19. bölüm · İkimizin Yerine | Texting

B19

Sema Ys

İyi okumalarrr ara ara böyle bölümler gelecekk 💕

“Geldim işte!” diyerek apartmanın merdivenlerini inip beni bekleyen Aras’ın yanına koştum.

Üzerinde siyah keten bir gömlek, altında da aynı kumaştan bir pantolon vardı. Zalim herif yine çok yakışıklı görünüyordu.

“Hele şükür,” diyerek ellerini iki yana açıp gökyüzüne kaldırdı.

Gülerek omzuna vurdum.

“Geri giderim şimdi!”

Kolumdan tutup beni arabaya doğru çekiştirdi. Gerçi araba onun değildi, Oğuz’un arabasıydı. Kapıyı açtığında bir adım geri çekilip, “Buyurun hanımefendi,” dedi.

Gülümseyerek arabaya bindim. Aras da kendi tarafına geçip arabaya bindiğinde emniyet kemerimi taktım ve onun arabayı çalıştırmasını bekledim.

Tam o sırada Aras’a döndüm ve bana baktığını fark ettim. Öylece durmuş, gözlerini üzerimden ayırmadan beni izliyordu.

“Ne oldu?” diye sordum.

Başını iki yana salladı.

“Çok güzel olduğumu biliyorum, evet.”

Sırıtarak bana baktı, “Mütevazılığın gözlerimi yaşarttı gerçekten.”

“Her zaman, hayatım.”

Aras arabayı çalıştırdığında yola koyulduk. Nereye gittiğimizi bilmiyordum, doğrusu sormak da istemiyordum. Sürprizleri daha çok seviyordum.

“Konuştun mu Yaren’le?” diye sorduğunda derin bir nefes aldım.

Yaren’i tamamen unutmak istiyordum aslında. Onun gibi birine güvendiğim, her şeyimi anlattığım için zaten yeterince pişmandım. Ama her kızın, hatta her insanın hayatında mutlaka böyle biri gelip geçiyordu. Bize ders oluyordu.

“Konustum evet. İnkar etti tabii ki. Şaşırmadım ama, tam da ondan beklenilecek bir hareketti,” dedim yolu izlerken.

“Sıkma canını,” dedi.

Omuz silktim.

“Umurumda değil zaten. İnşallah ejderha suratına hapşırır da yanar,” dedim sakince.

“Ne?”

Ardından öyle büyük bir kahkaha attı ki, bir an neye güldüğünü anlamadım.

“Bayılıyorum sana!” dedi gülüşlerinin arasından.

Dayanamayarak ben de gülmeye başladım.

“Ya üf, ne yapayım!”

Araba durduğunda dağın tepesini andıran bir yere gelmiştik. Gün çoktan batmıştı.

Kapıyı açıp indiğimde etrafa baktım. Ağaçlık bir yerdi ve hemen önümüzde öyle güzel bir manzara vardı ki birkaç saniye öylece kalakaldım. Sanki bütün şehir ayaklarımızın altındaydı.

“Beğendin mi?” dedi Aras yanıma geldiğinde.

“Beğenmek ne kelime, bayıldım,” dedim gözlerimi manzaradan ayırmadan.

“Sevindim. Hadi yardım et de arabadan sandalyeleri indirelim.”

Onu takip ettim. Arabanın bagajını açıp sandalyeleri bana verdi. Kendisi de yemek sepetini ve katlanabilir masayı aldıktan sonra bagajı kapattı.

“Hadi.”

Manzaraya karşı sandalyeleri açıp oturdum. Aras da masayı açıp sepeti üzerine bıraktı.

“Sevdiğin yemeklerin henüz ne olduğunu bilmiyorum ama anneme birkaç şey hazırlamasını söyledim. Umarım beğenirsin.”

Sepetten kapları çıkarmaya başladı.

“Ya Aras, ne gerek vardı? Peri teyzeme zahmet vermişsin!”

“Annemin ismini nereden biliyorsun demeye bile korkuyorum artık.”

Kahkaha attım. Göz kırparak ona baktım.

“Senin hakkında daha neler biliyorum ben, aslan parçası.”

Yüzünü ekşitti.

“Duymak istemiyorum,” dedi.

Sandalyeyi biraz ileri çekip yemeklere bakmaya başladım.

“Bakayım ne yapmış kaynanam.”

“Yaprak sarması o!”

“Evet.”

“En sevdiğim! En sevdiğim!”

Yaprak sarması, su böreği, poğaça ve daha onlarca şey hazırlamıştı kaynanam. Hepsine gözlerimden kalpler çıkararak bakıyordum. O kadar lezzetli görünüyorlardı ki bir an önce başlamayı istiyordum.

Aras yanıma oturduğunda termosun kapağını açıp plastik bardaklara çay doldurdu.

“Afiyet olsun şimdiden!” dedi.

Yaprak sarmasından üç tane alıp ağzıma tıkıştırdım.

“Çok güzel lan!”

“Yavaş ye, boğulacaksın.”

Aras’ın uyarısına hiç kulak asmadım. Bir dilim poğaça daha alıp sandalyeme yaslandım.

“Peri teyzemin ellerinden öpüyorum!”

Aras gülerek, “Beğendiğini söylerim,” dedi.

“Beni biliyor mu ki?” dedim şaşkınlıkla ona bakarak.

Başını salladı.

“Niye şaşırdın ki? Herkes biliyordu senden hoşlandığımı.”

“Vay anasını... Bir ben bilmiyordum demek. Neyim ben, dünyanın en salak insanı falan mı acaba?”

“Birazcık olabilirsin.” Gülümseyerek bana baktı. “Benim sana bakışımdan bile herkes anlıyordu senden hoşlandığımı.”

“Sus sus, vallahi duymak istemiyorum!”

“Önemli değil artık. Yanımdasın ya.”

“Ya salaksın!”

Gülerek başını iki yana salladı. Ben de önüme bakıp sırıtışımı gizlemeye çalıştım.

Günün geri kalanında hem konuştuk hem güldük. Kendimi gerçekten onun yanında çok rahat ve çok mutlu hissediyordum. Hiçbir şeyden çekinmeden onunla konuşmak beni inanılmaz rahatlatıyordu. “Bunu yaparsam benden soğur mu?” ya da “Bunu söylersem hakkımda kötü düşünür mü?” diye düşünmüyordum. Onun yanında kendim olabiliyordum.

Hayatınıza hep böyle insanları alın. Sizi, siz olduğunuz için seven; sizi yargılamayan; hatalarınızı görmezden gelmek yerine yüzünüze karşı söyleyen, onları düzeltmenize yardımcı olan ve kişisel gelişiminize katkıda bulunan insanları…

“Şimdi biz neyiz?” diye sordum.

Aslında cevabını biliyordum. Ama yine de onun ağzından duymak istiyordum.

“Bu klişe soruyu sormasan olmazdı, değil mi?” dedi.

Omzuna hafifçe vurarak, “Soru sordum, Aras!” dedim.

“Tamam, tamam. Sevgilimsin.”

Sırıtışım daha da büyüdü.

“Benim niye haberim yok?”

“Şimdi oldu.”

“Belki ben kabul etmeyeceğim?”

Yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı. Gözlerimiz kesiştiğinde bakışları bir saniyeliğine dudaklarıma kaydı.

“Zevk mi alıyorsun?” diye sordu.

“Evet,” dedim, sesimin kısık çıkmasına engel olamayarak.

“Hazal…”

“Hı…”

“Seni öpebilir miyim?”

Kalbim, göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi hızla atmaya başladı.

Başımı hafifçe salladım.

Aras birkaç saniye daha gözlerimin içine baktı. Sanki gerçekten emin olmak istermiş gibi… Sonra yavaşça bana doğru eğildi.

Dudakları dudaklarıma ilk değdiğinde içimden bir ürperti geçti. Öpücüğü kısa ve yumuşaktı; sanki en ufak bir hareketle beni ürkütecekmiş gibi dikkatli davranıyordu.

Gözlerimi kapattım ve o an bütün düşüncelerim sustu.Bir kez daha dudaklarıma dokundu. Bu kez öpücüğü biraz daha uzun sürdü.

Ben de çekinmeden ona karşılık verdiğimde, aramızdaki o ilk tereddüt tamamen kayboldu.

Yarın yetişirse bölüm atarimm🤍