4. bölüm · Kalbim Ofsaytta

Maç Günü

satırlararasındakiruhlar .

Sabahın ilk ışıkları pencereden içeri süzülürken, kahve kokusu evin içinde dolaşıyordu.
Bugün farklı bir şey vardı.
Bugün içimde bir heyecan vardı ama bunun sebebini tam söyleyemiyordum.
Belki de Arven’in mesajıydı.
Belki de o cümlenin üstüne kurduğum hayal dünyası.
“Maçtan sonra beni bul.”
Bu cümle geceden beri aklımdan çıkmıyordu.
Kahvaltı için Lina ve Duru’yu çağırdım.
Onlar da bugün stada gideceklerdi.
Ama ben daha erken gidip yerimi almak istiyordum.
Çünkü bazen tribünde yer bulmak zor oluyordu. Özellikle Fenerbahçe’nin maç günlerinde.
Lina kapıda belirdi. Üzerinde sarı lacivert bir şal vardı.
Duru ise saçlarını topuz yapmış, yüzünde gülümsemesiyle kapıya çıkmıştı.
“Umay, bugün yine erken kalkmışsın,” dedi Lina, içeri girerken.
“Senin kahveni içmeden güne başlamayacağım,” diye ekledi
Mutfakta masayı hazırladım.
Kahvaltı tabağına peynir, zeytin, domates, salatalık koydum.
Taze ekmekleri kestim.
Kahve makinelerini çalıştırdım.
Lina masaya otururken, “Bugün ilk on birde Arven var mı?” diye sordu.
İçimden bir gülme geldi.
“Var tabii,” dedim.
“İzleyeceğiz, kayda değer bir maç olacak.”
Duru, kahvesini yudumlarken, “Umay, sen neden bu kadar ciddisin?” diye sordu.
Ciddiyetim değil, heyecanımdı aslında.
Sanki bir şey olacaktı.
Ama ben sadece gülümsedim ve “Normalim,” dedim.
“Bugün güzel bir gün olacak.”
Kahvaltı boyunca konuşmalar hep maçla ilgiliydi.
Kim daha iyi oynar, kim gol atar, Arven’in performansı…
Ben sadece dinledim.
Arven’in adı geçtiğinde içimden garip bir şey geçti.
Bir şey söylemek istiyordum ama ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
Kahvaltı bittiğinde, aracımıza binip Kadıköy’e doğru yola çıktık.
Yolda insanlar, tezahürat sesleri, sarı lacivert bayraklar…
Her şey sanki o günün havasını oluşturuyordu.
Kadıköy’e yaklaştıkça kalabalık arttı.
Tribünlerin önünde insanlar fotoğraf çekiyordu.
Bazıları “Fener” diye bağırıyordu.
Bazıları tezahürat yapıyordu.
Stada girdiğimizde içerideki hava farklıydı.
Sahada top kokusu, çim kokusu, tezahürat sesleri…
Hepsi bir arada.
Tribünde yerimizi aldık.
Ben en önde değil, ama iyi bir yerdeydim.
Stadın ışıkları yanıyor, taraftarlar bağırıyordu.
Maç başlamadan önce kalbim hızlanıyordu.
Sanki sahada değil de ben sahadaymışım gibi.
Maç başladı.
Arven sahadaydı.
Kendisini gördüğüm an, nefesim kesildi gibi oldu.
Ama ben sadece izledim.
Bir futbolcunun sahadaki duruşu nasıl oluyorsa, Arven de öyleydi.
Kendinden emin, hızlı, keskin paslar, doğru pozisyonlar.
Maç boyunca sadece bir şey düşündüm:
Bugün maç bitince beni bulacak mı?
Kalbim sürekli bu cümleyi tekrar ediyordu.
Maçın ortalarında Fenerbahçe ilk golü attı.
Tribünler yıkıldı.
Herkes bağırıyordu.
Lina ve Duru da bağırıyordu.
Ben de bağırdım.
Golün ardından Arven’in yüzündeki o konsantrasyon, bana “Ben buradayım” der gibi geldi.
Ama ben sadece izlemeye devam ettim.
Maçın ikinci yarısında Fenerbahçe bir gol daha attı.
Kalabalık daha da coştu.
Tribünler adeta bir deniz gibi dalgalandı.
Ve sonra üçüncü gol.
3-1.
Stadyumun her yeri sarı lacivertti.
İnsanlar sevinçten ağlıyordu.
Ben de ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Maç bitince herkes ayağa kalktı.
Tezahüratlar daha da yükseldi.
Fenerbahçe kazanmıştı.
Tribünden ayrılmak zor oldu.
İnsanlar yavaş yavaş çıkmaya başladı.
Ama ben acele etmedim.
Maçtan sonra beni bul.
Bu cümle tekrar beynimde yankılanıyordu.
Tribünlerden çıkıp koridorlara doğru yürüdüm.
Kalabalık çoktu.
Her yer insan doluydu.
Ben ise tek bir hedefe odaklanmıştım.
Arven’i bulmak.
Stadın çıkış kapısına doğru yürürken, içimden bir ses bana “Dur” dedi.
Sanki bir şey olacaktı.
O anda bir hareketlilik fark ettim.
Bir grup insan bir yere doğru koşuyordu.
Ben de onların yönüne baktım.
Ve gördüm.
Arven oradaydı.
Stadın çıkış kapısına yakın bir yerde, etrafında birkaç kişi vardı.
Güvenlik, taraftarlar, oyuncu ekibi…
Arven’in yüzü yorgundu ama mutluydu.
O an göz göze geldik.
Kalbim hızlandı.
Yüzüm kızardı.
Duru ve Lina’nın yanımda olduğunu unuttum.
Arven bana doğru yürümeye başladı.
Bir an durdum.
Sonra kendimi topladım ve yürümeye devam ettim.
Arven yanımdaydı.
Yanından geçerken sarışın dedi.
Sesini duymak, her şeyden daha farklıydı.
Sanki sadece onun sesini duymak bile yetiyordu.
“Arven,” dedim.
“Evet,” dedi.
“Sen de tribündeydin.”derken gülümsemişti
“Evet,” dedim.
“Senin için geldim.”
Arven’in yüzündeki ifade değişti.
Sanki biraz şaşırmıştı ama hoşuna gitmişti.
“Maçtan sonra beni bul dedim,” dedi.
“Beni bulduğun için teşekkür ederim.”
Kalbim yine hızlandı.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Etrafımız kalabalıktı ama bi o kadar sessizdi sanki
“İmza mı istiyorsun?” diye sordu.
Ben başımı salladım.
Arven gülümsedi ve formayı çıkardı. Benim için üstündeki formayı çıkarmıştı
“İstersen imzalarım,” dedi.
O an önümde duran forma benim için sadece bir forma değildi.
Bu, Arven’in bana verdiği bir şeydi.
Ve ben bunu hayatım boyunca saklayacaktım.
Arven formayı imzalarken, ben ona baktım.
Sahada nasıl bir futbolcuysa, burada da aynıydı.
Kendinden emin, sakin, ama bir o kadar da sıcak.
İmza bittikten sonra Arven formayı bana verdi.
“Bu senin,” dedi.
“Teşekkür ederim,” dedim.
“Gerçekten.”
Arven bir an durdu.
Sonra, “Bi kahve içmek ister misin ?” diye sordu.
Ben şaşırdım.
Ama içimde bir mutluluk oluştu.
“Tabii,” dedim. İzin isteyip soyunma odasına gitmiş giyinip geri gelmişti.
Lina ve Duru arkamdan gülümserken ben soka girmiş gibiydim
Kafeye doğru yürürken, kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.
Bugün her şey güzel başlamıştı.
Ve şimdi her şey daha da güzel olacaktı.
Arven Valen Fenerbahçemin en iyi oyuncularından benim ise futbola olan ilgimin başlangıcı . Sahil kenarında bir kafeye gelmiştik çevremizde Arvenle konuşmak isteyen çok olsada Arven kibarca reddetmişti kahve içerken ona olan hayranlıgımdan bahsettim vedalaşırken istemsizce gözüm dolmuştu Arven bunu fark edip niye ağlıyorsun sarışın diye sordu gülümsedim sadece . . .