Bölümler 1Şu an: Bölüm 1: Gizemli Kutu
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı şeyler ikinci kez yaşanmaz.
Defne, ölülerin eşyalarını açık artırmaya çıkaran bir dükkânda çalışmanın insana ölümü unutturduğunu düşünürdü.
İnsanlar içeri girer, başkasının hayatından geriye kalan bir yüzüğü parmaklarına takar, hiç tanımadıkları birinin mektuplarını okur ve bazen bir yabancının son hatırası için birbirleriyle yarışırlardı. Bir eşyanın kime ait olduğu, çoğu zaman ne kadar edeceğinden daha az önemliydi.
Defne bunu sevmiyordu.
Bu yüzden, o gün önüne bırakılan küçük gümüş kutuyu fiyatlandırmak yerine sahibinin adını bulmaya çalışıyordu.
Kutunun üzerinde isim yoktu. İçinde de para edecek bir şey bulunmuyordu; yalnızca sararmış bir fotoğraf ve arkasına tek cümle yazılmış eski bir kâğıt vardı.
Beni bir kez daha bulursan, bu defa inanma.
Defne cümleyi iki kez okudu.
Sonra kâğıdı çevirdi. Tarih yoktu. İmza yoktu. Yalnızca köşeye çizilmiş, anlamını bilmediği küçük bir işaret vardı.
"Bunu satmayacak mısınız?"
Başını kaldırdı. Tezgâhın diğer tarafında bekleyen adam, kutuyu getiren müşteriydi.
"Satılacak bir şey olduğunu düşünmüyorum," dedi Defne.
Adam kaşlarını kaldırdı. "O zaman neden hâlâ elinizde?"
Defne kâğıdı kutunun içine bıraktı.
"Çünkü birinin bunu neden sakladığını merak ediyorum."
Adam bir süre ona baktı. Ardından, sanki Defne'nin cevabını önceden biliyormuş gibi hafifçe gülümsedi.
"Merak," dedi, "insanın başına gelen en pahalı şeydir."
Defne kutuyu ona doğru itti.
"Öyleyse bugün şanslı gününüz. Merakınızı yanınıza alıp gidebilirsiniz."
Adam güldü. Kutuyu aldı ve dükkândan çıktı.
Defne, onun arkasından bakmadı.
En azından ilk birkaç saniye.
Çünkü adam kapıdan çıkar çıkmaz, kutunun içinde bıraktığı kâğıdın tezgâhın üzerinde durduğunu fark etti.
Oysa kutuyu kapatırken kâğıdı içine koyduğuna emindi.
Defne kâğıda uzandı.
Arkasındaki küçük işaret artık orada değildi.
Yerinde, tek bir kelime vardı.
ITERUM.
Defne, kelimeyi birkaç saniye daha inceledi. Kâğıdın arkasındaki işaretin nasıl kaybolduğunu anlayamıyordu. Tam kâğıdı yeniden çevireceği sırada kapının üzerindeki zil çaldı.
"Hoş geldiniz!" dedi, başını kaldırarak.
İçeri giren müşteri vitrindeki ürünlere yönelirken, Defne elindeki kâğıdı tezgâhın altındaki çekmeceye koymak için eğildi. Çekmeceyi açtı, kâğıdı içine bırakmak üzereydi ki gözü bir şeye takıldı.
Defne'nin eli olduğu yerde kaldı.
Çekmecenin içinde, gümüş kutu duruyordu.
Bir an nefes almayı unuttu. Gözlerini kırpıştırdı, sonra yeniden baktı. Yanılmıyordu. Kutunun üzerindeki ince işlemeler, kapağının kenarındaki küçük çizik... Hepsi aynıydı.
Az önce adamın aldığı kutu.
Buradaydı.
Defne yavaşça doğruldu. Elindeki kâğıdı hâlâ sıkıca tutuyordu. Kutunun buraya nasıl geldiğini anlamaya çalışırken zihninden birbirini izleyen sorular geçiyordu. Onu buraya kendisi koymamıştı. Bundan emindi. Üstelik kutuyu adama verdiğini ve adamın alıp gittiğini görmüştü.
"Hanımefendi?"
Müşterinin sesi uzaktan geliyormuş gibi duyuldu.
Defne cevap vermedi. Bakışları çekmecenin içindeki kutuya sabitlenmişti.
"Hanımefendi, bakabilir misiniz?"
Bu kez ses daha yakından geldi. Yine de Defne duymamıştı. Parmakları kâğıdın kenarını buruştururken gözlerini kutudan ayıramıyordu.
"Hanımefendi!"
Defne irkilerek başını kaldırdı.
Karşısında bekleyen müşteriyi görünce bir an ne yapacağını bilemedi. Ardından kâğıdı hızla çekmeceye bıraktı ve çekmeceyi kapattı.
"Efendim? Buyurun, kusura bakmayın."
Müşteri vitrindeki bir porselen cam fincan takımını işaret etti.
"Bu seti satın alabilir miyim?"
"Tabii, hemen hazırlıyorum."
Defne kendini toparlamaya çalışarak ürünü dikkatlice aldı, poşete koydu ve müşterinin ödemesini aldı. Müşteri teşekkür edip dükkândan çıktığında Defne, kapının kapanmasını bekledi.
Sonra gözleri yeniden tezgâhın altındaki çekmeceye kaydı.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Çekmeceyi tekrar açmaya cesaret edemiyordu.
Çünkü artık mesele kutunun onda olması değildi.
Mesele, kutunun kendisinin hiç bulunmadığı bir yerde yeniden ortaya çıkmasıydı.
.......
Defne, gün boyunca hem kutu hemde not kafasını meşgul etmişti. En sonunda kutuyu eve götüremeye karar verdi.
Aslında götürmemesi gerekiyordu. Dükkândan hiçbir eşyanın izinsiz çıkarılmasına izin verilmezdi.
Üstelik kutunun kime ait olduğunu, nasıl oraya bırakıldığını ya da içinden çıkan kâğıdın nasıl değiştiğini açıklayamıyordu.
Yine de kutuyu çekmecesine koyup unutabileceğini düşünmüştü.
Yanılmıştı.
Gece boyunca aklında aynı cümle dönüp durdu.
Beni bir kez daha bulursan, bu defa inanma.
Cümledeki tuhaflık, anlamından çok kime yazıldığının bilinmemesiydi. Birine duyulan öfkeyi andırıyordu ama öfkeden daha yorgun bir yanı vardı. Sanki yazan kişi aynı şeyi defalarca yaşamış ve sonunda anlatmaktan vazgeçmişti.
Defne yatağında doğruldu.
Odasının karanlığında çekmecenin yerini görebiliyordu. Kalkıp kutuyu yeniden açmak istedi. Sonra kendi kendine güldü.
Bir kâğıttan korkacak değildi.
Çekmeceyi açtı, kutuyu aldı ve yatağının üzerine oturdu.
Gümüş kutu, avuçlarının arasında olduğundan daha ağır görünüyordu. Kapağını kaldırdı. Fotoğraf hâlâ oradaydı. Kâğıdı da dikkatlice çıkardı.
ITERUM.
Kelimeyi telefonuna yazdı. Karşısına çıkan anlamı okudu.
Yeniden. Bir kez daha.
Defne, istemsizce kolyesine dokundu.
Annesinden kalan ince zincirin ucundaki küçük madalyon, parmaklarının arasında soğuktu. Üzerinde okunamayacak kadar aşınmış çizgiler vardı. Çocukluğundan beri boynundaydı; annesi onu verirken yalnızca bir şey söylemişti:
"Bunu kaybetme."
Defne bunun nedenini hiçbir zaman sormamıştı.
Defne madalyonu avucuna aldı, sonra kutudaki kelimeye baktı.
İkisi arasında bir bağlantı kurmak için hiçbir sebebi yoktu.
Yine de kutuyu kapatıp komodinin üzerine bıraktığında, onu çekmeceye kaldırmaktan vazgeçti. Sanki kapalı bir yerde bırakırsa önemli bir şeyi kaçıracakmış gibi hissediyordu.
O gece kutu, yatağının hemen yanında kaldı.
Ve Defne, annesini rüyasında gördü.
Annesi ona arkasını dönmüş, taş bir merdivenin başında duruyordu. Etrafı sisle kaplıydı. Defne seslenmek istedi ama sesi çıkmadı.
Sonra annesi başını çevirmeden konuştu.
"Onu bulursan sakın..."
Cümle yarım kaldı.
Merdivenlerin altından bir erkek sesi yükseldi.
"Defne."
Defne irkilerek uyandı.
Oda karanlıktı. Pencerenin dışında yağmur başlamıştı. Birkaç saniye boyunca nerede olduğunu anlayamadı; sonra nefesini düzene sokup elini komodine uzattı.
Kutunun kapağı açıktı.
Defne onu kapattığına emindi.
İçindeki kâğıt ise artık boştu.
Ne cümle vardı üzerinde ne de ITERUM.
Yalnızca kâğıdın ortasında, mürekkeple çizilmiş gibi duran küçük bir işaret bulunuyordu.
Defne işareti daha önce görmüştü.
Nerede olduğunu hatırlayamıyordu.
Parmaklarını kâğıdın üzerinde gezdirdiğinde odanın içinden belli belirsiz bir fısıltı geçti.
"Yeniden..."
Defne elini çekti.
Bu kez sesin rüyasından gelmediğini biliyordu.
........
Merhaba sevgili okurlarım. 🤍
Uzun zamandır buralarda değildim. Yeniden yazmaya ve hayal ettiğim hikâyeleri sizlerle paylaşmaya karar verdim. Umarım bu yolculukta bana eşlik eder, Defne ve Aras'ın hikâyesini en az benim kadar seversiniz.
Okuyan, yorum yapan, destek olan herkese şimdiden teşekkür ederim. Birlikte güzel bir yolculuğa çıkacağımızı umuyorum.
Yeniden hoş geldim. Daha doğrusu, yeniden hoş geldiniz. Çünkü bu kez hikâyemizi birlikte yaşayacağız. 🖤
Yeniden burada olmak çok güzel. 30.10.2026
İlk okuduğunuz tarihi buraya anı olarak bırakabilirsiniz.
Bölüm etkileşimi
