1. bölüm / 1
Kafamda çalan melodiİki grup
Bölümler 1Şu an: İki grup
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sorgulamak. Bir şeyi değil, her şeyi sorgulamak. Zaten tüm efsane fikirler böyle ortaya çıkmaz mıydı?
Efsane bir şey mi bilinmez ama en azından bizim grubumuzun kuruluşu buna dayanıyordu.
"Haydi, Derin!"
Kapının dışında gelen sesle istemsizce irkildim.
"Bu sefer gerçekten on dakikaya hazırım!"
Bunları söylerken; üstüme siyah bir tişört altına da siyah bir kot pantolon geçirmekle meşguldüm.
"Yemezler! Bunu dördüncü diyişin. Anlamıyorum. Son dakika prova isteyen sendin. Üstelik seni evinden almaya bile geldim ve sen hazır bile değilsin!"
Dediklerinde haksız da sayılmazdı.
"Elif, açıklayabilirim..."
"Neyi açıklayacaksın ya?"
Son sözlerimden sonra kolyemi de takıp kapıya yöneldim. İyice toksik çiftlere dönmüştük.
Aniden kapıyı açmamla kapıya yaslanmış olan Elif bir anlık sendelemişti.
"Sonunda. Eğer iki dakika daha gecikecek olsaydın kapında uyuyakalacaktım!"
"Bende seni az beklemedim kapılarda" diyerek sırıttım.
"Çok konuşuyorsun, neden seni vokale koyduğumuz belli oluyor." dedi Elif alayla.
"Tamam hadi gidelim artık. Kaç saattir başımın etini yedin zaten."
•
On beş dakikalık bir araba yolculuğunun ardından stüdyoya vardığımızda sinirli bakışların hedefinde ben vardım.
İlk olarak kapının önünde dikilmiş ve kendimi karşılaşacağım şeylere hazırlamaya çalışmıştım.
Sonunda cesaretimi toplayıp kapıyı açtığımda Ayaz'ın kahve gözleri beni bulmuştu. Siyah saçları dağınıktı. Her gün stüdyoya yataktan kalktığı gibi gelse de bu ona yakışıyordu.
"Otuz beş dakika." demişti.
"Ne?" diyerek karşılık verdim.
"Otuz beş dakika geciktin."
Herkese gece üçte 'Sabah on gibi stüdyoda olun.' demiş ve tek geciken kişi olmuştum.
"Tamam, özür dilerim."
Ayaz kafasıyla onaylayıp gitarını akort etmeye dönmüştü.
Yanımda duran Elif ise kulağıma eğilerek; "Şanslısın bugün iyi gününde sanırım." dedi.
"Umarım öyledir." diyerek karşılık verdim.
"Tamam. Hangi parçayla başlıyoruz?" diye soran Berk’in sesi uykulu geliyordu.
Davulun başında mı uyumuştu o? Yapmadığı şey değil gerçi, neden şaşırıyorsam...
"Bence dünkü şarkı olabilir." dedi Ayaz.
"Hangisi?"
"Derin kendi yazdığın şarkıyı unutmadın, değil mi?" Ayaz bana hayretle bakıyordu.
•
Prova iyi geçti demek isterdim ama maalesef vasatın üstüydü.
İlk denemeler korkunçtu. Ritmi tam oturttuk derken Berk ritmi kaçırmış, Elif yanlış akora basmış, ben ise sözleri unutmuştum.
"Mola." Ayaz galiba bize acımıştı.
"Harika bir grubuz değil mi? Kesin dünyayı sallayacağız!" diyen Berk’e kaçamak bakışlar atmıştım.
Ayaz sırıtarak; "Tabi böyle devam edersek kesin." demişti.
Elif ise telefonunu eline almış ve tüm grup kadraja sığacak şekilde ayarlamıştı.
"Selam! Biz-" demiş ve bize doğru dönmüştü.
Berk ise saçlarını karıştırarak; "Şey, hâlâ isim bulamadık." demişti.
"Yinede geçici bir süreliğine Noxen ismini kullanıyoruz" diye araya girdi Ayaz.
Elif kameraya dönmüş; "Bugün stüdyodayız." diyerek beni kadraja almıştı.
"Bilin bakalım kim son dakika prova yapmak isteyip geç kaldı?"
Kameraya boş boş bakıyordum.
"Özür dilemiştim ama görünen o ki bu üçlü bana düşman kesildi." dedim.
"Derin eğer grupta zorbalanıyorsan bir sonraki konserde kırmızı giy."
Arkadan Ayaz'ın sesi duyulmuştu.
"Kırmızı da ona hiç yakışmaz." Sırıtarak bunu diyen Berk’e doğru yöneldim.
"Bunu diyen kişi de davul başında uyuyakalıyor! Üstelik tarzı da berbat!"
Ayaz; Berk ve bana bakarak; "Siz tüm yaz tatili boyunca kavga edecekseniz gelmiyorum." demişti.
"Ne tatili?" dedim.
"Size söylemediler mi?" Ayaz gitarını bir kenara bırakıp telefonunu çıkarttı.
"Neyi?" dedi Elif.
Ayaz ise çok geçmeden bir mesajı açıp bize gösterdi.
'Merhaba Noxen! Biz Xstudio. İki hafta sonra sahne alacağınız İzmir’de sizinle aynı mekanda sahne alacak olan Veyra grubu ile iki haftalık ücretsiz bir tatil deneyimi için sizlere bir villa ayarladık. Sizin gibi değerli sanatçıları aramızda görmekten mutluluk duyarız.'
"Beleş mi!" dedi Berk bağırarak.
Para harcamayı sevmezdi. Biraz cimri biriydi. Bu huyunu grupça yemeğe gittiğimizde yemeğin en ucuzunu alıp bir de üzerine hesabı bize kitlemesiyle tanımıştık.
Ayaz ise kafasını sallamakla yetindi.
•
Siyah saçlı genç kamerayı ilk eline aldı ardından ahşap bir masanın üstüne sabitledi.
Şuan prova yaptıkları stüdyodolardı. Daha doğrusu oğlanın stüdyoya dönüştürülmüş evinde.
Yalnız değildi. Yanındaki koltukta biri daha vardı. Grup arkadaşıydı.
Kamera ikisini çekiyordu.
"Başlattım... Yani sanırım." dedi siyah saçlı çocuk.
"Sanırım mı?" Kumral olan diğeri kameraya yandan bir bakış attı.
"Genelde bu işi Elif yapardı. Ayrıca ilk defa vlog çekiyorum." dedi siyah saçlı çocuk bir eliyle saçlarını karıştırırken.
"Belli."
Kapının dışında dikilen çocuk kadraja girdi. Elinde bir bardak kahve vardı.
Kapının oradaki; "Başlattınız mı cidden? Hani yarın çekecektik, Ayaz?" dedi siyah saçlıya sorgularcasına bakarken.
Ayaz şirin olduğunu düşündüğü bir gülümseme ile sırıtarak; "Doğal olsun istedim. Fena mı oldu?" dedi.
Kapının orada olan; "Doğal dediğin beni kahve içerken çekmek mi?" dedi ters bakışlarla.
Ayaz'ın yanındaki kız araya girerek; "Yemin ederim çocuk gibisin, Berk!" dedi.
Berk; "Ben ne yaptım ya?" dedi ciddileşerek.
Ayaz'ın yanındaki kız; "Sakin olup Elif'i çağırırsan sana bir hafta boyunca her gün kahve ısmarlarım." dedi.
Berk zafer kazanmışçasına gülümseyerek; "Anlaştık! Bak söz verdin." demeyi de ihmal etmedi.
Elif ise seslerden dolayı uykusundan uyanmış ve prova odasına doğru ilerlemişti.
Uykulu sesiyle; "Derin, aşk olsun bensiz mi başladınız?" demiş ve daha fazla kapıda durmayarak içeriye girmişti.
"Affet Elif, doğal olsun istedik." dedi Derin
"Hatta o kadar doğal olmasını istemişler ki kahve içerken kameralara yakalandım." dedi Berk.
•
Saat gece bire yaklaşırken kamera yeniden açıldı.
Derin kamerayı eline aldı. Saçları dağılmıştı. Üzerinde ince bir tişört vardı. Yorgun gözüküyor olsa da gözlerindeki parıltı ve yüzündeki tebessüm içindeki mutluluğun dışa vurumu gibiydi.
"Bugün gerçekten çok güzel geçti." dedi genç kız kamerayı tutarken.
Ayaz arkadan; "Bir şarkıyı daha bitirdik." dedi.
Derin kameraya döndü.
"Bu akşam bu videoyu yüklerim." dedim.
Ayaz başını salladı.
"Yarın da yeni şarkımız çıkıyor." dedi.
"Şarkıyı dinledikten sonra yorumlarınızı yazmayı unutmayın." dedi Elif.
"Eleştirilerinizi de bekliyoruz." dedi Berk uykulu sesiyle.
•
Xstudio’nun haberini aldıktan bir kaç gün sonra şarkıyı çıkartmış, bavulları hazırlamayı bitirmiş, ailelerden izinleri almış ve yola koyulmuştuk.
Arabada Elif'in açtığı müzikler bana hitap etmediği için kulaklığımı takmıştım.
Yola çıkalı epey olmuştu. Direksiyonun başında ise Ayaz vardı.
"Ailenden zar zor izin aldık ve sen hemen kara kara düşünmeye mi başladın?" dedi Elif son ses çalan müziğin sesini biraz kısarken.
Boş boş ona bakıp ne dediğini idrak etmeye çalıştım.
"Durum vahim" dedi Ayaz.
Berk her zamanki gibi uyumakla meşguldü.
Kulaklığımı çıkarttım.
"Eee... Ne zaman varıyoruz İzmir’e?”diye sordum.
•
Elif benim o somurtkan halimi bozuntuya vermemiş ve yol boyunca beni güldürmek için bin bir yola başvurmuştu. Başarılı olmadığı da söylenemezdi.
Arabayı süren Ayaz ise en son gideceğimiz yere 15 dakikalık bir mesafede olduğumuzu söylemişti.
Tek sıkıntı navigasyonun arıza çıkartması yüzünden 30 dakikalık bir yolculuk sonucunda villaya varmamızdı.
Camı araladım. Rüzgar saçlarımı savururken denizin kokusunu içime çektim. Deniz kokusunu uzun zamandır bu kadar yakından hissetmemiştim.
"Of..." diye mırıldandı Elif. "Bir an önce denize girmek istiyorum."
"Senin tek derdin deniz ve vlog zaten." dedi Berk gülerek. "Yalan mı?" diye de ekledi.
Ne zaman uyanmıştı bu?
Ayaz dikiz aynasından bize bakıp sırıttı.
Arabayı villanın önüne çektiğinde hepimiz aynı anda camlara yöneldik.
"Şaka yapıyorsunuz!" dedi Berk.
Villanın arkasında kocaman bir havuz, biraz ilerisinde de deniz görünüyordu.
Berk arabadan iner inmez kollarını havaya kaldırdı.
"Üç hafta bedava!"
•
Bavullarımızı indirip içeri girdiğimizde bizi geniş bir salon, açık mutfak ve yukarı çıkan merdivenler karşılamıştı. Üst kata çıktığımızda ise beş kapı vardı.
Ayaz elindeki mesajı kontrol etti.
"Xstudio'nun attığı bilgiye göre dört yatak odası var."
Kısa bir sessizlik oluştu.
"Dört mü?" dedi Elif idrak etmeye çalışarak.
Tam o sırada giriş kapısının açılma sesi duyuldu.
Aşağıdan bir erkek sesi yükseldi.
"Noxen gelmiş."
Ardından da adım sesleri işitildi.
Yukarıya çıktıklarında Veyra grubuyla ilk kez yüz yüzeydik. Adlarını çok duymuştum.
Grup iki erkek ve bir kızdan oluşuyordu.
Erkeklerden biri açık kumraldı ve ela gözleri vardı. Diğerinin ise sarıya yakın saçları ve mavi gözleri vardı.
Son olarak gözlerim kızı buldu. Koyu kumraldı ve kahverengi gözleri vardı.
Ayaz elini kaldırarak selam verdi.
"Noxen" diyerek bizi tanıtmayı da ihmal etmedi.
"Biz de Veyra" dedi açık kumral olan.
•
Kısa bir tanışmanın ardından herkes bavulları içeriye taşımıştı.
Dört oda olduğunu öğrenen diğerleri de oda konusunu tekrardan gün yüzüne çıkartmıştı.
"Ben tek kişilik odada kalıyorum." dedi Veyra'da ki kız.
"Niye?" diye sordum.
"Çünkü horluyorum." Bunları söylerken mahcup gibiydi.
Berk hemen bana döndü.
"Derin, sen de horluyorsun."
"Ben horlamıyorum." Ona sert bir bakış attım.
"Geçen prova odasında-"
"Devam edersen bir sonraki grup yemeğinde tüm hesabı sana kitlerim." dedim minik bir gülümsemeyle.
"İyi, sustum."
"Hep trip at zaten, Berk!" dedim.
Elif ise kendini tutamayarak gülmeye başladı.
"Kura mı çeksek?" Araya Ayaz'ın sesi girdi.
Herkes bu fikri onayladığında ise Ayaz'ın nereden bulduğunu bilmediğim kağıtlara isimler yazılmış ve teker teker kağıtları çekmeye başlanmıştı. Cidden bu çocuğun çantasından her şey çıkıyordu.
Bir çektiğim kağıtta yazan isme bir de diğer kişilere baktım.
"Kaan kim?"
Açık kumral ve ela gözleri olan çocuk elini kaldırarak; "Benim." demiş ve bavulunu yerden kaldırmıştı.
Odamıza doğru ilerlerken diğerleri de kendi odalarına gidiyordu.
Koridor bir anda sayısız kapı açılma sesi ve Berk'in neden olduğu belli olmayan şikayetleriyle dolmuştu. Bu çocuğu hiç anlamıyordum.
Odaya girdiğimizde iki ayrı yatak, küçük bir çalışma masası, onun hemen yanında duvara asılı bir boy aynası ve pencerenin önünde iki sandalye olduğunu gördüm.
"Fena değilmiş." diyerek bavulumu cam kenarındaki yatağın üzerine bıraktım.
Kaan da diğer yatağın yanına bavulunu koydu.
Bir süre ikimiz de sessizce eşyalarımızı yerleştirmekle meşguldük.
Ben kıyafetlerimi dolaba dizerken Kaan'ın bavulundan birkaç defter çıkardığını gördüm.
"Çok mu eşya getirdin?" diye sordum.
"Defterler yüzünden." diye mırıldandı.
"Ne yazıyorsun?"
Kaan defterlerden birini eline alıp gülümsedi.
"Şarkı." demişti.
Elimdeki tişörtü bırakıp ona doğru döndüm.
"Şarkı mı yazıyorsun?" dedim hayretle.
Veyra'nın gitaristi olduğunu Instagram keşfetime çıkan videolarından görmüştüm fakat söz yazıyor oluşu aklımın ucundan bile geçmemişti.
"Veyra'nın çoğu sözünü ben yazıyorum."
"Gerçekten mi?" diye sordum hayretle.
"Evet." dedi minik bir gülümsemeyle.
"Ben de söz yazıyorum." dedim.
Kaan'ın bakışları gözlerimi buldu.
"Biliyorum."
Bir an duraksadım.
"Neyi biliyorsun?"
Kaan yatağın kenarına oturdu.
"Senin yazdığın şarkıları."
"Nasıl?"
"İnternette yayınladıklarınızı dinledim."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Bizim şarkıları mı?"
"Özellikle seninkileri."
Nedense bunu beklemiyordum.
"Niye?"
Kaan yatağın kenarına iyice yerleşti, sırtını duvara yaslayıp uzun bacaklarını ileriye doğru uzattı.
Bakışlarını bir an için odanın tavanına dikti. Sanki kelimelerini doğru seçmeye çalışıyor gibiydi.
Ardından gözleri yeniden beni buldu. Ela gözlerinde, az önceki o mesafeli çocuktan eser kalmamıştı. Şimdi çok daha dikkatli ve derin bakıyordu.
"Çünkü bir şeyler hissettiren sözlerin var." dedi ses tonunu biraz daha düşürerek.
Ardından; "Günümüzde herkes birbirinin kopyası sözler yazıyor. Sadece kulağa hoş gelen ama içi boş kelimelerin arkasına saklanıyorlar. Ama senin şarkılarında kendinden bir parça buluyor insan. Ya da belki de sadece ben kendimi buldum. Bilmiyorum." diyerek ekledi.
Elimdeki tişörtü katlamayı tamamen bırakmıştım. Parmaklarımın arasındaki kumaşı sıktığımı ancak o an fark ettim.
Kalbim, Berk'in koridordan gelen boğuk şikayet seslerini bastıracak kadar güçlü çarpıyordu. Tuhaf hissetmiştim.
Şarkılarımı internete yüklerken birilerinin dinleyeceğini biliyordum elbette. Fakat tam karşımdaki yatakta oturan bu çocuğun sözlerimde kendini bulduğunu duymak tarif edilemez bir histi. Zihnimi allak bullak etmişti.
"Ben... Ne diyeceğimi bilemedim," diye mırıldandım.
"Sadece içimden gelenleri yazıyordum. Kimsenin dinleyince bu şekilde hissedeceğini düşünmemiştim." dedim sesimdeki tuhaf tınıyı dizginlemeye çalışarak.
Evet, amacım en başından beri birilerinin sözlerimde kendini bulmasıydı. Fakat buna pek de ihtimal vermemiştim. Bunu ona söyleyemesemde durum böyleydi. Amacıma ulaşmıştım.
Kapı tıklatılmadam açıldığındada ikimizinde bakışları kapıdaki silüete dönmüştü.
Berk, darmadağın saçları ve belindeki havluyla bağırarak; "Bu yerde sıcak su akmıyor. Şaka mı bu? Kafayı yiyeceğim!"
Kaan'la göz göze geldik. Odadaki o büyüleyici ve gizemli an bir saniyede tuzla buz olmuştu
Bölüm etkileşimi
