9. bölüm · İntikamın güneşi

6. Bölüm: hasret ve hırs

Abdulsamet Bayrak

6. Bölüm: Hasret ve Hırs
İki gün sonra
Melek:
İki gündür odama kapanmıştım. Konağın taş duvarları her geçen saat üzerime biraz daha daralıyordu. Ne Adrian'dan bir haber vardı ne de içimde dinen bir sızı…
O sabah odamın kapısı aralık kalmıştı. Koridordan gelen sesler istemeden kulağıma çalındı. Babamın odasının önünde Bekir duruyordu.
— Hüsrev Ağa, iznin olursa bu akşam babam Mirzan Ağa'yla Melek'i istemeye gelelim.
Babam hiç düşünmeden cevap verdi.
— Tabii, Bekir evladım.
O iki cümle, sanki yüreğime saplanan ikinci kurşun oldu.
Kapının arkasında nefesimi tuttum. Dizlerim titriyordu. Ben daha sevdiğim adamın yaşayıp yaşamadığını bile bilmezken, kaderimi başkaları çoktan yazmaya başlamıştı.
Tam o sırada merdivenlerden gelen hafif ayak seslerini duydum. Başımı kaldırdığımda, elinde kahvaltı tepsisiyle küçük kardeşim Ecrin bana doğru yürüyordu. Daha on yaşındaydı ama bazen yaşıtımmış gibi davranırdı; dert ortağım, sırdaşım… Bu konakta kalmak için tek sebebimdi.
Ecrin odama yaklaşırken bir an arkasına döndü. Bekir hâlâ koridorda duruyordu. Bekir, Ecrin'e bakıp hafifçe gülümsedi.
Ecrin ise o gülümsemeye karşılık vermedi. Tepsiyi iki eliyle daha sıkı tuttu ve sessizce yanıma doğru yürümeye devam etti.
Ecrin komodinin üzerine kahvaltı tepsisini usulca bıraktı. Sonra kapıya doğru kısa bir bakış attı. Kimsenin dinlemediğinden emin olunca kulağıma eğildi ve fısıldadı:
— Abla… Odana gelirken Bekir Abi'nin babama, seni alıp gezmek için götüreceğini duydum.
Bir an nefesim kesildi. Ecrin'in gözlerindeki endişe, söyleyeceklerinin daha bitmediğini anlatıyordu.
Bir an duraksadı, sesi daha da kısıldı.
— Ama gezmek için değil… Akşamki isteme için hazırlık alışverişine götürecekmiş.
“Sen… Sen ne diyorsun, Ecrin? Benim istemeyeceğimi bile bile nasıl bunu söyler? Babam da her zamanki gibi düşünmeden kabul etti, değil mi?”
Ecrin, isteksizce başını eğip kaldırarak evet anlamında salladı.
— Melekçim, kahvaltını yap da biraz dolaşalım, — dedi Bekir. Sesinde, samimiyet kisvesine bürünmüş sahte bir sıcaklığın rüzgârı esiyordu.
Ecrin'in yüzüne baktım. Gözlerindeki endişe, içimde büyüyen öfkeyi daha da körükledi.
— Gitmiyorum, dedim sertçe.
Kapının ardından Bekir'in sesi yeniden duyuldu.
— Neden böyle yapıyorsun, Melekçim? Sadece biraz dolaşacağız. Hem akşam için birkaç hazırlık yapmamız gerekiyor.
Sözleri mideme taş gibi oturdu. Akşam… İsteme.
Adrian'ın yüzü gözlerimin önüne geldi. Onunla geçirdiğim son an, söyledikleri, gözlerindeki çaresizlik…
Henüz iki gün geçmişti. İki koca gün…
Ve onlar, beni sanki Adrian hiç hayatıma girmemiş gibi başka bir adama hazırlamaya çalışıyorlardı.
Kapıyı açtım. Bekir tam karşımdaydı. Yüzünde alışıldık o sakin ifade vardı.
— Ben alışverişe gelmeyeceğim.
Bekir'in gülümsemesi bir anda silindi.
— Baban kararını verdi.
— Benim hayatım hakkında karar verirken bana sormadı bile.
Koridor bir anda sessizleşti.
Bekir birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra sesini alçalttı.
— Melek, babanı karşına alma. Bu işin sonu ikimiz için de iyi olmaz.
İçimdeki korku, yerini yavaş yavaş hırsa bırakıyordu.
— Ben zaten bir şeyden korkmuyorum, Bekir.
Ecrin arkamda sessizce duruyordu. Elimi tuttuğunu hissettim.
Bekir'in gözleri önce Ecrin'e, sonra yeniden bana çevrildi.
— Akşam isteme olacak. Sen hazırlığını yap. Gerisini düşünme.
Başımı iki yana salladım.
— Hayır. Benim düşüneceğim tek şey var.
Bekir kaşlarını çattı.
— Nedir?
Gözlerimi ondan ayırmadan cevap verdim:
— Adrian.
Bu ismi söylediğim anda içimde bir şey kırıldı. Ama aynı anda başka bir şey de doğdu.
Umut.
Belki Adrian yaşıyordu.
Belki bir yerlerde beni düşünüyordu.
Ve eğer yaşıyorsa, onu bulacaktım.
Ne babamın kararları ne de bu isteme gecesi beni sevdiğim adamdan vazgeçirebilirdi.
Bekir, Adrian'ın adını duyunca bir an sustu. Yüzündeki sahte gülümsemenin yerini sert bir ifade aldı.
— Hâlâ onu mu düşünüyorsun? diye sordu.
— Onu düşünmek için senden izin almam gerekmiyor.
Bekir bir adım yaklaştı.
— Melek, bazı şeyleri anlaman gerekiyor. Adrian artık burada değil. Gitti. Senin de önüne bakman gerekiyor.
İçimdeki öfke yeniden kabardı.
— Onun gittiğini biliyorum. Ama öldüğünü bilmiyorum.
Bekir'in yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Çok kısa sürdü ama gözlerinden bir şey geçtiğini gördüm.
Şüphe.
Bunu fark edince kalbim hızla çarpmaya başladı.
— Sen bir şey biliyorsun.
Bekir hemen toparlandı.
— Ne bilmemi bekliyorsun?
— Adrian hakkında.
— Hiçbir şey bilmiyorum.
Cevabı fazla hızlıydı.
Gözlerimi kıstım.
— Yalan söylüyorsun.
Bekir'in çenesi gerildi.
— Melek, haddini aşma.
Arkamdan Ecrin'in titrek sesi geldi:
— Abla…
Ona döndüm. Küçük kardeşimin yüzündeki korkuyu görünce sesimi yumuşattım.
— Korkma, Ecrin. Ben buradayım.
Sonra yeniden Bekir'e baktım.
— Akşam ne olursa olsun, ben o istemeyi kabul etmeyeceğim.
Bekir hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp koridorda uzaklaşmaya başladı.
Fakat birkaç adım sonra durdu.
Başını çevirmeden konuştu.
— Bazen insanın istediğiyle kaderinin istediği aynı olmaz, Melek.
Ardından yürüyüp gitti.
Bu sözler uzun süre aklımdan çıkmadı.
Ama ben kaderime boyun eğmeyecektim.
Adrian'ı bulacaktım.
Yaşıyorsa ona ulaşacaktım.
Yaşamıyorsa…
O zaman gerçeği kendi gözlerimle öğrenecektim.
Ecrin yanıma yaklaşıp elimi tuttu.
— Abla, ne yapacağız?
Ona baktım.
İlk kez iki gündür içimdeki çaresizliğin yerini kararlı bir ifade almıştı.
— Önce bu evden çıkacağız.
Ecrin'in gözleri büyüdü.
— Nereye?
Kapının ardından konağın avlusuna baktım.
— Adrian'ın peşine.

Ecrin'in yüzündeki korku bir anda yerini şaşkınlığa bıraktı.
— Ama nasıl, abla?
— Bilmiyorum, dedim. Ama bir yolunu bulacağım.
Ecrin başını eğdi. Küçük elleri hâlâ ellerimin arasındaydı.
— Babam bizi görürse?
Bir an sustum. Babamın öfkesini düşündüm. Sonra akşam yapılacak istemeyi…
— O zaman bizi görmeyecek.
Ecrin gözlerini kaldırıp yüzüme baktı.
— Kaçacak mıyız?
— Hayır. Kaçmayacağız. Sadece biraz gerçeğin peşinden gideceğiz.
Tam o sırada koridordan yeniden ayak sesleri geldi. İkimiz de sustuk.
Ayak sesleri kapının önünde durdu.
Kapı açılmadan önce Ecrin'in elini bıraktım ve yüzümü toparlamaya çalıştım.
Kapı aralandı.
Babam Hüsrev Ağa karşımızda duruyordu.
Bakışları önce bana, sonra Ecrin'e çevrildi.
— Hazırlan, Melek. Birazdan Bekir gelecek. Alışverişe çıkacaksınız.
İçimdeki öfkeyi bastırarak başımı kaldırdım.
— Ben gitmek istemiyorum, baba.
Babamın yüzü sertleşti.
— Bu bir istek değil, Melek. Karar.
— Benim hayatım hakkında verilen bir karar.
Babam birkaç saniye sessiz kaldı.
— Bu akşam Mirzan Ağa'nın ailesi gelecek. Seni istemeye gelecekler. Her şey kararlaştırıldı.
Kalbim sıkıştı.
— Peki ya ben?
Babam kaşlarını çattı.
— Sen de zamanla alışacaksın.
Bu söz, içimdeki son sabrı da tüketti.
— Ben kimseye alışmak istemiyorum.
Babam bir adım yaklaştı.
— Adrian yüzünden mi?
Adını babamın ağzından duymak bile içimi titretti.
— Evet.
Babamın yüzünde kısa bir öfke belirdi.
— O adam artık bu konağın dışında. Sen de onu aklından çıkaracaksın.
Başımı iki yana salladım.
— Bunu yapamam.
Babam arkasını dönmeden önce son kez bana baktı.
— Akşama kadar fikrin değişir.
Kapı kapandı.
Odanın içinde sessizlik kaldı.
Ecrin yanıma sokuldu.
— Abla…
Gözlerimi kapattım.
— Akşama kadar fikrimi değiştirmeyecekler, Ecrin.
Derin bir nefes aldım.
— Ben onların fikrini değiştireceğim.
Akşam yaklaşırken konakta hazırlıklar hızlanmıştı.
Herkes isteme gecesi için koşturuyor, kahkahalar koridorlarda yankılanıyordu. Bense odamda, pencerenin önünde sessizce oturuyordum.
Ecrin yanıma gelip elime küçük bir kâğıt sıkıştırdı.
— Abla… Bunu kapının önünde buldum.
Kağıdı titreyen ellerimle açtım.
Üzerinde yalnızca tek bir cümle vardı:
“Adrian'ı arıyorsan, bu gece konağın arka kapısına gel.”
Kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpmaya başladı.
Kâğıdın altında ise hiç tanımadığım bir isim vardı.
“Sana gerçeği anlatacak biri var.”
Başımı kaldırıp Ecrin'e baktım.
— Bunu kim bıraktı?
Ecrin başını iki yana salladı.
Tam o sırada konağın avlusundan bir araba sesi yükseldi.
İkimiz de pencereye koştuk.
Araba durdu.
Kapısı açıldı.
Ve içinden inen adamı gördüğüm anda nefesim kesildi.
Çünkü onu tanıyordum.
Ama onun burada olmaması gerekiyordu…

Sizce Bekir ne gizliyor olabilir?