1. bölüm / 2
İki Yaşam Bir ÖlümBölüm-2
Bölümler 2Şu an: Bölüm-2
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odasından çıktığı gibi bahçeye gitti Dük. Çok severdi bahçesini çok ilgilenirdi hatta kimseye izin vermezdi girmesi için. Çok değerliydi çiçekleri onun için. Gerçi kimse de yasakladığı seraya girmeye cesaret edemiyordu ya bilemezlerdi de. Gizli serası onun hayatı biraz durdurup nefes aldığı yerdi. Tam çiçeklerinin yanına gitmiş elleriyle sulayacaktı ki kapısı çalındı. Duymazdan gelip devam etti ama yine çalınca bu sefer normal olmadığı için seradan çıktı ve ön taraftaki çalışma odası benzeri yere geçip kitaplık gibi olan kapıyı da kapatınca diğer kapıdan dışarı çıktı.
"Ne var?"
"Bir leydi dışarıda sizinle görüşmek istiyor düküm." adeta titriyordu muhafız Dük Douglas'ın karşısında. En rahatsız etmemesi gereken saatte ve yerde onu rahatsız etmişti.
"Geri gönder."
"Düküm sizi görmeden gitmeyeceğini söyledi." olduğu yerde gidecekken geri döndü ve tireyen zavallı adamın yanında geçip gitti. Giriş salonuna geçti her misafir mutlaka oraya alınırdı.
"Neden geldiniz?" diye sordu katı ve duygusuzca. Yüzü de hep olduğu gibi ketumdu Dük'ün.
"Sizi görmek istemiştim. Rahatsız mı ettim?"
"Evet, rahatsız ettin." evet kabalık yapmıştı ama umrunda değildi. Tamam ona nefretle bakmayan tek kişiydi karşısındaki ama Bay Hector'dan ne kadar hoşlanmasa da geçmişte yaşananlardan ötürü kardeşi için endişeleniyor oluşu bunu ona yaptırıyordu. İlk kez Bay Hector'ın sözünü dinleyecekti. Lenora Morgan'dan uzak duracaktı.
"Bağışlayın. Ama rahatsız ettiysem de ve işleriniz acil değilse yürüyüş yapmak ister misiniz?"
"Ağabeyiniz burada olduğunuzu biliyor mu?" bu Leydiyi bozguna uğratmıştı.
"Elbette. Tabii beni kovuyorsanız ve istemediğinizi bu kadar net söylüyorsanız elbette giderim. Rahatsız etmek istememiştim."
"Ağabeyinizin sözünü dinleyin."
"Gelip konuşmamızı size mi anlattı?" gideceği sırada dehşetle düke döndü.
"Dün benimle konuştuğuna bakarsak sizinle de konuşmuş olması gerekiyor."
"Sadece tahmindi yani?"
"Siz ne sandınız?"
"Ah önemli değil düküm. Ben izninizle gideyim sizi rahatsız etmemek daha iyi olacak." leydi gideceği vakit Dük tek kelime bile etmedi. İki kardeşi birbirine düşürmek istemiyordu. Buna sebep olmak istemiyordu. Ağabey olan Hector kardeşine çok bağlıydı gözlerinde görmüştü. Tekrar serasına yönelecekti ki daha bahçedeyken aynı muhafız titreyerek karşısına geçip selam verdi.
"D-düküm..."
"Konuş."
"Bir misafiriniz var."
"Geri gönder."
"Sizi görmeden gitmeyeceğini söyledi." muhafızın karşısına dikildi.
"Aynı cümleler. Sen her gelen misafir için bunu mu söylemeye karar verdin yoksa?"
"H-Hayır düküm, asla. Bay Hector geldi."
"Nedir benim bu heriften çektiğim." tekrar bıkkınlıkla giriş salonuna geçti. Tıpkı kardeşinin durduğu yerde duruyordu Bay Hector aralarındaki tek fark Bay Hector çok gergindi.
"Neden bu kadar gerginsin Hector?"
"Douglas."
"Bu bakışını sevmedim bana nefretle bakman gerekiyordu hayattaki son umut kırıntınmışım gibi değil."
"Yardımına ihtiyacım var."
"Sen ve benden yardım istemek ha? Bak bu hiç normal değil."
"Yalvarırım bana yardım et."
"Yalvarmana gerek yok. Gel çalışma odama geçelim de konuşalım."
"Nasıl istersen."
"Ne çekilmez çilem varmış bendim de." odasına doğru gitti peşinden de Bay Hector. Kapıyı açıp içeri girdi ve kendi yerine geçip eliyle de Bay Hector'a geçmesini işaret edince adam hemen karşısındaki sandalyeye oturdu.
"Anlat bakalım benden yardım isteeyeceğin kadar ne açtın başına?"
"Kız kardeşim. O-"
"Ah evet senden hemen önce geldi ve geri gönderdim. Ağabey kardeş beni rahat bıraksanız keşke."
"Buraya geldiğini bilmiyordum Douglas. Bunun için senden yardım istiyorum. Lenora benim tek ailem."
"Lafı uzatmayı kesip bana ne istediğini söylesen çok daha kolay olacak sanki ha?"
"Lenora sana aşık." dükün gözleri sonuna kadar açıldı.
"Ne saçmalıyorsun lan sen?"
"Ciddiyim Douglas. Bak geçmişi biliyorsun ve ben kardeşimin seninle evlenmesini asla kabul etmem. Ona bunu anlat bir şekilde. Buna izin veremem, yalvarırım yardım et bana." elini çenesine götürüp ovuşturdu. Ne yapsaydı ki? Hector ile bol bol uğraşabilirdi sonra da kardeşine ilgisi olmadığını söyleyebilir böylelikle de o söyleyene kadar zevk alabilirdi. Bir eğlence olurdu ona da ama diğer yandan da bu aile meselesi olduğundan eğlenmesi için başka fırsat beklemeliydi.
"İyi tamam. Ona umutsuz olduğunu söylerim."
"Benim seninle konuştuğumu söyleme ama lütfen."
"Seni benim elime düşüren hayat bana ne yapar kim bilir?"
"Ne istiyorsan yaparım Douglas, yeter ki yardım et."
"Edeceğim dedim ya zaten. Bir şey de istemem. Senden gelenin bana ne faydası dokunur? Sadece zarar."
"Douglas ona söylemezsin değil mi senden bunu istediğimi?"
"Benim bir adım var. Douglas diyip durma."
"Adın neydi ki senin?" baygın baygın baktı karşısındaki adama dük.
"Onca yılın nefretinin hatırına bilseydin keşke Hector. Ayıp oldu. Kardeşine bir şey demem merak etme. Adım da Darian."
"Ah anladım Douglas aman yani Darian. Neyse ne boşver onu da sana borçluyum. Karşılığını mutlaka alacaksın Darian."
"İstemez. Git başımdan hadi. Kardeşini de bir ara görürsem söylerim."
"Görmeme gibi bir şansın yok ki. Akşama bir bahane bulup yine gelecek."
"Bu kız manyak falan mı? Bak bence sen bir doktora göster."
"Kardeşim o benim, düzgün konuş."
"Kardeşin bana aşık bana. Hasta değilse ne? Douglaslardan nefret etmeyen tek ön yargısız olmaya mı karar vermiş?"
"Hayır elbette. Neyse ne zaten normal değil. Ben gideyim artık sana da çok teşekkür ederim."
"Ne edersin ne edersin? Teş ne?"
"Teşekkür. Yani yaptığın iyilik için. Teşekkür etmenin ne demek olduğunu biliyorsun değil mi?"
"O ne lan?"
"Boşver kötü bir şey değil biri bir iyilik yaparsa ona teşekkür edersin."
"E o nasıl oluyor?"
"Teşekkür ederim diyorsun."
"Bu mu?"
"Beğenemedin mi?"
"Saçma geldi. Neyse tamam git artık."
"Kovmaya da doymuyorsun ki sen."
"Hadi Hector hadi." eliyle resmen adamı kış kışlayıp gönderdi. Bir müddet sonra ise Düke bir mektup ulaştı.
"Lanet olsun."
Kral prensesin doğum günü partisine çağırıyor. Yılın en nefret ettiği zamanları; prensesin doğum günü prensin doğum günü bir de kendisinin doğum günü. Bu üç gün de olabilecek en kötü şeylerin olduğu gündü resmen dük Douglas için.
"Düküm majesteleri sizden haber bekliyor."
"Majestelerinin doğum günü sonuçta gitmemek kabalık olur. Mutlaka geleceğimi haber edebilirsin." bir de elçiye cevap vermesini istemesi yok mu! Bu herif sıyrık, diye içinden geçirdi dük. Eh haksız da sayılmazdı pek.
"Bu ise size özel olarak gelmiş bir mektup." elçinin elinden alıp mektubu açtı. Üzerindeki mühürden bunun da saraydan geldiği belliydi, mühür krala aitti. Mektubun dokusu bile diğerlerinden daha farklıydı. Verdiği gibi de dışarı çıktı.
"Dük Douglas sizin de bildiğiniz üzere dükalık çok önemli bir mevki ve uzun yıllardır bu ailenizde. Douglas ailesi maalesef ki pek sevilmeyen bir aile. Kimileri sizin ihanet ettiğinizi bile söylüyor lakin ben size herkesten çok güveniyorum.
Bu gün doğum günü olan kızım Prenses Nora ile evlenmeniz durumunda halkın benim size tam güvendiğim konusunda daha da bilgilenecek ve bu hem kral olarak beni daha da rahatlatacak hem de Douglas ailesi için çok iyi olacak. Olası bir ayaklanma söz konusu. Başka bir fikriniz varsa bu gece davette mutlaka konuşuruz."
"Ha siktir. Bi bu eksikti. O şımarık veletle imkanı yok. Başka fikir yoksa pisi pisine gidiyorum lan. Benden bir halt olmaz ki. Ulan şansıma tüküreyim." Dük hâlâ öfkeliyken içeriye zavallı muhafızlardan biri girdi.
"Düküm bir misafiriniz var. Bu sabah gelen leydi."
"Of! Ne Morganları biter ne krallığı biter ne dükalığı ne hayatı en son hiç iyi şeyler olmayacak hiç! Tamam söyle geliyorum."
"Hemen efendim." ve kaçtı. Mektubu alıp çekmeceye fırlattığı gibi kendisini sakinleştirerek -ne kadar becerebildiyse o da- aşağıya indi.
"Merhabalar düküm." son derece nazik ve tatlı konuşuyordu. Gözlerinde hiç mi nefret olmazdı diye düşünüp durdu dük.
"Sizi dinliyorum leydi."
"Ağabeyim sanırım yanınıza gelmiş. Ne dedi bilmiyorum ama dediklerinin doğru olmadığına emin olabilirsiniz."
Derin bir iç çekti. Eh sonuçta söz vermişti ve bu sözü tutacaktı.
"O zaman burada ne işiniz var?"
"Anlamadım?"
"Burada ne işiniz var? Ağabeyiniz doğruyu söylemiyorsa sizin burada ne işimiz var leydi Lenora?" duyduğuna ne diyeceğini şaşırdı leydi Lenora. Ne cevap verebilirdi ki?
"Sadece sizi görmek istemiştim düküm. Kötü bir niyetim yok."
"Benim sevgi gibi saçmalıklarla işim olmaz hele ki aşk denen zırvalıkla hiç olmaz. Bir daha gelmeyin ve size karşı bir ilgim olmadığını da bilin. İyi günler leydi Lenora."
"O yüzden mi her yerde beni arıyordunuz?" arkasını dönmüş gidiyordu ki duyduğu soruyla yerinde kalakaldı.
"Sizi aradığımı kim söyledi? Aramalarım devam ediyor, o siz olsaydınız devam etmezdi." neyseki daha durdurma emrini vermeye vakti olmamıştı yoksa verecek bir cevabı olmazdı ve bu hiç iyi olmazdı.
"Muhafızınız öyle demiyor ama."
Tamamen leydiye dönüp tam karşısına geçti.
"O haini bulduğum gibi asacağım, bilhassa size yalan söyleyip bana iftira atmış kendisi. Sanırım ona fazla para teklif ettiniz lakin ben yeryüzünde kimseye bir şey anlatmam. Her şeyim bana özeldir. Şimdi gidin."
"İnanmıyorum. Size hiç inanmıyorum."
"Umrumda değil." arkasını dönüp gitti ama yine durduruldu.
"Bu benim duygularımla oynamak. Ağabeyimin bunu sizden istediğini de biliyorum! Ben saçmalıklarla ilgilenmiyorum."
"Bu iki oldu."
"Ne?"
"Bu iki oldu beni durduruyorsunuz. Ağabeyinizin dediği bir şeyi yapmak bir yana ona günahımı bile vermem. Pek sevdiğim bir dost değildir."
"Yalan söylüyorsunuz."
"Ne cüretle evime gelip benimle böyle konuşabiliyorsun Morgan? Sabrımı daha fazla sınama ve çık git. Fazla ileriye gidiyorsun lakin unuttuğun bir şey var ben Darian Douglas'ım. Douglas ailesinin mirasçısı ve kanını taşıyan son doğmuş kişi. Dük Darian Douglas'ım ben. Şimdi evimden derhal çık git." sesi buzdan sert ateşten sıcaktı. Ve bu sözünü tutamama korkusuydu. Ne olursa olsun dük Douglas sözünü tutardı. Bunun için yapmayacağı şey yoktu ve en değer verdiği şey ise aileydi. İki kardeşi ayırmak onun için en büyük suçtu. Buna dayanamazdı. En önemli ve büyük çizgisiydi. Dük Douglas sözünün eriydi.
"Buna pişman olacak olan sen olursun."
"Bunu bana diyen ilk kişi değilsiniz leydi Lenora. Son da olmayacaksınız elbette lakin ben bana yöneltilen bu sözlere rağmen asla pişman olmadım."
Bir şey demeden de çekip gitti dük Douglas. Akşam parti saatine kadar da işleriyle meşgul olduktan sonra hazırlanıp tam saatinde partide hazır oldu. Geç kalmaktan nefret ederdi tıpkı bekletilmekten nefret ettiği gibi. İçeri girdiği gibi yanına uşaklardan biri geldi ve kendisine kralın onu çalışma odasında beklediğini haber verdi. Anlaşılan kral hemen konuşup bitirmek istiyordu.
"Girin." dük sesle birlikte kapıyı açıp çalışma odasına girdi. Eğilip krala selam verdi ve kral kendisine doğrulamasını söylemeden de olduğu gibi kaldı.
"Kalkabilirisin Darian." başıyla onaylayıp kalktı. Kralın yüzünden belli oluyordu işin ciddiyeti.
"Beni emretmişsiniz kralım."
"Evet, seni çağırdım. Cevabın nedir? Düşünmek istersen en fazla bir gün verebilirim sana. İstiyorsan da kutlama daha tam başlamamışken Nora ile görüşebilirsin."
"Lüzumu yok majesteleri teşekkür ederim. Mektubunuzu aldığımdan beridir düşünüyorum lakin şu an sizi görünce durumun ciddiyetini daha çok anlıyorum."
"Kabul etmen dükalık için çok kıymetli ve dükalık da benim için çok önemli. Douglas ailesi hep dostum olmuştur."
"Onur duyarım bundan majesteleri. Tek bir sorum olacaktı eğer hadsizlik olmazsa sormak isterim."
"Elbette sor Darian."
"Prenses bu konuda ne düşünüyor?"
"Şey... Bak seni tanımadığı için reddetti ama seninle konuşması için ikna ettim. Yani nişanlanacaksınız elbette ve bunu kabul etti çünkü... Yani nişanlıyken..."
"Prenses reddetmesine rağmen onu buna mı zorluyorsunuz? Kralım bağışlayın ama bunun imkanı yok."
"Pekala pekala haklısın ben de kızımı zorlamak istemiyorum o yüzden nişan ve düğün arasında kızım kabul edene kadar uzun bir süre olacak. O da halkın ve ülkenin iyiliğini istiyor tıpkı senin gibi. Sadece birbirinizi tanıyabilirsiniz sonra anlaşmazsanız zaten nişanı bozabilirsiniz. Orası size kalmış ama evlenmeyi ikiniz de kabul ettiniz."
"İstemiyor majesteleri. Bunun imkanı yok."
"Ne dırdır yaptın sen de dük!" aniden gelen kapının açılma sesi ile içeriye prensesin girmesi ve konuşması bir oldu. Dük Douglas eğilip selam verdi kral ise resmen neye uğradığını şaşırmıştı.
"Kalk ayağa dük! Ayrıca baba sana tamam derse kendim konuşurum ve sen karışma demiştim. Neden ona beni ikna etmek için uğraştığını söyledin? Bu saçmalık. Her neyse." dük Douglas'a döndü prenses Nora.
"Sen neden öyle tuhaf bakıyorsun? İkinizde saçmasınız tamamen saçma. Kabul ediyorum ben sen de ettiğine göre bence bir sorun yok."
"Bağışlayın prensesim ama evlilik ciddi b-"
"Ah bilmiyordum(!) teşekkür ederim." göz devirip elini saçına atarak savurdu ve arkasını dönüp gitti. Dük ve kral ise arkasından bakakaldı.
"Ben bu kızla ne yapacağım?"
"Benimle evlendirmeyi düşünüyorsunuz ki zaten kesinleşti gibi bir şey."
"Gibisi yok Darian. Nora çoktan doğum gününde nişanı duyurmayı planlamıştır."
"NE? Bunu yapması gereken siz değil misiniz?"
"Babası olarak evet ama gel de bunu anlat. Anasının kızı işte! Baskın taraf o."
"Gidip durdurmayacak mısınız?"
"Başarabilirsen sen git durdur Darian. Şayet durdurmayı bu güne kadar başaran olmadı." bir saniye bekledi ve krala baktı. Ciddiyeti anlayınca direkt odadan çıkıp prensese yetişmek için koştu.
"Prensesim! Bekleyin lütfen." prenses Nora arkasını dönüp tek bacağının üzerine ağırlığını verip arkasından koşan dükü bekledi. Nefes nefese kalmıştı dük Darian.
"Ne var dük?"
"Konuşmamız gerekiyor. Lütfen." nefes nefese kelimelerin arasında nefes alarak konuşuyordu.
"Tembel adamın tekisin anlaşılan. Hiç mi yürüyüş falan yapmıyorsun? Hemen nefes nefese kaldın."
"Nefes darlığım var."
"Ve buna rağmen koştun? Ne konuşacaksın çok merak ettim şimdi."
"Sizi... sizi biraz bekleteceğim." çok nefessiz kalmıştı ve doğrulamıyordu. Prenses de baktı ve bekledi ama dükün pek düzelecek hâli yoktu ayrıca konumundan dolayı da ayakta kalmaya çalıştığı için rahat da edemediğini fark edince koluna girip en yakın odaya doğru götürmeye başladı.
"Ne...ne yapıyorsunuz?"
"Aman siz erkekler işte derdiniz güçlü durmak anca durarsınız zaten. Yürü hadi seni terasa falan çıkaracağım biraz hava al ve otur. Nefes alamıyorsun bir de konuşma."
"Teşekkür... ederim."
"Sus sus. Konuşma. Nefesini tüketiyorsun. Prensesin emri bu, sesini çıkarma hadi odaya gir."
"Bu...bu yanlış siz dışarıda kalın."
"Saray benim oda benim sana ne? Hem sana demedim mi konuşma diye. Git teras orada hadi."
"Başımı belaya sokacaksınız prensesim."
"Merak etme benimle evlenmeyi kabul ederek açtın zaten." ittirerek dükü terasa çıkardı prenses Nora ve dük oradaki sandalyelerden birine geçip nefesleri düzene girene kadar konuşmadı. Artık düzeldiğini fark ettiğinde karşısında oturan prensesi tekrar fark etti.
"Gitmeniz gerekiyor. Doğum günü sizin."
"Evet öyle ama daha vakit var."
"Davet saatine beş dakika kaldı. Misafirlerin gelme zamanı bir saat öncesinde oluyor siz de misafirlerden bir saat sonra geliyorsunuz."
"O kadarını nasıl hesapladın?"
Ah dük pek partileri sevmezdi ve biraz oturup ne zaman biteceğini de hesaplamış olabilirdi. Evet özellikle de doğum günü ve düğün gibi kutlamaları. Asla tahammülü yoktu.
"Kutlamalardan hoşlanmam. Ne zaman biteceğini bilmek iyi hissettiriyor." sanki sıradan bir şeyden bahseder gibi konuşması prensesi hayrete düşürmüştü.
"Ne?"
"İnsanların arasında olmaktan hoşlanmıyorum majesteleri. Artık iyiyim, yardım için teşekkür ederim isterseniz artık gidelim."
"Bekle bana ne diyecektin?"
"Babanızın yerine nişanı duyurma gibi bir plan yapmışsınız sanırım."
"E ne olmuş?"
"Bunu yapması gereken kişi kral olur siz değil. Babanız olarak bunu duyurması gerekir."
"Hiç umrumda değil. Geleneklerle uğraşamam."
"Geleneklere tamamen bağlı biriyim."
"Ciddi misin? Lütfen olmadığını söyle."
"Gayet de ciddiyim. Gelenekler ve aile değerleri benim için çok değerlidir." prenses aniden gülmeye başladı. Kendini tutamamış ve parlamıştı ama dük ayakta tüm ciddiyetiyle hiç istifini bozmadan duruyordu.
"Aile mi? Bir de değerleri öyle mi? Lütfen alınma ama Douglas ailesinden bahsediyoruz."
"Ailemin bağlı olduğunu söylemedim. Bağlı olan benim onlar değil. İzninizle." selam verip prensesin bir şey demesine izin vermeden çıkıp gitti ve davetlilerin arasında yerini alıp saate bakmaya başladı. Hemen kurtulmak istiyordu insanların arasında olmaktan. En köşeye geçmişti görünmemek ve görmemek için ama dük iken bu ne mümkün? Herkesin gözleri yine üzerindeydi ve prenses tüm zarafetiyle ortaya çıktığında derin bir nefes aldı çünkü bakışlar ondan çekilmişti. Arından kutlamalar başladı, prenses pastayı kesti ve herkese pastaları verildi. Herkese. Neredeyse herkese.
"İyi geceler dilerim düküm."
"İyi geceler leydi Lenora." daha da ketumlaştı çünkü leydinin gelmesiyle bakışlar daha çok ona dönmüştü. Bu sadece onu geriyordu.
"Herkes dans ediyordu sıkıldım da yanınıza geldim."
"Çok şanssızsınız çünkü ben de prensesi tebrik etmeye gidiyordum. İyi geceler." doğruca prensesin yanına gitti. Gerçi gidemeden kral dikkatleri üzerine çekti ve herkes kendisine dönüp sessizliğe büründü. Pür dikkat herkes kralı dinliyordu artık.
"Herkese bu güzel günde yanımızda olduğu için öncelikle teşekkür ediyor ve tekrar hoş geldiniz diyorum. Bu gün kıymetli ve güzel kızım Prenses Nora'nın doğum günü ve aynı zamanda da sizlere vereceğimiz güzel haberin günüdür."
"Lanet olsun." diye kendi kendine fısıldadı Dük Douglas. Evet, kral nişanı duyuracaktı.
"Güzel kızım Prenses Nora ile aile dostumuz olan Douglas ailesinin son vârisi Dük Darian Douglas çok yakında evleneceklerdir. Nişanlarını size duyurmaktan onur duyarım. Güzel prensesim ve Dük Darian lütfen yanıma gelin." gözler ona dönmüştü ve bu sefer nefret daha da artmıştı çünkü içine düşmanlık da girmişti. Çekememezlik boy göstermişti.
Dük Douglas ve Prenses Nora kralın yanında durdu. Kızı sağında müstakbel damadı da solunda olacak şekilde yan yanaydılar.
"Kendilerini ilk tebrik eden olmaktan mutluluk duyarım. Tebrik ederim güzel kızım ve müstakbel damadım. Her zaman mutlu olun." dük nefes bile alamıyordu gerginlikten. Tamam hiç duruşunu ve istifini bozmadan duruyordu ama içinde gerginlikten ölecekti.
"Çekinmenize gerek yok. Kızımın ilk dansını bu sefer siz alabilirsiniz Dük Darian."
"Majesteleri bu sizin doğum günü geleneğiniz olmuş durumda siz dans edin bence."
"Yeni bir gelenek başlayabilir sonuçta eş olacaksınız." ve müzik başladı herkes kralın uyaran bakışlarından sonra eski sohbetlerine döndüler. Gerçi değişmişti konular sanki. Dükün büyük bir sorunu vardı şu an. O dans etmeyi bilmiyordu. Hayatında hiç dans etmemişti ki.
"Ben dans etmeyi bilmiyorum majesteleri bağışlayın."
"Nasıl bilmiyorsun? Bu çok saçma."
"Kusura bakmayın prensesim herkes sizin gibi güzel bir babaya ya da anneye sahip olamıyor ve bundan dolayı da hayatta eğlenceye vakit ayıramıyor. İzninizle." ve çekip gitti selam vererek.
Salonun ortasındaydı ve tam o sorada dirseğinden tutup onu kendisine çeken kişiyle arkasına döndü. Kolunu hemen çekti.
"Bir daha tekrarı olmasın leydi Morgan."
Etrafta ölüm sessizliği. Ne zaman dük ağzını açsa illa bir şeyler ararlardı laf atmak için.
"Size bir şey söyleyecektim ama duyamayacağınız için sizi durdurdum. Kötü bir niyetim yoktu düküm."
Cevap bile vermedi Dük Douglas.
"Darian, dans etmeyi reddetmiştim ama vazgeçtim. Edelim mi?" prensesin ne dediğini anlamaya çalıştı dük. Ha onu kurtarıyordu ama onu rezil de edecekti.
"Elbette prensesim." elini prensese büyük bir korkuyla uzattı. Ah evet şimdi işi birmişti ve rezil olmuştu.
"Sadece bir elini belime koy diğerini zaten tutuyorsun ve adım at bu kadar."
"Rezil olacağız. Bunu yapmanıza gerek yoktu prensesim."
"Nora."
"Anlamadım?"
"Nora de bana. Malum nişanlıyız."
"Aa şey... Öyle diyorsanız yani diyorsan... Bu benim için imkansıza yakın." prenses resmen onu lafa tutmuş kontrol ediyordu. Dük Douglas fark etmemişti ama dans ediyordu.
"Bu çok saçma. Kimseye ismiyle hitap etmedin mi?"
"Kadınlara hiç etmedim."
"Senin için kadınlardan kaçar diyorlardı da inanmazdım. Gerçekten kadınlardan kaçıyor musun?"
"Ben insanlardan kaçıyorum kadınlar neden üzerine alındı ki?"
"Neden peki? İnsanlarla alıp veremediğin ne var?"
"Neden bunu soruyorsunuz?"
"Anlaşıldı pek cevap vermeyeceksin. Bu arada gayette iyi dans ettin haberin olsun. Müzik bitti." ve tak o sırada ses kesildi. Prensesin önünde eğilerek selam verdi dük Douglas ardından da prenses kendi mertebesinden dolayı fazla olmasa da o da hafifçe selam verdi.
Dük gerçek anlamda çok gergin ve huzursuzdu. Dışarıdan bakıldığında dimdik duran hiç istifini bozmayan bir soyluydu ama içeriden gerginliğinden ne yapacağını bilmiyordu dışarıdan ise tam yapması gerekeni yapıyormuş gibi görünüyordu. Prenses koluna girip onunla dışarıya çıktı çünkü parti artık klasik olarak devam ediyordu.
"Pasta yemedin. Sevmiyor musun?"
"Ne? Bağışlayın anlayamadım."
"Herkes pasta yiyordu tatlıları çok severim ben herkes de sever sanıyordum. Sevmiyor musun?"
"Bilmem."
"Ne demek bilmiyorsun?"
"Tatlı yiyen biri değilim."
"Anladım." bahçede yürümeye başlamışlardı karanlığı bozan etraftaki görkemli meşaleler ve mumlar ortamı aydınlatıyordu.
"Çok ketum ve kuralcısın Düküm. Neden bu kadar duygusuz duruyorsun?"
"Karakterim öyle sanırım."
"Biraz ciddi konuşalım mı? Bu evlilik ciddi sonuçta ikimizin de karakterleri fazlasıyla farklı."
"Haklısınız. İsteklerinizi dinliyorum."
"Biraz fazla eğlenmeyi seviyorum. Yani kutlamaları çok severim o yüzden arada yaparım."
"İstediğinizi yapabilirsiniz ama buna karışın sizden o zamanlarda katılmama hakkı isteyeceğim."
"İyide olmaz ki öyle. Senin de olman gerekiyor."
"Gittiği davetlerde ne zaman gideceğini üşenmeden hesaplayan ben mi? Bu benim için fazlasıyla imkansız."
"Neyse o zaman düşünürüz bunu. Şatoyu istediğim gibi dekore edebilir miyim?" birden dük gülmeye başladı.
"Neden?"
"Misafirler gelince karanlık bir ortam istemiyorum."
"Benim şatoma misafir gelmez. Sizin için gelenler olur elbet o yüzden istediğinizi yapın lakin benimle evlenmenizden ötürü sizinle bağlarını koparacak sayısız insan var."
"Neden?"
"Atalarımı çok hafife alıyorsunuz prensesim. Ve beni de."
"Ne alaka ki? Sonuçta soylu bir aileye mensupsun."
"Bu ülkenin tarihi boyunca katliamlara öncülük enden Douglas ailesinden bahsediyoruz burada. Ve ben hepsinden beterim."
"Katliamlara öncülük etmekten kötü ne yapmış olabilirsin ki?"
"Suikastlerin hepsi benim tarafımdan yapılır. En acımasız konuşturma yöntemleri ve öldürülmesi gerekilen soylular da buna dahil. Anlayacağınız her türlü pis işi bana yaptırırlar. Bu yüzden herkes en çok benden nefret ediyor çünkü katliamlarda savaş olur ben ise savaşsız ve acımasızca öldürüyorum. Karşılık vermeyi bırakın fark etmelerine dahi izin vermem."
Kolunu hızla dükün kolundan çekti prenses. Duydukları kulağına gelenlerden milyonlarca kat daha korkunçtu. Evet bazı soyluları öldürmesi gerektiğini duymuştu az çok ama ciddi anlamda suikastler ve acımasız işkenceler... Önemli soylular... Bunlar onun için çok fazlaydı.
"Neden? Senden başka yaptıracak kimse yok mu yoksa sen mi istedin?"
"Kim insanları öldürmek zorunda kalmak ister ki? Ve başka da kimse buna cesaret edemez. Bir Douglas ölürse halk sevinir ama bir askerin ölümü yas olur. Ben ölürsem dükalık birine kalır ki bunun için bana karşı da suikastler gerçekleşti ama hâlâ hayattayım. Şimdilik. Şimdiden sizi uyarıyorum prensesim. Hayatınız mahvolacak. Size hayranlıkla bakanların nefret ve tiksintiyle bakmalarına rağmen sesinizi çıkaramayacaksınız. Bunu kabul ediyor musunuz? Arkanızdan söylenen sözleri ne olursa olsun duymazlıktan gelebilecek misiniz?"
Duraksayıp baktı prensese. Peki bu kabul edilebilir bir şey miydi? Bu güne kadar el üstünde tutulmuş bir prenses bunu kabul eder miydi?
"Evet, yapabilirim."
"Yapmazsınız. Sizi ikna etmek için uğraşmayacağım nişanlı olduğumuz süreçte siz kendiniz yaşayacaksınız zaten. Şimdi müsaadenizle parti bittiğinde göre gitmem gerekiyor."
Ve arkasını dönüp gitti.
Ve evet, prensesi orada bırakıp gitti sonuçta onun sarayıydı değil mi?
Bölüm etkileşimi
