9. bölüm · Kader Bağı

7. Bölüm

Melis

Ben geldimm ! Nasılsın iyisinizdir. Yeni bölümle karşınızdayız . İnşallah beğenirsiniz.

Evet , biliyorum . Her zaman dört dörtlük değil bölümler, belkide kötü. Olsun ya , böyle böyle düzelteceğim kendimi,

Eğerki ilk yazımda tam on numara beş yıldızlık olsaydı. Her , ilk yemeğini yapanda on numara yapardı . Buda şey gibi oldu . Ama neysem , ben yine çok yazdım. Buraya boş boş .

Keyifli okumalar dilerimm 🤗 🤗

Zaman...

Zaman neydi ki? İki heceden oluşan bir kavram. Bizi avutan... Hani derler ya, “Zamanla geçer.”

Zaman geçti.

Bende olan yaralar geçti mi?

Zaman geçti, kalbimin sızısı neden hâlâ geçmiyordu? Geçmeyen tek şey kalbin ağrısı mıydı?

Yaz geldi, yaz bitti.
Kış geldi, kış bitti.
Seneler geçti.

Ama bi' o gelmedi.

Hergün belki bakardı . O fotoğrafa baktığında ,gelmeyeceğini bildiği halde . Kendini öyle avuttu . Özlemi bir fotoğrafla gidermiydi ? Mustafa giderememişti. Bakmıştı .

Belkide bir ömür böyle olacaktı . Ruhsuzca bir güne devam edecekti . Uykular haramdı ona , bir yanı yapmasaydım.

Bir diğer yanı olmazdı . Ölürdü . Diyordu . Ölürse Mustafa ' da ölürdü. Zaten onun yokluğunda da ölüden pek farksız değildi .

Sabah uykusuz gözlerle yataktan kalktı . Komadinin yanındaki fotoğraf çerçevesine baktı . Biliyordu .

Ne kadar baksa gelmeyecekti. Fotoğrafta Sevgi ile kendi fotoğraf vardı . Dudakları tembelce iki yana kıvrıldı .

Onun zoruyla çekilmiş olsada , iyiki çektirmişim diyordu . Arkada sahildeydiler. Deniz ' in dalga vurması, denize olan özlemini hatırlatıyordu . Fotoğraf 'a Sevgi'ye bakıyordu . İnci gibi dişlerle sırıtıyordu . Mustafa ise onun aksine fotoğrafta Sevgi ' ye bakıyordu .

Sevgi yine kızmıştı .

" Bana değil kamera ya bakman lazım Mustafa !" Diye kızmıştı .

Parmakları yine Sevgi ' yi buldu . Siyah , uzun ve gür saçlarına baktı . Omuzlarının aşağısına doğru dökülmüştü . Kaşları çatıldı.

Saçları şuanda kısaydı . Omuz hizasındaydı. Oysa Sevgi orta boylu saç severdi . Ne kısa , ne uzun ...

Üstünde her zaman ki bakımıyla , bir elbise vardı .

İnce askılarındaki kurdeleler omuzlarında küçük fiyonklar oluşturuyor, elbisenin üzerindeki pembe çiçekler , belindeki oturuş, eteğin aşağı doğru genişleyişiyle birleşmiş; onu olduğundan daha zarif gösteriyordu.

Dağınık düşük topuz yapmıştı . Önden bir kaç önce tutam bırakmıştı.

Mustafa ise Krem bir gömlek bir düğmesini açmış , siyah kumaş pantolon giymişti .

Krem rengi gömleğini siyah pantolonun içine güzelce sokup koyu kahverengi Kemer takmıştı . Koluna Sevgi ' nin hediyesi olan saati takmıştı.

Belki de ilk defa hayatında annesin ne giydiğine karışmadan kendi tarzıyla giyinmişti .

O zamandan beri hiç çıkarmıyordu . Bilmiyordu ki , yıllar önce mutlulukla yaşağı anıları özlemle bakacağını ...

O gün Sevgi ' nin doğum günüydü. O gün Mustafa için belki de son mutlu olduğu günlerdi .

Sevdiği kızla son kez el ele tutuştuğu olacaktı . Onu son kez dokunacaktı. Son kez sahilde kumlara yatıp yıldızlara bakışı olacaktı .

Her zaman bunun korkaklığını yaşayacaktı . Ona erken anlatsaydım. Belkide ...

Barışmazlardı . Ama Sevgi ona kırgın olmazdı . Şuan Sevgi 'yi seven , onun Sevgi ' yi seven birileri vardı . Unutmuşdur , belki Mustafa'yı .

Fotoğraf ' a iç çekerek baktı . Yataktan kalktı. Büyük dolabının önüne geldi . Marka olan takım elbiseleri, saatleri , ayakkabıları , her şeyi vardı .

Yoksulluk hiç çekmemişti . Paraya muhtaç olduğu olmamıştı . Annesi herşeyi ona verdiğini düşünüyordu .

Herşeyi vermişti . Ama bir şeyi ona verememişti . " Sevgi " verememişti. Yıllarca o anne sıcaklığını alamamıştı .

Hep bekledi . Mesela , anasınıfına giderken beslenme çantasını hizmetçileri değil , onun hazırlamasını istemişti .

Hayatında hiç görmediği lunapark 'a annesiyle gitmek istemişti . Arkadaşlarından değilde . Annesinden öğrenmek istemişti.

Banyo ' ya girip soğuk su ile duş alıp ardından siyah takımını giymişti .

Mustafa, üzerine kusursuz biçimde oturan siyah, özel dikim bir takım elbise giymişti.

Ceketin altında, beyaz gömleği vardı.

Ceketinin ön kısımında ayrılan küçük cepte , siyah kravatınına uygun siyah küçük , katlanmış üçgen şeklinde bir parça vardı .

Gömleğinin manşetlerinde ise küçük gümüş kol düğmeleri vardı. Siyah deri kemerini, parlak siyah klasik deri ayakkabıları tamamlıyordu .

Saçlarını şekil vermedi. Birkaç tutam ise alnına doğal şekilde düşmüştü. Ufak dokunuşlar yaparak düzeltti. Son olarak en önemli ayrıntısı olarak ...

Koluna da Sevgi ' nin yıllar önce aldığı ama hala taktığı saati aldı . Annesi yine bu işe maydanoz olmazsa olmazdı .

Yine burnunu kıvırarak , " bu eski şeyde ne öyle ! Çapuk şu iğrenç şeyi çıkar ! Rezil edeceksin beni sosyeteye ! " derdi .

Bir sürü marka saatler almıştı . Ama Mustafa hiç birini koluna takmamıştı. Siyah koyu deri loafer ayakkabı giymişti .

Odasından aynı yüz ifadesiyle çıktı . Gün içinde de aynı olurdu . Ayakkabısının o yok sesi zeminde yankılanıyordu.

Basamaklara geldiğinde , herkesin kafası ona dönmüştü . Hiç birine aldırmadı , Mustafa 'a . İkinci annesi masadan hemen ayağa kalktı. Öz oğlundan ayırmazdı. Her birini ayrı severdi .

Küçük kardeşi çok şanslıydı . İkinci annesi onla hep ilgilenirdi . Beslenme çantasını bizzat kendi hazırlardı .

Önceki günlerde evde kaldığında, ikinci annesinin ısrarla hizmetçilerle bir şeyler konuştuğunu görmüştü. Küçük kardeşine mutfakta beslenme çantasına bir şeyler hazırladığını gördüğünde yüreğinde tarifi olmayan bir sızı oldu .

Sadece bakmıştı . Ama kelimlere dökememişti . Karşısına geçip ,
"madem , anne oldun . Niye yapamacağın işlerin altına giriyorsun " demek istedi .

İkici annesini Mustafa ' yı çok severdi . Ama sürekli somurttuğu için üzülürdü . Oysaki Mustafa ' nın elinde olan bir şey değildi . Bu samimi yaklaşım fazla gelirdi .

İnsan bilmediği sevgiye fazla gelirdi

"Acaba ben mi bir şey yaptım " . Diye üzülürdü. İlk annelik deneyimiydi.

40 yaşındaydı . Suzan hanım evet ilk annelik deneyimiydi . 32 yaşına kadar belkide kimse onu istememişti .
Suzan hanımın anne olamama riskiyle onunla evlenen olmamıştı .

Ta ki ...

Galip onun hayatına girince , aşk ne demek , nasıl bir duyguydu . Onu öğrendiler .

Mutlu , onların küçük mucizeleriydi . Hiç beklenmedik olan bu hamilelikte Suzan çok sevinmişti .

O yıl ihtiyaç sahipleri insanlara fazladan adak adamıştı .

İlk annesinin kendi ailesi , babasının kendi ailesinin zorunluluğu ile olan bir evliklikti . Güzelliğini annesi , cefasını çocukları çekmişti .

Yanına gelen ikinci annesi oğlunu yanağına dokunarak sıcacık ona gülümsedi . Mustafa yumuşamıştı . Yanağını ikinci annesinin eline yasladı . Gözleri hafifçe kapanmıştı.

Hep derdi . İçinden , gerçek annem hep Suzan hanım olsaymış diye . Belkide bu bencildeydi . Ama çok mu istemişdi .

Annesinin ona ilgi göstermesini , hangi çocuk istemezdi . Annesinin ona bir sığıntı gibi davranmamasını ...

Annesinin sevgi göstermeyip , öfke kusmasını hangi çocuk isterdi.

Mustafa çok mu şey istemişti . " Annesi ona bir kere sevgi dolu yaklaşsaydı ."

Ama olmamıştı . Ne anne dediği kişi ona istediği sevgiyi verdi . Ne de kendisi o sevgi alabildi .

Mustafa gözleri hafifçe açtı . Suzan hanıma baktı. Eli hâlâ yanağını okşuyordu.

Oysa küçükken bu yanaklar çok boş kalmıştı . Şefkat yerine , öfke vardı . Yanağını seven bir anne değildi . Acımasızca o yanaklara tokat atan bir anne vardı .

Ama şimdi karşısında herşeyden korkan , çocuklarının kılına zarar gelmesini istemeyen biri vardı .

Hayal mi görüyorum derdi kendine ...

Ama değildi . Ona sıcacık bakan biri vardı . Belki ona alışması çok uzun zamanı aldı .

Bu bile Suzan hanımda büyük bir ilerlemeydi. Elini yanağınıdan çekti . Büyük masadaki kahvaltıyı , büyük bir hevesle gösterdi . Onun aksine Mustafa aynı soğuklukla ikinci annesine bakıyordu .

Bugün erkenden kalkıp, kendi yapmıştı . Oğlu içindi ...

" Oğlum , gel bizde kahvaltı yapıyorduk . Sende gel ! " Demişti içindeki heyecanı tutamayarak . Mustafa Suzan hanıma baktı . İstemiyordu kahvaltı yapmak . Sesli bir nefes verdi.

" İşim var !" Demişti duygusuzca , yanından giderken Suzan hanımın omuzları düşmüştü . Yanından geçen oğlunun kolundan tuttu.

Mustafa bu sefer durup omzunun üzerinden ona baktı. İkici annesi yaşlı gözlerle ona baktı . Çok istiyordu. Onun da o masada kahvaltı yapmasını , ama olmuyordu

Mustafa alışamamıştı . Bu sıcaklık , ona garip geliyordu.

Fazlasıyla hemde

" Kalsan bir iki lokma bir şeyler yesen olmaz mı oğlum "
" Pek iştahım yok" diye geçiştirdi . Yalan değildi. İştahı yoktu .
Suzan hanım büyük bir yıkılmışlıkla oğlunun arkasında kaldı.

Mustafa ise üzgün bir şekilde siyah medrese geçti . Kapıyı açan adamı ona ufak bir kafa selam verdi .

Arabaya geçip koltuğuna oturdu . Şoför sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı .

Araba çalışırken Suzan hanımın evden acele ile çıktığını gördü . Şaşkınlığını gizleyemedi . Şoförü durdurduktan sonra arabadan indi .

Nefes nefese kalan Suzan hanıma baktı . Elinde gördüğü şeye baktı . Elinde ki çanta görünümlü poşette ne vardı ?

" Bu ne ? " Diyerek baktı . Suzan hanım gülümsedi .
" Belki şirkette yersin dedim . " Mahçup bir ifadeyle oğluna baktı.
" Senin için sabah kalkıp yaptım."
" Ha eğerki beğenmezsen ... " Elindekileri Mustafa hemen aldı . Yanına gelen adamına kafa işareti ile elindekini alıp araca götürdü .

Belkide Mustafa içinde , bir nebze buzları eritirken , Suzan hanım hâlâ şaşkındı . İçi kıpır kıpırdı .

Mustafa ona tebessüm etti . Biliyorduya Suzan hanım bu içten tebessüm bile ona yeterdi .

" Teşekkür ederim " dedi . Ama iştahı yoktu . Zorla yerdi belki , ama yiyemecekti . Büyük ihtimalle birine verirdi.

Uykusuzluk varken birde bu yıl iştahı kesiliyordu . Belkide bir öğün yemek yiyordu.

Yada hiç ...

Gününü su ile geçirdiği oluyordu. Yemek yemesi gerekiyordu . Sağlıklı beslenme için bu şarttı . Ama olmuyordu .

" Ne demek oğlum sen böyle gül , ben hep mutlu olurum " aslında gülmemişti .

" Bir tebessümdü , neresiydi be gülmek . "

İkinci annesi ona fazla iyi bakıyordu . Daha fazla ona bakmadan arabaya geçti. Oysaki bir annenin bakışlarında ne gariplik vardı ?

Mustafa bu duyguyada fazla uzaktı .

Şoförü arabayı çalıştırdı . Arkasında el sallayan ikici annesi arabaya bakıyordu . Onlar gidince ikici annesi de eve geçti .

Mustafa da ofise gitmeden son kez toplantısı ile alakalı çalışmalarına bakıyordu .

Bugün yoğun bir gün olacaktı.

******

Mustafa arabadan inince , şirketine doğru yürümeye başladı. Ülkenin en iyi mücevher şirketlerinden biriydi.

L’Art du Bijou
altında da Türkçe yazıyordu .
( Mücevher Sanatı )

İsimli şirketine baktı . Ve tekrar yürümeye başladı. Şirketin otomatik kapısından geçtiğinde , tüm gözler üzerindeydi.

Yine umursamdı . İç çeken insanların arasından hızlıca kurtulmak istedi .

" Ne varsa artık suratımda " diyerek homurdandı . Çoğu iç çekerek Mustafa ' ya bakıyordu . Çoğu da arkadaşının kulağına bir şeyler fısıldıyolardı .

Hızla asansöre doğru yürüyordu . Yanına hızlıca sekreteri Canan geldi. Göz ucuyla Canan ' a baktı . Diz kapağına gelen sıkı , dar siyah etek, eteğin bir kısmının hafif bir yırmacı vardı.

Üzerinde beyaz, ütüsü kusursuz bir gömlek vardı. Gömleğin yakası sade, kumaşı ise kaliteli ve zarif görünüyordu. Diz kapağının biraz üzerinde biten siyah kalem etek, vücuduna tam oturuyor; üzerine giydiği siyah blazer ceket ise ona daha ciddi bir hava katıyordu. Ayaklarında, ince topuklu ve sade siyah bir ayakkabı vardı.

Kulaklarında küçük küpeler, boynunda ince bir kolye, bileğinde zarif bir saat ve birkaç ince bileklik bulunuyordu.

Saçlarını ensesinde düzgün bir şekilde toplanmış düşük bir topuz yapmıştı.Her şeyi özenliydi.

" Bugün program nasıl ? " Dedi asansöre binerken
" Efendim , bugünkü program biraz yoğun " dedi. Canan elindeki defteri karıştırırken , sırasıyla anlatmıştı .

İşini severdi , Canan asla da
Mustafa 'ya öyle bir gözle bakmazdı . Mustafa' da bakmazdı . Aksine abi kardeş gibiydiler .

Gibi az kalırdı . Öyleydiler .

Tabi şirkette , resmi olmaları şarttı .

İki yıl önce onu yanına almıştı . Bu yaptığı iyi değildi . Kıyamamıştıda ona, Canan 22 yaşındaydı . Yaşı küçüktü . Hasta bir annesi vardı . Babası vefat etmişti .

Belki de annesini öyle görmeye dayanamamıştı . Canan ' a bu işi teklif etmişti . Canan tereddüt etsede annesi için kabul etmişti .

İlk başlarda zorlanmıştı . Zamanla işinde iyi olmuştu . Artık hata yapmıyordu . Öz abisi gibi gördüğü adamı çok seviyordu . Asla abisi olmamıştı .

Mustafa ona hem abi hemde kardeş olmuştu. Ona çok borçluydu .

Asansör ' ün kapısı açılınca Mustafa odasına doğru yürüdü . Canan ise kendi odasına gidip , sunum dosyalarını almıştı .

Odasından çıktığı gibi hemen patronun yanına gitti . Bu dosyalar çok önenliydi. Bugünkü toplantıda büyük bir önemi vardı.

Ama hâlâ anlamıyordu . Patronu neden ona bu önemli dosyaları emanet etmişti . Omuz silkerek odaya gitti .

Kapıyı tıklattıktan hemen sonra "gel" sesi duyuldu . Hemen odaya geçti . Masanın üzerine bıraktı . Mustafa ' ya baktı . İşaret ve baş parmağı ile burun kemerini sıkıyordu .

Başını sağ omzuna yatırarak abisine baktı . Yüzü düştü , omuzları düşmüştü. Abisini böyle görmek istemiyordu .

Yavaş ve temkinli adımlarla abisinin sandalyesine doğru adım attı . Sandalyeyi kendisine doğru çevirdi . Mustafa bir yandan ellerini bırakıp , Canan ' a baktı .

Canan ise tereddüt etmeden abisine sarıldı . Canan ' ın eli abisinin saçlarına doğru gitti , daha sıkı sarıldı .
Diğer eli omuzlarını kavramıştı . Çok severdi. Abisinin saçlarına dokunmayı .

Mustafa ' nın bedeni aniden kas katı kesildi . Canan korkuyla bu yaptığından utandı . Abisi kızacaktı , şirkette temas yoktu . Resmiyet isterdi .

Tam çekilecekken , Mustafa yanaklarını Canan ' nın omzuna koydu . Elleri ise omuzlarını sıkıca kavradı. Abisinin bu yaptığına tebessüm etti .

Azar yemeyecekti .

Bir kaç dakika öyle kaldılar . Sonra Mustafa boğazını temizledi . Kollarını kardeşinin bedeninden çekti . Canan ' da ondan ayrıldı . Ama hâlâ yerindeydi .

Abisi dökülmeden resmiyet yoktu !

Hemen kendisine bir sandalye çekip yanına gitti . Hâlâ bıraktığı gibi duruyordu. Bedeni burada , aklı başka yerlerdeydi .

Cana abisinin yanına gelip , sandalyeye oturdu . Ellerini abisinin elleri arasına aldı. Mustafa ona baktı .

Gülümsedi .

İçten değilidi bu gülücük , aksine hüzün vardı . Keder vardı .

" Abi ! " Dedi Canan , belkide bu şirkette ona ilk defa böyle sesleniyordu .
" Neye canın sıkıldı ? " Mustafa kafasını salladı sitemle , kurtuluşu yoktu değil mi ?

Ahh ! Evet yoktu . Hemde böyle baş belası bir kardeşden hiç yoktu .

" Sadece düşünüyordum " Canan ' ın tek kaşı havalanındı.
Düşündüğü kişi zor değilidi .
" Hımm ." Dedi işaret parmağı çenesine gitti . Bir süre düşünür gibi yaptı.
" Yine onu düşünüyordun . Sonra aklına o beni unuttu , benden nefret ediyor . Diye zihnin bulandı . "

Eliyle abisinin gösterdi .

" Sonrasında meçhul değil mi abii ! "

Dedi abisine kızarak ,

"Cidden bu Sevgi 'yi kolundan tuttuğu gibi alcam . Sizi bir odaya kitleyecem akşama kadar barışmasını bekleyeceğim . "

Gülerek başını sağa çevirdi . Kendisi isterdi de ... İsterdi istemesinede Sevgi onu ister miydi ?

"Bune kardeşim ya ! "Diye sitem etti Canan, canıma tak etmişti .

Evet ! Canan biliyordu herşeyi , Mustafa dudaklarını aralayıp konuşurken masanın üzerinde ki telefonu çaldı .

Kafasını çevirip arayan baktı. Canan'a bakıp işaret parmağını kaldırıp , telefonu aldı .

" Efendim Seyhan " dedi telefonun ucundan ,
" Nasılsın ? " Diye sordu Seyhan. Birbirlerini ararlardı . Bu zamanlarda işleri fazla yoğundu .
" İş başındayım . " Gülümseyerek Canan ' a baktı .
" Kardeşimle dertleşiyordum " Canan kıkırdadı . Sandalyesini masaya doğru çevirip , masaya doğru kendini çekti .
" İyi de Büşra Fransa' da değil mi " şaşkındı . Daha dün demişti . Büşra'nın bir işi için gittiğini söylemişti .
" Evet " Seyhan ' ın kafaya dank ! Diye bir jeton düştü .
" Lan ! Yoksa ben gelecekte falan mıyım ? "
" Anan ikiciyi doğurdu da sen şuan mutluyla mı konuşuyorsun ? "
Mustafa şaşırdı . Bu adamın "ayar "denen kavram onda neden yoktu .
" Yavaş gel ! " Dedi kızarak
" Mutlu kaç yaşında da lan ! " Hattın diğer ucundan kızarak
Seyhan onun aksine gülme sesleri geliyordu .
" Nereden bilebilirim . Söyler misiniz ? Bay hıyar ! Ayrıca o değil bu değil ? Kim lan bu gizemli kardeş ? " Demişti Seyhan sinirle , Seyhan en çok da Mustafa ' yı sinir etmeyi severdi .

Keşke görüntülü arama yapsaydım , dediği zamanlar oluyordu. Şimdi ki konuşma da buna dahildi .

Mustafa ' bin kaşları çatıldı. Sanki Seyhan onun karşısında bu şakayı yapmıştı .

" He söyle ! Başımın belası herif ! Allah'ın cezası herif ! " Daha fazla uzatmak istemiyordu .

Psikolojisi zaten bozuktu . Bu göt herif iyice ayartıyordu .
Seyhan hiç bir şey olmamış gibi devam ederken Mustafa sinirle işaret parmağı ile baş parmağını burun kemerine doğru götürüp sıkıyordu .

" Haa ! Ben seni şeye aradım ya ! " Dedi gülerek .

"Bizim bir hafta sonra canım müstakbel eşimle kınamız var " Mustafa koltuğunda arkasına iyice yaslanarak konuşmaya devam etti .

" Eee ? Hayırlı olsun . Ne yapayım . Alnından falan mı öpeyim ? "

Canan merakla abisini izlerken , gülmemek için yanaklarını ısırıyordu .

" Lan hıyar herif ! Ben onu mu diyorum ! " Mustafa ' nın dudakları yavaşça kıvrılmıştı .

Hadi ama ya ! Bu ikisi kesinlikle birbirlerini sinir etmeye bayılıyorlar .

" Ya ne diyorsun ? " Hattın ucundan derin bir nefes sesi geldi . Bu adamın ayarları ile oynamak ayrı bir zevk veriyordu .

" Gelme lan kınama ! İstemiyorum seni davet de etmiyeceğim ! Orada otur sen kös kös amip beyinli ! " Sesi her ne kadar kızgın gelse de darılmıştı.

Mustafa küçük oyununa devam etmek istedi . Diğer yandan da dostunu küstürmek bildiğin kadın tribi yemek gibi bir şeydi .

Hiç çekemezdi. Hattın ucundan neşeli bir ses gelince duraksadı . Bu şizofren herif yine ne yapacak bana diye düşündü ?

" Ee ? Sen gelmezsen ben sana bunu diyeyim dedim ." Derin nefes aldı . Yine ne yapacak acaba ?

" Malum bir hafta sonra kına var . Reyyan benim karım olacak . Bil bakalım ? " Sonra düştü . Anlamadı tabi Mustafa

"Neyi bileyim ? Seyhan bilmece gibi ne konuşuyorsun . Hadi söyle ! Önemli bir toplantım var . "

" Reyyan varsa Sevgi ' de vardır , diyorum . Şimdi anladın mı ? Jetonu köşeli hıyar ?" Dedi Mustafa sadece öylece baktı .

Kendini hemen toparladı . Cevabını da hızlıca verdi.
" Tamam geliyorum ."
" İşte böyle gelirsin ! " Dedi sevinçle , Seyhan
" Gelmiyorum diye bir şey demedim."
Hattan ses gelmedi.
" O da doğru şimdi , eee ? Sen şu meseleyi ne yapcan sen onu söyle bana ? "

Mustafa sandalyesinde dikleşerek Seyhan' in ne demek istediğini düşünmek istedi.

" Ne meselesi ? " Seyhan ' ın soluk sesini duydu . Büyük ihtimalle yanında olmayı dileyip , onun o suratına yumruk atmak istiyordu .

" Hımm . Şöyle desem baş harfi Sevgi olan biri mesela , bilmem anlatabildim mi ? "

Mustafa bu sefer sertçe yutkundu . Anlatsa dinlermiydi ? 6 yıl sonra ne değişirdi ki ? Ondan nefret eden bir insana gerçekleri anlatmak pek kolay değildi .

Biliyordu . Mustafa ' da çok hatalıydı . Ama bilmiyordu . Ne kadar korktuğunu , endişe duyduğunu, anlatsa bile eskisi gibi olur muydu ?

O aşkını içinde saklayacaktı . Sevgi , sevsin yada sevmesin . Mustafa hep sevecekti . Belki de evlenmişti . Çocukları olmuştur . Onu seven bir kocası olmuştur .

Bunun düşüncesi bile onu kahrediyordu .

Varsın o cenneti yaşasın , o cehennemde yanmaya da razıydı .

Devam edecek ...

Evet ! Bölümü burada bitirdim . Çünkü ben yazdıkça yazmaya devam ederdim . Bu da çok uzun olurdu . Sizi çok sıkmakta istemiyordum .

Diğer bölümde hızlıca gelir inşallah!

Bu bölümde Mustafa ' yı biraz daha yakından gördük . Şimdi dersiniz büyük ihtimal , bu Mustafa ne halt ettide böyle oldu .İlerleyen bölümlerde hem Mustafa ' nın annesini tanımış olacaksınız . Hemde Mustafa ' nın ne yaptığını.
Çok uzun oldu yazdığım kısım ama , bunları söylemek istedim .

Yeni bölümde görüşmek dileğiyle kendinize iyi bakın ☺️ 🤗