2.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Fatmagül Koçak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: 2.Bölüm

Selamünaleyküm güzel GülGoncalarımmmm🌹🌹🌹

Nasılsınız sağlığınız sıhatiniz iyidir inşallah.

Kitabımıza başlamadan önce bir duyuru yapmak istiyorum.

"Bu romanda geçen bazı askerî üstler ve coğrafi bölgeler gerçek isimlerden esinlenmiş olsa da, binaların mimari yapıları, operasyon odaları, gizli bölmeleri ve buralarda geçen tüm olaylar tamamen yazarın kurgusundan ibarettir. Gerçek askerî yerleşkelerin güvenliğini veya gizliliğini bağlayan hiçbir unsur içermemektedir."duyurumuzu yaptığımıza göre hayırlı okumalarrrr.🪷

Unutmayalım ki, Allah yolunda katılıp da kazanamadığımız mücâdeleden değil, imkânımız olduğu hâlde katılmadığımız mücâdeleden mes'ûl oluruz.

Osman Nûri Topbaş
Hocaefendi

🇹🇷🤍🇹🇷

2.Bölüm

SURİYE İDLİB BÖLGESİ

ALPARSLAN KARACA'NIN AĞZINDAN

Helikopterin gövdesine çarpan uçaksavar mermilerinin sesi, pervanenin uğultusunu bile bastırıyordu.Açık kapının eşiğinde durdum rüzgar yüzümü acımasızca dövüyor, gözlerimi kısmama neden oluyordu. Aşağısı tam bir cehennemdi. Pilot telsizden 'Sıcak bölge, beş saniyeniz var!' diye kükrediğinde, tereddüt etmeden kalın eldivenlerimle sarkıtılan halatı kavradım ve kendimi boşluğa bıraktım. Yere çarptığım an dizlerimin üzerindeki yükü hissettim, botlarım çamura gömüldü. Saniyeler içinde silahının namlusunu karanlığa doğrulttum , timin arkamdan güvenle inmesi için çevreyi denetlemeye başladım. Timin geri kalanıda güvenli bir şekilde iniş yaptığında hızlı bir şekilde görev yerlerimizi ayarlamaya başladım.

"Kıran Timi yayılın. Saat üç ve dokuz yönlerine barikat kurun. Halid, Pars ve Safa'yı alıp yüksek tepelere gözcü olarak çıkın burası kör noktada kalmasın. Herkes mevzisine geçene kadar çıt çıkmayacak,ANALŞILDI MI ASKER!"

"ANLAŞILDI KOMUTANIM"

"Hançer sen Yankıyla beraber kuzeydeki harabeye geçiyorsun, tüm vadiyi altınınıza alın. Hamza sen ve Feda ana giriş patikasını tutun; oradan kuş uçurtmayacaksınız. Zübeyr ve Karrar benimle geliyor, batı kanadından sızacağız. Yolumuz açık olsun gazamız mübarek olsun.YA ALLAH BİSMİLLAH."

Hızlı bir şekilde hepimiz yerlerimize dağılmaya başladık gecenin zifiri karanlığında sadece teçhizatların hafif sürtünme seslerimiz duyuldu. Tim, tek bir kelime bile etmeden kurşun gibi dağıldı. Herkes ne yapacağını, nereyi tutacağını çok iyi biliyordu.

Hançer ve Yankı, gölgelerin arasına karışarak kuzeydeki harabeye doğru adeta birer hayalet gibi süzüldüler. Birkaç dakika sonra Hançer'in telsizden gelen iki kısa tık sesi, vadiyi ateş altına alabilecekleri o hâkim noktaya ulaştıklarının habercisiydi.

Aşağıda ise Hamza ve Feda, ana giriş patikasının iki yanındaki kayalıklara adeta kök salmıştı. Hamza, ağır silahının çelik gövdesini sabitleyip gözünü optik nişangâha dayadı. Feda ise onun hemen arkasında, her an patlamaya hazır bir bomba gibi pusudaydı.

Yüzbaşı Alaca, yanındaki Zübeyr ve Karrar'a başıyla işaret verdi. Batı kanadındaki dik yamaç, düşmanın en zayıf ama en dik yokuşuydu. Botlarını sessizce toprağa basarak ilerlerken, Alparslan içinden tek bir şey geçiriyordu: Bu saha artık onlarındı ve geri dönüş yoktu.

Yamaç dikleştikçe atılan her adım daha fazla dikkat gerektiriyordu. Alparslan, soluk alışverişini düzene sokmaya çalışırken gözünü bir an bile yukarıdaki kayalık sınırdan ayırmadı. Zübeyr sağ kanadını, Karrar ise sol kanadını birer gölge gibi kapatmış, namluları karanlığın derinliklerine kilitlenmişti. Bastıkları kuru dalların hafif çatırtısı, gece rüzgarının uğultusunda eriyip gidiyordu.

Yamacın zirvesine birkaç metre kala Alparslan elini kaldırarak timi durdurdu. Yumruğunu sıktı; bu, "Mevzilen ve bekle" demekti. Zübeyr anında bir kayanın arkasına çökerken, Karrar tüfeğinin çatal ayağını toprağa sabitledi.

Tam o sırada, telsiz kulaklığından Hançer'in buz gibi sesi fısıldadı:

"Kaptan, saat on bir yönünüzde iki unsur hareket halinde. Devriye geziyorlar. Sizi henüz fark etmediler."

Alparslan, gece görüş gözlüğünün ardındaki yeşil dünyada hedefi aradı. Haklıydı, iki silahlı gölge tam da sızma yapacakları patikanın ağzında duruyordu. Parmağını telsiz mandalına hafifçe dokundurdu, sesi ölümcül bir kararlılıkla tınladı:

"Anlaşıldı Hançer. Beklemede kal. Zübeyr, sağdakini sen alıyorsun. Soldaki bende. Karrar, arkamızı kolla. İşareti bekleyin..."

Nefesler tutulmuş, zaman adeta donmuştu. Alparslan'ın parmağı tetiğin soğuk metaliyle buluştuğunda kalbinin ritmi yavaşladı. Düşman devriyeleri tehlikeden habersiz, aralarında alçak sesle konuşarak tam da namlularının hizasına doğru yürüyorlardı.

"Üç..." diye fısıldadı Alparslan, sadece timin duyabileceği bir telsiz frekansından. "İki... Bir... İndir."

Aynı salise içinde iki susturuculu tüfekten çıkan ölümcül fısıltı, gecenin karanlığını yardı. Püf... Püf...

Düşman askerleri ne olduğunu bile anlayamadan, aldıkları isabetlerle birer çuval gibi toprağa yığıldılar. Ne bir çığlık ne de bir alarm sesi yükseldi. Operasyonun ilk engeli tereyağından kıl çeker gibi aşılmıştı.

"Temiz," dedi Zübeyr, anında yerinden fırlayıp cansız bedenlerin yanına ulaşarak çevre emniyeti alırken.

Alparslan doğruldu, tüfeğinin namlusunu yukarı kaldırıp arkadaki Karrar'a ilerleme işareti verdi. Patikanın ağzından geçip düşman karargahının dış çeperine ilk adımı attıklarında, telsiz kulaklığından bu kez Yankı'nın heyecanlı ama bastırılmış sesi duyuldu." Komutanım harabenin altındaki tünel girişinde bir hareketlilik var. Hedef binaya giden kapıyı açıyorlar, acele etmeniz gerek!"

Alparslan gözlerini karargahın parıldayan ışıklarına dikti. Yüzündeki kamuflaj boyasının altından keskin bir gülümseme gelip geçti. Telsiz mandalına bastı:

"Hançer, Yankı... Yukarısı sizde, alanı baskı altında tutun. Hamza, Feda... Patikayı mühürleyin, arkamızdan kimse sızmayacak. Biz giriyoruz."

Alparslan'ın emriyle birlikte Zübeyr ve Karrar, birer gölge gibi kapının iki yanına yanaşıp mevzi aldı. Tünel girişinden sızan loş ışık, yüzlerindeki kamuflaj boyasını keskin hatlarla ortaya çıkarıyordu. Karargahın içinden gelen boğuk konuşma sesleri ve metalik tıkırtılar, operasyonun en kritik anına geldiklerinin habercisiydi.

Alparslan derin bir nefes alıp sol elinin üç parmağıyla geri sayım yaptı. Üç, iki, bir...

Karrar, omzuyla ağır çelik kapıya yüklenip tek bir hamlede içeri dalarken, Zübeyr namlusunu tünelin karanlığına doğrultmuştu bile. Ancak tam o esnada içeride beklediklerinden çok daha büyük bir sürprizle karşılaştılar: Tünelin hemen girişinde, ellerindeki haritaları aceleyle toplamaya çalışan üç terörist duruyordu.

"Silahı bırak!" diye gürledi Alparslan, sesi tünelin beton duvarlarında yankılanırken.

Teröristin biri panikle belindeki tabancaya davrandı. Ancak Karrar'ın tetiğe basmasıyla susturuculu tüfeğin ölümcül fısıltısı tünelde yankılandı ve adam yere yığıldı. Diğer iki subay, namluların soğuk öfkesini üzerlerinde hissedince ellerini havaya kaldırmak zorunda kaldı.

Alparslan, masanın üzerinde duran telsiz cihazına ve hemen yanındaki kırmızı mühürlü operasyon dosyasına göz attı. Masadaki belgeleri hızla yeleğinin cebine tıkarken telsiz mandalına bastı:

"Karargah, burası Alaca. İçerideyiz. İlk unsurlar etkisiz hale getirildi, iki esirimiz var. Ancak tünelin ucu sandığımızdan daha derine gidiyor. Hançer, yukarısı hala temiz mi?"

Yukarıdaki harabeden Hançer'in pürüzsüz ama gergin sesi geldi:

"Temiz Komutanım, ama dışarıdaki ana nizamiyede bir hareketlilik başladı. Silah sesini duymadılar ama devriyenin eksikliğini fark etmek üzereler. Elinizi çabuk tutun."

Alparslan, Hançer'in uyarısıyla çenesini sıktı. Zaman akıp gidiyordu ve kapana kısılma riski her saniye artıyordu. Başını Zübeyr ve Karrar'a doğru sallayarak esirleri işaret etti.

"Zübeyr, esirleri bağla ve kör noktaya çek. Karrar, benimle gel. Tünelin sonuna kadar ne var ne yok bakacağız," dedi.

Zübeyr pratik hareketlerle plastik kelepçeleri çıkarıp teröristlerin ellerini arkadan bağlarken, Alparslan ve Karrar tünelin derinliklerine doğru ilerlemeye başladılar. Duvarlardaki çıplak ampullerin sarı ışığı altında, gölgeleri adeta duvarlarda dans ediyordu. Tünel, karargahın yeraltı sığınağına ve ana mühimmat deposuna açılıyor gibiydi.

Birkaç metre ilerledikten sonra karşılarına çıkan ağır, demir bir kapının önünde durdular. Alparslan, kulak kabarttığında içeriden mekanik bir ses ve telsiz cızırtıları duydu. Burası asıl komuta merkezi olmalıydı.

Karrar'a dönüp "Hazır ol," dedi fısıltıyla. Tam kapıya hamle yapacakları sırada, arkalarından gelen sert bir patlama sesiyle tünel sarsıldı.

Hemen ardından telsizden Hamza'nın kükreyen sesi yükseldi:

"Komutanım! Nizamiyedeki araç patikaya yöneldi, önlerini kestik! Feda ile burayı halletmeye çalışıyoruz ama arkadan destek kuvvet çağırıyorlar!"

Aynı anda yukarılardan Hançer'in tüfeğinin o tanıdık, tok sesi duyuldu. Dışarıda kıyamet kopmaya başlamıştı.

Alparslan, kapıya bir tekme atıp içeri dalarken telsiz mandalına bastı:

"Hamza, ne pahasına olursa olsun o patikayı tutun! Hançer, yukarıdan baskı ateşine devam et! Karrar, giriyoruz temizle!"

Kapı menteşelerinden sökülürcesine büyük bir gürültüyle açılırken, Karrar içeriye adeta bir fırtına gibi daldı. Alparslan ise onun çaprazını kapatarak namlusunu içerideki hareketliliğe doğrulttu.

Burası karargahın kalbi olan ana komuta merkeziydi. Duvarlardaki dev ekranlarda vadi haritaları ve telsiz frekansları yanıp sönüyordu. İçerideki dört düşman askeri ne olduğunu anlayamadan silahlarına sarılmaya çalıştı ancak Karrar ve Alparslan'ın senkronize ateşiyle saniyeler içinde etkisiz hale getirildiler.

"Karrar, ana bilgisayara geç! Verileri kopyala!" diye bağırdı Alparslan, dışarıdan gelen patlama sesleri tünelin derinliklerinde yankılanırken.

Telsizden Feda'nın nefes nefese kalmış sesi yükseldi:

"Komutanım! Patikada ilk zırhlı aracı imha ettik ama arkadan gelen piyadeler yayılıyor! Hamza ile mühimmatı idareli kullanmaya çalışıyoruz, üzerimize çok geliyorlar!"

Alparslan, Karrar'ın bilgisayara hard diski takıp verileri çekmeye başlamasını izlerken telsiz mandalına sertçe bastı:

"Yankı, harabeden görüş açın nasıl? Hamza ve Feda'nın üzerindeki baskıyı hafifletebilir misin?"

Yankı'nın telsizdeki sesi, silah seslerinin arkasından zorlukla seçiliyordu:

"Komutanım, kuzey sırtından patikaya inen grubu görüyorum. Hançer ile birlikte şimdi onları çapraz ateşe alıyoruz. Ama acele edin, mühimmatımız sonsuz değil!"

Karrar, ekranın yeşil ışığında verilerin yüklenme çubuğunu takip ederken "Son yüzde on, Komutanım!" diye seslendi. Alparslan kapıya doğru dönüp namlusunu koridora sabitledi. Kulaklığından gelen silah sesleri artarken, tünelin girişinde bıraktıkları Zübeyr'in telsizinden ani bir cızırtı koptu:

"Kaptan! Tünel girişine bir el bombası salladılar ama erken fark ettim, kör noktaya siperlendik. Patlama bitti, esirler de ben de sağlamız. Ancak şimdi kapıya doğru sızmaya çalışıyorlar, en az beş unsurlar!"

Alparslan'ın yüzünde ne bir panik ne de bir tereddüt belirdi; aksine, gözleri tünelin tavanındaki devasa havalandırma mazgalına kayarken zihninde binanın tüm mimarisi saniyeler içinde netleşti. Bu saha zaten onlarındı ve inisiyatifi düşmana vermeye hiç niyetleri yoktu.

Karrar'ın "İşlem tamam!" diyerek diski yerinden sökmesiyle Alparslan, kontrolü tamamen ele alan o net ve soğukkanlı emrini verdi:

"Zübeyr, esirleri bırakmıyorsun! İkisini de önüne kat ve tünelin derinliğine, bizim komuta merkezine doğru geri çekil. Bırak içeri girsinler, onları kapana kıstıracağız! Karrar, jeneratör paneline tahrip kalıplarını yerleştir. Zübeyr içeri girdiği an burayı karanlığa gömüyoruz."

Saniyeler içinde Zübeyr, iki düşman subayını namlusunun ucuyla yönlendirerek komuta merkezine güvenle giriş yaptı. Peşinden gelen düşman askerleri tünel koridorunda ilerlerken, Karrar jeneratörün fünyesini ateşledi. Devasa bir patlamayla tüm karargahın elektrikleri kesildi. Zifiri karanlık, gece görüş gözlükleri olan Alaca timi için mükemmel bir ava dönüşürken, düşman askerleri şaşkınlık içinde çığlıklar atarak birbirine çarpmaya başladı.

Zübeyr sis bombasını koridora fırlatıp arkalarını tamamen kapatırken; Alparslan, timi ve önlerindeki iki esiri komuta merkezinin arkasındaki acil çıkış merdivenlerine yönlendirdi. Üst kata, harabelerin arka bahçesine hiçbir kayıp vermeden, tereyağından kıl çeker gibi çıktılar. Temiz havayı ciğerlerine çeken Alparslan telsiz mandalına bastı:

"Hançer, Yankı! Biz yukarı çıktık, paketler ve veriler emniyette. Tünel girişindeki unsurlar içeride kör kapana kısıldı, arkaları tamamen açık! Şimdi yukarıdan indirin onları! Hamza, Feda! Toplanma noktasına çekiliyoruz, patikadaki zırhlılar için bubi tuzaklarını aktif edin ve hattı kapatın. Çıkıyoruz!"

Telsizden Hançer'in o kendinden emin sesi duyuldu:

"Anlaşıldı Komutanım. Keklik gibi önümüze düştüler. Sahayı temizliyoruz."

Kıran timi, hem değerli bilgileri hem de canlı esirleri yanlarına alarak, operasyonu tamamen kendi lehlerine çevirmiş bir şekilde gecenin karanlığında kayıpsızca ilerlemeye başladı.

Gecenin karanlığı, harabelerin üzerinden yükselen boğuk patlama sesleriyle bir kez daha sarsıldı. Hamza ve Feda'nın patikaya tuzakladığı bubi tuzakları tam zamanında devreye girmiş, düşmanın zırhlı araç desteğini vadi girişine gömmüştü.

Alparslan, önlerinde elleri bağlı şekilde ilerleyen iki teröristin ensesinden tutarak tempoyu artırdı. Zübeyr sağ kanadı, Karrar ise sol kanadı mükemmel bir saha disipliniyle kapatmıştı. Attıkları her adım, onları güvenli bölgeye bir adım daha yaklaştırıyordu.

Telsizden Hançer'in pürüzsüz ve rahatlamış sesi duyuldu:

"Komutanım, tünel ağzındaki unsurlar tamamen etkisiz hale getirildi. Yukarıdaki harabe bölgesi an itibarıyla tamamen temiz. Yankı ile birlikte sizin sol kanadınızı kapatacak şekilde toplanma noktasına paralel geçiş yapıyoruz."

"Anlaşıldı Hançer, temiz iş," dedi Alparslan telsiz mandalına basarak. Sesi, operasyonu sıfır zayiatla tamamlamanın verdiği o vakur güveni taşıyordu. "Hamza, Feda! Hattı arkamızdan mühürlediyseniz siz de toplanma noktasına kayın. Kuşun kanadı kırıldı, eve dönüyoruz."

"Anlaşıldı Komutanım, yoldayız," diye yanıtladı Hamza, sesindeki yorgunluğa tezat bir gururla.

Birkaç yüz metre sonra, ağaçların sıklığı arasında gizlenmiş B planı toplanma noktasına ulaştıklarında tüm tim eksiksiz olarak bir araya geldi. Karrar sırt çantasındaki diske hafifçe vurarak Alparslan'a baktı ve gülümsedi. Zübeyr ise esirleri güvenli bir ağaç gövdesine sabitlemiş, çevre emniyetini almıştı bile.

Alparslan, gecenin zifiri karanlığında tek tek timinin gözlerinin içine baktı. Kamuflaj boyalarının altındaki o yorgun ama sarsılmaz ifadeler, bu vatanın neden geçilmez olduğunun en büyük kanıtıydı.

Tüfeğini omzuna asıp telsizini ana karargah frekansına ayarladı:

"Karargah, burası Alaca. Operasyon başarıyla tamamlandı. Veriler cebimizde, iki yüksek rütbeli paket elimizde. Zayiatımız yok. Tahliye için kuşları isteyebilirsiniz. Sahadan çıkıyoruz."

Karargah telsizinden gelen ses net, pürüzsüz ve gurur doluydu:

"Anlaşıldı Alaca. Tebrikler. Kuşlar yolda, beş dakika içinde tahliye noktasında olacaklar. Sahayı sağlama alın ve karargaha dönün."

Alparslan telsiz mandalını bıraktı ve timine döndü. "Duydunuz," dedi alçak ama odun ateşinin çıtırtısı gibi sıcak bir sesle. "Beş dakikamız var. Çevre emniyetini gevşetmeyin. Karrar, esirlerin göz bağlarını kontrol et. Zübeyr, Hançer ve Yankı ile birlikte geliş istikametini izleyin."

Tim, son bir gayretle ve profesyonellikten ödün vermeden yerlerini aldı. Hamza ve Feda sırtlarını kalın bir çam ağacına dayamış, gözlerini vadinin karanlığına dikmişlerdi. Birkaç dakika önce patlattıkları tuzakların dumanı uzaktan hala seçilebiliyordu.

Gecenin sessizliğini, çok geçmeden vadinin diğer ucundan yükselen ve gittikçe büyüyen o tanıdık helikopter pervanesi sesi böldü. İki Kara Şahin, ışıklarını söndürmüş birer devasa yarasa gibi ağaçların tepesinden süzülerek toplanma noktasına doğru alçalmaya başladı.

Helikopterler yere teker koyduğu an oluşan güçlü rüzgar, yerdeki kuru yaprakları ve tozu havaya savurdu. Kapılar hızla açıldı ve içinden çıkan tahliye personeli timi karşıladı.

"Önce paketler, hadi!" diye bağırdı Alparslan rüzgarın uğultusunu bastırarak. Zübeyr ve Karrar, önlerindeki iki düşman subayını helikopterin içine hızla itti. Ardından sırasıyla Hamza, Feda, Yankı ve Hançer bindiler.

Alparslan, helikopterin kapısında durup son kez arkasındaki karanlık vadiye, az önce cehenneme çevirdikleri o sahaya baktı. Yüzündeki kamuflaj boyasının altından hafifçe gülümsedi. Botunu helikopterin basamağına koyup kendini içeri çekti ve kapıyı hızla kapattı.

Kara Şahinler, motorlarının kükremesiyle birlikte dikey bir kalkış yaparak gecenin karanlığında, gökyüzünün güvenli maviliğine doğru tırmanışa geçti. Alaca timi, arkalarında tek bir kayıp bile bırakmadan, zaferle vatanlarına dönüyordu.

Helikopterin içindeki loş, kırmızı savaş ışığı, yorgun ama gururlu yüzleri aydınlatıyordu. Pervanelerin kulakları sağır eden o ritmik uğultusu, dakikalar önce patlayan bombaların ve kulak zarlarını zorlayan mermilerin gürültüsünü unutturmaya yetmişti.

Hamza, sırtındaki ağır makineli tüfeğin kayışını gevşetip derin bir nefes aldı ve kafasını helikopterin gövdesine yasladı. Feda ile göz göze geldiklerinde, aralarında tek bir kelime bile konuşulmadı; sadece hafif bir baş selamı yetti. O patikada verdikleri mücadele, telsiz konuşmalarından çok daha fazlasıydı ama ikisi de sağdı, yan yanaydı.

Karrar, yeleğinin en güvenli cebine yerleştirdiği hard diskin üzerine elini koymuş, hemen karşısında gözleri bağlı bir şekilde oturan iki düşman subayını süzüyordu. Zübeyr ise parmağı tetik korkuluğunun hemen üzerinde, tetikte beklemeye devam ediyordu. Operasyon sahasından çıkmış olsalar da askeri disiplinlerinden ödün vermiyorlardı.

Hançer ve Yankı, tüfeklerinin namlularını helikopterin zeminine sabitlemiş, nihayet kasklarını gevşetmişlerdi.

Alparslan, timini tek tek inceledi. Her birinin gözünde, o ölümcül çemberin içinden tereyağından kıl çeker gibi, tek bir zayiat bile vermeden çıkmanın getirdiği o haklı gurur okunuyordu. Yüzündeki kamuflaj boyasını elinin tersiyle hafifçe sildi ve yanındaki telsiz kulaklığını kulağına tam oturtarak pilot kabinine doğru seslendi:

"Kaptan pilot, üsse olan mesafemiz ne kadar?"

Ön taraftan pilotun cızırtılı sesi geldi:

"On iki dakika sonra ana üsse teker koyuyoruz Alaca Komutanım. Karargah sizi bekliyor. Tüm unsurlar temiz, yolumuz açık."

Alparslan başını salladı. Helikopter, Türkiye sınırlarına doğru bulutların arasında süzülürken, timi bir kez daha imkansızı başarmış olmanın huzuruyla üsse doğru ilerliyordu. Bu gecenin hikayesi karargahtaki raporlara yazılacaktı belki ama onların zihnindeki o kusursuz uyum ve kardeşlik bağı asla silinmeyecekti.

On iki dakikalık uçuş, adeta bir asır gibi sessiz ama huzurlu geçti. Helikopter nihayet alçalmaya başladığında, ana üssün beton pistini aydınlatan güçlü projektörlerin ışığı küçük pencerelerden içeri sızdı. Kara Şahin, hafif bir sarsıntıyla piste teker koydu. Peranelerin dönüşü yavaşlarken kapılar iki yana açıldı.

Dışarıda, Kıran timini karşılamak üzere bizzat Tugay Komutanı ve istihbarat başkanlığı yetkilileri hazır bekliyordu.

Alparslan helikopterden ilk inen oldu. Hemen arkasından Zübeyr ve Karrar, getirdikleri iki önemli esiri kollarından tutarak aşağı indirdiler. Esirler hızlıca bekleyen askeri araçlara bindirilirken, Alparslan komutanın karşısına geçip çakmak gibi bir asker selamı durdu:

"Yüzbaşı Alparslan Alaca! Kıran timi, verilen yeraltı karargah sızma görevini sıfır zayiatla tamamlamıştır. Hedef unsurlar etkisiz hale getirilmiş, kritik veriler kopyalanmış ve iki üst düzey rehine sağ salim üsse ulaştırılmıştır. Arz ederim komutanım!"

Tugay Komutanı, Alparslan'ın omzuna gururla vurdu, ardından helikopterden tek tek inen timinin üyelerine baktı. Hepsinin üstü başı barut kokusu, toprak ve ter içindeydi ama gözlerindeki o keskin ışık hiç sönmemişti.

"Gözlerinizden öpüyorum çocuklar," dedi komutan, sesi vadiyi dolduran gururla tınlayarak. "Yine imkansız deneni başardınız, bu devletin ve milletin başını öne eğdirmediniz. Doğruca revire ve ardından 2 saat içerisinde hemen toplantı odasına bekliyorum. Raporu toplantıda bizzat Yüzbaşı Alparslan'dan alacağım. Gazanız mübarek olsun."

"Sağ ol!" nidası üssün beton duvarlarında yankılandı.

Tim, silahlarını ve teçhizatlarını teslim etmek üzere hangara doğru yürürken kalbini görevlerini hayırlı bir şekilde tamamladıkları için rahat bir şekilde hangara giriş yaptı.Bu gece aldıkları risk, sadece bir operasyonu kazanmakla kalmamış, sınır ötesindeki pek çok kirli tezgahı daha başlamadan bozmuştu. Kıran timi omuz omuza yürürken, karanlık gecenin ardından doğacak sabahın huzuru hepsinin yüzüne yansıyordu.

Hangara adım attıklarında içerideki serin hava, üstlerindeki o sıcak barut ve ter kokusunu hafifçe dağıttı. Herkes teçhizatlarını, kasklarını ve hücum yeleklerini masaların üzerine bırakırken odada sadece metalik tıkırtılar ve derin, rahatlamış nefes sesleri duyuluyordu. Operasyonun adrenalini yavaş yavaş yerini tatlı bir yorgunluğa bırakıyordu.

Karrar, yeleğinin gizli cebinden çıkardığı hard diski Alparslan'a uzattı. "Emanet sizde Komutanım "dedi hafifçe gülümseyerek.

Alparslan diski teslim alırken Karrar'ın omzunu sıktı. "Güzel iş çıkardın aslanım, ellerine sağlık." Ardından gözü köşede botlarının bağcıklarını gevşeten Hamza ve Feda'ya kaydı. Yanlarına gidip ikisinin de sırtına vurdu. "Patikayı iyi mühürlediniz. Siz o zırhlıyı indirmeseydiniz, aşağısı bize mezar olurdu."

Hamza başını kaldırıp yorgun bir tebessümle, "Siz içeride esirleri de alıp o tüneli onların başına yıktınız ya Komutanım O bize yetti elhamdülillah."diye karşılık verdi.

Bakışları yanındaki Feda ya doğru dönünce ona hafif bir tebessüm edip önüne döndü,Alparslan bu bakışı fark etmiş ve bu ikilinin arasında neler döndüğünü anlamamıştı.

Hançer ve Yankı da tüfeklerini temizleme masasına bırakmış, birbirlerine takılıyorlardı. Saha içinde birer ölüm makinesine dönüşen bu adamlar, tehlike bittiği an yeniden birbirinin can dostu, kardeşi oluveriyorlardı. Alaca timini yıkılmaz kılan şey de tam olarak buydu.

Alparslan, elindeki diski cebine koyup timine son bir kez baktı. "Herkes revire uğrasın, ufak tefek çizikleri olanlar baktırsın. Sonra doğruca yatakhaneye. Hak ettiniz."

"Emredersiniz Kaptan," sesi hangarda tok bir şekilde yükseldi.

Alparslan hangardan çıkıp komuta merkezine, komutanın yanına doğru yürürken gökyüzüne baktı. Şafak vakti yaklaşıyordu ve karanlık gece yerini yavaş yavaş gri bir aydınlığa bırakıyordu. Alaca timi, bir kez daha üzerine düşen görevi layığıyla yerine getirmiş, vatan topraklarına huzurlu bir sabah daha armağan etmişti.

2 Saat Sonra

Alparslan, elindeki diski sıkıca kavrayarak Tugay Komutanı'nın odasına doğru koridorda ilerledi. Botlarının beton zemindeki tok sesleri yankılanırken, içindeki o yoğun görev gerilimi yerini yavaş yavaş gururlu bir sakinliğe bırakıyordu.

Komutanın kapısını çalıp içeri girdiğinde, odadaki istihbarat subaylarının da harita başında beklediğini gördü. Alparslan selamını verip cebindeki hard diski masanın üzerine bıraktı.

"Veriler burada komutanım," dedi net bir sesle. "Düşmanın sınır ötesindeki tüm lojistik ağları, sığınak koordinatları ve sonraki üç aylık harekat planları bu diskin içinde."

Tugay Komutanı diski alıp yanındaki siber istihbarat subayına uzattı. Subay diski bilgisayara takıp ilk şifreleri kırmaya başladığı an, ekrana düşen haritalar ve kırmızı alarm bölgeleri odadaki herkesin nefesini kesti. Komutan, ekrandaki verilere bakıp derin bir nefes aldı ve Alparslan'a döndü.

"Alparslan... Bu getirdikleriniz sayesinde sadece bir sığınağı çökertmediniz," dedi gözlerinin içi parlayarak. "Sınır hattımızda kurulmaya çalışılan devasa bir tuzağı daha başlamadan paramparça ettiniz. Alaca timi yine imkansızı başardı."

"Vatan sağ olsun komutanım," dedi Alparslan, göğsü kabararak.

"Şimdi doğruca dinlenmeye git Yüzbaşı," dedi komutanı babacan bir tavırla. "Siz sahayı mühürlediniz, şimdi sıra bizde. Bu verilerin gereği en ağır şekilde yapılacak."

Alparslan selam verip odadan çıktıktan sonra telefonuna gelen çağrıya baktı ve arayanın en yakın dostu kardeşi olan Hamza KARADAĞ arıyordu çağrıyı cevaplayıp telofunu kulağına götürdü.

"Selamünaleyküm gardaşım hayırdır inşallah sen bu saate pek aramazdın beni."

"Ve aleykümselam devrem bende iyiyim elhamdüllilah ne kadar düşüncelisin."

"Devrem geç goy goyu noldu söyle."

"Nasılda anlıyorsun ula hemen bir derdim olduğunu telefonda konuşamam hangarın arka tarıfındaki araziye gel bekliyorum."

"Tamamdır bekle geliyorum."

Hızlı bir şekilde hangarın arka tarafına geçtim beni bekleyen Hamzayı gördüm ve hemen yanına yaklaştım,birbirimizle selamlaştık ve Hamzaya direk konuya girmesini söyledim.

"Madem hemen olaya geç diyorsun geçiyorum o zaman."

"Geç devrem geç hayde."

Hamza derin bir nefes alarak konuşmaya başladı."Biliyorsun devrem benim 4 kardeşim var biliyorsun birisi vefat etti."

"Biliyordum Devrem Allah rahmet eylesin inşallah."

"Eskiden olsa Amin derdim kardeşim ama artık diyemiyorum."

"Nasıl yani ne demek diyemiyorum."

"Şöyle gardaşım artık diyemiyorum demek ölmemiş olan bir insanı 23 yıldır yaşadığını bilmeden onun öldüğünü sanıp boş yere hüzlendiğim ve aslında kız kardeşimin İkramın yaşadığını öğrendim demek."

Alparslan kaşlarını çatarak Hamzaya baktı.Kardeşinin daha önce hiç görmediği ve doğumda ölen kız kardeşinin yasını tuttuğunu biliyordu.Ama dediklerini ikrad etmek te zorlanıyordu.

"Nasıl yani" dedi Alparslan kafası karışmıştı.

"Nasıl yanisi Devrem benim kız kardeşimi doğumda öldü olarak gösterip sonrada Annemle aynı gün doğuma giren ve bebeğini kaybeden bir aileye evlatlık olarak vermişler.Ve bunu kimin yaptığınıda 5 aydır bulamıyorum."diyerek sinirle oturdukları banktan kalktı ve öfkeli adımlar atarak yürümeye başladı.

Alparslan soğukkanlılığını koruyarak kardeşinin yanına gitti ve omzunu destekler bir şekilde sıktı.

"5 aydır kardeşinin izini sürüyordun ve bana haber vermedin mi? Oğlum hani biz kan kardeşiydik hani aramızda saklımız gizlimiz olmayacaktı sen niye gelip anlatmadın bana bir hal çaresini bulurduk."

"Olmadı işte kardeşim yapamadım ilk öğrendiğimde beynimden vurulmuşa döndüm zaten o sırada Ailemin yanındaydım sen kendi timinleydin ben benim timle bir türlü denk getiremedim söylemeye fırsatım olmadı."

"Tamam kardeşim sıkma canını bu zamana kadar uğraşıp didinmişsin şimdi yanındayım anlat bana dök içini neler öğrendin izini buldun mu kardeşinin."

"Buldum buldum ama..."

"Ama ne?"

"Aması kız kardeşim yani İkra çok şükür güzel ve onu sarıp sarmalayan bir ailede büyümüş ama 4 yıl önce yani 20 yaşlarındayken onu büyüten annesi ve babası vefat etmişler maalesef asıl sıkıldığım durum da bundan sonra başlamış,O ailenin hiçbiri İkra'mı ve üvey ablasını istememişler en son uzaktan bir akrabası almış yanlarına ama orada da ikisinide rahat ettirmemişler, sonrasında ulaştığım bilgilere göre İkra'nın onu büyüten annesi abisinin oğluna süt annelik yapmış uzun zamandır birbirlerinden kopuk olmalarına rağmen süt kardeşleri olan abileri İkra'yı ve ablasını bulup onlarla birlikte yaşamaya başlamış ondan sonrada ablası evlenmiş İkram da Üniversite için Ispartaya geri dönmüş süt kardeşide Isparta Emniyet Müdürlüğünde Komiser olarak görev yapıyor,İkra'nın da okulunun bitmesine çok az bir zaman kaldı o da tayinini Antalya'ya aldıracak."

"İşler karışıkmış kardeşim Rabbim kolaylık versin İnşallah. "

"İnşallah kardeşim yalnız benim senden bir isteğim isteyeceğim şey sana saçma gelebilir biliyorum ama."

"Yok Devrem ne saçması başım gözüm üstüne ne isteyeceksin söyle."

Hamza Alparslana bakarak derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti.

"Biliyorsun babam Emekli Asker Ali KARADAĞ geçmişte operasyonlarda 'Kara Cihan' olarakta adı geçiyordu."dedi Hamza.

"Bilmem mi Devrem Kara Cihanın ünü her yere nam salmıştı."

Alparslan Kara Cihanı ilk gördüğü anı anımsadı, birlik olarak ilk görevdeydiler Hamza ile beraber aynı timdeydiler o zaman operasyonu başarılı bir şekilde bitirmiş ve Karargaha dönmüşlerdi. Toplantı odasında Albaylarını bekliyorlardı sonra kapıdan heybetli bir şekilde Kara Cihan girmişti kendiside aynı ismi gibiydi İstihbarat raporlarında adı doğrudan geçmezdi. Düşman hatlarında bir kasırga koptuğunda, telsizlerden sadece tek bir kod duyulurdu: 'Kara Cihan'. Bu bir isimden fazlasıydı; bir bölgeye Kara Cihan'ın girdiğini bilmek, karşı taraf için cihanın sonunun geldiğinin resmi ilanı demekti.

Alparslan silkelenip kendine geldi ve Hamzaya anlatmasını söyleyen baş işareti verdi.Hamza konuşmaya devam etti.

"Dediğim gibi babamın çok fazla düşmanı oldu diye işte o şerefsizlerden bir kaçi kimler bir türlü bulamadım benim İkra'nın kız kardeşim olduğunu öğrendiğimde onlarda bir şekilde öğrenmişler nasıl öğrendiler halâ daha araştırıyorum ama bir sonuç elde edemedim ve bu yüzden dolayı sırf canımızı acıtmak için İkra'nın peşine düştüler.Senden isteğime gelecek olursak onu Albayın yanında ve ondan duyman daha karlı olacak senin için,zaten Albay da bizi bekliyor."

Alparslan ikiletemden Hamzanın arkasından Albayın ofisine doğru yol almaya başladılar.

Albayın ofisinin önüne geldiklerinde meslektaşlarına selam verdiler ve kpıda bekleyen makam askerinin rütbelerini kontrol etmesinin ardından, onay verilerek kapıyı açıp içeriye adımlarını attılar.

Ağır ahşap kapı arkalarından sessizce kapandığında,ikiside aynı anda topuklarını birleştirip hazırola geçti.'Yüzbaşı Hamza Karadağ emredin Komutanım.' 'Yüzbaşı Alparslan Karaca emredin Komutanım.'

Masa başındaki Albay, önündeki kalın dosyadan başını kaldırmadan elindeki kalemi kenara bıraktı. Odanın içindeki ağır sessizlik, duvarda asılı duran saat tıkırtılarıyla bölünüyor; köşedeki haritanın üzerinde yer alan kırmızı işaretler yaklaşan görevin ciddiyetini açıkça hissettiriyordu. Albay nihayet bakışlarını ikisine çevirdi ve gözlerindeki sert ifadeyle konuştu: "Sonunda geldiniz. Oturun, kaybedecek tek bir dakikamız bile yok."

Alparslan ve Hamza emri ikiletmeden masaya oturdular ve Albayın konuya girmesini beklediler.

"Evlatlar biliyorsunuz ki şuan ikinizinde getirdiği başarı sayesinde biraz da olsa ilerleme kat ettik.Allah sizden razı olsun evlatlar."

Odanın içinde iki gürses "Cümemizden razı olsun Komutanım!"dedi.

"Asıl konumuza gelecek olursak Hamza biiyor ama olayı ve oprasyonu benden duy istedim evlat.Hazır mısın?"

"Hazırım Komutanım!"

Albay derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.

"Hamzanın kız kardeşinin yani İkra Şifa Alaca'nın sadece Hamza ve ailesi ile bir bağlantısı yok aynı zamanda bir zamanlar Kara Cihanın ve timinin de arayıp da bulamadığı ama Kara Cihanın örgüt liderlerini olan Sırtlana büyük zarar verdiği için şuan İkranın peşinde, Hamzanın araştırmalarını birisi bir şekilde sızdırmış ama kim olduğunu bilmiyoruz araştırmalarımız devam ediyor, İkra'nın peşinde olmalarının iki sebebi var.Birincisi İkra'yı koz olarak kullıp bizi vatandaşımızla tehdit etmek .İkincisi ise Kara Cihandan intikam almak istemeleri Hamzanın araştırmalarına baktığımızda birisinin Hamzanın İkra'nın ölmediğini öğrenmeden önce ifşa ettiği ortaya çıktı bu yüzden bütün bölük şuan da gözetim altında tabii ki gizli bu sizinde timlerinizi kapsıyor.Görev emrine gelecek olursak görev emrine diyorum çünkü Hamzaya verdiğimiz görev kız kardeşi ile alakalı olduğu için ve duygusal davranma olasılığı olduğu için onu bu göreve almayacağız zaten bu görevi tek kişi olarak hallatemen gerekecek."

"Emrinizdeyim Komutanım!"

"Görev emrin İkra Şifa Alaca yı gözetleyip onu korumak nedeni ise İkranın şuanda dövüş sanatları eğitimcisi olarak çalıştığı yerin o örgüte ait olması ve İkranın tehlikede olması diğer bir sebep ise İkranın iki yıl önce orada İkranın iş yerinin örgüte ait olduğunu öğrenmesi ve İkra'nın bunu ihbar etmek üzere yola çıkmışken bir kaza sonucu hafıza kaybı yaşaması ve bu kaza sonucu 1 yıl boyunca yaşadığı her şeyi unutmuş olmasıdır."

"İkra'nın ha;la daha bundan haberi yok ve o eğitim kurumuna gitmeye devam ediyor öyle mi."

"Aynen öyle evlat senden görevimiz bu görevi başarabilirsen hem Kara Cihan ve timinin emekleri boşa gitmemiş olacak hem de vatanımız ve vatandaşlarımız güven altında kalacaktır sen bu görevdeyken Yüzbaşı Halid Aksoy senin yerine Kıran timini geçici olarak idare edecek."

"Ayağa kalkıp sert bir asker selamı verdim. Göğsümde sıkışan o tanıdık ağırlık, yerini çelikten bir kararlılığa bırakmıştı. Kara Cihan ve timinin bıraktığı izi takip etmek, hem onların dökülen kanının hakkını vermek hem de arkamda bıraktığım Kıran timinin namını yere düşürmemek demekti. Yüzbaşı Halid Aksoy tecrübeli bir komutandı; gözüm arkada kalmayacaktı ama yine de kardeşlerimi bir başlarına bırakıp gitmek tek başına gölgelerin arasına dalmak, bir askerin verebileceği en zor sınavlardan biriydi.

Komutanım başıyla selamımı aldıktan sonra masanın üzerindeki kalın, gizlilik dereceli dosyayı bana doğru itti.

"Raporları ezberle ve yok et," dedi, sesi her zamankinden daha pürüzsüz ama bir o kadar da emrediciydi. "Bundan sonra ne bir kimseden destek alacaksın ne de bir resmi kimliğin olacak. Yanlış bir adımın sadece senin değil, yola çıkan tüm ekibin sonu olur."

"Güveninizi boşa çıkarmayacağım Komutanım. Kara Cihan'ın yarım kalan işini bitirip döneceğim."

"Dönmekten önce başarmayı düşün evlat," diye ekledi, bakışlarında belli belirsiz bir gurur kırıntısı belirmişti. "Şimdi çıkabilirsin. Hazırlıkların için üç saatin var."

Oradan çıkıp koridorun soğuk ışıkları altında ilerlerken zihnim çoktan operasyon bölgesine varmıştı bile. Kıran timinin barakasına doğru yürürken adımlarım ağırlaşsa da yüzümdeki ifadeyi tamamen duygusuz bir maskeye bürüdüm. Şimdi veda zamanı değildi; şimdi, gölgelerin içinde fırtına olma zamanıydı.

Yanımda yürüyen Hamzanın omzumu sıkması ile kendime geldim beni kendine çekip sıkıca sarıldı ve konuşmaya başladı.

"Sağolasın kardeşim Allah senden razı olsun sana ne kadar teşekkür etsem az hakkını helal et."

"O nasıl söz öyle biz kardeşiz kardeş olmasak bile bu benim görevim lağıyla yerine getireceğim İnşallah. "

"Sağolasın kardeşim Rabbime emanetsin yolun açık olsun."

"Sağolasın kardeşim seninde yolun açık olsun."

Hamza ile yolları ayırdığımızda barakaya ulaşmıştım içeriden kahkaha sesleri yükseliyordu bizim timin keyfi yerindeydi anlaşılan içeriye adımı attığım an bütün sesler kesildi ve tim aynı anda selama durdu hepsine toplanın işareti yaparak masanın başına geçerek konuşmaya başladım.

"Üst komutanlıktan görev emri aldım.Özel ve gizli bir görev için timden bir süreliğine ayrılıyorum. Görevin detayları tamamen gizli tutulacak."

Odada kısa bir uğultu yükselir gibi olsa da tek bir el hareketiyle kestim.

"Ben dönene kadar Kıran timinin komutası Yüzbaşı Halid Aksoy'da olacak. Bana nasıl itaat ediyorsanız, Halid Komutanınıza da aynı disiplinle bağlı kalacaksınız. Arkanızda iz, gözünüzde şüphe bırakmayın. Ben orada kendi işimi bitireceğim, siz de burada üzerinize düşeni yapacaksınız. Hakkınızı helal edin.Sorusu olan var mı?"

Hep bir ağızdan aynı anda 'Helal olsun komutanım' sesi yükseldi Zübeyr el kaldırarak izin istedi ve konuşmaya başladı.

"Göreviniz ne zamana kadar sürecek Komutanım."

"Görev ne zaman biterse o zaman aslanım kendinize iyi bakın dödüğümde tek bir çizik bile görmek istemiyorum yüzünüzde ANLAŞILDI MI ASKER!"

"ANLAŞILDI KOMUTANIM!"

Gözlerindeki o sarsılmaz inanç, içimdeki tüm şüphe kırıntılarını silip süpürmüştü. Kıran timi hazırdı; bendeyken nasıl çelikten bir yumruksalar, ben yokken de aynı kararlılıkla duracaklardı.

Son bir kez her birinin gözünün içine baktım. Boğazımda düğümlenen gururu bastırmak için çenemi sıktım ve sağ elimi şakama götürüp selama durdum. "Sağ olun," dedim tok bir sesle. Ardından arkamı döndüm. Durursam, tek bir kelime daha edersem komutan duruşumun arkasındaki o insani sızı dökülecekti. Adımlarımı tempolu ve kararlı tutarak kapıya doğru yürüdüm.

Koridora çıktığımda arkamda bıraktığım sessizlik, fırtına öncesi o ağır havayı taşıyordu. Dışarıda gece, zifiri karanlığını nizamiye üzerine sermişti. Rüzgâr soğuk ve sert esiyordu ama göğsümün ortasında tutuşan o ateş içimi ısıtmaya yetiyordu. Yüzbaşı Halid Aksoy koridorun sonundaki karanlık gölgenin içinden sıyrılıp yanıma yaklaştı.

"Gözün arkada kalmasın,Komutanım" dedi alçak ama emin bir sesle. "Kıran timi bana, vatan sana emanet.Ama arayıda çok açamayın özletmeyin kendiniz."dedi samimi bir tebessümle.

Başımı hafifçe salladım. "En kısa zamanda görevimi lağıyla yerine getirip geri döneceğim koçum. Onları sana, adaleti de geceye emanet ediyorum Halid Yüzbaşım. Kendinede timede dikkat et haydi eyvallah."

Cebimden çıkarıp elime aldığım gizli görev dosyasını ceketimin iç cebine yerleştirdim. Artık Kıran timinin komutanı değil, gölgelerin arasında Kara Cihan'ın izini sürecek tek bir avcıydım. Birkaç saat sonra başlayacak olan bu bilinmezlikte ya o hesabı kapatacak ya da o topraklara gömülecektim. Ama ne olursa olsun, döndüğümde o çocukların yüzünde tek bir çizik bile görmeyecektim.

2 GÜN SONRA

İkra Şifa Alaca'yı gözetlemeye ve takip etmeye başlayalı 2 gün olmuştu şuana kadar herangi bir aksilik gözükmüyordu ancak her daim tetikte olmakta fayda vardı.Kızın hayatı rutindi saat 08.30 da yurttan çıkıyor ve 15.30 gibi yurda geri dönüyordu çok fazla sosyal değildi eğitmen olarak gittiği günler Çarşamba,Perşembe ve Cuma günleriydi bugün günlerden 15 Şubat Salı olduğu için dersi yoktu ben düşüncelerime dalmışken yurdun ana kapısından çıkan İkra ile onu izlemeye başladım karşı tarfa yani benim arabamla durduğum tarafa gelerek otobüs beklemeye başladı.Buraya gelmeden önce yurdun karşısından bir ev kiralamıştım bu yüzden onu takip etmekte pekte zorlanmıyordum ama abisinede yakalanmamam lazımdı.İkraya daha dikkatli bir şekilde bakınca dalgın olduğunu gördüm normalde de çok fazla gülen bir tip değil gibi gözüküyordu ancak bugün sanki daha farklı bir derdi var gibiydi.Yüzü her zamanki gibi beyazdı ama yanakları soğuktan dolayı kızarmıştı gözleri kehribarın koyu bir rengiydi üzerine siyah feracesini üstünde giydiği yeşil montuna sıkıca sarılmış ve siyah şalını çevreleyen atkısı ile parmak uçlarında bir ileri bir geri gidip sallanıyordu.Otobüsünün gelmesi ile bindiği anda onu takipe aldım.Otobüs bizi avm nin önüne getirdiğinde arabadan inip siyah maskemi takarak onu takip etmeye devam ettim,avm nin önünde kıvırcık saçlı bir kız ile buluştuktan sonra içeri girip yemek bölümüne geçtiler ve yemek siperiş verdiler bende onların bir arka masasına geçerek onları dinlemeye başladım.Tam yemeklerini aldıkları sırada bağırış sesi ile İkra hemen arkasını döndü dönmesi ile beni fark etmemesi için bende bağırış sesinin geldiği yöne döndüm yaşlı bir amca bir kızın saçından tutmuş sürüklüyordu müdahele edilmesi için hızlı bir şekilde birime bildirdim arkadaşların olay yerine geldiklerinin bildirimini aldıktan sonra İkranın sesini duymamla ayağı kalktım beenim gibi herkeste ayağa kalkmıştı.İkranın adamla tartışıp onu yere sermesi ile birlikte bizim birimden güvenlik görevlilei geldi ve ikisini ayırdılar,kenara geçip astımın gelip bana rapor vermesi ile İkra ve polislerle birlikte ayrıldık İkra ifadesini verdikten hemen sonra yurda giriş yaptı o giriş yaptıktan sonra bende eve çıkıp cama yaslanarak uyuyup uyumadığdan emin olmadığım için camdan kapalı olan perdeye bakmaya başladım.Tahminlerim doğru çıktı ve 15 dk içerisinde İkra başında yeşil bir yazma ile pencereyi açarak derin nefesler almaya başladı yağmurun kokusunu içine çekerek etrafı izlemeye başladı beni görmemesi için perdeyi çektim gizli bir şekilde gözetlemeye devam ettim biraz daha dışarıya baktıktan sonra telefonuna gelen bildirimle birlikte dikkatini oraya verdi.Kadın astlarımın bana verdiği bildireye göre Ayşe denen örgüt liderinin yardımcısı ile konuşuyordu ne kadar büyük bir tehlikenin içinde olduğunun farkında değildi,mesajlaşması bittikten sonra pencereyi kapatıp odasına geçti,telefonuma gelen mesajla sırıttım yakında yeni gelen kayıtı öğrenecekti operasyonumuzu ilerletmek için önemli adımlar atacaktık hem Kara Cihanın yarım bıraktığı görevi tamamlayacak hem de Sırtlanı yerle bir edecektim.

BÖLÜM SONU

Cümleten tekrardan Selamünaleykümm

Bu bölüm Alparslan üzerine yoğunluk oldu onu tanımanız için diğer bölümlerde bir benim bir İkra'nın ağzından okuyacağız inşallah.

Bu arada arkadaşlar şuanda köyde olduğum için ve aynı zamanda önemli bir sınava hazırlandığım için bölümler biraz geçigecek elimden geldiği kadar aklıma gelenleri yazmaya çalışacağım inşallah sizleri hayal kırıklığına uğratmam iyi ki varsınız sizi seviyorum Rabbime emanet olunnnn🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹.Ve ve veeee bu arada unutmadan bundan sonraki bölüm karakter tanıtımı olacak bakmayı unutmayınnnn.🥰🥰🥰Timle alakalı olarak ayrıntılarıda karakter tanıtımında yazacağım inşallah. 🇹🇷🇹🇷

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

70okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18