2. bölüm / 2
İblisin Adaletiİblisin Doğuşu "2"
Bölümler 2Şu an: İblisin Doğuşu "2"
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Doğrusu Argentum dediğimiz herifin ona gönderdiğim teklifi götünden anladığı çok belliydi, mecbur benim yanına gidip teklifimi tekrar dile getirmem gerekicek.
Mektupta bahsedilen hediyenin dolma kalem olduğu oldukça barizdi, masanın üzerinde duran siyah, gümüş renginde sarmaşık detaylarıylı ve bolca yaldızla süslenmiş oldukça hoş bir kalemdi. Kapağını açıp zarfın üzerine bir şeyler karalamak istesemde kalemin mürekkebinin akmadığını fark ettim, kalemin içindeki kartuşu kontrol etmek için arkasını açtığımda küçük bir tüpün içine sıkıştırılmış bir kağıddın durduğunu fark ettim, tüpü alıp baş aşağı çevirip kağıdı çıkarmaya çalıştım ama nafile, tüpün ağzı dar olduğundan ötürü içinde kendini salmış olan kağıdı çıkarmak pek mümkün değildi yinede belki olur diye masadaki kürdanlardan birini alıp kağıdı dürtmeye başladım, ensonunda kağıt dayanamayıp yanlardan yırtılmaya başlayınca pes edip tüpü cebime attım,kafamı kaldırdığımda Denizin merak ve hayal kırıklığına uğramış bakışlarıyla karşılaştım, gözleriyle cebimi işaret edip:
"Niye tüpü parçalayıp içindeki kağıdı almıyoruzki hem içindeki önemli bir şeye benziyor biran önce incelememiz gerekmezmi? "
Denizin heyecandan parlayan gözleri ve kıpır kıpır oluşu küçük çocukları andırıyordu aşırı meraklı ve dobra bir adamdı, yayıldığım koltuktan kalkıp başımla dışarıyı işaret ettim Deniz sorusuna cevap alamamış olmaın verdiği huysuzlukla ayağı kalkıp kapıya yöneldi, beraber kapıdan çıkacakken garson kadın hızla bizi durdurup Denizin ceketini uzattı, garsona samimi bir şekilde teşşekür edip yolumuza koyulduk, bir süre sessiz ve yavaş bir şekilde yürümeye devam ettik, dar caddelerin ıssız görüntüsü, yeni yağan yağmurdan ötürü topraktan gelen koku ve güneşin yeni doğarken oluşturduğu kızıllık insanı mest ediyordu daha doğrusu sadece beni mest ediyordu çünkü Deniz cebime takılan gözleri ve ısrarcı tavrıyla benden başka bir şeyi görmeyi her halükarda reddediyordu, daha fazla dayanamayıp önüme geçti, yüzünü bana döndük bir şekilde geri geri yürümeye başladı:
"Şey hanım efendi acaba dışarı çıktığımıza göre şu kapsülü parçalayıp içine mi baksak? "
Sevimli sevimli gülümseyip beni ikna etmek için tüm kozlarını kullanacağını net bir şekilde belli etti, beni ikna etmek için daha çok dil dökmesi gerekiyorsu:
"Bak güzel kardeşim bu adamlar senin merak ettiğin kağıdı hemen açıp okumamızı isteseydi zaten mektubun içinde gönderirlerdi ayrıca bir dolma kalemin içine gizleyip değil"
Deniz kaşlarını çatıp sinirli bir şekilde:
"Ozaman niye kafenin ortasında yarım saat o kağıdı tüpten çıkarmak için çırpınıp durdun?"
Omzumu silkip kafamı hafif bir şekilde kaldırıdrım, Denizin arkasından usul usul doğan güneşe baktım:
"Benim arkamda oturan ve seni görür görmez sülük gibi yapışan kız belliki sadece sana değil getirdiğin haber'de ilgi duyuyor gibiydi"
Deniz bir anda duraksayıp dehşetle büyüyen gözlerle bana baktı, mirketler gibi etrafı gözleriyle taramaya başladı,kimse olmadığı kanaatine varınca hafifçe öne doğru eyilip:
"Sence okız bir ajanmıydı? "
Kadın nekadar meraklıda olsa ajana benzer hiçbir yanı yoktu üstelik aşırı amatör bir şekilde bizi dikizliyordu büyük ihtimalle sadece meraklı mele hatin tekiydi, mesajı orada açmamamın sebebi zaten onun bizi izlemesi veya kağıdın içeriğini görmesini istemememden ötürü değildi eğer o kadın bir şeyler görürse bu eninde sonunda başkaları tarafından duyulucak ve belkide zavallı kadına zerre hatırlamadığı bir konu yüzünden çok ağır bedeller ödeticeklerdi:
"Eeeh sanmıyorum ama bu seferlik şanslıydık bir daha bukadar amatörce davranamayız"
Deniz rahatlamış bir şekilde derin bir nefes aldı ve tekrar yanıma geçip yürümeye başladı, merağını biraz gidermiş olsamda aklında halen daha bin bir soru olduğu çok barizdi, sürekli olarak kafasını çevirip bana bakıyor, kendi kendine birşeyler mırıldanıp söyleniyor ve her fırsatta bulduğunda bana saçma saçma mimikler yapıp dikkatimi çekmeye çalışıyordu, olduğum yerde durup kaşlarımı çattım:"Deniz ne sorucaksan sor, adamın asabını bozma sabahtan beri habeş maymunları gibi salak saçma hareket ediyorsun"
Gözleri zaferle parladu hızlıca kolumdan tutup beni rastgele bir ara sokağa doğru sürüklemeye başladı, yaklaşık beş dakika sonra bizi çöplükten hallice, dar bir çıkmaz sokağa getirdi, beni karşısına alıp zerre sorgulamadan elini cebime atıp tüpü aldı ve sert bir şekilde yere fırlattı ben daha ne olduğunu kavrayamadan hızlıca kırık cam parçalarının arasından kağıdı alıp bir hışımla açıp okumaya başladı, yani en azımdan okumayı denedi, elindeki notu bir sağa bir sola çevirip okumaya çalışsade pek beceremediği oldukça aşikardı, doğrusu bu herifle bırak dünyanın en büyük 5 yöneticilerinden birine meydan okumayı,bakkaldan ekmek bile alınmazdı, onu yanımda tutmamın nedeni bu salak adamın sadece ben ne dersem diyim hiçbir boku sorgulamadan yapması ve doktor olmasında mütevellit her hangi bir acil durumda müdahale edecek bir tıppi uzmana ihtiyaç duymamdı, tabi birazda kardeş sevgisi var işin içinde ne kadar kan bağımız olmasa o benim kardeşim.
Denizin yanına geçip sert bir şekilde ensesine güzel bir tokat geçirdim ve elindeki kağıdı çekip aldım, zavallı adam mala dönmüş bir şekilde bana bakıp hafif bir şekilde sırıtı ve yavaşça duvara yaslandı. Kağıdı incelediği m'de Türkiye sınırları dışındaki bir yerin kordinatı olduğunu fark ettim:
"Deniz telefonunu ver"
Elini cebine atıp telefonu çıkardığı esnada cebinden oldukça iri ve siyah bir kağıt parçasının düşmesi bir oldu bu kağıt sabah bana gönderilen mektupla aynı yapıya sahipti, Denizin yüzüne baktığımda şoka girdiğini fark ettim belliki cebindeki kağıttan onunda haberi yoktu, telefonu siktir edip kağıdı yerden aldım, kağıdı açtığımda içinin sabahki mektupla tıpatıp aynı özelliklere sahipti olduğunu fark ettim.
Sevgili Moranaya
Güzel dostum, bana gönderdiğin teklife saçma bir cevap verdiğim için üzgünüm ne yazıkki senin aksine benim etrafım köstebek lerle dolu bu nedenden ötürü aldığım kararları öyle açık açık dile getirmem benim için çok sakıncalı, saddete gelecek olursak teklifini reddetmek için hiçbir sebebim yok tam tersine senin yanında savaşmak bana ve çeteme büyük kapılar açılacağı belli, bu nedenden ötürü hem kalemin içine gizlediğim konum hakında konuşmak için hemde gerçekleştireceğimiz saldırının detaylarını konuşmam için seni yarın akşam saat 00.30 da ••••'ye davet ediyorum umarım varlığınla bizi şereflendirirsin
Argentum "Gümüş"
Kağıttaki yazılar Argentuma ayitti ama yinede üzerinde damga olmadığından ötürü pek güven vermeyen bir kağıttı doğrusu, Deniz yaslandığı yerden ayrılıp yanıma geldi ben ağzımı açmadan elimdeki kağıdı alıp yerine telefonunu verip tekrar yerine yaslandı ve kağıdı okumaya başladı:
"Bu kağıdın nerden geldiğini biliyormusun"
Olumsuz anlamında başını salladı
"Peki nezaman cebine koyulduğunu tahmin edebilir misin? "
Başını öne eğıp uzaklara daldı, kafasında bir şeyleri otturtmaya çalışıyor gibiydi, elimdeki telefonu açıp internete giriş yaptım öbür elimdeki küçük kağıttaki kordinatları girip arattığımda konumun Çin'in Şanghay şehrindeki bir göktelene ayit olduğunu gördüm, arkamı dönüp Denize baktığımda bana baktığını fark ettim:
"Sana yine iş düştü şampıyon, şu göktelenin içinde neler dönüyor öğren bakalım"
Öküz gibi hiç birşey söylemeden yüzüme bakmaya devam edince istemsiz bir şekilde göz devirip eline telefonu tutuşturdum:
"Öyle mal gibi yüzüme bakmada söyle bakalım sence bu kağıt nereden geldi"
Deniz elini saçlarında gezdirip hafifçe öne çıktı:
"Argentumun karargahından çıkmadan önce Ufukla karşılaştık ayak üstü lak lak ettikten sonra sarılıp ayrıldık belki o koymuş ola bilir yada kafede ceketimi askılığa astığım zaman konulmuş olabilir emin değilim"
Doğrusu ikinci ihtimalin doğru olduğunda doğabilecek sonuçlar beni cidden tedirgin etti şu güne kadar bu piyasada Deniz dışında yüzümü gören kimse olmadı ve olmamalıda işlerimi güvenilir ve sağlıklı sekilde yürüte bilmek için katiyyen tanınmamalıydım:
"Umarım ikinci ihtimal değildir Deniz kimsenin beni tanımaması lazım"
Ben huzursuzluktan yerimde duramazken Deniz pişkin pişkin sırıtıp kolunu omzuma attıp beni zorla yürütmeye başladı:
"Endişe edicek bir şey yok merak etme seni kimse o kostümle tanıyamaz öyle birşey tasarlatmışsınki benden bile eril gözüküyorsun kostümünün içinde kimse senini kadın olduğunu anlayamaz"
Nekadar Deniz gibi düşünmek istesemde ister istemez kendimi en kötü ihtimalleri düşünürken buluyordum bu durum bazen beni okadar yıpratıyorduki haftalarca evden hatta yataktan çıkmak istemiyordum, oturduğum yerde açık pencere, kapı yada dışarı açılan her ne varsa kapatma arzusuyla dolup taşıyorum ve eğer bu isteğimi karşılayamazsam bütün gün binlerce kişinin izlemeye geldiği bir konserde konuk şarkıcı olarak sahneye çıkmış gibi hissediyorum, binlerce tanımadığım göz, bunaltıcı hava,soğuk ve hata yapma şansım olmayan bir an...
Bölüm etkileşimi
