1. bölüm · ╭⊰ İZLER ve İPLER ⊱╮

GİRİŞ

gizemalver 🤍

Seni sevmek, gözlerimle göremediğim bir ateşe yürümekti,
ne yanmaktan korktum ne geri dönmekten umutlandım...

Bölüm Şarkısı
Sevme Zamanı- Oya & Bora

20 AĞUSTOS 1996

Zehra ve Fatih iki kızını halaları Sevim'e emanet edip uzun süredir baş başa vakit geçiremedikleri için yemeğe çıkmaya karar vermişlerdi. Büyük kızları Neva üç yaşına basmış küçük kızları Melis ise daha bir yaşına yeni girmişti.
Zehra ve Fatih aralarında iki yaş olan kızlarının birbirinden farklı olduğunun çoktan farkına varmış ona göre davranıyorlardı. Evlerinin ilk neşesi Neva; sakin, cıvıl cıvıl, söz dinleyen bir kızken küçük kardeşi Melis ablasına göre daha hareketli ve sesliydi her ne kadar oda ablası gibi cıvıl cıvıl olsa da daha çok ağlamaları ile evi ayağa kaldırmayı tercih ediyordu.

Uzun zaman olmuştu birlikte vakit geçirmeyeli.

İkisi de gençliklerindeki deli dolu çağlarını özlemişti elbet. Lakin kocaman bir aile olmak onlara hep daha iyi hissettirmişti. Bütün olumsuzluklara inat, Zehra'nın ailesine inat hayal ettikleri aileyi kurmuş en güzel şekilde yaşamlarını sürdürüyorlardı.

Zehra kendisine ve ailesine yetecek büyüklükteki evlerinin yatak odasında, makyaj masasının taburesinin üzerinde bornoz ile oturuyordu. Kızlarının onlara bakmaya gelen halaları ile oyun oynama ve kahkaha sesleri buradan bile duyuluyordu. Birbirlerine kalpten bağlı iki genç ebeveyn ise uzun bir aranın ardından birlikte geçirecekleri vakit için heyecanla hazırlanıyordu.

Zehra sade makyajını tamamladığında oturduğu yerden kalktı. Duşa girmeden hemen önce bu gece giymek için Fatih'in ona en çok yakıştırdığı elbisesini dolabının en değerli kısmından çıkarmıştı.

Zümrüt yeşili elbise beline kadar dar inerken bel kısmındaki korsesi, aşağıya doğru kabarık inen eteği ile bütünlük oluşturuyordu. Parlak ve saten kumaşın beyaz teninde duruşunu eşi çok seviyor sürekli üzerinde görmek istiyordu. Lakin Zehra giymeye bir türlü fırsat bulamıyordu. Neyse ki bu akşam giymek için uygun bir yere gideceklerdi ve iki kez doğum yapmasına rağmen liseden beri üzerine olan elbisenin içinde çok rahat hissediyordu. Üstelik belini saran korse ve balon eteği prenses gibi hissettiriyordu. Elbisesini üstüne geçirirken duşunu alan eşi banyo kapısının köşesine yaslanmış yıllardır aşkının daha da arttığı kadını izliyordu.

Fatih için Zehra özenerek yaratılmış bir periydi. Dünyada başka benzeri yoktu. Belinin altına inen uzun sarı saçları, dudaklarındaki doğal kırmızılık, ela gözleri ufak burnu ve ince dolgun hatları olan bir kadındı Zehra. Fatih karısının her bir noktasına hakimdi. Üstelik karısının âşık olduğu güzelliğini kızlarına da aktarmasının Fatih için cennetten bir farkı yoktu. Dünyada cenneti yaşıyordu adeta. Her sabah sol yanında melekler gibi uyuyan karısının kokusuyla uyanmak, kızlarının cıvıl cıvıl sesleri ile güne başlamak hepsi bir hayalin parçasıydı ve adam bu hayalî gerçekleştiriyordu.

Karşısındaki kadın hayatına lise yıllarında girmiş ve asla çıkmamak üzere adamın kalbine adını yazdırmıştı.

Fatih yağmurun oluşturduğu kapalı ve ıslak havada okula geldiğinde lisenin son senesiydi. Okuldan içeri girecek iken sağda bulunan boş, dar ve kimsenin girmedi ıssız sokaktan gelen ağlama sesiyle oraya yönelmişti.

Başta gitmeye çekinse de duyduğu sesin bir kadına ait olduğuna emin olduğunda başına bir şey gelmiş olabileceği olasılığı Fatih'i hızla oraya yönlendirmişti. İki kişinin zor yürüyebileceği sokağın başına geldiğinde kenarda ince kaldırımın üzerine oturmuş elini yüzüne kapatmış sarı saçlı kızı gördü. Kaşlarını ister istemez çatmıştı.

Kızı tabi ki tanıyordu. Kızın babası güçlü ve zengin bir aileydi kendi ailesinin aksine adama yapmacık gelen ailede bir tek bu kız samimi görünüyordu. Gazete manşetlerinde birkaç kez gördüğü kızla aynı okulda okumaksa yıllarını ders çalışıp burs kazanmaya harcayarak mümkün olmuştu. Zira bu okula girmesinin başka bir ihtimali yoktu.

Bilerek ayaklarını vura vura sokakta ilerlemeye başladığında amacı sadece üşümüş bedenine sarılarak gözyaşı döken sarışın kızı korkutmamaktı. Hala sesli yürümeye devam ediyordu lakin kız başını kaldırıp bakmıyordu. Belki de duymuyordu. Ama bu mümkün değildi zira adam olabildiğince yüksek sesle yürüyordu. Sonunda kızın yanında durduğunda üzerindeki okul formasını önemsemeden ıslak kaldırıma kızın yanına oturdu. Kıza kendini toparlaması ve içini dökmesi için verdiği zamanın bütününü sessizce oturarak karşıladı. Sonunda kız dizlerine sakladığı kafasını kaldırdığında yanında oturan kendisinden epeyce uzun olan siyah saçları, kapkara gözlerine uyumlu, kumral saçlı adama döndü. O an konuşmak istemeyen Zehra'ya ilk adımı Fatih attı.

"İyi misiniz?" Yutkunarak elleriyle gözlerindeki kızarıklığa sebep olan gözyaşlarını silen kıza şefkatle bakan Fatih ufak ve titreyen beden karşısında kalakaldı. Minicikti. Tanınan ailesine göre daha samimi daha huzur verici görünüyordu. Kızın küçük uzuvları asla kendisinden bir yaş küçük gibi durmuyordu. Hem hayatında hiç bu kadar güzel bir kadın görmemişti. Gördüyse bile dikkatini çeken ilk ve tek kadındı.

Sonunda kendine birazda olsa gelebilen Zehra yüzündeki kızarıklığa rağmen ufacık bir gülümseme ile "Teşekkür ederim iyiyim." diyebilmişti. Bir yandan da etrafına bakınıyordu. Zira bu küçücük sokakta bir erkekle olması yanlış anlaşılabilir, babasının kulağına gidebilirdi. Buda Zehra için hiç hoş olmazdı. Zaten sabah evden çıkmadan tartıştığı babası ile arası daha çok bozulurdu.

"Eğer yanlış anlamazsanız ağlamanızın nedenini merak ediyorum." Kısaca etrafına baktıktan sonra geri kadının ağlamaktan ışıldayan gözlerine dönmüştü. "Merakımı mazur görün, belki yardımcı olabilirim diye soruyorum." yanlış anlamanın aksine Zehra bu kibar ve görkemli adamın karşısında utanmış daha da kızarmıştı. "Şey, ben" ne diyeceğini bilemeyen Zehra'nın kalbi gümbür gümbür atıyordu. Hissettikleri arasında hem heyecan hem korku vardı.

"Siz?"

"Ben," kafasını iki yana sallayarak devam etmişti Zehra. "Kusura bakmayın beni böyle görmenizi istemezdim. Lakin ufak bir aile tartışması beni bu hale getirdi. Aslında ağlamazdım lakin dolmuş olmalıyım. Tekrar kusura bakmayın lütfen."

Fatih bu tatlı kızın, karşısında daha fazla titremesine dayanamayarak üstündeki ceketini çıkarıp kızın ceketinin üzerine bıraktı. Belli ki üzerindeki ceket işe yaramıyordu. Belki iki ceket ısınmasını sağlayabilirdi.

"Kusura bakmadım, hem olabilir aile arasında bu tarz tartışmaların olması normal. Sıkmayın canınızı aileler her şeyin üstesinden gelir."

Zehra ufak ve ince elleri ile üzerine bırakılan ceketin yakalarını kavradığında belli belirsiz ve alaylı bir tebessüm sundu. "Sanırım benim ailem biraz farklı. Onlar hakkında bu şekilde konuşmak istemiyorum lakin hep daha üstün görürler kendilerini, oysa kendilerinin de aşağıladıkları insanlar gibi insan olduklarını, ölümün onlara da geleceğini ve şöhretlerinin son bulabileceklerini düşünmüyorlar."

Zehra konuştukça Fatih onun hakkında ki düşüncelerinin doğru olduğu kanaatine varıyordu. Bu kadın çok farklıydı. Daha düşünceli ve içtendi.
"Herkesin aynı olduğunun, şöhretin bir sonunun olacağı konusunda size katılıyorum lakin aileniz hakkında yorum yapma hakkım yok. Zira öyle bir vasfım yok. Ama söylediğim gibi her şey yoluna girer, zaman verin biraz. Kendinizi sıkıntı içine sokmayın."

"Ben teşekkür ederim. Yanımda olup destek olduğunuz için. Üstelik hiç tanımadığınız birine. Size belki de zarar verebilirdim buna karşı yanımda olduğunuz ve herkes gibi beni şımarık bir kız gibi görmediğiniz için." Zehra içinde oluşan düğümlere engel olamıyordu. Kalbi sanki bedeninden çıkmak istercesine atıyor ellerinin terlemesine neden oluyordu. Adamın gözlerinin içine bakarak "teşekkür ederim" dediğinde Fatihten "önemli değil" karşılığını almıştı.

İkisi de birbirine bakarken dalmış gitmişler, etraflarında olan biteni unutmuşlardı. Bir sokak ortasında -üstelik daracık bir sokak- birbirlerine çok yakın oturuyor konuşuyorlardı. Yaşadıkları zamanda uygun görünmeyebilecek bu hareket insanların dedikodularına sebep olabilirdi.

Akıllarına gelen durum ikisinde de tokat etkisi bıraktı. Birbirlerinden uzaklaşırken ıslanan üstlerine rağmen ayaklanarak okula yöneldiler. Islanmaları o an çok da umurlarında olan bir şey değildi. Üstlerini okulda yedek kıyafetleri ile değiştirebilirlerdi.

Birlikte aralarında kocaman bir mesafe ile okul kapısının önüne geldiklerinde ikisi de farklı bloklarda oldukları için durdular. Zehra kendisine destek olan adama tekrar teşekkür etmek istemiş, bu desteğin karşısında ezilmişti. Fatih ise bu kızı bir daha görüp göremeyeceğini düşünüyordu. İlk cümle yine Fatihten geldiğinde Zehra'nın teşekkür cümleleri yerle bir oldu.

"İsminiz neydi?" Fatih kızın adını gerçekten hatırlamıyordu o an. Oysa bu kızı görmüş olmasına rağmen unutması imkansız olmalıydı. Zira bu kadar masum ve güzelliği ile büyüleyen kız akıllara kazınmalıydı.

"Zehra" kızın sesi aralarındaki mesafeden dolayı biraz yükselmişti. "Ya sizin, sizin adınız ne?"

"Fatih." Kafasını saklayarak gözlerini gözlerinden ayırmayan Zehra'yı asıl şaşırtacak soruyu şimdi soracaktı Fatih.

"Sizi bir daha görebilecek miyim?"

"Beni mi?" Diyerek karşılık veren Zehra birkaç saniyenin ardından sorduğu sorunun saçmalığının farkına vardı. Kendisinden başka kim olabilirdi.

"Yani bir daha mı?"

"Evet sizi bir daha görebilmem mümkün olacak mı? Bana bu fırsatı verecek misiniz?"

Şaşıran Zehra yutkunarak gülümsediğinde başını ufakça sallayarak cevabını belirtmişti. Zehra yaşadığı tartışma ve üzüntünün ardından gelen mutluluk ile sınıfına yöneldiğinde Fatih'te üç yıldır sadece eğitimini önemseyerek geldiği okula artık farklı bir sebep daha ekleneceğinin farkına vararak sınıfına yürüyordu.
İkisi de o gün ömürleri boyunca yan yana olacaklarını hayat arkadaşlarını bulduklarını hissetmişlerdi. Bundan sonraki buluşmalarına Fatih'in Zehra da kalan ceketi sebep olacak ve birbirlerine yavaş yavaş aşık olacaklardı.

Fatih o zaman kadını gördüğünde de hayatından hiç çıkmayacağını hissetmişti. Aynı zamanda Zehrası'nın güzelliğini, büyüsünün asla bozulmayacağının da.

Şimdi karşısında fermuarını çekmeye çalışan kadın artık karısı ve iki kızının annesiydi. Üstelik güzelliği ve masumluğundan hiçbir şey kaybetmemişti.
Yaslandığı yerden ayrılarak arkası dönük olan karısına yaklaşıp elini kadının fermuarı çekmeye çalışan ellerinin üzerine koydu. Önünde irkilen beden anında kendini rahat bıraktı. Zira Zehra eşinin ardındaki varlığına alışkındı. Lakin adamın ani hareketleri bazen içgüdüsel olarak irkilmesine neden oluyordu. Sırtındaki ellerin parmakları yavaşça fermuarı tutup yukarıya çektiğinde sırtını boylu boyunca okşayan parmaklar kadının titremesine neden oldu. Başını yana yatırarak omuzuna doğru eğdiğinde eşinin dudakları kalın askılarının açıkta bıraktığı omuzlarını buldu. Bir kaç öpücüğün ardından hala belinde duran havlusuyla önüne geçen eşi boynuna da öpücükler kondurmaya devam etti. Sonunda kocasının dudakları Zehra'nın dudaklarını bulduğunda derin, masum ama bir o kadarda özlem dolu kocaman bir öpücük bıraktı Zehra'ya.

Yılların verdiği rahatlığa rağmen eşinin hareketleri Zehra'yı sarstığında evden çıkacakları aklına geldi. Her ne kadar kocası ile geceyi birlikte odalarında geçirmek istese de uzun zamandır nefes almaya ihtiyacı vardı. Sevgilisinin şefkati ve ilgisine de bir o kadar özlem duyuyordu. Tabi ki birbirlerine hala şefkatli ve ilgiliydiler lakin hayatın onlara verdiği mucizeleri ile ilgelirken bazen birbirlerini ihmal edebiliyorlardı.

"Hâlâ çok güzelsin, masum bir peri gibi. Mükemmel ve kusursuzsun. Kalbin hâlâ bana atıyor, hâlâ bana ait ve masumca beni seviyor." Zehra yanağını okşayan ele başını yaslamış cevap verecekti.

"Hep sana ait olacak, son nefesime kadar. Seninkinin de bana ait olduğu gibi." Fatih Zehra'nın imalı sesine gülerek sevdiği kadından ayrıldığında hızla hazırlanmaya başladı. Önlerindeki bir saat hazırlanmaları, çocukları ile vedalaşmaları ve arabaya binerek yola koyulmaya başlamaları ile devam etti.
Radyoda en sevdikleri şarkı kısık seste devam ederken Zehra rüzgardan uçan kıvırcık sarı saçları ile hem şarkıya eşlik ediyor hem de Fatih'e doyamayacağı bir manzara sunuyordu.

Müzik dinlemeyi, melodilerle dans etmeyi hep çok seven bir çift olmuşlardı. Bu defa radyolarında Oya ve Bora Sevme Zamanı diyordu onlar için. Bu şarkı onlarındı sanki. Her duyduklarında delicesine eşlik eder kendilerini anımsarlardı.

BİZ DÜNYAYI ÇOK SEVDİK
ÖLÜM BİZDEN UZAK OLSUN
AŞIK OLDUK, YÜREKLENDİK
KADER BİZDEN YANA DURSUN

Zehra şarkıyı söylemeye devam ederken şarkının tam nakarat kısmında gittikleri ıssız yolda önce iki el ateş sesi duyuldu. Ardından önlerini kesen araba ile gördükleri adam ezeli düşmanlarından başkası değildi. Fatih Zahra'ya arabadan inmemesi gerektiğini söyleyerek arabadan inip kapıyı sertçe kapattı.

Korkuyla ne yapacağını bilemeyen Zehra'nın kalbi ağzında atıyordu. Yaşadıkları birer film şeridi gibi önünden geçti. Tanışmaları, sevgililik dönemleri, ailesinden gizli buluşmaları, babasının onu sevmediği bir adamla evlendirmek istemesi ve Fatih ile kaçmaları.... Korkudan titremesine engel olamadı. Önlerini kesen arabadan inen Ömer Sancaktar korkusunu ikiye katladı.

Fatihle kaçmadan önce babasının arkadaşı olan Ali Sancaktar'ın oğlu Ömer Sancaktar onunla evlenmek istemiş fakat Zehra istemediği için kaçmıştı. Onları aramayı bıraktığını sanıyordu lakin Zehra yanılmıştı. Adam onlardan intikam almak istiyordu.

Arabadan hızla inip Ömer Sancaktar'ın karşısında dikilen kocasının yanına gitti.

"Ne istiyorsun bizden." Gür bir sesle dalga geçer gibi kahkaha atan adam bir süre sonra sustuğunda karşısında duran Fatih ve yıllardır aşık olduğu kadına baktı. Zehra'yı çok sevmişti. Tek bir kılına zarar gelmesin istemişti ama kadın onu terk edip gitmişti. Halbuki onun sevgisi takıntıdan hastalıklı bir alışkanlıktan farklı değildi.

"Bana yaptığının bedelini."

"Ben sana hiçbir şey yapmadım, sen beni istemediğim halde sana mahkum etmeye çabaladın."

Zehra'nın söyledikleriyle Ömer yıllardır içinde sakladığı öfkenin desibelini arttırırken bu sefer karşısındaki kadına acımayacaktı. Zaafı olan kadını bu sefer tek kurşunla yok edecek kaza süsü verecekti.

Ömer Zehra dan sonra babasının zoruyla evlenmiş ve bir oğlu olmuştu ama bu kadını hiç unutmamıştı intikam için doğru zamanı beklemişti.
"Sus. Sus. Zaten birazdan o çok sevdiğin kocanla ölüme gideceksin daha fazla konuşma!"

"Lan bana bak senin ağzını burnunu dağıtırım şerefsiz yok ol lan buradan!" adamın üzerine atlayan Fatihi etraflarını saran adamlar tuttuğunda Zehra bağırarak geri çekmeye çalıştı. Lakin yapamadı. Beş dakika önce huzurla yanında duran adamı tutamadı.

Ömer Sancaktar'ın bir baş hareketi ile ıssız yolda ağaçların arasında tek bir kurşun sesi yükseldi. Zehra'nın canından can gitti. Sevdiği adam karşısında kanlar içinde kalmış, ölüyordu. Koşarak kalbinden vurulan adamın yanında dizlerinin üzerine çöktüğünde adamın kafasını dizlerine dayadı.

"Hayır! Hayır! Dayan sevgilim! Hani birlikte ölecektik. Kızlarımız büyüyecek daha, onlarla oyunlar oynayacaksın. Sakın sakın beni bırakma Fatih!"
Adam son nefeslerini zorla toparlayarak karısına kendine yaklaşması için fısıldadığında eğilen simaya hayran hayran baktı.

"Seni seviyorum Zehra. Seni hep sevdim hangi evrende olursak olalım sevmeye de devam edeceğim. Sen bu dünyada bana verilmiş en güzel şeysin. Kızlarımız sana emanet! Onlarla yapmak istediğim her şeyi yap sevgilim!"

Kadın gözyaşlarını silerken konuşmakta zorlanan adama bakamıyordu. Bunlar başına onun yüzünden gelmişti.
"Hayır! Hayır ölmeyeceksin her şeyi birlikte yapacağız beni bırakamazsın. Dayan sevgilim!"

Adama daha çok eğilip dudaklarını dudaklarına yasladığında Fatih'in nefesi tükeniyordu. Son nefesini "Sizi seviyorum Zehra!" diyerek verdiğinde kadının feryadı ağaçlardaki kuşları uçurtacak kadar acılıydı.

Fatih'in son nefesinin ardından Ömer'in silahından çıkan tek kurşun kadının da canına son verdi. İki aşık, birbirine görünmeyen iplerle bağlı kalpler dünyaya iki inci bırakarak hayallerle dolu hayatlarına veda etti.

Zehra ve Fatih hayatlarının sonuna kadar birbirlerini sevdi, bu dünyadan giderken de bu böyle olmuştu. Her yerde birbirlerine sonsuz sevgi ile bağlı kalacaklardı.
Onlardan geriye arkada kalan arabalarından yükselen ÖLÜM BİZDEN UZAK OLSUN sesi kaldığında şarkı onlar için son kez çaldı.

O günden sonra gazetelerde kocaman manşetlerle Kemal Soydan'ın kızı Zehra ve eşi Fatih'in ölümü yayınlandı.

Zehra ve Fatih bu hikayenin sonu değillerdi bu hikayeyi başlatan iki ruhtu... Onlar ruhlarıyla mücadele eden fakat kaderleriyle savaşırken yenik düşen iki sevgiliydi.
Bu kötülüklerle dolu dünyadan birbirini çok seven Zehra ve Fatih gelip geçmişti.

BÖLÜM SONUU

Merhabaa, buraya ikinci gelişim ilki bir yıl önce bir hikayeye başladığımda ama kendimi hazır hissetmediğimden dolayı bıraktığımda olmuştu. Şimdi yine bir yıl önce yazmaya başladığım bir hikayeyle sizinleyimm..

Heyacanımı sözlere sığdıramam biliyorum fakat içimdekileri sizlere dökmeye geldim bir kere dönüşü yok artıkk.

Bir ay sonra karakterlerimle ilk yılıma giriyorum. Aklıma düştüklerinden ve onları kaleme aldığımdan bu yana koskoca bir yıl geçti. Bazen kötü anlarımda bazense en mutlu anlarımda aklımın ve kalbimin bir ucunda hep benimleydiler. Onlara kendimden birçok parça verdim. Belkide onlar aldı birer birer her parçayı.

Şimdi sizin karşınızda en güzel elbiseleriyle en özel halleriyle sahnedeler, onları size emanet ediyorum. Sayımız önemli değil bir kalbe bile dokunalım yeter.

Hep beraber gece gündüz demeden çok emek verdik ama en çok emeği hak eden canım arkadaşıma editörüme, dostuma her an beni desteklediği için, karakterlerimi kendi çocukları gibi sahiplenip heyecanla karşıladığı ve var olduğu için çokk teşekkür ederimmm...