2. bölüm / 2
Kaderin Ters Yazıldığı MasalDİKENLER VE ÖPÜCÜK
Bölümler 2Şu an: DİKENLER VE ÖPÜCÜK
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal iken, pire berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken...
Uzak diyarlarda, Veyra Krallığı'nda uyuyan bir prens varmış.
Evet, yanlış okumadınız.
Uyuyan bir prens.
Aslında prensin sürekli uyuması pek normal değildi ama masallar söz konusu olduğunda “normal” kelimesi genellikle saray kapısından içeri bile alınmazdı.
Bu prensin adı Rhaiven'mış.
Fakat Rhaiven'ın yüz yıl boyunca uyumasının oldukça geçerli bir sebebi varmış.
Her şey yıllar önce başlamış...
Veyra Krallığı'nın heybetli taş surları arasında, buram buram ıhlamur kokan güzel bir bahar günü, Kral Oldric ile kraliçesinin uzun zamandır beklediği erkek çocuk dünyaya gelmiş.
Altın sarısı saçları, kış göğü gibi mavi gözleri varmış.
Kral ve kraliçe çocuklarına Rhaiven adını vermiş.
Kral Oldric, oğlunun doğumunu kutlamak için krallığın dört bir yanına haberciler göndermiş.
Sarayın yüksek tavanlı, kristal avizelerle süslü salonunda devasa bir şölen hazırlanmış.
İpek kumaşlar...
Gümüş şamdanlar...
Ziyafet sofraları...
Her şey kusursuzmuş.
Neredeyse.
Çünkü Kral Oldric bir şeyi unutmuştu.
13. Periyi.
Adı da Veadra'ydı.
Sivri elmacık kemikleri, simsiyah kanatları ve etrafına soğuk bir gölge yayan bu peri, kendisini davet edilmeye değer buluyordu.
Ve açıkçası...
Haksız da sayılmazdı.
Çünkü krallıktaki on iyilik perisi davet edilmişti.
On üçten sadece biri unutulmuştu.
Ve o biri de tesadüfen...
Kötü peri Veadra'ydı.
Veadra haberi duyunca öfkeden neredeyse kanatlarından duman çıkarmış.
Şölenin en coşkulu anında salonun ortasında kapkara bir duman belirmiş.
Meşaleler titremiş.
Misafirler korkuyla kenara çekilmiş.
Ve Veadra ortaya çıkmış.
— Demek bensiz doğum şöleni hazırladınız?
Kral Oldric tahtından fırlamış.
— Senin ne işin var burada?!
Veadra ağır ağır yürüyerek kralın etrafında bir çember çizmiş.
— Küçük prensin doğum şöleni varmış, Kral Oldric... Ve beni çağırarak onurlandırmadınız.
Kralın yüzü düşmüş.
— Veadra! Buraya neden geldin?
Veadra'nın gözleri altın beşiğe kaymış.
— Herkesi oğlunun doğum şölenine çağırdın ama beni unuttun. Bilirsin, ben kin tutmayı pek severim.
Kral Oldric panikle beşiğin önüne geçmiş.
— Ne demek istiyorsun?
Veadra sinsi bir gülümsemeyle:
— Herkes yeni doğan bebeğinize güzel dileklerde bulundu. Ben de bir dilekte bulunayım, değil mi?
Kral:
— Gerek yok.
Veadra:
— Bence var.
Kral:
— Gerçekten gerek yok.
Veadra:
— Ben kararımı verdim.
Kral:
— Ama...
Veadra asasını kaldırmış.
— Prens on altı yaşına bastığında eline bir çıkrık iğnesi batacak...
Salondaki herkes gerilmiş.
— ...ve ölecek!
Salon çığlıklarla dolmuş.
Kral Oldric'in yüzündeki ifade ise açıkça:
“Ben bu kadını neden davet etmedim diye düşünüyordum ama galiba asıl soru neden hiç tanımadım?”
der gibiydi.
Tam o sırada on iyilik perisinden henüz dileğini söylememiş olan son peri öne çıkmış.
Asasını kaldırmış.
— Prens ölmeyecek! Sadece yüz yıl sürecek derin bir uykuya dalacak. Onu yalnızca gerçek aşkın öpücüğü uyandırabilecek.
Kral Oldric:
— Yani sorun çözülmedi mi?
Peri:
— Bir bakıma çözüldü.
Kral:
— “Bir bakıma” mı?
Peri:
— Evet.
Kral:
— ...
Ve böylece kader, küçük prensin hayatına resmi olarak dahil olmuş.
O günden sonra Kral Oldric krallıktaki bütün çıkrıkları toplatmış.
İğneler yakılmış.
Depolar boşaltılmış.
Hatta sarayda biri örgü örmeye kalksa üç muhafız birden üzerine koşuyormuş.
Kral Oldric'in emri netmiş:
“Çıkrık görmek istemiyorum!”
Ama kaderin bir özelliği vardır.
Bir şeyi ne kadar yasaklarsanız...
O şey mutlaka bir yerlerden çıkar.
Rhaiven on altı yaşına bastığında Veadra, yaşlı ve kambur bir kadın kılığına girerek sarayın gözden uzak bir kulesine yerleşmiş.
Meraklı Prens Rhaiven kuleye çıkmış.
Yaşlı kadının çıkrıkla ip eğirdiğini görmüş.
Rhaiven hayatında ilk kez böyle bir şey görüyormuş.
— Bu nedir?
Yaşlı kadın:
— Çıkrık.
Rhaiven:
— Ne işe yarıyor?
Yaşlı kadın:
— İp eğirmeye.
Rhaiven:
— Deneyebilir miyim?
Yaşlı kadın içinden:
“Nihayet.”
Rhaiven elini uzatmış.
Ve...
ÇAT!
Çıkrığın keskin iğnesi parmağına batmış.
Prens oracıkta derin bir uykuya dalmış.
Ama mesele bununla da bitmemiş.
Saraydaki muhafızlar uyumuş.
Uçan kuşlar uyumuş.
Bahçedeki hayvanlar uyumuş.
Hatta ocaktaki ateş bile uyumuş.
Evet.
Ateş bile.
Masal mantığı burada artık tamamen kontrolü ele geçirmişti.
Veyra Krallığı yüz yıl boyunca uykuya gömülmüş.
Yüz yıl sonra...
Kral Oldric'in emriyle bütün diyarlara haber salınmış:
“Prensi kim uyandırırsa onunla evlenecek!”
Bunun üzerine bir sürü prenses gelmiş.
Pembe elbiseli...
Pırlanta taçlı...
İpek terlikli...
Hepsi Rhaiven'ın yanına gitmiş.
Ama hiçbiri prensi uyandıramamış.
Çünkü mesele güzel elbise veya taç değildi.
Sonunda sarayın tozlu merdivenlerinden genç bir kadın çıkmış.
Prenses Elara.
Yeşil gözleri, kararlı bakışları ve cesur bir tavrı varmış.
Kral Oldric ona bakmış.
Artık yüz yıl beklemekten yorulmuştu.
— Sen oğlumu uyandırabilir misin?
Elara sakince:
— Şansımı deneyeceğim, Kral Oldric.
Kral kaşlarını çatmış.
— Bu şans meselesi değil, prenses!
Elara başını dik tutmuş.
— Prenses Elara.
Kral bir süre ona bakmış.
— Neyse ne!
Çünkü yüz yıl sonunda kralın sabrı da muhtemelen emekli olmuştu.
— Eğer oğlumu uyandıramazsan senin için kötü olur.
Elara hiç korkmadan prensin odasına girmiş.
Rhaiven yatakta bir heykel gibi kusursuz ama hareketsiz yatıyormuş.
Altın işlemeli lacivert pelerini hâlâ üzerindeymiş.
Dudakları solgun...
Göğsü neredeyse fark edilmeyecek kadar yavaş hareket ediyormuş.
Kral Oldric uzaktan onları izliyormuş.
Yıllar boyunca onlarca prenses gelmişti.
Hepsi başarısız olmuştu.
Ama Elara farklıydı.
Elara eldivenini çıkarmış.
Parmaklarını Rhaiven'ın şakaklarına uzatmış.
Dokunduğu anda odanın buz gibi havasında hafif bir sıcaklık yayılmış.
— Yüzyıllık bir uyku, bir çıkrık iğnesiyle başladıysa...
diye fısıldamış.
— O uykuyu bölecek olan şey korku değil, yürekten gelen bir inançtır.
Sonra yavaşça eğilmiş.
Saraydaki herkes nefesini tutmuş.
Elara, Rhaiven'ın alnına ve ardından nazikçe dudaklarına bir öpücük kondurmuş.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmamış.
Kral Oldric'in yüzü düşmüş.
“Yüz yıldır bekliyorum. Bari bu da başarısız olmasın.”
Tam başını öne eğecekken...
Kristal avizeler titremeye başlamış.
Şatoyu saran yüzyıllık sarmaşıklar yeşermiş.
Bahçedeki çeşmelerden yeniden su akmış.
Ve Rhaiven...
Derin bir nefes almış.
Gözlerini açmış.
Kış göğü rengindeki mavi gözleri Elara'nın yeşil gözleriyle buluşmuş.
Yüz yıldır durmuş olan zaman yeniden akmaya başlamış.
Rhaiven hafifçe doğrulmuş.
— Çok uzun ve garip bir rüya görüyordum...
Elara gülümsemiş.
Rhaiven devam etmiş:
— Ve rüyamda beni bu uykudan sadece senin kurtarabileceğini biliyordum.
Elara elini ona uzatmış.
Kral Oldric ise sonunda tahtından fırlayıp oğluna koşmuş.
Yüz yıllık bekleyiş...
Sonunda bitmişti.
Veadra'nın laneti bozulmuştu.
Veyra Krallığı da yüz yıllık uykunun ardından yeniden hayata dönmüş.
Sarayın bahçeleri çiçeklerle dolmuş.
Meydanlarda müzikler çalmış.
Halk şarkılar söyleyip dans etmiş.
Ve Kral Oldric sözünü tutmuş.
Rhaiven ile Elara için görkemli bir düğün düzenlenmiş.
Sarayın aynalı salonunda nikâh kıyılmış.
Rhaiven, hayatını geri veren Elara'nın gözlerine bakarak sonsuz sadakat sözü vermiş.
Elara ise yalnızca prensi değil, krallığın neşesini ve umudunu da geri getirmiş.
Böylece Veyra Krallığı yeniden huzura kavuşmuş.
Ve şatonun bir köşesinde, yüz yıl önce uyuyan ocaktaki ateş bile yeniden yanmış.
Çünkü belli ki o da masalın bitmesini bekliyormuş.
Gökten üç elma düşmüş:
Biri bu masalı yazana,
Biri okuyana,
Biri de gerçek sevgiyi kalbinde taşıyan herkese...
Onlar ermiş muradına,
Biz de çıkalım kerevetine. 🍎🌹
Bölüm etkileşimi
