Bölümler 1Şu an: 1.BÖLÜM-KIRIK BİR SESSİZLİK❤️🔥👑🗡
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Dünyaya karşı iki acımasız hükümdardık, birbirimize karşı ise iki yaralı kalp."~NİSA ÇUKUR~
27 HAZİRAN/2020
İnsan, hayatının hangi anında değiştiğini asla fark edemezdi.Belki bir telefonun diğer ucundan gelen tek bir cümlede...Belki soğuk bir silahın namlusunda...Belki de herkesin sustuğu bir gecede.Benim hikayem ise sessizlikle başladı ama öyle sıradan bir sessizlik değildi bu.İçinde çığlıklar saklayan, nefes almayı bile unutturan, insanın ruhunu yavaş yavaş tüketen kırık bir sessizlikti.
İSTANBUL...
Milyonlarca insanın yaşadığı bu şehir, geceleri bambaşka bir kimliğe bürünürdü.Gündüzleri telaşla dolup taşan sokaklar, gece çöktüğünde karanlığın emrine girerdi.Neon tabelalar yağmur damlalarının arasında titreşirken, kimsenin bilmediği anlaşmalar yapılır, kimsenin duymadığı yeminler edilirdi.Bu şehirde güç,paradan daha değerliydi.Güç sahibi olan yaşardı.Diğerleri ise unutulurdu.Siyah aracım boş sokağın sonunda durdu.Motor sustuğu anda etrafı derin bir sessizlik kapladı.Kapı ağır ağır açıldı.Araçtan indiğimde soğuk rüzgar yüzüme çarptı.Derin bir nefes aldım.Yağmur, saçlarımın üzerine usulca düşüyor, siyah ceketimin omuzlarını ıslatıyordu.Hemen aramızdaki araçtan adamlarım indi.Yanıma geldiklerinde kimse konuşmuyordu.Konuşmaya gerek yoktu zaten adamlarım beni bir bakışımdan ne istediğimi anlayacak kadar iyi tanıyorlardı.Karşımızda yıllardır kullanılmayan eski bir depo vardı.Depo nun etrafını sarmaşık sarmıştı.Camları kırılmıştı.Ama bu gece, o harabenin içinde biri beni bekliyordu.Adamlarımdan biri konuşmaya başladı "Bütün giriş çıkışlar tutuldu patron." başımı salladım hafifçe.O sırada depo ya bakıyordum.Sonra bir emir verdim "Kimse içeri girmeyecek." adamlarımın ikiside aynı anda "emredersiniz!" dediler.Yavaş adımlarla depo ya doğru yürüdüm.Deponun önüne geldiğimde demir kapı ağır bir gıcırtı ile açıldı.İçeride rutubet kokusu vardı.İçeriden gelen kokuyu alınca hafifçe yüzümü ekşittim.Çok kötü kokuyordu.Ama bu kokuya dayanmalıydım.Yapacak başka bir şey yoktu.İçeri girdim.Depoda ayak seslerim yankılanıyordu.Ben içeri girdiğimde arkamdaki demir kapı ağır ağır kapandı.Karşımda bir adam vardı.Sandalyede bağlanmış bir şekilde oturuyordu.Oturduğu yerden öylece bana bakıyordu.Adamın ağzından ve burnundan kanlar geliyordu ama bu benim asla umrumda değildi hatta hoşuma bile gidiyordu.Çünkü kan kırmızısı benim en sevdiğim renkti.Olduğum yerde adamı baştan aşağı süzdüm.Yavaşça adama doğru yürüdüm.Adamın önüne geldiğimde aramızda 4 adım vardı.Tam o an fark ettim.Adam bana bakmamak için sürekli farklı yerlere bakıyordu.Tam o an göz göze geldik.Bana baktığı anda gözlerini kaçırmıştı.Buda benim işime gelirdi açıkcası.Ellerimi ceketimin cebine soktum ve siyah eldivenlerimi takmaya başladım.Adama kısa bir bakış atıp "Konuşacak mısın?" diye sordum.Adam biraz sessiz kaldıktan sonra dudaklarını araladı "Ben...hiçbirşey bilmiyorum" bir süre adama baktım ve içimden resmen güldüm bu duruma.İnsanların hepsi aynı yalanı uydururdu."20 dakika önce de aynısını söylemişsin." Adam bir süre bana baktı."Doğru söylüyorum" dediğinde hafifçe kıkırdadım.Adama tehdit dolup bakışlarla bakarken "Eğer doğru söylüyor olsaydın bugün burada olmazdın." Adamın bi anda nefesi hızlanmaya başladı.Yüzündeki morluklar konuşmak istemediğini değil, daha öncede susturulmaya çalışıldığını gösteriyordu.Elimi ceketimin cebine attım ve cüzdanımı çıkardım.Cüzdanımdan bir fotoraf çıkardım.Bu fotoraf yıllardır cüzdanımda duruyordu.Çok nadir çıkarıp baktığım oluyordu.Fotorafta 3 kişi vardı.Bir anne... Bir baba...ve küçük bir kız. Fotorafın kenarları yıpranmıştı.Elimdeki fotorafa kısa bir süre baktım ve adama doğru kaldırdım."Bunları tanıyor musun?" Adam önce fotorafa baktı.Sonra bakışları bana döndü.Sonra tekrar fotorafa baktı.Tam o an yüzü bembeyaz oldu.Bunun keyfi ile dudaklarım büküldü.Tamda görmek istediğim buydu.Biliyordu hemde çok iyi biliyordu."Konuş" dedim sadece.Sonra sessizlik oldu.Yağmurun depoya vuran sesi bile bizden daha gür çıkıyordu.Bu sefer "Konuş!" diye bağırdım.İlk defa adama bir adama karşı bağırmıştım.Adam korkuyla olduğu yerde sıçradı.Korkuyla gözlerime bakıyordu."Eğer konuşursam..." dedi ve sustu. Onu öldüreceklerdi bunu adım gibi biliyordum çünkü tam 5 yıldır bu mafya işlerindeyim.Yer altında bana KRALİÇE derlerdi.O yüzden bu kelimenin hakkını vermeliydim.Kendimden emin bir şekilde konuştum."Seni öldürürler." Adam başını salladı.Bu sefer "Eğer konuşmazsan?" diye bir öneri sundum.Bu kez cevap vermedi.Çünkü ikimizde cevabı biliyorduk.Derin bir nefes aldı.Titreyen dudaklarından güçlükle tek bir kelime döküldü."...KARAHAN" kalbim bir anlığına sıkıştı.Yıllardır peşinde olduğum ilk gerçek iz...
KARAHAN.
Bu isim, çocukluğumdan beri peşimi bırakmayan karanlığın anahtarıydı.Tam o sırada dışarıdan üç el silah sesi duyuldu.Deponun arka tarafındaki kapıdan adamlarından biri içeri girdi.Bana doğru koşmaya başladı."Patron!Depoya saldırıyorlar" kaşlarımı çattım.Bir an kim olabileceğini düşündüm.Adamlarım hızla yanıma geldiğinde onlara döndüm."Kim?" diye sordum.Öyle bi içeri girmişlerdir ki ellerini dizlerine koyup öne doğru eğilip soluklanmayı denediler.O sırada ben deponun etrafına bakıyordum.Adamlarım biraz soluklanıp yavaşça doğruldular ve bana döndüler."Nereden ateş ettiklerini göremiyoruz!" bir kurşun kırık camdan içeri girerek duvara saplandı.Sonra deponun arka kapısı açıldı hepimiz oraya doğru döndük.Bu sırada sandalye de bağlı olan adam şok içinde etrafı izliyordu.Deponun arka kapısından 2 kişinin geldiğini gördük gelenler benim en yakın arkadaşlarım can yoldaşlarım aynı zamanda kardeşim gibi gördüğüm Masal ve Derya idi.Beni gördüklerinde adımları hızlandı.Masal'ın koyu kahverengi gözleri vardı.Saçları orta boy ateş bakırı dediğimiz bir kızıldı.Yanaklarında hafif çilleri vardı.Yüz hatları keskindi gerçi hepimizin yüz hatları keskindi.Gözleri hafif çekikti aynı zamanda.Dışarıdan herkese sert görünür soğuk davranırdı.En sevdiği renk siyahtı bu yüzden hep siyah giyinirdi.Boks eğitimi almıştı.Kum saati diyebileceğimiz bir vücut hatlarına sahipti.Hepimizin vücut hatları neredeyse aynıydı.Ten rengi buğdaydı.24 yaşındaydı.Aynı zamanda Ankaralıydı.Doğum günü ise 6 Ocaktı.Masal ve Derya benim en iyi doslarımdı bu zamana kadar beni hiç satmadılar bu saatten sonra da yapmazlardı buna adım gibi emindim.Derya'nın gözlerine bayılırım mesela.Gözleri açık yeşildi.Saçları uzun düz ve sarıydı.Onunda yüz hatları keskindi.Dışarıdan bakıldığında sert görünürdü.Acımasızdı.En sevdiği renk beyazdı.Hep beyaz giyinir başka bir rengi kendine yakıştıramazdı.Derya'da aynı şekilde kum saati vücuda sahipti.Tekvando eğitimi almıştı.Ten rengi açık buğday idi.23 yaşındaydı.Doğum günü 10 Mart'tı.İstanbul'lu idi.Ben ise aralarında en acımasız olandım.Ben Ceren yeraltı altı dünyasının KRALİÇESİ idim.Yer altı dünyasında herkes benden korkardı.Sinirlendiğimde kimseyi gözüm görmezdi.Her şeyi yapabilme kapasitem vardı.Hemen Hemen her silahı kullanır her olayın içinde biterdim.Bu yüzden herkes benden çekinirdi.Bazen öyle şeyler olurdu ki Masal ve Derya bile benden korkardı.İzmirliydim.Annem ve babam ölmüştü.O yüzden yetim kalmıştım.Masal ve Derya yanıma geldiklerinde sorgular bir ifade ile bana bakıyorlardı.Onlara bakıp "pozisyon alın!" diye bağırdım.Ön kapı hala kapalıydı adamlarımın hepsi arka taraftan geliyorlardı.Depoda yankılanan silah sesleriyle ile birlikte herkes pozisyon aldı.Ben ise elimde silahla sandalyede korkuyla etrafa bakan adama bakıyordum.Çünkü biliyordum...Bu gece başlayan savaş, yalnızca bir çatışma değildi.Bu savaş, yıllar önce kırılan sessizliğin yeniden konuşmaya başlamasıydı.Herkes pozisyon almış bir şekilde bekliyordu.Birkaç saniye sonra silah sesleri durdu ve deponun ön kapısı ağır ağır açıldı.Her yerde duman vaddı bu yüzden dumandan hiçbirşey görünmüyordu.Elimdeki silahı daha sıkı kavradım.Tam o an deponun ön kapısından 3 kişi geliyordu.İçeri girdiklerinde tanımıştım.Can, Ayaz ve Deniz.Onları gördüğümde hemen toparlandım ve silahı geri belime yerleştirdim.Benim toparlanmamla beraber bütün herkes toparlanmıştı.Bize doğru yürüdüler tam önümüze geldiklerinde durdular.O sırada Derya ve Masal'da yanıma geldi.Sandalye de oturan adamla hala şaşkınlıkla etrafına bakıyordu olanları daha kavrayamamıştı.İlk önce Can ile birkaç saniye bakıştık.O sırada depoyu derin bir sessizlik kapladı.O sessizliği bozan ilk kişi de Can oldu."Merhaba Kraliçem" dedi ve önümde hafifçe eğildi.Ben ise "Sanada merhaba Can" demeyi tercih etmiştim.Can'a bakarak "Ne işiniz var burada?" diye sordum çünkü şuan benden başkasının burda işi olamazdı.Can birkaç saniye bana bakıp "Bayağıdır görüşmüyoruz" dedi.Onun aksine "eee yani ne olmuş" diyen bendim.Can yine birkaç saye bana baktı "Şu yeraltı meselesini konuşmamız lazım" dedi ve bana biraz daha yaklaştı ve daha ne yaptığını anlayamadan kulağıma eğilerek "baş başa" dedi ve yavaşça geri çekildi.Sadece ona öylece bakmaktan başka hiçbirşey yapmadım.Bir süre ona baktıktan sonra "o nedenmiş" diye bir öneri sundum çünkü şuan konuşulacak en son şey yeraltıydı.Konu şu ki yeraltında ben ve Can liderdik ve biz yönetiyorduk.Derin bir nefes verip "Sınırlarımı daha ne kadar zorlayacaksın çok merak ediyorum Can" dedim.Yüz ifadesi anında değişti ve ciddi bir hal aldı."Sınırlarını zorladığımı sanmıyorum" dedi.Gerçekten garip bir adam olmuştu.Mesela şuan bile garip bakıyordu.Bıkkınlıkla tekrar nefes alıp "peki" dedim."Nerde konuşacağız?" diye sordum.Çünkü şuan burda konuşamazdık.Bu özel bir konuydu.Biraz duraksayıp "Restoran" dedi "Restoranda konuşalım."Başımı hafifçe aşağı yukarı salladım.Derya ve Masal'a döndüm."Siz şu adamı alın başka bir depoya götürün ve ne yaparsanız yapın yeter ki şu adamı konuşturun" dedim.İkiside ciddiyetle başlarını salladılar.Can'a döndüm.Geçmem için yol verip hafifçe önümde eğilmişti.Bu kendi aramızda birbirimize karşı duyduğumuz saygıydı.Ben ilerlerken arkamdan geliyodu.Yanıma geldiğinde "İşler nasıl gidiyor var mı bi gelişme?" diye sordu.Normalde bunu asla sormazdı.Bi yandan deponun çıkışına doğru ilerlerken "iyi ama henüz bi gelişme yok" o sırada depodan çıkmıştık.Arabası hemen önümüzdeydi.Arabaya doğru ilerledik.Arabanın önüne geldiğimizde benim için arabanın kapısını açtı ve bindim.Diğer tarafada o bindi.Şoförüne gideceğimiz yeri söyleyip bana döndü."Nasılsın?" diye sordu.Bugün beklemediğim bir şekilde sürekli soru soruyordu normalde bu kadar soru sormaz soğuk davranırdı.Ama bugün birşey var gibiydi.Üzerine çok düşünmedim beni alakadar etmezdi zaten ama yinede sorduğu soruyu cevaplayıp "iyiyim" dedim.Şuan büyük ihtimalle ona da sormamı bekliyordu ama sormayacaktım.Sorusunu cevaplayıp önüme döndüm.Yol boyunca bidaha hiç konuşmadık ama arada sırada bana baktığını fark ediyordum.Mekanın önüne geldiğimizde hızla arabadan inmiş benim tarafıma gelip kapıyı açmıştı.Arabadan inerken "teşekkür ederim" demeyi de unutmadım tabii.Sonra bana hafifçe kolunu uzattı.Bi an ne yaptığını algılayamayıp bi ona bi koluna baktım ve en sonda koluna girdim.Koluna girdiğimde keyifle sırıttı.Tabi o an bunu umursamadım.O sırada ben restorana bakıyordum restoran aşırı lüks ve ışıltılıydı.Merdivenlerden yavaşça çıktık.Restorana girdik.Restoranın içi dışından daha güzeldi.Her yer altın kaplaması gibi sarıydı.Restoranın her yeri parlıyordu.Tavana baktığımda kristal avizeler oldukça şık görünüyordu.Bi çalışan yanımıza gelip yerimizi göstedi.Biz yavaşça yerimize geçtik.Can benim için sandalyeyi yavaşça çekmişti.Sandalyeye oturduğumda hızla kendi sandalyesine geçip oturmuştu.Garson yanımıza gelip menüleri bırakıp gitmişti.O sırada Can'ın gözleri üzerimdeydi biliyordum ama dönüp bakmadım."Konuşmaya hemen başlayalım mı?Yoksa yemekleri yedikten sonra mı konuşalım?" diye sordu.Bakışlarımı ona çevirdim."Hemen şimdi konuşmaya başlayalım" dedim.Çünkü konuşma uzun sürecekti biliyordum.Can bana bakarak hafifçe başını aşağı yukarı salladı.Bu aralar yeraltı dünyasıyla ben değil Can ilgileniyordu çünkü benim kendi sorunlarım vardı."Evet,sorun nedir?" diye sordum."Olan şu ki benden ve senden habersiz bazı olaylara karışmışlar." Can'a bakarken bir kaşım istemsizce havalanmıştı."Bizden habersiz olay ha?" diyerek sormuştum.Çünkü şuan yavaştan sinirlenmeye başlamıştım.Böyle birşey yapma hakları asla yoktu hele ki bizden habersiz.Can bana bakarken benim sinirlendiğimi anında anlamıştı.Sakince bana bakarak "sakin ol" dedi."Sence şuan nasıl sakin olabilirim altı üstü 1 aydır başlarında değilim" dedim.Birkaç saniye bana bakıp "haklısın" dedi.Derin bir nefes alıp "tamam" dedim."Eğer sende kabul edersen bir anlaşma yapalım?" diye sordum.Bana bakarak "Anlaşma?" diye sormuştu."Evet" dedim."Anlaşma" o sırada birbirimizin gözlerine korkusuzca bakıyorduk."Bu arada KAAN KARAHAN'dan bir haber varmı?" diye sordum.Başını hayır anlamında salladı."Siz depoya girmeden önce o sandalye de oturan adamla konuşuyordum.Bana onun sadece soy adını verdi.Şüphelenmeye başladım.Bu konuyu araştırmam lazım." dedim.Bir süre sessiz kalıp beni dinledi."Bende ondan şüpheleniyordum" dedi."Zaten sende biliyorsun babamlarla da eskiden beri düşmanlarmış" dedi.Başımı evet anlamında salladım."Birşey çok belli ikimizinde babası çok yakın arkadaştı.Bildiğim kadarıyla tek düşmanları biz ve babalarımızmış" dedim."Evet" dedi.Tam o an düşünmeye başladım.İkimizinde babası bize mektup bırakmıştı ama ikimizde o mektupları hala okumamıştık.
YIL 2015
Yazarın Anlatımıyla:
Tam o an silah sesleri bütün ormanı kaplamıştı.Hakan Yıldız ve Çetin Yılmaz Kaan Karahan ile savaşıyordu.Aralarında yıllardır bitmeyen bir savaş vardı.İki tarafta yeraltı dünyasının en güçlü mafyalarıydı.O yüzden çatışmalar uzun sürüyordu.Çetin ve Hakan çok yakın iki arkadaştı ve yeraltı dünyasını beraber yönetiyorlar.Çetin ve Hakan daima birbirlerini korurlardı.Hakan ve Çetin birbiri için elinden gelen herşeyi yaparlardı.Kimse bir diğerini asla yarıyolda bırakmazdı.Bu zamanlarda ikiside çocuklarını yetiştiriyorlardı.İlerde onlara birşey olursa yerlerine geçicek olan sadece çocuklarıydı.Ormanda silah sesleri gittikçe arttı ve tam o an ortaya sis bombası attılar sis anında heryeri kaplamıştı kimse önünü göremiyordu.Her zamanki gibi Çetin ve Hakan sırtsırtalardı."Hiç birşey göremiyorum" dedi Çetin.O sırada bi kahkaha sesi duyuldu sesin nerden geldiğini anlamaya çalışırken Kaan Karahan belirdi önlerinde aralarında en fazla 1 metre vardı."Ne o" dedi Kaan."Yoksa korktunuz mu? kıyamam" demişti.Onlara bakarak "Ecelinizle tanışın" diyerek kahkaha atmıştı.İkiside aynı anda hiç düşünmeden hızla silahlarını ona çevirdiler.İkiside birbirlerine baktılar sonları geliyordu bunu hissediyorlardı.Bu saatten sonra ikisininde gözü açık gitmezdi çünkü ikiside çocuklarına çok iyi bir baba olmuşlardı.Eşleri ise dünyanın en iyi kadınlarıydı.İkiside anlayışlıydı.İkiside ne kadar eşlerinin bu olaylara karışmalarını istemeselerde seslerini çıkarmamışlardı.Bir süre sonra ikiside bu olayları kabullenmişlerdi.Eşleri onların Mafya olduğunu bilerek bu durumu kabullenerek evlenmişlerdi.İkiside eşlerine söz vermişti.İkiside sonsuza kadar çocuklarını ve eşlerini seveceklerdi.Sonlarının geldiklerini biliyorlardı.Çetin Hakan'a bakarak "hakkını helal et kardeşim" demişti.Hakan da "helal olsun kardeşim,sende hakkını helal et" demişti.Çetin "helal olsun kardeşim" demişti Hakan'a bakarak.Tam o an Kaan Karahan gözden kaybolmuştu.Bir süre sonra iki el silah sesi duyuldu.Çetin kalbinden vurmuştu.Hakan ise omzundan.Aynı anda vurulmuşlardı.Çünkü Kaan aynı anda vurmalarını istemişti.İkiside aynı anda yere yığıldı.O sırada etrafta sadece kuş sesleri vardı.Sis giderek azaldı.Kendi adamlarıda vurulmuştu ve maalesef o gün kimse o ormandan sağ çıkamamıştı.
Tarih:16.12.2015
16 Aralık gecesi herkes o ormanda ölü olarak bulunmuştu ve geriye sadece Çetin ve Hakan'ı çocuklarına bıraktıkları o mektuplar kalmıştı.
Bölüm etkileşimi
