1. bölüm / 1
KADAVRA1.Bölüm
Bölümler 1Şu an: 1.Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1.Bölüm.
"Ne içimdeki sokaklara sığabildim,ne dışarıda ki dünyaya."
Yedi yıl.
Tam yedi yıl olmuştu.Bu şehre,bu mahalleye,bu sokaklara gelmeyeli.Yedi yıl önce bu gün sekiz Ekim 2001 tarihi.
Yedi yıl sonra geldiğim bu topraklar,Bana sadece acı veriyordu.
Peki niye gelmiştim buraya,seneler sonra?.Yedi yıldır çektiğim vicdan azabı için mi gelmiştim?,kendimi avutmak için?.
Belkide buraya gelmeyi kendim istiyordum,onlar bahaneydi.
Onca yolu aşıp gelmiştim,peki aşabilecek miydim anılarımı?,dayanabilecekmiydim göreceğim yüzlere?
En önemlisi,devam edebilecekmiyim?.Bunlar cevabı olmayan sorulardı,cevapları bende yoktu.Kimde olduğunu bende bilmiyorum.
Ama bulacağım.Deneyeceğim,çalışacağım.Gayret edeceğim sonuna kadar.Ben bu değilim.
Yerlerdeki karların üzerindeki ayak izlerini sildim.
İzi kalmasın,izim kalmasın.
Kalacak bir iz bile yok ortada.
Yavaş adımlarla yürüdüm,yürüdüm.Sadece yürüdüm,belkide gitmem gereken yeri geçmiştim.
Geldiğim yer deniz kenarıydı.Etraftaki sesleri umursamadan,gözlerimi ufka diktim.Gerçekten istiyormuydun burada kalmak?,napmalıydım?.Belkide herkesin dediği gibi "En fazla iki gün." Kalır,giderdim.İstiyormuydum peki gitmek?bilmiyorum.Yürüdüm biraz daha,nereye gitmem gerekiyordu peki şimdi?Ne kadar yürüdüm bilmiyorum,bir taksi durağının yanında durduğum da taksi istemiştim.Buraya gelirken arabam yoktu.
Yedi yıldır yaşadığım şehir olan,İstanbul'daydı.
Taksi geldiğinde arabaya binip adresi verdim.Bekledim,gidene kadar.Buraya döndüğüme daha ilk saatlerden pişman olduğumu hissediyordum.Pisman olmak istemiyordum.İçimdeki bu duyguyu unutmak için başka şeyler düşünmeye çalıştım.
İlk okul anılarımı,ailemi,çevremdeki insanları.Kahbettiğim onca zamanı.Ama bu beni daha huzursuz etti.Hic bir şey düşünmek istemiyorum.Kulaklığımı açıp,şarkı dinlemeye başladım.
Neler bekliyordu beni burada bilmiyorum,ama kolay şeyler beklemiyordu,orası kesindi.Ama daha geldiğim ilk saatlerden bunları düşünmek istemiyordum.Benim buraya gelirken bir amacım vardı,bunun için burada olmak zorundaydım.
Buraya gelirken herşeyi göze almıştım.Düşecektim,yaralanacaktım,
Ağlayacaktım.Ama düştüğüm gibi de kalkacaktım,yaralanacak ve yaralarımı kendim saracaktım.Ağlayacaktım ama yeri geldiğinde gür kahkahalar atacaktım.Bu döngü böyle devam edecekti.
Taksi durdu,gözlerimi cama çevirdim.Yedi yıl önce hayatımın bittiği yere.Şoföre parasını verip,taksiden indim.Bavulumuda indirdiğimde taksi yanımdan uzaklaşmış,hatta bir süre sonra gözden kaybolmuştu. Keşke bende kaybolsam. Diye geçirdim içimden.
Gözlerimi yoldan çektim.Yedi yıl önce hayatımın bittiği haberini aldığım yer, Karargâh.
Derin bir nefes aldım,sakin olmaya çalışarak karargâhın girişinde nöbet tutan askerlerin yanına yaklaştım.Şuan çok sakin görünüyordum onlara,ama içimde kopan fırtınayı bir ben bilirdim.
Yanlarına haklaştığımda beni fark edip bana döndüler.
"Merhaba, Albay Murat Evgar'a gelmiştim."Dedim.Iki asker birbirlerine baktılar önce,ardından biri bana döndü.
"Savcı Sıla Aslanlı sizmisiniz?"diye sordu aralarından biri.
Başımı sallayıp Savcı kimliğimi çıkarıp gösterdim.Askerler geri çekilip geçmem için yol verdiler.Askeriyenin bahçesine girdim,ama devam edemedim.Bu karargâhın duvarlarında yankılanan çığlıklarım hâlâ kulaklarımdaydı benim.Hâlâ kapıdan Babamın çıkıp bana 'Güzel kızım hoşgeldin.' Diyip bana sarılmasını beklerken,tekrar buraya gelmem beni çok zorlayacaktı.
Benim hayatım burada bitmişti,ve şimdi kaybettiğim yerden yeni bir hayata başlamam gerekiyordu.Bunun ne kadar zor olacağını biliyordum.Çünkü buraların her karışında babamın izi vardı.Nereye adım atsam karşıma babam çıkacaktı,buna hazır miydim bilmiyorum.Ama buna alışmam gerektiğinin de farkındaydım.
Duruşumu dikleştirdim,kendimden emin adımlarla askeriyeye giriş yaptım.Bunu yapmak zorundaydım,işimi yapmak zorundaydım.
Askeriye koridorlarında giydiğim topuklu çizmelerimin sesleri yankılanıyordu,başım dikti,gözüm kara. Duy beni bana, dedim içimden. Gör,bak kızına.Yıkıldığı gibi ayakta. Hep de öyle olacak.
Görevlilerin yönlendirmesiyle Albay Murat Evgar'ın odasına vardım.
Kapıyı tıklayıp bekledim. Gel komutuyla içeri girdim.Murat amca beni görünce ayağa kalkıp kollarını açtı gülümseyerek. Onun bir kaç adım önünde durup hazır ol komutunu geçtim.
"Savcı Sıla Aslanlı. "dedim,güldü,güldüm.Kollarının arasına girdim.Sıkı sıkı sarıldı.Bende sarıldım.Murat amca babamın asker arkadaşıydı,babam şehit olduktan sonra beni yanına almıştı.
O zamanlar on üç yaşındaydım,ve tüm ailemi kaybetmiştim bu o yaşlarda bir çocuk için atlatılması kolay bir dönem değildi.
Murat amcam ve eşi Gülsüm yenge bu halime dayanamayıp beni terapiye gönürmüşlerdi.Ama dedikleri tek şey 'Ağır depresyon dönemi'ydi.Ardan yıllar geçmişti,reşit olduğum sene Şırnak'tan ayrılmıştım,İstanbul'a gidip orada yaşamaya başlamıştım.
Yedi yıl geçmişti.
Ve yedi yıl sonra yine aynı yerdesin.
"Otursana,"dedi,gösterdiği koltuğa oturdum,o da karşımdaki koltuğa oturdu.Bana bakarken gülümsüyordu,ve gözlerinin dolduğunu fark ettim."Duygusal gördüm seni."dedim alaya karışık.
Güldü,bakışları kısa bir an durgunlaştı ama kendini toparladı.
"Büyümüşsün,"dedi.Öyleydi,büyümüştüm.Ama içimde kalan bir çocuk vardı.
"Büyüdüm."dedim.
"Ama hâlâ çocuksun benim gözümde."diyince güldüm.
"Yirmi beş yaşında bir Cumhuriyet savcısına çocuk demekte ne bileyim yani?"dedim gülümseyerek.
"Eimde büyüdün kızım,ben anlamam yirmiyi yirmi beşi hâlâ yedi yaşındaki o çocuksun benim için."Sustum,sustu,sustuk.
Babamı küçük yaşta kaybetmiştim,Murat amcadan başka bir tanıdığım da yoktu. Beni benden bile iyi tanıyordu,bir baba gibi değil bir abi,amca gibiydi.
"Bazen insan kabul edemiyor bazı şeyleri."dedim alaya karışık,ama alay etmiyordum.Kabul edemiyorduk çünkü bazı şeyleri,babamı kaybedele on beş yıl oluyordu,dile kolay gelen on beş yıl.Ama aşamıyordum,kabul edemiyorudum.Sanki şu an kapıyı açıp içeri girecek,gülümseyerek kızım diyecek tekrar bana.Sanki gerçekten olacakmış gibi bakışlarımı kapıya çevirdim.Ama ne gelen vardı ne giden . Bakışlarımı önüme çevirdim tekrar.
"Öyle."dedi sadece,çünkü duygusallaşınca konuşmuyordum.
Ve Murat amca bunu bilip susacak kadar tanıyor beni.Bir kaç dakika sustuk,kendimi toparlayıp konuştum. "Ne zaman gidiyoruz?"diye sordum.Aklına yeni gelmiş gibi irkildi.Telefonunu eline alıp bir kaç tuşa bastı.
"Geliyoruz biz."dedi,telefonu kapatıp bana döndü.Bu gidiyoruz demekti.İkimizde ayağa kalktık.Odadan çıktığımızda tabiki gözler bize dönmüştü,Albay'ın yanındaki kadın kim diye düşünüyorlardır.
"Ün salmışsın,"dedi alayla Murat amca.Güldüm."Koskoca cumhuriyet Savcısı Beren Soylu'sun tabii."
"Abartmasak?"
"Aldığım her övgüyü hak ediyordun kızım."
"Ben savcıyım,ve işimi yapıyorum."dedim.Başarılı bir savcı olabilirdim.Amacım ün salmak değildi,işimi başarıyla yapıp intikamımı almaktı.Övgüve yada iltifata gerek yoktu.Ufkumda bir amaç vardı,bir hedef. Ve ben o hedefin bir kaç kilometre ötesindeydim.Silahımı elime alacak,hedefe doğrultacak,nişan alacak ve tereddüt etmeden sıkacaktım.Iskalamak gibi bir şansım da yoktu.
"Ah,bazen babanın kızı olduğunu unutuyorum."deyince güldüm tekrar.Savcılar gülmez diye birşey mi var?
"Gurur duyarım Albay'ım."
"Babanda gurur duyardı,ki bence duyuyor da."
Umarım öyledir.
Askeriyeden çıkmıştık,şuan gideceğim yer Murat amcanın eviydi.
Göreve başlamama henüz üç gün vardı .Ve ben bu üç günü babamın geçtiği yerlerden,izlerini bıraktığı yerlerden geçeceğim.
Ben bu üç günü babam ile geçireceğim. O yanımda olmasa bile.
Bahçeden çıkacağımız sırada,eksikliğini hissettiğim birşeyle durdum.
"Amca ben birşeyimi kaybettim,odanda düşünmüşüm galiba.Sen geç arabaya ben geliyorum."dedim.Murat amcam bir süre bana baktı,ardından başını sallayıp beni onayladı.O arkasını dönüp arabasına ilerlerken ben arkamı dönüp askeriyeye tekrar giriş yaptım.Dakikalar sonra ise odadaydım.Etrafa bakındım,aradığım şeyi bulunca,bunun rahatlığıyla omuzlarım çöktü.Alıp odadan ayrıldım.Koridorda neşeyle ilerliyordum ki birden sert bir bedene çarpmam ile geri savruldum,aynı hızla karşımdaki bedenin kolları belimi kavrayıp düşmeme engel oldu.
Gözlerim değişik bakan mavi gözlerle buluştuğunda bir tanıdıklık hissettim ama çıkaramadım.Ellerim anın telaşıyla koluna tutunmuştu.Herşey saniyeler içinde olmuştu.Özür dileyip doğruldum. Mavi gözlerin sahibine gözlerimi değdirmeden yanından geçip gideceğim sırada kolumu kavradı.Bakışlarım,
benden bağımsız gözlerin sahibine dönerken ne yaşandığını,sorguluyordum.Yerimd doğruluk kolumu elinden kurtardım.Kaşlarımı çatarak ona bakmaya devam ederken üzerindeki asker üniformasına takıldı gözlerim.Askermiydi?.
Yüzünde sorgulayıcı bir ifade vardı,ki oda sadece bana baktı.
Ne bakıyorsun evladım?
Gözlerim mavi gözlü adamın hemen arkasında ki altı kişiye takıldı.
O an onların kim olduğunu anladım.
"Kimsiniz?"diye sordum kaşlarımı çatarak.Soran gözlerim karşımdaki adamın gözlerinde durdu cevap beklerken.Yüzünde sinirli bir ifade vardı,sebebini bilmesemde bu sinirin bana olmadığını biliyordum,çünkü bu adamı ilk defa görüyordum.
"Asıl siz kimsiniz?bu askeriyeye kafanıza göre giremeyeceğinizi bilmiyormusunuz?"dedi hâlâ öfkeli haliyle.Kaşlarım sanki mümkünmüş gibi daha da çatıldı.
"Komutanım!"dedi bir asker uyarmak ister gibi.Bu adam komutan mıydı?
"Pardon?"dedim anlamayarak.Ne yaşanıyordu şuan?.Çok kısa bir süre de,en fazla bir dakika için anladım bu adamın benim kim olduğumu bilmediğini.
Elimi uzattım.
"Savcı Sıla Aslanlı,"dedim.Adamın kaşları bu defa şaşkınlıkla yukarı çıktı.
"Buraya atanan Savcı sizmisiniz?"diye sordu.Başımı salladım.
"Murat Albay'ın manevi kızı."dedi az önce komutanım diye asker.Alayla gülümsedim.
"Memnun oldum Kuzgun timi,"dedim."Artık beraberiz."
Kuzgun timiydi onlar,tanıyordum.
Bölüm etkileşimi
