3. bölüm / 5
İstanbul'un Görünmeyen RenkleriUmut Askılığı
Bölümler 5Şu an: Umut Askılığı
Bölüm 3 — Beklemek de Bir Tür Sınavdır
Sonuçların açıklanmasından sonra günler hızla akmaya başladı.
Sınav bitmişti ama asıl yorgunluk şimdi başlıyordu.
Tercih dönemi sandığımdan daha zordu. Sınavda en azından sorular belliydi. Doğru ya da yanlış vardı. Buradaysa ihtimaller vardı. Ve ihtimaller insanı yanlış cevaplardan daha çok korkutuyordu.
İlkin’le neredeyse her gün konuşuyorduk. Bazen restoranda boş masaların arasında, bazen motorun üzerinde rüzgârı yararken, bazen sahilde plastik bardakta çay içerken.
“İstanbul yazalım mı?” diyordu.
“Yazalım,” diyordum.
Sonra bir sessizlik oluyordu.
İstanbul istiyorduk ama İstanbul’un bizi isteyip istemediğinden emin değildik.
Kalabalık… tempo… yalnızlık…
Bir şehrin içinde kaybolmak mı daha korkutucuydu, yoksa burada kalıp aynı hayatı tekrar tekrar yaşamak mı?
Yaz boyunca çalıştık. Sabah erken çıkıyor, akşam yorgun ama biraz daha güçlü dönüyorduk. Sahile yakın restoranda garsonduk. Motoru her zamanki gibi güverte tarafındaki bisikletlerin yanına kilitlerdim. Sabahları iş hafif olurdu; asıl yük akşamları omuzlarımıza binerdi.
Garsonluk yapıyordum ama mutfağa da yabancı değildim. Balık pişirmeyi çocukluğumdan beri bilirdim. Geçen hafta şef rahatsızlandığında yemekleri İlkin’le biz çıkarmıştık. Usta değildim belki ama alıştığım tadı tutturmam yetiyordu. Yine de Oktay Amca’nın eline su dökemem. Onun yaptığı balık başkaydı.
İlkin masa düzenine bakardı. Zaten tam ona göre bir işti. Titiz, düzenli, planlı. Odasını hiç dağınık görmedim. Benim ise dağınıklıkla tuhaf bir bağım vardı; hiçbir şey tam yerli yerinde durmazdı ama ben yerini bilirdim.
Yazın müşteri çok olurdu. Bizim kasabada balık her zaman satardı.
Babamı şimdi pek sevmesem de bir zamanlar balık ekmek yemeye giderdik. İlyas Amca arabasında satardı. Güzel zamanlardı. Keşke bazı anların içindeyken değerini anlayabilsek.
Ne İlyas Amca kaldı ne o araba. Yerine oğlu Sercan Abi geçti. Çalıştığımız yer de onundu zaten. Mahallece severdik onu.
Bir gün kaleye koyacak taş bulamadıkları için İlkin’le beni kale yapmışlardı. Top yanlışlıkla İlkin’in yüzüne gelmişti. İlkin ağlamaya başlayınca topu Sercan Abi’nin suratına fırlatmıştım. Hâlâ anlatır.
“Bilseydim böyle yapacağını sana şut çekmeyi öğretmezdim,” der gülerken.
Bazı insanlar büyüse de mahallenin abisi olarak kalıyor.
Bölüm etkileşimi
