3. bölüm / 3
İKLİMAYbölüm 3
Bölümler 3Şu an: bölüm 3
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🕯️ “Kimi insanlar kaderindir, tanımasan da hissedersin. Ama kaderinle yüzleşmek, her zaman hayatta kalmak anlamına gelmez.”
Uraz geceleri tişôrt ile uyuyamadığı için yanına gidip tişörtünü çıkardım. Tişortten kafasını çıkardığı anda gözlerini bana dikti. Çok güzel bakıyordu. Gözleri ile tüm yüzümü inceliyordu. Gözleri, önce dudaklarıma, sonra gözlerime değdi o kehribalar. yutkundu. Gerçekten aklından neler geçiyor, biz neden evlenmek zorundayız hiç bilmiyordum. tişörtünü katlayıp komidininin üzerine indirdim.
-"iklimay."
-"efendim Uraz bey."
-"iyi geceler"
-"iyi geceler bizede."
Yavaşça odadan çıktım. hemen kendi odama gelip kapımı kapatıp Arkasina yaşlandım. Niye heyecanlanmıştım ben? Noldu hemen bana. Ellerimi yanaklarıma götürdüm ve kizarmişti. Umursamadım. Hemen uyudum.
2014
Haktan ile odasında oynuyorduk. Ben haktanın logolarını yere dökmüş, oynuyordum. Oda çalışma masasında resim çiziyordu. Ben up uzun bir kule yapmıştım. Neredeyse benim boyumdaydı. Kahkaha atarak yapıyordum kuleyi.
-"HAKAAAYTAAAAAAAANN BAAAAAK NE YAPTİİİİİMM!'
Haktan başını bana doğru döndürdü:
-"Oha boyun kadar kule yapmışsınn kız!"
-"Hakaytan şimdim, bizem ev yapaycam burda bereyber yaşarız deyil mi?'
Haktan kocaman güldü. O gülünce bende gülme başladım.
-"tabiki yaşarız! Ben sana bir sürü çikolata alırım."
Hemen dans etmeye başladım:
-"yeppii yeppiii hakaytaan banaa birimsurum cikilata alicakkk!'
Haktan kıkırdadı:
-"İklimay, evde dondurma vardı haydi gel yiyelim!"
-"hiiiiihh! Dondurma mii yiyek hakiytan yiyecek!"
-"haydi gel!" Dedi ve sandalyeden inip elimi tuttu. Beraber yürüyerek kapıyı açtık ve mutfağa gittik. Gülperi teyze pazara çıkmıştı. Yani evde tektik, Annemde o adamla buluşmaya gitmişti. Haktan buzdolabının önüne sandalye koydu. Dondurucu buzdolabının üzerinde olduğu için yetisemiyorduk. Sandalyeye çıktı ve dondurucunun kapağını açtı. Sonra hemen yüzü düştü. 1 tane Magnum vardı. Hemde içi beyaz olandan. Ama iklimay vanilyalı dondurma sevmezdi ki?
-"iklimay" dedi sesi üzüntülü ve Nazlı bir şekilde
-"him" diyerek ben olduğumu onayladım.
-"1 tane dondurma kalmıs ama içi beyaz olan."
Bunu duyunca yüzüm düşmüştü. Omuz silktim:
-"birimbisey olmaz hakaytan benim canım çok cekmemişti zaten. Yeni alamayız hem paramız yok." Aslında canım çok cekmişti. Ama haktan öyle bir soylemişti ki onun yemesine daha çok sevinirdim. Haktan buzluğun kapağını kapattı. Sandalyeden indi ve yerine koydu.
-"gel ozaman sen cikolatalirini ye. Ben vanilyalı yerini yerim?"
-'vaaaay cok iyi bir fikirr eveeetetete!" Diyip yerinde zıplamaya başladım
Yine elimi tuttu ve bu sefer oturma odasına gittik. Beni koltuğa oturtturdu. Dondurmayı bana verdi, gidip televizyonun kumandasını aldı. Sonra hemen TRT çocuğu açtı ve çizgi filim izleyerek dondurmayı yedik. Ben dondurmanın üzerindeki cikolataları yedim. Oda beyaz dondurmasını yedi. Beraber gülüşerek, kahkaha atarak dondurmamizi yedik. ben televizyon izlerken uyuya kalmışım. Haktanın dizlerine uzanmış. Mışıl mışıl uyuyordum. Haktanda benim saclarımla oynuyordu. Haktan ile aramizda arkadaşliktan, dostluktan öte bir bağ vardı. Birbirimize asla kıyamazdık. Aradan zaman geçince haktan beni kucaklayıp, zorda olsa beni yatağına indirmişti. Sonrasında yanıma uzanmıştı. O gün beraber sarila sarila uyumuştuk.
Günümüz
Sabah olmuştu. Rahat uyumuştum. Hemen baş köşemdeki saate baktım. Saat 12.30 olmuştu! Aman tanrım ne kadar da uykucuyum Böyle. Hızlıca kalkıp üzerimi degistirdim. siyah tişört ve siyah tayt şortumu giymiştim. Yüzümü yıkayıp dişlerimi fircaladim. Saçlarımı tarayip odadan çıktım. İlk işim urazı görmek oldu. Hemen urazin odasının önüne gittim. Kapıyı tiklattim. Ama açmadı? Tekrar tiklattim. Sonra bir çalışan geldi:
-"Uraz bey dışarı çıktı iklimay hanım."
Ne? Uraz daha yeni vuruldugu halde dışarı mı ciktı? cidden mi? Ne yapıyor dışarda!
-"Nereye gitti ki?"
-"Açelya hanım ile buluşacaklardı." Dedi fısıldayarak:
-"Ama lütfen size soyledigimi söylemeyin. Uraz bey size soylemememi soylemişti. Ama bilmekte hakkınız olduğunu düşünüyorum."dedi. İyide Açelya kimdi? Daha önce sevgilisi olmadığını soylemişti. Bu kızda neyin nesiydi, neden buluştular ve neden buluştuklarini bilmemde hakkımin olması lazım?
Daha çok süphelenmiştim.
-"Aralarında ne var?"
-"Eski nişanlısı." Dedi çalışan
"Nişanlısı" dediğinde irkildim. Yalan. Yalan söyledi bana. Uraz Demir gözlerimin içine bakarak bana yalan söylemişti. Buluştuguna gore hala Açelyayı unutamamisti. Ben sadece aralarında bir engeldim.
-"hala birbirlerini seviyorlar sanırım..."
-"o kısmı hiç bilmiyorum İklimay hanım. Ama üzülmeyin, Uraz bey ile siz evleneceksiniz."
-"Evet, biz urazla evleneceğiz. Ben onların arasına giren kötü kadın olacağım." Dedim yüzümü eğerek.
-"İklimay hanım, sakın kendinizi kötü hissetmeyin. Uraz bey ve ikiniz çok yakışıyorsunuz. Kimse sizin kadar uyumlu olamaz. Açelya hanım sizin gibi değildi." Dedi.
Nasıl benim gibi değildi ki? Benim farkım neydi ondan. Benim farkım ne biliyor musunuz? Benim farkım herşeye çabucak inanmak, ve herkese gereğinden fazla güvenmekti. Daha fazla ayakta duramazdım. Hemen gidip bir yerde oturmam gerekiyordu yoksa dengemi kaybedecektim. Teşekkür ederek çalışanın yanından ayrildım. Duvarlara tutunarak yürümeye çalışıyordum. Ama kalbim gereğinden fazla aciyordu. Uraz benimle evlenmek için sevdiği kadından, nişanlisindan ayrılmak zorunda kalmıştı. Üstelik bunu bana bile söylemedi. Gizli gizli bulusacaktı onunlan. artık merdivenlerden zorlanarak indim. Yavaş yavaş yürüyerek balkondan bahçeye çıktım. Bahçede biraz daha yürümeye devam ettim. Bir ağacın koşesine cöktüm. Küçükken bile ağlayacak olsam hemen herkesten uzakta bir ağacın dibine yaslanıp, sessizce ağlardım...
Urazın beni sevmesi ihtimal dahilinde bile değildi. Benim gibi çirkin, ailesi olmayan, yalnız bir kızı sevmesi olağanüstü bir olaydı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Hiç tanımadığım bir adamın evindeydim, o adam ile evlenmek zorundaydım. En kötüsü o adam için hep 2. Seçenek olacaktım. Bunları düşünürken bile daha çok ağlıyordum. Kimsem yoktu. Sırtımi sivazlayacak hiç kimsem yoktu. Başımı omzuna koyacagım kimse yoktu. Bütün umutsuzlugumla ağlamaya devam ederken yanıma biri yaklaştı. Kafamı kaldırdığımda; hafif esmer, siyah saçlı, siyah gözlü hafif kirli sakallı bir adam gördüm. Sonrasında gözüme yetimhanedeki o gün geldi;
2015(yetimhane)
ağacin önüne oturdum. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Neden benle oynamışlardı? Benle bebeklerini paylaşsalar nolurdu? Derken yanıma bir tane esmer siyah saçlı siyah gözlü bir çocuk geldi.
-"hey neden ağlıyorsun?"
-"kimse benle arkadaş olmuyor. Kimse benle oyun oynamıyor. Haktan geri gelmiyor." Diyip ağlamaya devam ettim
-"ben oynarım seninlen."
-"gerçek mii oynucan mi benlee"
-"hıhı evet. Gel taş kağıt makas oynayalımm."
-"hehee ben seni yenerimkinee..."
Günümüz
Yanıma Halit gelmişti. Evet o Halitti. Benim küçük halitom... Yine ağacın dibinde ağlarken gelmişti. Ben ona dolu gözlerimle bakarken oda bana hüzünlü, acı dolu bakıyordu. Yanıma oturdu. Kafasını ağıca yasladı. Ve önüne bakarak konuştü:
-"Taş kağıt makas oynayalım mı?" Dedi o günkü gibi.
-"halitom..."
-"Akdeniz iklimi?"
-"Halit..." Diyerek ona sarıldım. Ona sarıldığımda daha çok ağlamaya başladım. Halit her zaman beni korumuştu, derslerime yardım etmşti, benim yüzümden kavgalara karışıp çok ceza almıştı. Her ceza aldığında "iklimaya karışan bana karışmış olur. Cezaysa ceza!" Derdi. Bana sanki gerçek bir abimmiş gobi davranmıstı. Geceleri kabus gördüğümde erkeklerin kaldığı yatakhaneye gider sessizce onu uyandırır onun dizinde sakinleşirdim. Bana hep akdeniz iklimi derdi. Evet aşırı saçma bir espri ve lakaptı. Ama bu lakap bana en çok Halit diyince yakisiyordu. Bu lakabi sadece Halit bana soyleyebilirdi. Çünkü Halit dediği zaman komik oluyordu. Başkaları benimle dalga geçerken diyemezdi bunu. Halit onların canına okurdu.
Halite sarılırken oda bana sarılıyordu. Saçlarımı okşadı. Sonrasında küçük bir öpücük kondurdu.
-"Güzel kardeşim benim... Seni çok aradım biliyor musun?"
-"abicim..."
-" O urazin anasını sikeceğim. Bizim bile haberimiz yoktu Açelya ile buluşacağıdan! Görecek o benim güzeller güzeli kardeşimi ağlatmayı!"
-"hayır Halit. Siz arkadaşiniz. Benim yüzümden kavga etmeyin. Hem biz zoraki bir evlilik yapacağız, benim yüzümden sevdiği kadından ayrıldı. Sence bu yaptığımız doğru olur mu?"
-"hayır amina koyayım! O kız ne biçim bir karıydi öyle! Cinnet geçirtiyordu insana! Hala o kızı seviyorsa Uraz çok büyük ayıp eder!"
-"Halit lütfen dedim."
-"lütfen falandı yok! KAHRETSİN SENİ YENİ BULMUŞKEN ÜZÜLDÜĞÜNÜ GÖRMEK NE KADAR BERBAT BİR HİS!"
Daha fazla sinirlenmesini istemediğim için tekrar sarıldım ona. Sıkı sıkı sarıldım. Kavuşmamız biraz geç olsada, yanımda birinin olacağını bilmek bana güven veriyordu. Halitte bana sıkı sıkı sarıldı, saclarımı okşadı. sonrasında ayağa kalktım oda kalktı. Tekrar sarıldık. İkimizde kimsessizdik, bizim birbirimizden başka sığınacak kimsemiz yoktu...
Yavaşca kafamı karşıya çevirdim. Onu gördüm. Hüzünlü bakıyordu ve bir o kadar da öfkeli.
Yumruklarını sıkmış bizi izliyordu:
-"İKLİMAY!"diye bağırdı
Kim olduğunu tahmin etmişsinizdir. Uraz.
Bana bağırdıği için Halit sinirlenmişti
-"LAN ALÇAK HERİF! SEN NASIL OLURDA AÇELYA İLE BULUŞMAYA GİDERSİN! EVLENMEK UZERESİNİZ VE SEN ESKİ NİŞANLININ YANINA GİDİYORSUN!" Diye öfke ile bağırmaya başladı. "Eski nişanlısı" sözü kalbimi o kadar çok ağrıtıyordu ki... Bir an dengemi kaybedip ağaç'a tutundum. Sonrasında yutkundum.
-"LAN SEN NASIL OLURDA KADİNİMA ELİNİ SURERSİN BEN SANA BU KADAR GUVENMİŞKEN BUNU BANA NASIL YAPARSIN!" Dedi uraz
-"LAN APTAL İKLİMAY BEN-" diyecekti ki araya girdim
-"birincisi, ben senin kadının değilim. İkincisi, Halit ile aramda ne varsa seni ilgilendirmez zaten formalite bir evlilik olacak. Üçüncüsü, Yalan söylemek yerine gerçekleri söyleseydin daha iyi olurdu. Yalan söyleyerek zavallı durumuna düşüyorsun." Dedim ve omuzlarımı dikleştirip özgüvenli bir şekilde oradan ayrildim...
İklimay, ayaklarını sürüyerek odaya girdi. Kapıyı kapatırken sesi duyulmasın diye nazikçe itti ama kapının tokası bile içindeki ağırlığı taşıyamamış gibi sertçe düştü yerine.
Duvara yaslandı. Birkaç saniye sadece orada dikildi. Nefes almayı unutmuş gibiydi. Kalbi sıkışıyor muydu, yoksa nefes mi almıyordu, ayırt edemedi.
Sonra yavaşça, titreyerek yürüdü yatağına. Oturmadı. Çöktü.
Avuçlarını dizlerine bastırdı, başını eğdi.
Sanki başını kaldırırsa, gözleri birine çarpacak ve gözlerinden dökülecek her şey anlaşılacaktı.
Ama odada kimse yoktu.
Oda bile sessizce izliyordu onu.
İlk gözyaşı yanaktan değil, çeneden düştü. O kadar bastırmıştı ki...
Ama artık tutamıyordu.
Titredi.
Omuzları kıpırdamadan ağlamak, en çok da içi parçalananların ağlayışıydı.
Ve İklimay… içi paramparçaydı.
Boğazında koca bir düğüm vardı, yutkunamıyordu.
Yutkunsa, belki kelimeler dökülecekti ama ne fayda? Kime? Kime ne anlatacaktı?
“Ben neye inandım?” diye fısıldadı boşluğa.
“Sadece güzel baktı diye mi inandım?”
“Yalnızca bana ‘iyi geceler’ dedi diye mi böyle oldum ben?”
Başını yastığına gömdü.
İçindeki tüm yük, sessizce boşalıyordu gözlerinden.
Odada sadece kendi soluğunun titrek sesi vardı.
Ve o ses, hiç susmuyordu.
****
> Üç gün oldu…
Sadece üç gün...
Ama biri sana ilk defa “iyi geceler” derken gözlerinin içine bakarsa, sen ona inanırsın.
İnanmışım.
Ben hep çabuk inanırım zaten.
O bir şey demedi ama… bir şeyler sustu.
Ve sustuğu her şeyi, ben güzel sandım.
Oysa başka bir adı varmış o sessizliğin… Açelya.
Ben adını bile bilmiyordum. Ama o gözlerinde taşıyordu onu… ben fark etmemişim.
Uraz bana yalan söylemedi… ama gerçeği sakladı.
Bazen en çok da bu acıtıyor.
Ben, daha başlarken bile... bir hikâyenin fazlalığıyım.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
