2. bölüm / 4
İSİMSİZ SANRI1. Bölüm: BAŞLANGIÇ VEYA BİTİŞ
Bölümler 4Şu an: 1. Bölüm: BAŞLANGIÇ VEYA BİTİŞ
"Kendini kaybetme
Geçmişini unutma
Dünya henüz dönüyor"
1. BÖLÜM
Korkularımız bizi cesur yapardı. Doğru muydu gerçekten öyle olabilir miydi? Belki de öyleydi. Benim korkularım da vardı, fakat asla cesur değildim, belki de olabilirdim fakat cesur olacak kadar gücü kendimde göremiyordum. Yada bulamıyordum.
Lise birinci sınıfta okulun ilk günleri en arka sırada başıma taktığım kapüşon ve kulağımdaki siyah kulaklık beni ortamdan tamamen uzak tutmuştu.
Gözlerim camdan dışarı kayarken camın yansımasından gördüğüm iki kişinin gözleri tamamen üzerimdeydi. Üst sınıftan tahminen iki sene sınıfta kaldığı için aynen öğretmenler gibi duran serseri bir kız ve yanında sarı platin saçlarıyla başka bir kız bana bakıp gülmüştü. Göz temasını asla bozmadan onlara bakmış ancak asla konuşmamıştım. Biliyordum eğer o gün sınıftan biri ‘o kız konuşmuyor.’ Demeseydi büyük ihtimalle hepimizin bildiği o her okul çıkışlarında gerçekleşen kavga olacaktı, tabii büyük ihtimalle daha çok kavga değil dayak yiyen onlar olacaktı, tek taraflı dövüş. Bu kadar büyük konuşmamın sebebi o zamanlar ailemin ‘kendini koru’ anlayışıyla gittigim boks kursu yüzündendi. O kızın dediği gibi konuşmuyor muydum elbette ki konuşuyordum sınıfımdaki kişi ‘sessiz bir kız’ demek yerine, ‘o konuşamıyor.’ Demeyi tercih ettiği için o iki serseri beni konuşma engelli sanmışlardı.
Şimdi düşündüğümde komik geliyordu. Ancak o zaman bile 14 yaşındaki aklımın şimdi bende olmasını isterdim. En azından o zaman bile daha cesurdum, şimdi ise yine aynı ben miydim emin değilim. Bildiğim tek bir şey var o da şimdilerde cesur olmaya yorulduğum. O kadar.
Çok şey değişmişti, çok kişi gitmişti benden ve şimdi oturduğum 4 kişilik o masada sadece ben vardım. Yalnızca ben.
Mutfaktan sızan loş ışık uykumun gelmesine sebep oluyordu, gözlerim pencereden dışarı kaydığında gördüğüm bütün Kadıköy'ün sular altında kalmasıydı. Yağmur öyle bir yağıyordu ki. Korkunçtu.
Yağmurlardan nefret ederdim işte çocukluğuma yaptığım en büyük kötülük buydu. Çünkü o küçük kız çocuğu en çok yağmuru severdi. Yağan yağmurun altında hasta olana kadar ıslanmayı severdi.
İlerledim ve büyük pencereyi açtım, caddeye baktığımda koşan insanlar, önüne gelen dükkana girenler ve arabalarına saklanan insanlar. Hepsi kaçıyordu. Evimin hemen önündeki kahve dükkanın kapısı açıldığında burnuma dolan kahve kokusuna yüzümü buruşturdum. O kahve kokusunun burnuma gelmesi imkansızdı belki ama psikolojikmen almıştım kokusunu. İşte çocukluğuma yaptığım ikinci kötülük de buydu. Çünkü o küçük kız her sabah gizlice dolabın içine saklanır kahveyi toz haliyle yer sonra da akşama kadar karın ağrısı çekerdi.
Ben sadece kötülük değil ihanette etmiştim çocukluğuma.
Mutfağa dolan telefon titreme sesiyle irkilerek arkama baktım, camı kapatıp içeri girdim ve çalan telefonumu elime aldım. Psikiyatri kliniğinden arıyorlardı, açmak zorundaydım.
“Alo?” Dedim çatallaşan sesimle.
“İyi günler Özge hanım, bugün öğleden sonra saat 14.30’de seansınız var, ardından 15.20’de de başka bir seansınız var, dün müsait olmayacağınızı söylemiştiniz fakat ben yine de söyleyeyim dedim.” Hızlı konuşmasına karşın ben bile yorulmuştum.
“Seansları iptal etme öğleden sonra orada olacağım Elif.”
“Gelmenize çok sevindim Özge hanım. “ Bir şeyler demek istercesine cümlesini eveleyip geveliyordu.
“Sorun ne Elif?”
“Anneniz bir haftadır size ulaşamıyormuş. Eğer sizinle konuşursam haber vermemi istedi.” Gergince ofladım.
Gözlerim hala camdaydı. “Ben onu arayacağım Elif haber vermene gerek yok.”
“Tamamdır, iyi günler.”
Cevap vermeden telefonu kapattığımda gözlerim saate kaydı, 10.46’ydı saat. Hazırlanıp yola çıkarsam seansta yarım saat önce orada olurdum. Bende öyle yaptım duş alıp hazırlandıktan sonra mutfakta hızla kahvemi hazırlayıp termosuma doldurdum ve kapımı kilitlediğim gibi binadan asansöre girdim. Asansörün aynasından kendime baktım. Omuzlarımı geçen koyu kahve -neredeyse siyah denecek kadar koyu- saçlarımı elimin tersiyle düzelttim. Lacivert kumaş pantolon ve krem rengi kazağın üzerine uzun bir lacivert kaban giyinmiştim omzuma attığım çantam da kıyafetlerim aksine siyahtı. Lacivert en sevdiğim renk olabilirdi. Ve bordo.
Annemin neden benden bir haftadır haber alamamasına gelecek olursak... terk edilmiştim. Daha bir hafta önce bu evin içinde bana dünyanın en şanslı kadınıymışım gibi hissettiren adam tarafından terk edilmiştim. Annem ve babam iki aydır işleri sebebiyle Amerika’da olduklarından gelip beni darlayamamışlardı. Bu işime gelirdi çünkü bir şeyleri konuşarak halletmeyi asla beceremez daha ilk kelimemde hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlardım. Bunu biliyordum. Bunu yapardım. Ağlamamın sebebi kesinlikle o adi herif olmazdı. Üzüldüğüm tek nokta onunla geçirdiğim 6 aylık zamanımdı. Boşa giden 6 ay...
Ha ha ha salağa bak! 6 aylık bir adama bağlanacak kadar mı düştün? Oldu olacak bayıl istiyorsan Özge! Senin en son en uzun süren ilişkin 3 gündü lan!
Asansörden indiğimde bugün susmayacak olan iç sesime hem kızdım hemde hak verdim. Elimdeki lacivert şemsiyeyi açtığımda kulağıma dolan tiz sese çevirdim yüzümü. Binanın hemen girişinde duran siyah poşetten geliyordu. Hızlı adımlarla oraya ilerledim. Poşet hareket ediyor içindeki her neyse sesi boğuk çıkıyordu. Açamadığım poşeti en sonunda dayanamayarak hızla yırtmamla içindeki neredeyse avucumda da küçük yavru bir kedi gördüm. Şok içinde hızla kediyi çıkarttığımda tüyleri tamamen gri olan ve tahminimce yeni doğmuş olan ve gözleri daha açılmamış o yavru kedi ellerimde neredeyse çığlık atma derecesinde miyavlıyordu.
“Ya sen neden bu kadar küçüksün? Kim kıydı sana? Hangi cani?” Diye kediye sorarken sanki beni anlarmış gibi daha da miyavladı. Elime bulaşan ıslaklığa baktığında kan görmek bir an afallamama sebep olmuştu. Daha dikkatli baktığımda arka bacağında kesik olan bir yara vardı, yeniydi çünkü bacaklarından akan kan henüz tazeydi.
Çantama koyduğum ince krem atkıyı çıkartıp kediyi dikkatle içine sardım ve şemsiyeyi tutarak hızla dışarı çıktım. Yağmur az önceye oranla biraz yavaşlamıştı, hızla yolun sonunda duran arabama doğru ilerledim ve kediyi ön koltuğa bıraktığım gibi bende bindim arabaya ve hızla en yakın veterinere sürdüm. Tahmin ettiğim gibi yeni doğan bir yavru olduğunu söylemiş arka bacağındaki kesiğin derin olduğunu bu sebeple ameliyat edileceğini söylemişti veteriner. ‘siz gidebilirsiniz gerisi bizde.’ Dediğinde hangi şey bana güç verdi bilmiyorum ama geri gelip kediyi alacağımı ve onu sahiplenmek istediğimi söylemiştim. Şimdi ise araba kliniğin önünde durduğunda aklım hala kedideydi. Çünkü yavru olduğundan ameliyata dayanamayabilirdi.
Elime aldığım çantam ile içeri girdiğimde girişte duran Elif bana selam verdiğinde gülümseyip direkt yukarı çıktım. Benim odam yukarıdaydı. Odamın kapısını açmamla bana arkası dönük duran adam gözlerime çarptı. Benim girmemle oda arkasını dönüp bana baktı. “Doktor hanım?” Dedi gülerek ayağa kalkarken, elini bana uzattı. “nihayet geldiniz.” Elini sıkıp kabanımı çıkartıp astım ve sandalyeye oturdum.
“Kusura bakmayın dün acil bir sebepten sizi Duru hanıma yönlendirme yaptım.” Dediğimde gülümseyerek cevap verdi. “Sorun değil sadece şaka yapıyordum.”
Samimi olmaya çalışarak gülümsedim ancak itici göründüğüme yemin edebilirdim. Normalde her zaman samimi olmayı becerebilirdim çünkü insan psikolojisinden iyi anlardım.
E yani boşuna psikolog olmadın Özge!
İç sesime gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutarken konuşmaya başladım. “Öncelikle Seansların ilerleyiş şekilden bahsedeyim. İlk seansta ben genellikle gelecekten konuşma taraftarıyım, dinleyeceğim kişide de benim için en önemli şey onun gelecek hedefleridir biz bugün sizinle tanışacağız ve gelecek hakkında bolca sohbet edeceğiz.” Durdum ve çekmecede duran kahverengi deri kaplama defterimi çıkarttım. Karşımdaki adama baktım.
Oturuyordu fakat buradan bile uzun olduğu belliydi. Sarışın ve beyaz tenliydi. Yeşil gözlerinde kesinlikle herhangi bir korku veya endişe yoktu ve bu tuhaftı. Saçları normal bir boyuttaydı ve yeni tras olduğu odayı dolduran ferah naneli losyon kokusundan belli oluyordu.
Nane, nefret ederdim.
Her şeyden nefret ediyorsun be kadın!
Bana 40 yıllık evli adamın karısına seslenir gibi konuşan iç sesimi aldırış etmeden gülümsedim. “Benim adım Özge Ezel. Bundan böyle seanslarınız benimle birlikte gerçekleşecek.” Kafasını salladı. Ardından garip bir şekilde gülümsedi.
Gözleri yüzümü baştan aşağıya inceledi ardından elini uzattı. “Volkan Sarnıç, memnun oldum.”
İNSTAGRAM / @vaelight_
Bölüm etkileşimi
