4. bölüm · Kaçış
Plan
Mert, uzun zaman sonra ilk kez rahat bir uykuya daldı. Son günlerde geceleri ya düşünmekten uyuyamıyor ya da kâbuslarla uyanıyordu. Ancak bu gece farklıydı.
Rüyasında kendisini İstanbul'da gördü.
Kalabalık sokaklarda yürüyordu. Etrafında yüzlerce insan vardı ama kimse ona ne yapması gerektiğini söylemiyordu. Kimse notlarını sormuyor, kimse sınavlardan bahsetmiyordu. Üzerinde taşıdığı görünmez yük bir anda kaybolmuş gibiydi.
Deniz kenarında yürüdü, vapurları izledi, dar sokaklarda dolaştı. İlk kez gerçekten nefes alabildiğini hissediyordu. Ne ders derdi vardı ne okul baskısı ne de ailesinin bitmek bilmeyen beklentileri...
Sanki yıllardır yaşadığı hayat ona ait değilmiş de şimdi gerçek hayatına kavuşmuş gibiydi.
Tam o sırada yüzüne vuran güneş ışığıyla gözlerini açtı.
Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlayamadı. Sonra odasının duvarlarını gördü.
İstanbul yoktu.
Deniz yoktu.
Özgürlük yoktu.
Sadece odası ve onu bekleyen gerçekler vardı.
Ama rüyadan geriye bir şey kalmıştı:
Tam yatağından kalkacakken kapı zili çaldı.
Evde kısa bir hareketlilik başladı. Annesi kapıya yönelirken Mert de odasından çıktı. Birkaç saniye sonra koridordan tanıdık bir ses duyuldu.
"Selam."
Gelen abisiydi.
Mert'in yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu. Abisi üniversite için başka şehirde yaşıyordu ve eve çok sık gelemiyordu. Bu yüzden onu karşısında görmek şaşırtmıştı.
"Abi, sen ne ara geldin?"
"Sabah otobüsüyle geldim."
Abisi çantasını yere bıraktı ve Mert'e sarıldı. Sonra yüzüne dikkatlice baktı.
"Biraz kötü görünüyorsun."
Mert cevap vermedi.
Annesi mutfaktan seslendi:
"Senin kardeşin son günlerde bizi bayağı uğraştırıyor."
Abisinin yüzündeki ifade değişti. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama şimdilik konuyu açmadı.
Gün boyunca evde kaldı. Akşam olduğunda Mert odasında otururken kapısı hafifçe tıklandı.
"Gelebilir miyim?"
Abisinin sesiydi.
Mert başını salladı.
Abisi yatağın kenarına oturdu ve birkaç saniye sessiz kaldı.
"Annemle babam biraz anlattı."
Mert derin bir nefes verdi.
"Demek anlattılar."
"Sen anlatmak ister misin?"
Bu soru Mert'i şaşırttı. Çünkü son zamanlarda kimse ona ne hissettiğini sormuyordu.
Herkes ne yaptığını soruyordu.
Ama ilk kez biri ne hissettiğini merak etmişti.
İstanbul'a gitme isteği artık yalnızca bir hayal değildi. Kerem birkaç saniye sessiz kaldı. Mert’in yüzüne bakıyordu ama sanki sadece ona değil, arkasındaki bütün yüküne bakıyordu.
"Biraz değişmişsin," dedi sonunda.
Mert omuz silkti. "Herkes öyle diyor."
Kerem hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme uzun sürmedi. Evdeki havayı anlamıştı. Annesi mutfakta iş yapıyor, babası salonda sessizce televizyon izliyordu ama bu sessizlik normal değildi. Sanki herkes bir şey biliyor ama kimse konuşmak istemiyordu.
Akşam olduğunda Kerem balkona çıktı, Mert de peşinden gitti. Soğuk hava ikisinin yüzüne vurdu.
Kerem sigara yakmadı, sadece demire yaslandı.
"Burada insan bazen nefes alamıyor gibi hissediyor," dedi.
Mert başını çevirdi. Bu cümle onun içinden geçmiş gibi gelmişti.
Kerem devam etti:
"Ben üniversiteye ilk gittiğimde garipti. Kimse sana ne yapacağını söylemiyor. İlk başta korkutucu ama sonra… iyi geliyor."
Mert dikkat kesildi.
Kerem konuşurken aslında bir şey öğütlemeye çalışmıyordu. Sadece anlatıyordu. Ama Mert için bu sözler başka bir şeye dönüşüyordu.
"İnsan bazen bulunduğu yerden uzaklaşmak istiyor," dedi Kerem. "Sürekli aynı şeyleri yaşamak... yoruyor."
Mert o anda hiçbir şey söylemedi.
Ama içinde bir şey kıpırdadı.
Uzaklaşmak.
Kelime kafasının içinde yankılandı.
O gece Kerem odasına çekildiğinde Mert uzun süre yerinden kalkmadı. Tavana baktı.
İstanbul kelimesi zihninde yeniden belirdi.
Ama bu kez bir hayal gibi değil.
Bir çıkış yolu gibi.
Telefonunu sessizce açtı.
İnternete girdi.
Otobüs saatlerine baktı.
Bilet fiyatlarına.
Mesafelere.
Sanki uzun zamandır kafasının arkasında duran düşünce artık yüzeye çıkmıştı.
Ve ilk kez onu bastırmaya çalışmıyordu.
Sabaha karşı yatağına uzandığında kararını vermiş gibi hissediyordu.
Henüz kimseye söylememişti.
Ama içinde artık geri dönüşü zor bir şey vardı.
Kaçma fikri.Ama bunun için paraya ihtiyacı vardı.
Bir anda kafası karıştı. O ana kadar her şey sadece bir düşünce gibiydi. İstanbul, kaçmak, özgür olmak… Ama şimdi gerçek bir şeye dönüşüyordu. Bilet parası, kalacak yer, yol… Hepsi ayrı bir sorun gibi üstüne yığılmaya başlamıştı.
Mert bir an dondu kaldı.
“Ben gerçekten bunu yapıyor muyum?” diye düşündü.
Tek başına.
Bu kelime boğazına oturdu.
Gerçekten tek başına mı gidecekti?
O an aklına Buse geldi.
Telefonunu eline aldı ama yazamadı. Bir süre ekrana baktı. Sonra geri bıraktı. İçinde garip bir düşünce vardı; eğer biriyle giderse her şey daha kolay olabilirdi. Daha az korkutucu, daha az yalnız…
Buse.
Son günlerde onunla konuşmaları artmıştı. Sadece okul değil, hayat, düşünceler, sıkıntılar… Aralarında görünmez bir bağ oluşmuş gibiydi. Mert bunu ilk başta dostluk sanmıştı ama artık öyle hissetmiyordu.
Belki de bu… sevgiydi.
Bu kelimeyi zihninde bile söyleyince kalbi hızlandı.
Sabah akşam konuşuyorlardı. Birbirlerine gün içinde olanları yazıyor, bazen hiçbir şey olmasa bile sadece yazıyorlardı. Sessizlik bile birlikteyken daha az korkutucu geliyordu.
“Biz… sevgili mi oluyoruz?” diye geçirdi içinden.
Ama bunu ona sormaya cesaret edemedi.
Çünkü şu an asıl mesele bu değildi.
Kaçmak.
Mert derin bir nefes aldı. Yatağına oturdu, gözlerini tavana dikti.
Buse’ye yazarsa ne olurdu?
O da gelmek ister miydi?
Yoksa onu da bu karmaşanın içine mi çekerdi?
Telefonu tekrar eline aldı. Bu kez daha uzun baktı. Parmakları titriyordu.
Ve sonunda sadece tek bir mesaj yazdı:
“Konuşmamız lazım.”
Gönder tuşuna basmadan önce bir an durdu.
Geri dönüşü olmayan bir şeyin eşiğinde olduğunu hissediyordu.
Ama yine de bastı.Buse hemen cevap verdi.
“Efendim?”
Mert mesajı görür görmez ekrana kilitlendi. Kalbi normalden hızlı atıyordu. Birkaç saniye hiçbir şey yazamadı. Sonra derin bir nefes alıp yazmaya başladı.
Olanları anlattı. Yaşadığı baskıyı, evdeki sürekli kontrolü, okulda yaşadığı olayı… Kelimeler ekrana dökülürken sanki içindeki yük biraz daha hafifliyordu.
Ama en kritik noktada durdu.
Nereye gideceğini söylemedi.
Çünkü içinde küçük ama keskin bir korku vardı. Eğer Buse gelmezse ya da fikrini değiştirirse, bunu ailesine anlatabilirdi. Bu düşünce bile Mert’i geriyordu.
Bu yüzden sadece genel konuştu. Kaçma fikrinden, uzaklaşma isteğinden bahsetti ama detay vermedi.
Mesajı gönderdikten sonra telefonu elinde beklemeye başladı.
Dakikalar geçti.
Ekran hâlâ sessizdi.
Sonra bildirim geldi.
Buse yazıyordu.
“Ciddi misin sen?”
Mert bir an gözlerini kapattı.
Evet, ciddiydi.
Ama bunu yazmak bile korkutucuydu.
Buse bir süre daha yazmadı. Mert o birkaç dakika içinde binlerce ihtimal düşündü. “Hayır” diyecek, “saçmalama” diyecek, hatta belki ailesine anlatacaktı.
Ama sonra yeni bir mesaj geldi.
“Bunu tek başına yapma.”
Mert’in boğazı düğümlendi.
İçinde hem rahatlama hem de daha büyük bir korku vardı.
Çünkü artık bu düşünce sadece onun değildi.
Buse de biliyordu.
Ve artık geri dönüş daha da zordu.Ertesi gün Buse’den uzun süre mesaj gelmedi.
Mert sürekli telefona bakıyordu ama ekran sessizdi. O kısa “Ben de” mesajı artık çok uzak bir anı gibi geliyordu. Sanki hiç yaşanmamış gibiydi.
Okulda Buse’yi gördü.
Koridorda kalabalığın içindeydi ama bu kez Mert’i fark ettiğinde eskisi gibi gülümsemedi. Sadece kısa bir bakış attı ve gözlerini kaçırdı.
Mert onun yanına gitti.
“Dün ne oldu?” dedi.
Buse bir an durdu. Çevresine baktı, sanki konuşmak bile riskliymiş gibi.
“Evde işler karıştı.” dedi sadece.
“Ne karıştı?”
“Bilmiyorum… şu an konuşmak istemiyorum.”
Mert’in içi sıkıştı.
“Buse, ben ciddiyim. Biz… konuşmuştuk.”
Buse başını hafifçe eğdi.
“Biliyorum.”
Ama sesinde eski sıcaklık yoktu.
Zil çaldı.
Buse arkasını dönüp sınıfa doğru yürüdü.
Mert olduğu yerde kaldı.
O an fark etti.
Bir şey değişmişti.
Ama ne olduğunu tam olarak bilmiyordu.
Gün boyunca Buse onunla göz göze gelmedi. Mesajlara geç cevap verdi. Cevapları kısa ve eksikti.
“Dersim var.”
“Sonra konuşuruz.”
“Şu an uygun değil.”
Her “sonra” Mert’in içinde biraz daha büyüyordu.
Akşam olduğunda Mert evine döndü ama kafası evde değildi.
Telefonunu açtı.
Yazdı.
“Sana bir şey mi oldu?”
Bir süre cevap gelmedi.
Sonra Buse yazdı:
“Biraz zaman istiyorum.”
Mert ekrana baktı.
“Zaman mı?”
Elleri titredi.
“Buse biz… biz neydik o zaman?”
Bu mesajdan sonra Buse uzun süre yazmadı.
Mert telefonu masaya bıraktı.
Odaya sessizlik çöktü.
Ama bu sessizlik artık eskisi gibi değildi.
Bu kez içinde cevaplanmamış bir şey vardı.
