıyorsan hızlan."

Ayçelen gözlerini devirdi.
"Senin peşinden koşacak halim yok."

Azad bu söz üzerine başını hafifçe yana çevirdi.
"Zaten peşimden koşan biri olmadın." dedi.
"Olmanı da istemem."

Ayçelen bu cevaba hafifçe güldü. Ama bu gülüş sıcak değildi.
"Merak etme..." dedi.
"Senin peşinden koşmak benim tarzım değil."

Azad bir an sustu. Ama sonra yürümeye devam etti.

Bu iki insan...

Aynı yolda yürüyorlardı.

Ama biri önde, diğeri arkada.

Ve aralarında...
söylenmeyen çok şey vardı.