1. bölüm / 1
İhanetten Geriye KalanBölüm:1 Geçmişin Gölgesinde
Bölümler 1Şu an: Bölüm:1 Geçmişin Gölgesinde
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Demir Kaya Koleji’nde sıradan günlerden biriydi. Artık 12. sınıftık ve tahmin edeceğiniz üzere oldukça telaşlıydık. Zil çoktan çalmıştı; öğle arasına gireli 5 dakika ya olmuştu ya olmamıştı.
“Sevgiliiim!” Bu seslenen Alp’ten başkası değildi.
“Efendiim.” Alp’le 2 yıldır sevgiliydik. Aynı sınıfta olmamızın büyük etkisi vardı tabii. Onu seviyor muydum, bilmiyordum ama onunla olmayı seviyordum. Bana iyi geliyordu.
“Akşam Umut’larda toplanıyoruz. Ailesi hafta sonu şehir dışına gidecekmiş. Biz de hafta sonunu hep beraber orada geçireceğiz.”
Bu güzel bir haberdi. Zaten evde tek başıma sıkılıyordum. Evet, tek yaşıyordum. Ailem, tek yaşayabilecek duruma geldiğime emin olup memlekete Balıkesir’e dönmüştü. Zaten gideli de çok olmamıştı.
“Okuldan sonra eve gidip birkaç parça eşya alayım. Akşamüstü beni gelip alırsın, olur mu?”
“Anlaştık güzelim.” Bunu derken yanağımdan öpmeyi de eksik etmemişti tabii.
Eve geldiğimde direkt kendimi banyoya attım. Alp’in gelmesine daha vardı. Bir duş almaktan zarar gelmezdi. Hızlıca bir duş alıp üstüme bir şeyler geçirdim. Odama geçip yatağımın yanındaki sırt çantasını alıp pijama ve birkaç parça kıyafet ekledim. Tam da o sırada Alp aradı. Meşgule atıp hemen balkona çıktım. Kapının önünde bekliyordu, yeni gelmiş olmalıydı. Çantamı ve telefonumu alıp hemen çıktım.
“Fazla bekletmedim umarım.”
Beni gördüğü an yüzüne yerleştirdiği o koca gülümsemeyi seviyordum.
“Yeni gelmiştim ben de.” Uzanıp yanağıma bir öpücük kondurdu, ardından Umut’ların evine doğru yürümeye başladık. Evlerimizin arasında fazla mesafe yoktu.
Burada genellikle varlıklı insanlar otururdu. Umut’un ve benim ailemin durumu oldukça iyiydi. Elif’in ve Alp’in ailesinin durumu orta düzeydeydi. Ceren’in ailesi için aynı şeyleri söyleyemeyecektim. Durumları pek de iyi sayılmazdı. Tabii siz şimdi bunlar kim diye merak ediyorsunuz. Ben, Alp’le tanışmadan önce dördü çok iyi arkadaşmış. Tabii ben Alp’le tanıştıktan sonra onlarla da tanıştım ve şimdi hepimiz birbirimize o kadar bağlıyız ki… Sanki onlarla tamamlanmıştım. Hepsini çok seviyordum.
Umut’ların evine varmıştık. Zile bastığımızda Umut’un çıkmasını bekliyorduk. Kapı açıldığında “Selam gençleerrr!” diye bir ses yükseldi. Bu cırtlak ses Elif ve Ceren’den başkası değildi.
“Kulağımın dibinde bağırmayı keser misiniz kızlar?” dedi Alp. Haklıydı.
“Akşam akşam ne bu enerji kızlar?” İçeri girerken Alp söylenmeye devam ediyordu.
Kızlar, sorumu duymazlıktan gelip koşa koşa masanın yanına gidip üstündeki bilgisayara bakmaya başladılar. Umut mutfakta bir şeyler yapıyordu. Sanırım tavuklu makarnaydı, bayılırım. Bize selam verip işine geri döndü. Amerikan mutfak olduğu için ne yaptığını görebiliyordum. Alp’le koltuklara yerleştiğimizde bir ses yükseldi. Bir şarkı. Duyduğum anda yüksek sesli bir kahkaha attım. Kızlar Nil Karaibrahimgil’in “Bütün Kızlar Toplandık” şarkısını açmıştı. Şarkıyı açtıkları an Alp ve Umut’un kızlara dönen yüzlerini gördüğümde daha yüksek sesle gülmeye başladım. Kızlar da bana katıldığında surat asan yalnızca Alp ve Umut’tu.
“Şarkı seçimlerinizin berbat olduğunu söylemiş miydim?” dedi Umut, makarnaları fokurdamaya başlayan suya dökerken. Ve hâlâ gülmüyordu tabii.
Umut makarnaları hazırlamıştı, hepimiz yuvarlak masanın etrafına oturmuş ve makarnalarımızı yemeye başlamıştık.
“Bu ne lan, tatsız tuzsuz olmuş.” dedi Alp ve beklemediğim bir şey yaptı. Parmağımı tutup kendi tabağındaki makarnaya daldırdı. Hepimiz anlamayan gözlerle ona bakarken parmağımı çıkardı ve çatalını makarnaya batırıp ağzına attı.
“İşte şimdi süper oldu.” derken ben kendimi tutamadım ve yüksek bir kahkaha attım. Masada gülen tek kişi bendim. Diğerleri Alp’e iğrenerek bakıyordu ve bu beni daha çok güldürmüştü.
“Cidden iğrençti.” dedi Elif.
“Şimdi düşüp bayılacağım.” diye devam ettirdi Ceren.
“Bu çocuğu evden atmamam için bir şey söyleyin bana.” diyen de Umut’tan başkası değildi.
Surat asan Alp’in yanağına uzanıp öpücük kondurdum. Bana bakıp her zaman yaptığı gibi gülümsedi.
Saat artık 12’ye geliyordu. Yemekten sonra mutfağı hep beraber toplamış ve bir şeyler izlemiştik. Artık yavaştan hepimizin uykusu gelmişti. Normalde hiçbirimiz bu kadar erken yatmazdık fakat malum okul olunca uyku düzenimiz de ona göre şekilleniyordu. Umut’ların evi dubleksdi. Alt katta salonla birleşik bir mutfak, küçük bir misafir odası ve tuvalet vardı. Üst katta ise sadece 2 oda ve bir tuvalet vardı. Kızlar üst katta yatak odasında yatacaktı. Alp ise Umut’la beraber onun odasında kalacaktı. Ben aşağıda salonda yatacaktım. Normalde kızlarla beraber kalacaktım fakat gece sürekli susayıp acıktığım için onları rahatsız etmek istemedim. Onlar üst kata çıktıklarında ben de koltuğa, benim için yapılan yatağa geçtim. Çok uykum vardı ve hemen uyumak istiyordum. Kasım ayında olmanın verdiği soğukla benim için koltuğa koyulmuş yorganı hemen üstüme çektim ve kendimi uykunun kollarına bıraktım.
“Bir katil olarak nasıl bu kadar rahat uyuyabilirsin? Arkadaşlarının bu durumdan haberi olsa sana bu kadar bağlı olurlar mı?”
Duyduğum seslerle birlikte aniden uyandım. Sanırım rüya görmüştüm.
“Katil, katilsin sen!” Rüya değildi. Bu oydu, onun sesiydi.
“Katil!” diye bağırmaya başladı. Çıldırmak üzereydim. O ölmüştü; nasıl olabilirdi?
“Katil, sen katilsin!” Sürekli aynı şeyi tekrarlıyordu.
Rüyada mıydım? Hayır, değildim. O burada değildi. Kendimi koltuktan aşağı atıp sesten en uzak noktaya emekleyerek gitmeye başladım. Sesler hâlâ devam ediyordu. Kafayı yemek üzereydim. Başım dönüyordu, midem bulanıyordu.
“Katil, katilsin sen!”
Bu sefer dayanamadım ve ellerimi kulaklarıma bastırıp avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım.
“Sus artık, sus! Katil değilim ben, sus!”
Tekrar ettiğim tek şey buydu. Artık gücüm kalmamıştı. Her yerim uyuşmaya başlamış, kollarım kulaklarımdan düşmeye başlamıştı. Son hatırladığım şey maskeli birinin ağzıma ve burnuma tuttuğu, beni bayıltmasını sağlayan o bezdi.
Bölüm etkileşimi
