3. bölüm / 2
Kafamdaki seslerBölüm 2
Bölümler 2Şu an: Bölüm 2
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GEŞMİŞİN İZLERİ
İnsanlığın en büyük günahı da en büyük nimeti de geleneksellikleridir. Yaşadığın coğrafya senden öncesi ve onun da öncesi ne kadar geleneksel yaşadıysa hep bir sonra ki nesile dayatmaya başlandı halbu ki biz de vardı onlar da olmasın dense belki de bu durumda olmazdık.
Geleneksel ve ataerkil toplum; 21 yüzyıl da hala köklerini sıkı sıkıya tutan insanlar bunun doğru olduğunu savunurken o ailede ki çocukların yaşadıkları hüsran bunun en büyük günah olmasının başlıca kanıtıydı.
Geçmiş; ben geçmiş yılların hala yaraladığı o kız çocuğuyum, ailesinin hizmetkârı fikir ve dıyguları görülmeyen o kız çocuğu. Ne kadar kötü olabilir ki diyor değil mi insan ailesine yardım ediyor alt tarafı demek geliyor insanın içinden.
Mesela,her ailede bir kişinin görevi vardır.Anne ise evi hizada tutan gerek hem çalışıp hem evi ile ilgilenip gerekse sadece ev ile ilgilenir ancak bunun yerine ergenlik çağında ki bir kız çocuğuna annesi çalışıyor diye "artık bu evin annesi sensin ev işi sende" muamelesi çekilirse ve beceremediğinde de yetersiz olduğu hissettirilirse iş çok da iyi yerlere gitmeyebiliyor.
Çocuktum belki de öyle kalmak istedim 13 14 yaşında başladı benim sınavım önce ufaktan evi topla demeceler sonra yardım et yemeğe demeler evde ben harici 2 çocuk daha olmasına rağmen "onlar erkek onlar mı yapsın" ya da "sen kızsın senin elin daha yatkın erkek o ne anlasın" kelimeleri ile manipüle edilerek büyütüldüm. O zamana kadar erkeklerin hep bi el üstünde tutulması gerektiğini düşünürdüm.
Ben büyüdüm benim olmayan yüklerim de büyüdü artık yardım et cümleleri gitmişti artık "evi topla" "evi süpür,sil" ya da "bulaşıkları hallet" ya da "adam akıllı yapamıyosan yapamıyorum de" "bir haltı da becer" gibi cümlelere dönüşmüştü işin kötüsü de bunları yaparsam annem beni sever benimle gururlanır diye sorgusuz yapardım ama öyle olmıyormuş. Bir işi beğenmediğinde saçma sapan gerekli gereksiz bir ton laf söyleyip üstüne " seni doğuracağıma taş doğursaydım" cümlesine maruz kalıyo insan işte bende bunun son damlalarına kadar yaşadığım.
17 yaşımda anladım dünyayı annemi kendimi ama geçmişin yükü çok ağır yaraları ise çok derindi. Canım çok yanıyordu ama ben annem sayesinde bin bir surat maskesi takmayı öğrendim,hayatımda hiçbir şey annemin lafları kafar da acıtmıyordu canımı öyle ya bir kız aileden vurulduktan sonra onu daha ne yakabilirdi.
Yine 17 yaşımda aşık oldum, sevdim ama fiziki ve mental yetersizliklerim yada onlar öyle düşündürmek istedikleri için kendimi hep yetersiz hissettim sevdiğim beni asla istemedi. Ben kilosu olan ama hayat neşesi hep var olan o kız rölündeydim hep ve her zaman bi ekstraya ihtiyacım olurdu sevilmek için, ama aşk bile beni istemedi 1 yıl çabaladım sevmekten vazgeçmedim bir ara olur gibi oldu ama daha 1 ay geçmeden aldatıldığımı öğrendim gerçekten hayat güllesini ard arda vurabiliyormuş anladım.
Tam aile bağlarına olduğu gibi aşka da küsecekken biri daha çıktı karşıma 20lerimin başında sevdim belki de sevmenin çok ötesiydi çok yakındık yaptığı işte hep arkasında bir dağ gibi durdum her derdinde ilk bana gelirdi bende herşeyimden verirdim mental olarak hep ondaydım belki de bundan olmadı bu da sever gibi yaptı askere gitmesini izledim oda arkasından beklediğimi biliyordu belki de ondan rahattı döndüğünde konuşacaktım ciddi bir şekilde duygularımı anlatacaktım oysa ki ama o askerden döndüğü gibi bir başka kadına gitmeyi tercih etti.
23 yaşına kadar çabaladım didindim olmadı ama bu sefer vazgeçmeyi öğrenmiştim ve vazgeçtim.
Özetle şu ki ben o 14 yaşında ilk yarasını paylaşmak ve aile bağı olarak almış 23 yaşına kadar bununla savaşmış bir kadınım belki inadımdan belki de içimde hala sevilmeyi isteğen o çocuk yüzünden 10 yıl acılarla boğuştum ancak pişman değilim bu 10 yılın acısı ve yarası hep taze ruhumda kalbimde başkalarının kırdığı ne varsa tek başıma tamir ettim ve artık bu bedeni kimse yıkamaz...
Bölüm etkileşimi
