MAVİ AY KEHANETİ

Vaveyla Yazarı: Ares ve Lotus

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: MAVİ AY KEHANETİ
  1. 1 MAVİ AY KEHANETİ1.100 kelime · Okuduğun bölüm

Beş Sancak Krallığı’ndaki her bir insanın unuttuğu, Akademi arşivlerinin en alt katına zincirlenen kayıp anlatı şöyle başlar: Mürekkebin henüz kurumadığı, taşların bile unutmak istediği karanlık çağlarda, kahramanın kılıcı henüz kırılmamışken ve karanlık soy yer altının zifiri karanlığına sürülmeden asırlar önceydi.
Yeryüzü kana susamış, acımasız ve iradesiz canavarların elindeydi. Onlar dünyaya açlık ve yıkım getirmişti. O günlerde insanların krallıkları yoktu. Herkesin tek bir amacı vardı: Hayatta kalmak.
Toprak artık masum kanına doymuş, taşlar bile bu manzara karşısında dile gelip feryat etmeye başlamıştı o dönemlerde. Artık Güneş bile doğmaz olmuştu. Tabi doğsa bile neye yaradı ki dünya adeta sonu gelmeyecek bir karanlığa esir düşmüştü.
İnsanlar artık dua etmeyi bırakmış, yakarışlarının göğe ulaşmayacağına inanarak kaderlerine razı gelmişti. Bu zifiri karanlığın ebedi olduğuna dair inanç, insanların kalbinde gittikçe büyüyordu; adeta bir canavar gibi onları acımasızca yutuyordu.
İşte tam da umudun tükendiği, çaresizce ölümün beklendiği o günlerde, hala içinde kalan son umut kırıntısına tutunan masumların sesiz göz yaşlarından mıdır, yoksa insanlığın çektiği acının arşa ulaşmasından mıdır bilinmez; Tanrı sonunda bu karanlık, soğuk ve umutsuz çağa merhamet etti. O gün kehanetin ilk kıvılcımı çaktı. Gökler insanlığın yüzüne ilk kez gülümsedi.
Sonunda beklenen direniş başlayacaktı.
İşte tamda bu anda göklerden gelen güçlü ve korkutucu bir şimşek çaktı. Ondan sonraysa aniden gençliği yüzünden okunan ve çelimsizliğinden beklenmeyecek bir cesaret gösteren adam saklandığı yerden delicesine fırladı. Bu olan bitene, bütün insanlar yürekleri ağızlarına gelmiş bir şekilde bakakaldı. Kimdi bu adam, delirmiş miydi?
Oradaki herkesin korku dolu bakışları adama kitlendi. Ne olacaktı şimdi.
Adam yerde yatan kadın ve kıza doğru koşarken haykırdı.
-LUCYYY!
-ADRİANAAaa! olamaz hayır hayırr sevgilim küçük kızım ölmediniz biliyorum, bana cevap verin.
Yanlarında diz çöktü. Nabızlarına korkarak baktı. İkisi de son yolculuklarına uğurlanmaya hazırlardı, bedenleri eski sıcaklığını kaybetmiş adeta buz kesmişti. Azrail ikisi ne de acımamış canlarını çekip almıştı.
Ve kader adama en büyük kazığını atmıştı.
Adamı izleyenler onun yüzündeki ifadeden anladılar ikisi de ölmüştü.
O an herkesi amansız bir hastalıkmış gibi hüzün, usulca kapladı. İnsanlar son yolculuklarına uğurlanan iki genç, masum kadına baktılar.
Onlar için dualar ettiler. Öbür dünyada mutlu ve huzurlu olduklarını, birlikte el ele bulutlarda koştuklarını düşündüler. Kim bilir belki de gerçek huzur, oradadır. Ve onlar sonunda bu huzura kavuşmuştur.
Karısını ve kızını kanlar içinde yatarken bulan adamsa derin bir nefes aldı. Onun gözleri binlerce yaşla dolmuştu. Ama bir damla bile dışarı akmadı. Ne de olsa erkekler ağlamazdı, ağlayamazdı. Evrene ve topluma duyduğu nefret içinde büyüdükçe büyüdü, delice bir cesarete dönüştü.
Bu tarif edilemez acı ve nefreti yüzüne yansıdı. O an yüzünde bir insan ifadesi yoktu. Acı, onun içindeki merhameti tamamen eritmişti; geriye sadece avını gözleyen acımasız canavar kalmıştı. Sonunda anladı. Umut bitmemişti, onlar umutsuzluğu seçmişti.
Bir anda öne atıldı. Canavara doğru koşuyordu. Canavarsa ona anlamsız, boş gözlerle bakmaktaydı. Adam vücudunda kalan son güçle öne atıldı ve elindeki bıçağı canavara sapladı, canavarsa can havliyle adama atıldı. İkisi de oracıkta öldü. Biri hiç uğruna… diğeriyse saniyeler içinde bulduğu, hayatından öne koyduğu amacını gerçekleştirmenin huzuruyla…
Ve bu ölüm, çaresizliğin göbeğine siyah bir zehir gibi yayıldı, sonsuz uykudaki insanlığı uyandırdı. Bu olayı gören herkes yaşının çok ötesinde bir cesaret taşıyan adamı birbirine anlattı, umut gittikçe büyüdü ve sonunda çiçek açtı.
İnsanlar o gün son bir umutla öne atıldı. Bu savaşta ölmek vardı da dönmek yoktu. Sonuçta en fazla neyi kaybedebilirlerdi ki? titreyerek, korku içinde yaşadıkları o karanlık mağaraları mı, yoksa zaten her gün dökülen kanlarını mı?
O gün ölümün korkusu yerini öfkenin ateşine bıraktı. Artık insanlar da birer canavardı. Hepsinin gözündeki o insani duygu kaybolmuştu. Ama onlar yakıp, yıkmak için değil hayatta kalmak; sevdiklerini hayatta tutmak için insanlıktan vazgeçmişti. Sonuçta bazen amaca giden her ol mubahtı.

Bu savaş uzunca bir süre devam etti. Savaş alanı adeta durmaksızın et öğüten bir mezbahaydı. Havada kan kokusuyla karışmış ağır metalik bir pas kokusu hüküm sürüyordu. Kılıçlar ve mızrakların çarpışma sesleri arasında tek görünen yerde cansız yatan bedenlerdi.
İnsanlar öldü.
Canavarlar öldü.
Kanların arasında umut yeniden doğdu. Canavarlar sonunda karanlık yer altına hapsedildi. Onların soyundan gelenlerse siyah krallığında sefalet içinde yaşamaya terkedildi. Ne de olsa büyü, mühür, rün canavarların işiydi.
Gözyaşları ve kanla yazılan büyük zaferin ardından, yeryüzü nihayet derin bir nefes aldı. Siyah soy zifiri karanlığa mühürlenmiş, canavarlar yer altına hapsedilmişti. Herkesi cesaretlendiren dört büyük kahraman Kutsal Işıksa Ruhu tarafından ödüllendirildi. Hepsine güç ve saltanat verildi. İnsanların ruhunu iyileştirenlere ise mutlak yönetim hakkı bahşedildi.
Beyazlar artık dünyayı yönetecekti.
Ancak hiçbir zafer sonsuza dek sürmezdi o gün kahinler kadim taşların fısıldadıkları varisin hikayesini, Mavi Ay Kehanetini, satırlara kanlı harflerle kazıdı.
Bu kehanet şöyle diyordu:
Mavi ay yükseldiği ve gece karanlığa büründüğünde, yarım kalan kaderi tamamlamak üzere; karanlık kanın mirasını taşıyan o son varis, gölgelerin içinden çıkıp gelecekti. Siyah soyun intikamını, hakkı olan toprakları almak; kendi ırkının yüzyıllar sürecek esaretini özgürlüğe kavuşturmak için gelecekti.
Gölgelerin içinde süzülecek bu figür, yeraltının karanlığında yontulmuş gibi dimdik ve sarsılmazdı. Gücü damarlarından oluk oluk akacak, sonunda ortaya çıktığında; saçları gecenin ortasında parlayan zifiri bir beyaza bürünecekti. Omuzlarına dökülen her bir saç teli, fırtınada savrulan kar taneleri kadar saf, bir o kadarda tekinsizdi. Mavi ayın ışığı o beyazlığa vurduğunda; karşısında duran şey artık fani bir beden değil
, donmuş bir felaket olacaktı.
Ve zifiri karanlık bir gün yeraltından sızıp toprağı yeniden yuttuğunda; Siyah soyun karşısına göklerin seçtiği o kalkan dikilecek ve son savaş usulca başlayacak.
Karanlık ne kadar koyu olursa olsun onun gönlündeki ateş asla sönmeyecek. O adam insanlığın son umudu, kehanetin müjdelediği ilk ve tek kahraman olacak.
Bu amansız savaşta olacaklarsa bundan yüzyıllar sonra kader ağlarını örerken yazılacak.
Mavi Ay gökyüzünde yükseldiğinde, amansız savaşın kapıları aralanacak. Bu öyle bir çarpışma olacak ki; ya iki taraf da birbirini yutup ateşte kül edecek, yeryüzüne ne aydınlık ne de karanlık kalacak, geriye sadece mutlak bir yok oluş çökecek. Ya da taraflardan biri, zifiri karanlığı veya şafağı diğerinden daha tutkuyla arzulayacak; o bükülmeyen irade kaderin belini kırıp galip gelecek.
İşte o gün taşlara kazınan bu kelimeler, sadece bir uyarı değil; çaresiz insanlık için bir vaatti.
Bu kehaneti yazılmasından sonra Yüzlerce yıl devrildi. Mevsimler döndü, krallıklar değişti, tahtlar el değiştirdi ama gökyüzü hep aynı soğuk sessizliğini korudu.
İnsanlar nesiller boyunca geceleri pencerelerinde nöbet tuttu; Mavi Ay'ın yaklaşan gölgesinden korkarken, karanlığı yırtacak o Kahraman’ın doğumuna dair tek bir işaret, tek bir ışık aradılar. Fakat ne kadim taşlar yeniden fısıldadı ne de o beklenen kurtarıcıdan bir iz belirdi.
Canavar’ın uyanış vakti kapıya dayandığında ve Kahraman’dan geriye tek bir umut kırıntısı bile kalmadığında, insanoğlunun kalbindeki son ışık da söndü. Kehanetin bir yalan, kurtuluşun ise koca bir hayal olduğuna inanmaya başladılar. Artık dualar edilmiyor, kehanetler söylenmiyordu. Tüm dünya, yaklaşan o kaçınılmaz sonu, kendi yok oluşunu, sessiz bir kabullenişle beklemeye başladı.
Çünkü herkes şuna emindi: Kahraman hiç doğmamıştı ve dünya, karanlığın dişleri arasında can verecekti.

Bilmedikleri tek şey ise: Kahraman'ın hiç doğmadığı değil, çoktan ölmüş olduğuydu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18