1. bölüm / 1
Kağıt Üstünde1.BÖLÜM: YANLIŞ HESAP
Bölümler 1Şu an: 1.BÖLÜM: YANLIŞ HESAP
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Salondaki gümüş tepsilerin sesi, babamın arkamdan insanlara kurduğu sahte nezaket cümleleri ve dışarıdaki hafif yağmur... Dört yaşımdan beri bu evde her şey aynıydı zaten. Annem gittikten sonra babamın söylediği o irili ufaklı yalanlar aramızdaki bağı tamamen koparmıştı. Ben de yıllardır bu kalabalığın içinde ama bir o kadar da yalnız yaşıyordum.
Ama bu gece yalnız hissetmeye hiç niyetim yoktu. Çünkü Ege buradaydı.
Pencere kenarında durmuş elindeki bardağı sallayan Ege’yi görünce hemen üstümü başımı düzelttim. Ege Barkın... Çocukluğumdan beri aklımda da kalbimde de olan tek kişiydi. Siyah ceketinin içinde yine her zamanki gibi çok havalı ve ağırbaşlı duruyordu.
Yanına doğru bir adım attım, kalbim yine deli gibi çarpmaya başladı.
"Selam," dedim sesimdeki heyecanı gizlemeye çalışarak. "Gelmeyeceksin sanıyordum."
Ege gözlerini camdan çekip bana baktı. Yüzünde yine o ciddi, mesafeli ifadesi vardı.
"Geç kalmayı sevmem Beren, biliyorsun," dedi saatine bakıp. "Ayrıca şirket işleri çok yoğun, biraz kafamı dağıtayım dedim."
Çok çalışıyor tabii, diye geçirdim içimden. O yüzden böyle yorgun ve soğuk duruyor. Yoksa bana bir kastı olduğundan değil...
"Haklısın, bu aralar çok yoruldun," dedim. "İstersen sana bir şey getireyim?"
"Gerek yok sağ ol," dedi Ege salona göz gezdirerek. "Babam çağırıyor zaten, sonra görüşürüz."
O yanımdan geçip giderken arkasından bakakaldım. Adamın yürüyüşü bile ayrı bir karizmaydı yani. Resmen "cool" kelimesinin vücut bulmuş hali Ya'rabbim.
"Vay arkadaş... Bakışlarınla adamın arkasını deleceksin Doğan, azıcık yavaş ol ağzın sulandı mübarek."
Gözlerimi devirip arkama döndüm. Oğuz Dinçer elinde vişne suyu bardağıyla duvara yaslanmış, sırıtarak bana bakıyordu. Rahmetli aile dostumuzun, dünyayı hiç takmayan o çenesi düşük torunu... Akraba falan değildik ama küçüklükten beri ne zaman aynı ortama girsek gelir beni bulur, uğraşacak bir şey çıkarırdı.
"Çok komiksin Dinçer," dedim kollarımı birleştirip. "Sana ne benim bakışlarımdan?"
Oğuz bardağından bir yudum alıp yanıma yaklaştı. Yüzünde yine o sinir bozucu gülümsemesi vardı.
"Ne yapayım Beren, seni izlemek bedava tiyatro gibi," dedi. "Ege sana 'Selam' diyor, sen kafanda düğün salonu tutuyorsun. Adam 'Sonra görüşürüz' diyor, sen 'Galiba bana bakışımı beğendi' diye yorumluyorsun. Valla bu hayal gücü senaristlerde yok."
"Gözlerin kör herhalde," dedim çenemi dikleştirip. "Ege sadece çok kibar ve işleri çok yoğun bir insan. Hem biz çocukluğumuzdan beri yakınız, sen ne anlayacaksın?"
Oğuz elini kalbine koyup dramatik bir şekilde nefes verdi. "Pardon, unuttum! Siz çocukluk arkadaşıydınız değil mi? Hatta kreşte de sana oyun hamurunu uzatmıştı... Valla gözlerim doldu şu an." Sonra gülmesini durdurup devam etti: "Kızım adam seni 'küçük kardeş' seviyesinden 'arkadaşın tanıdığı' seviyesine düşürmüş, sen hâlâ 'Ege çok yoğun' diyorsun. Adam yoğun değil Beren, adam sana karşı bildiğin duvar. Sen onun gözünde bir hiçsin."
"Oğuz bak, valla elimdeki bardağı üzerine dökerim!"
"Dök dök, en azından bu gece Ege dışında birine odaklanmış olursun, sevaba girerim," dedi göz kırparak. "Ayrıca vişne lekesi bu takıma yakışır, tarz durur."
Ona tam bağırıp bir şey diyecektim ki salondaki bütün sesler bir anda kesildi.
Müzik durdu, babam elindeki bardağı masaya bıraktı. Ege kendine çeki düzen verdi. Oğuz’un yüzündeki o sırıtış bile bir anda ciddileşti.
Koridorun başından o sert topuk sesleri gelmeye başladı.
Kadının yüzü göründüğünde herkes bir an gözlerine inanamadı.
Perihan Karahanlı...
Perihan Karahanlı şehre dönmüştü. Ve salondaki herkes çok iyi biliyordu ki Perihan Hanım bir yere giriyorsa orada hiçbir şey eskisi gibi kalmazdı.
Bölüm etkileşimi
