4. bölüm · İy bir kız olmayı bırakıyorum
3. Bölüm Kuru Otların Sessizliği
En uzaklardan gelen bir fısıltı gibi çağrıldığımı hissediyorum. Ses, kuru otlarla çevrili bir sonsuzluktan yükseliyor sanki. Gitmek ile kalmak arasında ince, kırılgan bir çizgide duruyorum. Çünkü biliyorum; gidersem, geride bıraktıklarım artık bana ait olmayacak. Ve yine biliyorum ki, o sonsuzluğa bir adım atarsam, belki de bir daha geri dönemeyeceğim.
Nereden uzaklaşmam gerektiğini öğrenmem tam yirmi iki yılımı aldı. İnsanın kendisiyle barışmasının bu kadar ağır bir bedeli olacağını hiç düşünmemiştim. Hepimizin biyolojik anne ve babaları vardır; ama insanın asıl ebeveyni, kendisidir. Kendimi yetiştirmek, kendimi hayata kazandırmak, kendi yaralarımı sarabilmek… Bunların bu denli zor ve bu denli acı verici olabileceğini bilmiyordum.
Bir mükâfatı olmalıydı, diye düşündüm hep. Ve sonra anladım:
Sevilmek için eksilmemeyi öğrendim.
Kabul görmek için kendimden vazgeçmemem gerektiğini öğrendim.
Başkalarının yüzündeki tebessümün güzel olduğunu fark ettim, ama asıl fark ettiğim şey; onları iyileştirmeye çalışırken kendimden eksildiğimdi.
Bir zamanlar başkalarının aklına, kendi aklımdan daha fazla güvenirdim. “Akıl akıldan üstündür,” derlerdi. Ben de kendimden çok başkalarını dinledim. Öyle ki bir süre sonra ses benim sesimdi, ama düşünceler bana ait değildi. Kendimi hayatımın kıyısına bırakmış, başkalarını kendi hikâyemin başrolü yapmıştım.
Sonra hayat altüst oldu.
Ve o zaman anladım; bazen altüst olmak, yeniden doğrulmanın tek yoludur. Hayatımın altı, üstünden daha aydınlıkmış meğer. Kendi sesimi ilk kez o karanlıkta duydum. Kendimi ilk kez orada buldum.
Bir yıldır kendime dönüyorum.
Bir yıldır kendimi dinliyorum.
Bir yıldır kendimi seviyorum.
Meğer ben sandığımdan daha güçlüymüşüm.
Meğer ben sandığımdan daha akıllıymışım.
Meğer ben sandığımdan daha güzel bir kadınmışım.
Artık bir karar vermeden önce kendime soruyorum: Bu bana iyi gelecek mi? Eğer cevabı hayırsa, arkamı dönüp gidiyorum. Çünkü artık biliyorum: Kendini korumak, bencillik değil; varoluşun en saf hâlidir.
Nasibe inanıyorum. Ve nasibim gelene kadar yapmam gereken tek şeyin kendime yatırım yapmak olduğunu biliyorum. Sağlıklı besleniyorum, spor yapıyorum; ama artık başkaları için değil. Yaşlandığımda dimdik yürüyebilmek için. Kendime borçlu olduğum o güçlü gelecek için.
Atanmak istiyorum. Çünkü benim bir hayalim var. Bu dünyayı görmek istiyorum. Üzerinde doğduğum bu yeryüzünü tanımadan gitmek istemiyorum. Bir gün Ağrı Dağı’nın zirvesine tırmanacağım. Ve belki bir gün cesaretimi yanıma alıp Everest Dağı’na doğru yürüyeceğim. Çünkü insan bazen bir dağa tırmanmaz; kendi sınırlarını aşar.
Artık başkalarının beklentilerini taşımıyorum. Artık kendimi kaybetmiyorum. Çünkü anladım ki, insanın bu hayatta sahip olması gereken en önemli şey, kendisidir.
Her şey güzel olacak. Buna inanıyorum. Çünkü insan iyiyse, iyilik eninde sonunda onu bulur. Dünya hareket hâlindedir. Hiçbir acı sonsuza kadar sürmez. Hiçbir karanlık kalıcı değildir. Önemli olan, düştükten sonra yeniden ayağa kalkabilmektir. Çünkü eylemsizlik ruhu öldürür.
Ve yalnızlık…
Yalnızlık bazen bir tercihtir, bazen bir mecburiyet. Ama insanın ruhu, anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Bir eş, bir dost, bir yoldaş… İnsan, varlığını paylaşabildiği kadar hafifler.
Ben artık kendimi seçiyorum.
Yirmi üç yaşındayım. Yaşım genç, ama ruhum uzun bir yol yürüdü. Yazmak bana iyi geliyor. Çünkü kelimeler, içimdeki yankıları susturmanın en nazik yolu.
Bu satırları sizden çok kendim için yazıyorum.
Ama biliyorum, bir gün bir yerlerde, bir kalbe dokunacaklar.
Ve ben o gün de aynı cümleyi söyleyeceğim:
Ben sizi seviyorum.
Ama artık en çok kendimi seviyorum.
Bir sonraki sayfada görüşmek üzere.
