3. bölüm · İLK İSYAN

1. Tanık:Patron

Murat Photography

Yorgunum. Ben neden buradayım ki? Tanık bile sayılmam. Evet, efendim. Özür dilerim. Kutsal mahkemenin kutsaliyetini bozmak istemezdim.
Benim anlatacaklarım önemli tabi. O gün havalar bir güzel ki sormayın gitsin. Nassıl anlatsam? Güneş bana çok güzel gözüktü. Sanayiye gelmek istedim. Hep memur takımına özendim. Şöyle takımı giyer giderdim. Hele şu öğretmenlere bakın yüz yirmi bin maaş alıyorlar efendim, tatilleri 3 ay. Hafta sonları tatil, on beş gün tatil. Bir de yeni çıkardılar Kasım ve Nisan ayında tatil. Bayramlar tatil. Biz köpek gibi çalışıyoruz. Kusura bakmayın uzatmak istemezdim. Neyse efendim, İşe geldim. Herkes orada başlamış bile çalışmaya. Oturdum ofise çayımı söyledim. Kahvaltımı da aldığım simit poğaça ile yapıyorum. İnek Ahmet’i gördüm. Kusura bakmayın ama her şeyi olduğu gibi anlatın dediniz, bu hakaret değil lakabıdır. Neden bu lakabı verdiler arkadaşları anlatsın. Ama tam aradığım işçi. Tüm işçilerden erken gelir. İnanmazsınız evde hanımla yengenizle kavga edip bir kış sabahı erkenden dükkana gitmiştim. Sabah kaçtı derseniz erkendi işte. Kimse yoktu. Bir baktım kapının önünde karda kışta kıyamette sundurmanın altında durmuş sokaktaki köpekler var ya efendim onlar daha beter titriyor. Hemen kapıyı açtım, “Haydi gir içeri, eşşek!” dedim. Halini görseniz hakimim peşimden içeri girerken itlik hali devam ediyordu. Boynu büküktü. Gariban işte. Dükkandaki çayı da demlemişti. Bana da çayımı vermişti.
Onunla beraber işe girenlerin hepsinin dükkanı var, dairesi var. Ondan sonra işe girenler bile çoktan işi bırakıp gittiler. Paraya para demiyorlar. Bu inek, affedersiniz hakimim, yıllardır ben de çalışıyor. Kovamıyorum da acıyorum. Hayır, kovsam bir sürü de tanzimat vereceğim. Babam olacak olan o deyyus acıyordu buna. Ağız alışkanlığı be hakimim affet. Dedim ya hakimim iş yerim babamdan kalma. Ondan sonra da ben devam ettiriyorum.
O güne gelecek olursam o gün de dediğim gibi işe geldim. Diğer işçiler kaytarıyor. Elleri işte gözleri oynaşta. Akşama halısa sahaya gidecekmişler de onunla uğraşıyorlar. Ahmet ise inekliyor. Yine sürekli elleri işliyor. Normalde de çok çalışır. Diğerlerinin tornasından çıkan mallar hatalı olur ya çok sıkıntı değil. Alan müşteri her zaman var. Ama Ahmet’in tezgahından çıkanlar en iyisi. Ahmet’in malını gösteriyorum müşteriye, alıyor bakıyor, tamam harika işçilik. Hop enayi, kapıyor malı şu kadar sipariş. Ahmet ve diğerlerinin ürettiklerini koyuyorum. Uzatmayım pardon hakimim. Dolandırıcı mıyım? Haşa! Bizimki serbest ticaret.
Önünden geçiyorum. Arkasından geçiyorum. Ahmet gülümsüyor. Dişlerini sayarsınız. Otuz iki diyeceğim ama fakirin o kadar dişi yoktur. Dökülmüş ve çürük. Ağzı kokar fakirlikten. Hava güzel, ben güzelim, Ahmet hayatından memnun, resmen harikalar yaratıyor. O gün bir üreteceği zamanda iki üretiyor. Bilmem bu his nereden geldi. Ona bir yakınlık hissetim. Kalbim sıkıştı, sıkıştı. Acıdım haline hakimim. İş yerine dedikodular da geldi affedersiniz kızı, oğlu bataklığa saplanmış. Bu garibinde dünyadan haberi yok.
Efendim, kızını bizim evden çıkarken mi görmüşler? Tövbe haşa biz ehli sünnet, ehli iman yedi göbek atadan cennet-i ala ile müjdelenmiş seyid bir aileyiz. Ben sadece insanlık vazifemi yapıyordum. Hem ne malum, belki evleneceğim. Hanımı boşamak da ne var. Resmi nikah zaten yok. Böyle kafir icatlarına karnımız tok. Cehennemde yanmak istemeyiz. Gerçi üstünden bu kadar kişinin geçtiği bir kızı kim alsın da kendine karı yapsın. Allah çarpsın ki Ahmet de şikayetçidir kendisi. Ortamın kutsaliyeti midir bilemedim, çok konuşuyorum. Bizi yargılamayacağınızı ümit ediyoruz.
Onun bu halini görünce lan dedim gönder gitsin evine. Geçen ay zaten zam yapışım maaşına. İyi zam oldu. Affedersiniz diğerleri asgari ücret alırken ona sekiz kağıt fazla veriyorum. Öz babam gibi kokmaya başladı sanki. Böyle terli terli kokusu normalde midemi bulandırır da kusasım gelir. İçimden ona hep söverdim ama bir aydır sanki melekmiş gibi geliyordu. Az öncce nedeni de anlaşıldı.
Efendim, Ahmet’in böyle çalışkan olmasını gözledim durdum. Hayret içinde dönüyordum. İşçilerle gidip iki lak lak ben yaptım. Bir ara Furkan var. Benden iyi olmasın iyi çocuktur. Dindar bir ailesi var. Lütfen artık konuşmayım hakimim. Peki, peki. Furkan yanıma gelip Ahmet’in kızı Selin’i pazar günü eve attığından bahsetti. Hepimiz güldük. Şerefsiz öyle bir anlattı ki ağzımızın suyu aktı.
Sık sık dükkanın içinde gezerim. Sohbet bitince Ahmet’in gözleri parlıyor. Öyle güzel parlıyor ki var istediği bir şey belli. Siz çocukken japon çizgi filmi izlediniz mi hakimim? Ben izledim. İşte o parıltı vardı üzerinde göz bebeğinin. O bana öyle bakınca mutlu hissetim garibe. Tamam, dedim. Haydi çık işten bugün erken,deyiverdim. Abi, dedim, sen bugün çok çalıştın, çok yoruldun. Bana bir teşekkürler, bir Allah razı olsunlar; çekiyor. Yerlere eğildi. Teşekkür etti. O bana öyle davranınca benim de hoşuma gitti. Üzüldüm de adamcağıza ki normalde hiç sevmem. Dedim ya bir aydır bir keramet varmış üstünde, az önce anlaşıldı. Başına geleceklerin habercisiymiş.
Bana böyle yaltaklanıp çıktı gitti. O gidince içimde ona karşı olan duygularım da geri geldi. Sanki onu görünce başlıyordu hikmeti, o yokken cehenneme kadar gitsin diye dua ediyordum. O varken tüm iyilikleri ona yapasım geliyordu yokken annasını bile belleyesim geliyordu. Neyse işte o gidince yine bu duygularımla son kez döndüm ve Furkan’ın hikayesini dinledim. Şerefsiz kızı nasıl yemiş ama!

MURAT GÜVEN

İLK İSYAN: 1. TANIK

Yorgunum. Ben neden buradayım ki? Tanık bile sayılmam. Evet, efendim. Özür dilerim. Kutsal mahkemenin kutsaliyetini bozmak istemezdim.
Benim anlatacaklarım önemli tabi. O gün havalar bir güzel ki sormayın gitsin. Nassıl anlatsam? Güneş bana çok güzel gözüktü. Sanayiye gelmek istedim. Hep memur takımına özendim. Şöyle takımı giyer giderdim. Hele şu öğretmenlere bakın yüz yirmi bin maaş alıyorlar efendim, tatilleri 3 ay. Hafta sonları tatil, on beş gün tatil. Bir de yeni çıkardılar Kasım ve Nisan ayında tatil. Bayramlar tatil. Biz köpek gibi çalışıyoruz. Kusura bakmayın uzatmak istemezdim. Neyse efendim, İşe geldim. Herkes orada başlamış bile çalışmaya. Oturdum ofise çayımı söyledim. Kahvaltımı da aldığım simit poğaça ile yapıyorum. İnek Ahmet’i gördüm. Kusura bakmayın ama her şeyi olduğu gibi anlatın dediniz, bu hakaret değil lakabıdır. Neden bu lakabı verdiler arkadaşları anlatsın. Ama tam aradığım işçi. Tüm işçilerden erken gelir. İnanmazsınız evde hanımla yengenizle kavga edip bir kış sabahı erkenden dükkana gitmiştim. Sabah kaçtı derseniz erkendi işte. Kimse yoktu. Bir baktım kapının önünde karda kışta kıyamette sundurmanın altında durmuş sokaktaki köpekler var ya efendim onlar daha beter titriyor. Hemen kapıyı açtım, “Haydi gir içeri, eşşek!” dedim. Halini görseniz hakimim peşimden içeri girerken itlik hali devam ediyordu. Boynu büküktü. Gariban işte. Dükkandaki çayı da demlemişti. Bana da çayımı vermişti.
Onunla beraber işe girenlerin hepsinin dükkanı var, dairesi var. Ondan sonra işe girenler bile çoktan işi bırakıp gittiler. Paraya para demiyorlar. Bu inek, affedersiniz hakimim, yıllardır ben de çalışıyor. Kovamıyorum da acıyorum. Hayır, kovsam bir sürü de tanzimat vereceğim. Babam olacak olan o deyyus acıyordu buna. Ağız alışkanlığı be hakimim affet. Dedim ya hakimim iş yerim babamdan kalma. Ondan sonra da ben devam ettiriyorum.
O güne gelecek olursam o gün de dediğim gibi işe geldim. Diğer işçiler kaytarıyor. Elleri işte gözleri oynaşta. Akşama halısa sahaya gidecekmişler de onunla uğraşıyorlar. Ahmet ise inekliyor. Yine sürekli elleri işliyor. Normalde de çok çalışır. Diğerlerinin tornasından çıkan mallar hatalı olur ya çok sıkıntı değil. Alan müşteri her zaman var. Ama Ahmet’in tezgahından çıkanlar en iyisi. Ahmet’in malını gösteriyorum müşteriye, alıyor bakıyor, tamam harika işçilik. Hop enayi, kapıyor malı şu kadar sipariş. Ahmet ve diğerlerinin ürettiklerini koyuyorum. Uzatmayım pardon hakimim. Dolandırıcı mıyım? Haşa! Bizimki serbest ticaret.
Önünden geçiyorum. Arkasından geçiyorum. Ahmet gülümsüyor. Dişlerini sayarsınız. Otuz iki diyeceğim ama fakirin o kadar dişi yoktur. Dökülmüş ve çürük. Ağzı kokar fakirlikten. Hava güzel, ben güzelim, Ahmet hayatından memnun, resmen harikalar yaratıyor. O gün bir üreteceği zamanda iki üretiyor. Bilmem bu his nereden geldi. Ona bir yakınlık hissetim. Kalbim sıkıştı, sıkıştı. Acıdım haline hakimim. İş yerine dedikodular da geldi affedersiniz kızı, oğlu bataklığa saplanmış. Bu garibinde dünyadan haberi yok.
Efendim, kızını bizim evden çıkarken mi görmüşler? Tövbe haşa biz ehli sünnet, ehli iman yedi göbek atadan cennet-i ala ile müjdelenmiş seyid bir aileyiz. Ben sadece insanlık vazifemi yapıyordum. Hem ne malum, belki evleneceğim. Hanımı boşamak da ne var. Resmi nikah zaten yok. Böyle kafir icatlarına karnımız tok. Cehennemde yanmak istemeyiz. Gerçi üstünden bu kadar kişinin geçtiği bir kızı kim alsın da kendine karı yapsın. Allah çarpsın ki Ahmet de şikayetçidir kendisi. Ortamın kutsaliyeti midir bilemedim, çok konuşuyorum. Bizi yargılamayacağınızı ümit ediyoruz.
Onun bu halini görünce lan dedim gönder gitsin evine. Geçen ay zaten zam yapışım maaşına. İyi zam oldu. Affedersiniz diğerleri asgari ücret alırken ona sekiz kağıt fazla veriyorum. Öz babam gibi kokmaya başladı sanki. Böyle terli terli kokusu normalde midemi bulandırır da kusasım gelir. İçimden ona hep söverdim ama bir aydır sanki melekmiş gibi geliyordu. Az öncce nedeni de anlaşıldı.
Efendim, Ahmet’in böyle çalışkan olmasını gözledim durdum. Hayret içinde dönüyordum. İşçilerle gidip iki lak lak ben yaptım. Bir ara Furkan var. Benden iyi olmasın iyi çocuktur. Dindar bir ailesi var. Lütfen artık konuşmayım hakimim. Peki, peki. Furkan yanıma gelip Ahmet’in kızı Selin’i pazar günü eve attığından bahsetti. Hepimiz güldük. Şerefsiz öyle bir anlattı ki ağzımızın suyu aktı.
Sık sık dükkanın içinde gezerim. Sohbet bitince Ahmet’in gözleri parlıyor. Öyle güzel parlıyor ki var istediği bir şey belli. Siz çocukken japon çizgi filmi izlediniz mi hakimim? Ben izledim. İşte o parıltı vardı üzerinde göz bebeğinin. O bana öyle bakınca mutlu hissetim garibe. Tamam, dedim. Haydi çık işten bugün erken,deyiverdim. Abi, dedim, sen bugün çok çalıştın, çok yoruldun. Bana bir teşekkürler, bir Allah razı olsunlar; çekiyor. Yerlere eğildi. Teşekkür etti. O bana öyle davranınca benim de hoşuma gitti. Üzüldüm de adamcağıza ki normalde hiç sevmem. Dedim ya bir aydır bir keramet varmış üstünde, az önce anlaşıldı. Başına geleceklerin habercisiymiş.
Bana böyle yaltaklanıp çıktı gitti. O gidince içimde ona karşı olan duygularım da geri geldi. Sanki onu görünce başlıyordu hikmeti, o yokken cehenneme kadar gitsin diye dua ediyordum. O varken tüm iyilikleri ona yapasım geliyordu yokken annasını bile belleyesim geliyordu. Neyse işte o gidince yine bu duygularımla son kez döndüm ve Furkan’ın hikayesini dinledim. Şerefsiz kızı nasıl yemiş ama!

MURAT GÜVEN