1. bölüm / 2
Kafese Gül Diktiğim KadınGiriş 1: Baran
Bölümler 2Şu an: Giriş 1: Baran
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BU KİTAP UYGUNSUZ ÖGELER İÇERİP, HER ŞEYİNE KADAR KURGUDAN İBARETTİR!!!
__________________________
Baran Ateş, adı söylendiğinde bazıları dua ederdi, bazıları da diş sıkar.
Bazıları ise çoktan toprağın altındaydı — onun adını hatırlayacak vakti olmadan.
Bu şehirde herkesin bir korkusu vardı.
Kimi polis sireninden korkardı, kimi gecenin ıslak sessizliğinden.
Ama en çok korkulan şeydi, Baran’ın seni izliyor olması.
O adam gelmeden önce hava kararmazdı.
O adam konuşmadan önce hiç kimse susmazdı.
Ve o adam gülmeden önce hiçbir şey komik değildi.
Baran, bir babanın taşıyamadığı günahların çocuğuydu.
Bir annenin yarım bıraktığı duanın cevapsız duası.
Henüz on üç yaşında, ilk defa birinin ensesinden kan akarken gözünü kırpmadı.
O günden sonra uykular da kırpılmadı zaten.
Baran için gece vakti, dua saati değil hesap saatiydi.
Kim kime ne dedi, kim kime sırt döndü, kim kendini ne zannetti?
O hepsini bilirdi. Çünkü herkesin içinde biri fısıldardı:
“Baran duyarsa bittin.”
O her zaman az konuştu. Ama kelimeleri vuruş gibiydi.
Bazen bir cümlesiyle diz çöktürürdü adamları, bazen bir susuşuyla kendini öldürenler oldu.
Baran, kelimeyle kurşun arasındaki farkı bilen son adamlardandı.
Ama en büyük silahı ne silahtı ne adamlarıydı.
En büyük silahı: geçmişiydi.
Baran, babasının kanlı ellerini hiç unutmadı.
Küçükken, bir gün eve geldiğinde annesinin bile bile bir yabancıya göz kırptığını gördü.
Ve babası...
Babası o adamın kafasını köpeklere attı.
Aile, onun için hiçbir zaman sıcak bir şey değildi.
Aile: Ya sana sırtını döner, ya sırtına saplar.
On altı yaşında, ilk defa sevdi.
O kızı öyle sevdi ki, İstanbul’u satardı bir bakışı için.
Ama o kız başka bir adamla kaçtı.
Baran o adamı üç gün sonra ormanda canlı gömdü.
Kızıysa... bir sabah küle dönen bir evin içinde ceset olarak bulundu.
Kim yaptı, neden yaptı?
Bilmiyor.
Belki de bilmek istemedi.
O gün, kalbinin içine kocaman bir “siktir et” bıraktı.
Bir daha da kimseye sevgiyle bakmadı.
Sevgi mi?
Sevgi onun için zayıflıktı.
Kırılganlıktı.
Sırtında açık yara gibi dolaşmak demekti.
Yirmi bir yaşında, babası bir tuzakta tarandı.
Cenazede ağlamadı Baran.
Herkes onun "dimdik" durduğunu düşündü.
Ama aslında içeriden çöküyordu.
Babası’nın kurduğu imparatorluğu önce dağıttı.
Sonra, taş taş üstünde kalmayacak şekilde yeniden kurdu.
Ama bu kez... taşları kanla birleştirdi.
Baran için sadakat satın alınmazdı.
Sadakat, kanla yazılırdı.
Yalnız bir kere yapılırdı.
İkinci kez denenecek bir şey değil, bedeli can olan bir yemin gibiydi.
Adamlarına gözünün içine bakmadan emir verir, çoğu zaman adı bile anılmazdı.
Ama herkes bilirdi:
O konuşmadan, emir çoktan verilmişti zaten.
Baran, sabahları kahvaltı yapmaz.
Sadece sade Türk kahvesi içer.
Kırk yıl hatırı olmayan hiçbir şeyi hayatında tutmaz.
Bir gece bir adam, Baran’ın masasındaki bardağa yanlışlıkla dokundu.
Ertesi sabah Boğaz’da elleri bağlı bulundu.
Baran tek kelime etmedi.
Ama herkes mesajı aldı:
“Benim alanıma dokunan, yaşadığını unutur.”
Baran’ın kadınları oldu.
Ama hiçbirine “kal” demedi.
Yalnızca sırtını dönüp gittiğinde, bazıları anladı:
Gitmek, izinle olmaz bu adamda.
Ama kalmak da cezasız değildir.
Her sabah aynaya baktığında, tek bir şey görür:
Yüzünün sol yanında, eski bir kavganın izi.
Orası artık yara değil, nişan.
Kendini hatırlatmak için taşıdığı bir lanet.
Ve şimdi...
Yeni bir oyun kuruyor.
Düşmanlarından birinin en zayıf yerine dokunacak.
Kızına.
Henüz görmediği, ama hakkında dosyalar dolusu bilgi topladığı o kızı...
Kaçıracak.
Karanlıkta tutsak edecek.
Ama mesele sadece intikam değil artık.
Çünkü bu kız, Baran’ın içine gömdüğü her şeyin yankısı gibi.
Çünkü bu kız... ona kendini hatırlatıyor.
Sevmemeyi seçmiş bir adamın, en çok unutmak istediği şeyi.
Ve ne yazık ki bazı şeyler kaçırılmaz, gelir ve seni bulur.
Baran bu hikâyede sadece kaçıran olmayacak.
Kendini de kaybedecek.
Bölüm etkileşimi
