1. bölüm / 1
HUZURHUZUR
Bölümler 1Şu an: HUZUR
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1.Bölüm
Can kalbi İslam’dan yana olmayan bir ailenin
2.çocuğuydu. Ailesi dine karşı oldukça
mesafeliydi. Kendilerini cumhuriyet çocuğu
olarak görüyorlar ve iki oğullarını da bu
istikamet üzere yetiştirmeye çalışıyorlardı.
Can da bu propaganda neticesinde dinden
bihaber olarak yetişmiş ve okul çağına
gelmişti. Mektepte de Laikliğe sadakatle bağlı
bir hocanın sınıfına düşmüştü.
Can okulu hiç sevmiyordu.
Okula giderken son derece isteksizdi, çünkü
öğretmeni çok sinirli ve tahammülsüz biriydi.
Körpe zihinlere ideoloji aşılamaktan başka
yaptığı bir şey de yoktu. Çocuklara sürekli ecdadımızı kötülüyor
Cumhuriyet’in faziletlerinden bahsedip
duruyordu.
Okulun ilk haftaları bu propagandalar
eşliğinde geçti. Can tahsil hayatının ilk
imtihanlarına girmeye başladı. Matematik ve
Türkçeden çok düşük notlar getirmişti.
Öğretmeni Hikmet Can’ın ailesini düşük
notlardan haberdar etmek için okula davet etti. Annesi Gamze hocayla görüşmek üzere okula
geldi ve aralarında şu konuşma geçti:
- Hocam bizi emretmişsiniz oğlumun
durumu hakkında bilgi verecekmişsiniz
ben Can’ın annesiyim
- Hoş geldiniz Gamze Hanım buyurun
öğretmenler odasına geçelim
- Hayırdır bir sıkıntı yok değil mi?
- Aslında var Gamze Hanım oğlunuz
derslere karşı son derece isteksiz ve notları
da oldukça düşük
- Hocam çok şaşkınım ama bu durumu
düzelteceğiz gerekirse Can’a özel derste
aldırırız bir sonraki sınavda notları çok
daha yüksek gelecek emin olabilirsiniz.
Bu konuşmanın ardından Gamze Hanım
okuldan ayrıldı ve eve gitti. Can okuldan geldikten sonra annesi çok
sinirliydi.
- Oğlum sen neden derslerinle
ilgilenmiyorsun?
- Sevmiyorum okulu anne
- Ne demek sevmiyorum! Baban işe severek
mi gidiyor? Hayır! Ama bu hayatta
hepimizin yapmaya mecbur olduğu şeyler
var!
Can öğretmenini zaten sevmiyordu annesini
üstüne saldığı için iyice nefret etmeye başladı.
Derslere katılmıyor arkadaşlarıyla konuşuyor
sınıfta yaramazlık yapıyordu. Öğretmeni de
ona karşı kurulmaya başlamıştı. Sürekli ona
bağırıyor aşağılıyor ve küçük düşürüyordu. Ailesi Can’ın notlarının yükselmesi için
Türkçe ve Matematik öğretmeni tutmuşlardı.
Can özel ders hocalarını sevmiş ve onlarla
kaynaşmıştı. Zaman içerisinde notları
düzelmeye başlamıştı. Annesi ve babası bu
yüzden çok mutlu olmuşlardı.
Can’ın babası Mehmet oğlunun büyüyünce
savcı olmasını istiyordu. Annesi ise tıp
okuyup doktor olmasını istiyordu.
İkinci sınavlar başlamıştı. Can ilk sınavlarda
Türkçe den 15 Matematikten 8 almıştı. Fakat
ikinci sınavlarda öğretmeninin de beklemediği
bir şekilde yüksek notlar almıştı. Türkçe
notunu 80’e Matematik notunu ise 70’e
yükseltmişti. Lakin hala öğretmeniyle arası
kötüydü. Aradan haftalar geçti ve 1.sınıfın sonuna
geldiler.
Can’ın notları düzeldiği için ailesi onu
mükafatlandırmak istedi ve Antalya’ya ailecek
tatile gittiler.
Can Antalya’yı çok sevdi, İstanbul beton
yığını gibi bir şehirdi. Antalya da tatile
geldikleri yer ise tabiat harikası bir yerdi ve
gerçekten muazzam bir manzara vardı. Can tabiattaki muazzam manzarayı görünce
babasına şu soruyu sordu
- Baba dünya nasıl oluşmuştur
- Tesadüfen oğlum
- Nasıl tesadüf yani baba
- Boşver oğlum böyle şeylerle daha bu yaşta
kafanı doldurma büyüyünce öğrenirsin
Mehmet Bey de esasında bir Tanrı olduğunu
biliyordu lakin bir Tanrı’nın varlığını kabul
edecek olsa bir dine bağlı olması gerekecekti.
Bu mesuliyeti istemediği için ateizmi tercih
etmişti.
Annesinin de babasından farklı kalır bir yanı
yoktu. İkisi de fanatik bir din düşmanıydı karı
koca... Burada 2 haftaya yakın tatil yaptılar ve
Mehmet Bey'in iş başına dönmesi gerektiği
için İstanbul’a doğru yola çıktılar. Can burayı
çok sevmişti hiç İstanbul’a dönmek
istemiyordu fakat yapacak bir şeyde yoktu.
Aradan birkaç hafta geçtikten sonra 2.sınıfa
başlamıştı Can. Okulu hala sevmiyordu çünkü
öğretmeni hakikaten gudubet bir kadındı.
Lakin özel ders aldığı öğretmenlerini
seviyordu ve derslerinde çok fazla sıkıntı
yaşamıyordu.
Sınıfında Berkay diye bir çocuk vardı ve bu
çocuğu hiç sevmiyordu. Bir gün beden eğitimi dersinde sınıfça futbol
oynarlarken ikisi arasında kavga çıktı.
- Pas versene ulan geri zekalı!
- Ne biçim konuşuyorsun
- İstediğim gibi konuşurum pas ver diyorum
sana
- Vermezsem ne olur?
- Ben şimdi göstereceğim sana ne olacağını!
Berkay Can’a sertçe yumruk attı. Can yere
düşmüştü. Arkadaşları ona güldü, Can hışımla
kalktı ve Berkay’a tekme attı. Arkadaşlarına
da hışımla ‘Ne gülüyorsunuz lan!’ diye
bağırdı. Bir müddet karşılıklı birbirlerine
vurdular. Bir talebenin öğretmene haber vermesinden
sonra Hikmet Hoca hışımla çocukların yanına
geldi.
- Ne yapıyorsunuz siz çabuk ayrılın
- Hocam o başlattı bana hakaret etti
- Ben bir şey yapmadım hocam
- Kesin sesinizi çabuk ayrılın
Öğretmen iki çocuğu güç bela ayırabildi.
Çocukların kavgası bittikten sonra da Berkay’ı
kayırıp Can’a karşı cephe aldı. Can’dan
ailesinin okula gelmesini istedi. Aradan iki gün geçtikten sonra Can’ın babası
Mehmet Bey okula geldi ve hocanın yanına
gitti.
- Hocam bizi emretmişsiniz hayırdır bir
sıkıntı mı var?
- Hoş geldiniz Mehmet Bey buyurun şöyle
geçin lütfen.
Hikmet hoca meseleyi Mehmet Bey’e anlattı.
Mehmet Bey çok sinirlenmişti hışımla
okuldan ayrıldı. Akşam olup yemeğe oturdukları zaman Can’a
hışımla çıkıştı!
- Ne yapmaya çalışıyorsun sen Can!
- Ne oldu baba?
- Niye okulda kavga çıkarıyorsun?
- Ben bir şey yapmadım baba Berkay denen
çocuk bana sataştı
- Yalan söyleme
- Gerçekten doğru söylüyorum baba
Babasının kafası karışmıştı, çocuk doğru
söylüyorsa hocası neden Can’ı kötülemişti?
İçine bir kurt düştü.
Ertesi gün oğlunun başka bir okula kaydını
aldırmaya karar verdi. Oğlunu son kez okuldan aldığında ise
öğretmeni olacak Hikmetle kavga etti. Can
artık başka bir okula geçmişti ve burada
dersleri daha iyi olmaya başladı.
Sınavlardan 90 100 gibi notlar getiriyordu ve
ailesi de bu halden memnunlardı. 2.sınıfı da
böylece tamamladı. 2.Bölüm
3.sınıfın ilk günleriydi. Can yeni başladığı
okulu ve okuldaki arkadaşlarını seviyordu.
Yeni başladığı okuldaki öğretmeni Can’a
kendisini kıymetli hissettiriyordu bu yüzden
Can da okula severek ve isteyerek gidiyordu.
Can’ın en sevdiği ders Türkçeydi, matematiği
ise sevmiyordu. Bir gün Fen bilgisi dersinde
hocası insan vücudunun hususiyetlerini
anlatıyordu. Can’ın aklını kurcalayan bir
şeyler vardı. Babası kâinatın ve insanların
tesadüfen meydana geldiğini iddia ediyordu.
Can ise bu kadar mükemmel bir gezegen ve
insan vücudunun kendi kendine nasıl
oluştuğunu anlayamıyordu. Kafasını
kurcalayan sorular hakkında hocasına sormaya
karar verdi. Öğretmenim size bir soru sorabilir miyim?
- Buyur Can tabii ki sorabilirsin.
- Öğretmenim insan vücudunu kim
oluşturmuştur?
- Allah yaratmıştır Can
Can’ın kafası iyice karışmıştı. Babası Allah
diye bir şeyin olmadığını iddia ediyor her
şeyin kendi kendine meydana geldiğini
söylüyordu. Can öğretmenini sevdiği için ona
inanıyordu. İlyas Öğretmen hakikaten babacan
bir adamdı ve talebelerini de çok seviyordu.
Öğretmenim yalan söylemez ben ona
inanıyorum dedi içinden.
Akşam olunca annesi Gamze Can’ı okuldan
almak için geldi. Oğlunu alıp arabaya bindirdi ve aralarında şu
diyalog geçti:
- Nasıl geçti günün Can?
- Güzel bir gündü anne, İlyas öğretmenim
sayesinde artık okulu çok seviyorum.
- Ne güzel, benim aslan oğlum bizi hep
gururlandıracak buna eminim.
Can kafasını tırmalayan soruyu annesine de
sormaya karar verdi.
- Anne dünyayı ve insanları kim oluşturdu?
- Bu soru nereden çıktı Can?
- Hiç, aklıma takıldı.
- Dünya kendi kendine oluşmuştur
insanlarda tesadüfen oluşmuştur. Bu cevaplar Can’ı tatmin etmiyordu. İç
dünyasında fırtınalar kopuyordu. O bir
yaratıcının olduğuna inanmak istiyordu fakat
ailesi bunu istemediği için çocuğun aklını
pozitivizm ve materyalizm ile
dolduruyorlardı. Can eve gidince yemeğini
yedi ve uyumadan önce internetten
araştırmalar yaptı. Youtube üzerinden sohbet
videolarına denk geldi ve bunları dinledi. Can
ailesinin bir Allah tasavvuruna iman
etmedikleri için çok üzülmüştü. Ertesi gün okula gittiğinde teneffüste
öğretmeninin yanına gitti ve kısa bir sohbet
ettiler.
- Öğretmenim size bir şey sorabilir miyim?
- Tabii ki Can buyur ne soracaksın?
- Öğretmenim ben din hakkında araştırmalar
yapıyorum size de birkaç sorum olacak.
Allah bizi neden yarattı? Allah
merhametliyse neden cehennem vardır?
Öğretmeni ona seviyesine uygun bir şekilde
izahatta bulundu.
- Can sen çok iyi bir ressam olsan resim
çizmez miydin?
- Çizerdim öğretmenim.
- İşte Allah ta en güzel eser olan insanı
yaratmıştır Can öğretmenine ikinci sorusunu hatırlattı.
- Öğretmenim peki Allah çok şefkatliyse
neden kullarını cehenneme atıyor?
- Can sen öğretmen olsan bir öğrencin çok
yaramaz olsa arkadaşlarına kötülük yapsa
hiçbir sözünü dinlemeyip sana isyan etse
ona ceza verir miydin?
- Evet öğretmenim. Öyle bir öğrencim
olsaydı ona ceza verirdim.
- İşte Allah ta kendisine itaat eden ibadet
eden kullarına mükafat, kendisine asi olup
zalimlik yapan kullarına da ceza veriyor.
Bu suallere aldığı cevaplar Can’ı tatmin
etmişti. Teneffüsten sonra dersleri Hayat
Bilgisiydi. İlyas öğretmen çocuklara adabı
muaşeret kaidelerinden bahsetti. ‘Çocuklar büyüklerine saygılı olmalı
küçüklerine şefkat göstermeli yalan
konuşmamalı ve her zaman dürüst olmalıdır’
Can öğretmeninin verdiği tavsiyeleri kulağına
küpe etmişti. İlyas Öğretmen Hikmet
öğretmenden çok daha farklıydı. Hikmet
öğretmen talebelerin kendisinden korktuğu
sevimsiz gudubet birisiydi. İlyas Öğretmen ise
şefkatli babacan bir adam olduğu için çocuklar
onu çok seviyorlardı ve onun tavsiyelerini
kulaklarına küpe ediniyorlardı.
Aradan birkaç ay geçti. Okullar kapanmıştı.
Can ailesi ile yaz tatilini geçiriyordu. Can
ailesinden kendisini Kuran kursuna
yazdırmalarını istemişti. Ailesi ise buna şiddetle karşı çıktı.
- Kim sokuyor bu saçma sapan fikirleri
kafana?
- Kimse kafama bir şey sokmuyor anne
bende diğer çocuklar gibi Kuranı Kerim
okuyabilmek istiyorum.
- Oğlum Allah diye bir şey yok Kuran denen
kitap uydurma kafanı böyle şeylerle
doldurmana müsaade etmem!
Can hayal kırıklığı yaşıyordu. Ağlayarak
odasına gitti. İçinde fırtınalar kopuyordu. Belli
ki ailesi onun dindar bir çocuk olmasına
müsaade etmeyeceklerdi. Akşam olunca annesi sinirli bir şekilde
Mehmet Bey’e mevzudan bahsetmek istedi.
- Mehmet bir yanıma gelsene. Can sen de
çabuk odana git!
(Can odasına gitti, Mehmet Bey geldi.)
- Oğlumuzun kafasını dinci gericilikle
dolduran birileri var!
- Ne oldu ki Gamze nerden çıkardın bunu?
- Bugün benden ne istedi tahmin et!
- Ne istedi?
- Kuran kursuna gitmek istiyormuş! Mehmet Bey duyduklarına inanamadı, öfkeyle
yumruğunu sıktı!
- Kim çocuğumuza dinci gerici propaganda
yapıyor bulmamız lazım!
Ertesi gün akıllarına İlyas öğretmenin çocuğa
telkinlerde bulunabileceği geldi. Yaz tatilinde
oldukları için öğretmene ulaşamazlardı.
Mecburen okulların açılmasını beklediler. Aradan iki ay geçti ve okullar açıldı. Mehmet
Bey oğlunu okula götürürken İlyas öğretmenle
de konuşmak istedi.
- İlyas Bey sizinle konuşmak istediklerim
var!
- Buyurun Mehmet Bey öğretmenler
odasında görüşelim.
- Oğlumuza dinci olması gerektiğini siz mi
öğütlüyorsunuz?
- Biz çocuklara ahlaki değerleri veriyoruz,
oğlunuzun dine karşı meyilli ama ben ona
baskı yapmıyorum.
Mehmet Bey öğretmenin söylediklerine
inanmamıştı. Onu il milli eğitime şikâyet
etmeyi düşünüyordu ve bunu yaptı. İl Milli Eğitim Müdürlüğünde bir arkadaşı
vardı ona olan bitenden bahsetti ve milli
eğitim müdürlüğü mevzu hakkında araştırma
yapmaya başladılar.
Okula ertesi gün iki tane müfettiş geldi ve
çocuklara sorular sordular. ‘Öğretmeniniz size
din hakkında baskı yapıyor mu?’ diye
sordular. Bütün talebeler birden hayır
öğretmenimiz bize baskı yapmıyor diye cevap
verdiler. Milli eğitim müdürlüğü böylece
öğretmene ceza vermedi. Mehmet küplere
binmişti. Nasıl böyle bir şey olur milli eğitim
de dinci öğretmeni koruyup kolluyor diye
küfretmeye başladı.
Can babası yüzünden öğretmeninin düştüğü
halden mütevellit çok müteessirdi. Öğretmeni
İlyas Bey çocuklara karşı her zamanki gibi
şefkatle muamele etmeye devam etti. Aradan birkaç hafta geçti ve 4.sınıfta bitmişti.
Can öğretmeniyle vedalaşacağı için çok
mutsuzdu. Yeni bir okula başlayacağı için de
endişeliydi. Acaba orda da Hikmet Öğretmen
gibi huysuz zorba öğretmenler var mıydı?
Bunun cevabını zaman içerisinde öğrenecekti.
İlyas Öğretmenle vedalaştılar ve ilkokul
defteri artık kapanmıştı... 3.Bölüm
Aylardan Eylül ayıydı ve yeni talim terbiye
yılının başlamasıyla Can yeni okuluna
başlayacaktı. Can yaz tatilinde ailesiyle vakit
geçirmişti. Can yeni okuluna başlayacağı için
heyecanlıydı. Aradan günler geçti ve yeni
okulunun ilk günüydü. Annesi Gamze oğlunu
okula bıraktı ve Can’ın okulda ilk günü
böylece başlamış oldu. İlk ders Sosyal
Bilgilerdi. Öğretmen içeri girdi ve ilk ders başlıyordu
artık.
- Merhaba çocuklar ben yeni öğretmeniniz
Mahmut, Sosyal Bilgiler dersini beraber
işleyeceğiz İnşallah
- Merhaba hocam
- İnşallah hayırlı bir dönem geçiririz
Mahmut öğretmen dersin muhtevasına dair
malumat verdi ve talebeleriyle tek tek
tanışmaya başladı.
Sıra Can’a gelmişti. Can ayağa kalktı kendini
tanıttı. Hocası ona tebessümle ‘Memnun
oldum canım’ dedi. Can yeni öğretmenini çok
sevmişti. Mahmut hoca 1.80 boylarında 30’lu
yaşlarında sarışın tenli cana yakın bir
öğretmendi. Sosyal bilgiler dersi bittikten sonra sıradaki
ders beden eğitimiydi.
Çocuklar okulun bahçesine indiler ve
birbirleri ile futbol oynadılar. Can yeni
okulunu beğenmişti. Futbol oynarken keyifli
vakit geçirdiler. Beden eğitimi dersinden
sonra sırada Matematik dersi vardı. Matematik
öğretmenleriyle de ilk dersleri tanışma üzerine
geçmişti. Öğretmenlerinin adı Ufuk tu. Ufuk
öğretmen genç esprili ve cana yakın bir
öğretmendi. Can tüm öğretmenlerini sevmişti.
Son dersin ardından evine dönmek üzere
okuldan ayrıldı. Montunu giydi ve eve doğru
yürümeye başladı. Eve doğru yürürken
geleceğine dair planlar yapıyordu. ‘Bende
ileride öğretmen olacağım, insan
yetiştireceğim’ diye geçirdi içinden. Can
dinini sevdiği için Din Kültürü Ahlak Bilgisi
öğretmeni olmaya karar vermişti. Eve gittikten sonra biraz dinlendi sonra babası
gelince hep beraber akşam yemeği yediler.
Yemek bittikten sonra çay faslına geçildi ve
sohbet etmeye başladılar.
- Nasıl geçti oğlum okulun ilk günü?
- Güzeldi anne sevdim okulu.
- İyi bari, neler yaptınız bugün?
- Yeni öğretmenlerimizle tanışıp sohbet ettik
anne.
- Aman evladım derslerine sıkı sıkı sarıl
ileride senin doktor olmanı çok istiyorum
hepimizi gururlandır.
Can’ın suratı düştü. Can öğretmen olmayı çok
istiyordu. Bunu ailesine de söyledi.
- Anne ben doktor olmak istemiyorum ki...
- Ne olmak istiyormuş benim oğlum?
- Öğretmen.
(O sırada babası söze girdi)
- Ne öğretmeni olacaksın bakalım?
- Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni
olmak istiyorum baba.
Mehmet bey küplere bindi. Ulan bu saçma
sapan fikirler hala aklından çıkmadı mı
seninle işimiz var yıkıl karşımdan dedi.
Can çok üzülmüştü. Ailesinin bu kâinatı halk
eden Allah’a karşı öfkesinin sebebini
anlayamıyordu. Fakat ailesi ile tartışmakta
istemiyordu. Üzgün bir şekilde odasına çekildi ve
bilgisayarda oyun oynayıp ödevlerini yapıp
uykuya daldı.
Can’ın günlerinin çoğu okulda geçiyordu ve
genel olarak da okulu seviyordu. Bir gün yine
okuldan eve döndü ve annesiyle beraber
oturuyorlardı. Akşam olmasına rağmen babası
eve dönmemişti. İkisi birden telaşlandı. Neden
gelmediğini merak ettiler. Birkaç dakika sonra
telefon çaldı. Telefonda endişeli bir ses vardı.
- Mehmet beyin eşiyle mi görüşüyorum?
- Evet buyurun benim.
- Maalesef eşiniz trafik kazası geçirdi.
- Durumu kritik hemen hastaneye gelin!
Gamze ve oğlu çok telaşlandılar. Hemen bir
taksiye atlayıp Mehmet’in kaldırıldığı
hastaneye gittiler. Gamze hemen eşinin nerde olduğunu öğrendi.
Mehmet’i ameliyata almışlardı. Durumu çok
kritikti. Geçirdiği kaza ağırdı ve bacağının
birini kesmeleri gerekecekti. Gamze bunu
duyunca feryat figan etti. Eşinin nasıl olurda
bacağı kesilebilirdi. Gamze’ye sakinleştirici
yapıp uyuttular. O esnada Mehmet’in de
bacağını kestiler.
Aradan birkaç saat geçti ve Gamze uyanıp
eşinin durumunu sordu. Bacağın kesildiğini
duyunca gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
Bir iki saat sonra Mehmet Bey'i odaya
çıkardılar. Mehmet Bey’in çok fazla ağrıları
vardı. Vücudunun her yeri uyuşmuştu. Gözlerini açtıktan sonra ağrılar içinde
kıvranarak eşine sordu.
- Gamze ne oldu bana?
- Kaza geçirmişsin canım hastanedeyiz
şimdi.
- Her yerim çok ağrıyor bacağımı
hissetmiyorum.
Gamze Hanımın gözü doldu. Mehmet Bey
battaniyeyi kaldırdı ve gördüğü karşısında şok
oldu. Tek bacağının yarısı kesilmişti.
Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Oğlu
babasını teselli etmeye çalıştı.
Üzülme baba Allah senin canını korumuş ya
ölseydin ya bizi sensiz bıraksaydın diyerek
teskin etmeye çalıştı. Mehmet Bey oğlunun söylediklerinden sonra
derin derin düşünmeye başladı. Gerçekten
ölebilirdi ve ailesi öksüz kalabilirdi. Oğlunun
sözlerinden sonra dine karşı bir alaka
hissetmeye başladı.
- Oğlum bana din hakkında kitaplar getirir
misin neymiş bakalım bu din dediğiniz
şey!
- Olur babacım Din Kültürü
öğretmenimizden rica ederim sana kitap
getiririm.
- Sağ ol evladım.
Can öğretmeninden kitap rica etti ve olanları
anlattı. Öğretmeni çok üzülmüştü. Can’a
istediği kitapları verdi.
Mehmet Bey kitapları okudukça İslam’a karşı
ilgisi artıyordu ve ibadet etme isteği
duyuyordu. Can durumdan memnundu. Babasının başına büyük bir musibet gelmişti
lakin bu musibetin içinden bir lütuf tecelli
etmişti.
Aradan birkaç hafta geçtikten sonra Mehmet
Bey’i taburcu ettiler. Mehmet Bey fabrikada
çalışan bir adam olduğu için artık
çalışamayacaktı. Can’ın öğretmenleri aileye
yardımcı olmak için harekete geçtiler. Okulda
yardım topladılar ve Can’a ve ailesine
yardımcı oldular.
Mehmet Bey bu vetirede namaz kılmayı
öğrenip namaza başlamıştı. Bir yandan da
Kuranı Kerim okumayı öğreniyordu. Eşi
Gamze olup bitenlere şaşırmıştı.
Eşi bir anda değişmişti.
O da eşi vasıtasıyla İslam’a yönelmeye karar
verdi. Ailecek İslam’a yönelmişlerdi. Hep beraber
namaz kılıyorlar Kuran okuyorlardı.
Can ve ailesinin üç yılı böyle geçmişti. Can
artık 13 yaşındaydı ve ergenlik dönemine
girmişti. Sıkıntılı bir vetirenin habercisi
olacaktı bu dönem... 4.Bölüm
Can artık 8.sınıf talebesiydi. Önünde LGS
imtihanı vardı. Önündeki bu imtihan hayatı
için çok kritikti fakat bir yandan da ergenliğe
girdiği için onda büyük değişiklikler meydana
geliyordu. Can karşı cinse aşırı ilgi duymaya
başlamıştı. Dindar Can gitmiş sanki yerine
bambaşka bir çocuk gelmişti. Kızlara çok ilgi
duyuyordu fakat bir o kadar da içine kapanıp
asosyal bir çocuk olmuştu. Gününün büyük
bir kısmı bilgisayar başında geçiyor okulda
sürekli devamsızlık yapıyordu.
Öğretmenleri bu mevzu hakkında görüşmek
için Can’ın aile evine ziyarette bulundular.
Olan biteni anlattılar. Anne ve babası
oğullarının haline çok üzülüyorlardı. Can kendini gün geçtikçe iyiden iyiye
oyunlara kaptırmaya devam ediyordu.
Sanal dünyada online arkadaşlar ediniyor
vaktini onlarla oyun başında geçiriyordu.
Bir gün oyun oynarken bilgisayarın
mikrofonuna basıp takımındaki oyuncuya
ağza alınmayacak küfürler savurmaya başladı.
Annesi Gamze Hanım kulaklarına
inanamıyordu. Oğlunu kızgın bir şekilde
yanına çağırdı.
- Can derhal yanıma gel!
- Ne oldu anne?
- Bir de utanmadan ne oldu diye pişkin
pişkin soruyor gel çabuk! Annesi oğluyla uzun uzun konuştu. Oğlunu
artık tanıyamıyordu. O dindar akıllı çocuk
gitmiş sanki içine şeytan kaçmış gibi bir
çocuk gelmişti. Can annesine bir daha böyle
yapmayacağım diyerek söz verse de ertesi gün
kaldığı yerden devam etmişti.
Bu işin böyle gitmeyeceğini ailesi fark etmişti.
Bir de babası oğluyla konuşmak istedi.
- Oğlum gel bakalım seninle erkek erkeğe
konuşalım.
- Buyur baba.
- Oğlum zorlu bir dönemden geçiyorsun
fakat bu böyle devam etmez eskisi gibi
dinine yönelmen ve bizi üzmemen için
Allah’a dua ediyoruz lütfen bizi üzme. Can’ın canı sıkılmıştı. Ailesinin kendisinden
bıktığını hissetmişti. Sürekli evde ikazlar
tartışmalar meydana geliyordu. Can bu yüzden
okuldan çıktıktan sonra arkadaşlarıyla
oturuyor bazen de internet kafeye gidiyordu.
Ailesi oğullarını tamamen kaybetmekten
korkuyorlardı. Her namazdan sonra Allah’a
yalvarıp yakarıyorlardı.
Can aylardır ne namaz kılıyordu ne de
ailesinin nasihatlerine kulak veriyordu.
Bir gün akşam yemekten sonra Can yine
odasına çekildi. Yine online oyun oynuyordu
ve sinirlenip mikrofon açarak küfürler
savurmaya başladı. Gamze Hanım sinirlenerek Can’ın odasına
daldı.
- Ne yapıyorsun oğlum yine başladın
kafamızı şişirmeye bırak artık şu oyunları
pis lafları!
- Sana ne anne ben bundan zevk alıyorum.
- Oğlum biz bu dünyaya zevk almak için mi
geldik?
- Anne bak nutuk çekeceksen hiç dinleyecek
halde değilim ona göre!
Gamze Hanım bu saygısızlık karşısında
beyninden vurulmuş gibi hissetti. Can’a
şiddetli bir tokat attı. Can hiddetle odasının
kapısını çarptı ve dışarı çıktı. Gamze Hanımın
içi daralmıştı. Sinirlerine hâkim olamayıp
ağlamaya başladı. Can ise bir mahalle ötedeki parka gidip
oturmaya başladı. Cüzdanındaki parayla bir
paket sigara aldı ve sigara içmeye başladı.
O gün eve saat 23:00 sularında döndü. Annesi
ağlamaktan bitap düşmüştü. Oğluna hiçbir şey
söyleyecek mecali kalmamıştı. Can odasına
çekilip uyudu.
Ertesi gün okula gitmeden önce annesi Can’ın
cebindeki sigara paketini görünce deliye
döndü!
- Oğlum senin cebinden çıkan ne!
- Sigara anne.
- Sigara anne mi sen nasıl bir şey oldun
evladım bu yaşta sigarayla senin ne işin
olur! Uzun bir müddet tartıştılar. Annesi Can’ın
paketine el koydu. Can canı sıkkın bir şekilde
okula gitti annesi de okulun rehberlik hocası
ile görüşmek için okuluna gitti.
Rehberlik hocası Gamze Hanım’a tavsiyeler
verdi. Oğlunun hassas bir zaman diliminden
geçtiğini mümkün mertebe tartışmaya
dönmeden rahatsızlıklarını ifade etmesi
gerektiğini söyledi annesine.
Ailenin günleri kasvet içinde bir müddet daha
böyle geçmeye devam etti. Can LGS
imtihanına girdi ve berbat bir puan aldı.
Düşük puanlı bir liseye kaydını yaptılar.
Ailesi oğlunun hali ne olacak diye kara kara
düşünüyordu... 5.Bölüm
Can’ın lise günleri başlamıştı. Gittiği okul çok
düşük puanlı bir okul olduğu için okula
gitmekte son derece isteksizdi. Zira bu
okuldaki insanlar insana benzemiyordu. Ne
kadar serseri beş para etmez çocuk varsa aynı
okula dolmuş gibi hissediyordu. Okula
söverek gidip geliyordu.
Çok fazla arkadaşı yoktu. Hatta bir iki
arkadaşını saymazsan nerdeyse hiç arkadaşı
yoktu bile denebilir. Can sürekli Veysel ve
Mücahit ile görüşüyordu.
Çoğu gün okuldan kaçıp internet kafeye
gidiyorlardı. Bir gün müdür yardımcısı Can’ı
yanına çağırdı. Can'dan ailesinin numarasını istedi. Can da
annesinin numarasını verdi. Müdür yardımcısı
verilen numarayı aradı.
- Alo Gamze Hanımla mı görüşüyorum?
- Buyurun benim siz kimsiniz?
- Ben Can’ın öğretmeniyim, oğlunuzun
devamsızlığı fazlasıyla arttı bu durumdan
haberdar mısınız?
- Hayır hocam Can’ı hep okula
gönderiyoruz nasıl devamsızlığı fazla?
- Hanımefendi oğlunuz okuldan kaçıp
arkadaşlarıyla internet kafeye gidiyor
oğlunuza mukayyet olun. Eğer okumaya
niyeti yoksa gönderin sanayiye gitsin
meslek öğrensin.
- Hocam ben onunla ilgileneceğim
bilgilendirme için teşekkürler. Can içinden öğretmenine sövüyordu. Zaten
okuldan nefret ettiği için kaçıyordu. Hoca
kaçtığı için kızıyordu fakat neden kaçtıklarını
kimse sormuyordu.
Ders bittikten sonra eve doğru yürümeye
başladı. Evde tartışma çıkacağından
korkuyordu. Eve girdikten sonra annesi
hışımla yanına geldi.
- Can sen ne yapmak istiyorsun?
- Ne yapıyormuşum anne!
- Okuldan kaçmakta ne demek? Zaten kötü
bir okula düştün bir de burayı da
okuyamayıp serseri mi olacaksın başımıza!
- Ya anne tamam ya.
Gamze Hanım oğlunun durumuna çok
üzülüyordu. Her namazdan sonra Allah’a dua ediyordu.
Hem eşi sakat kalmıştı hem de oğlu serseri
olma yolunda ilerliyordu. Allah’ım ne olur
beni bu girdaptan kurtar diyerek yakarıyordu.
Akşam yemeğinden sonra Veysel Can’a mesaj
gönderdi. Dışarıda buluşma teklifi yaptı ve
Can da teklifi kabul etti.
- Baba ben Veysel’le buluşacağım.
- Kimden izin aldın da gideceksin Can
Efendi!
- Haber veriyorum ya işte baba.
- Hiçbir yere gidemezsin. Otur ders çalış!
Can ile babası bir müddet tartıştı. Can
sonunda kapıyı çarparak evi terk etti.
Veysel’le mahallelerindeki parkta oturup
sohbet ettiler. Veysel kumar bağımlılığı olan serserinin
tekiydi. Can’a birlikte oynamayı teklif etti.
- Can sen hiç bahis oynuyor musun?
- Hayır, sen?
- Ben her hafta oynarım
- Kazanıyor musun peki?
- Bazen kazanıyorum bazen tutmadığı da
oluyor.
- Oğlum bende merak ettim bir gün beraber
oynayalım o zaman.
- Tamam kanka oynarız.
Ertesi gün okuldan çıktıktan sonra İddia
bayisine gittiler ve 5 takıma bahis oynadılar.
Can bahis oynadıktan sonra hafta sonu
oynanan maçları heyecanla takip etmeye
başladı. Şansına kuponları tutmuştu. Aradan bir müddet zaman geçti ve Can tam
bir bahis bağımlısı olmuştu. Annesinden aldığı
harçlıkla çok fazla bahis oynayamadığı için
sürekli ders kitabı için hocalar para istiyor
yalanı ile annesinden para koparmaya
çalışıyordu. Annesi ise yalan söylediğini fark
edip para vermiyordu.
Bu sebepten ötürü sürekli evde tartışmalar
çıkıyordu. Bir gün annesinin içine kurt düştü.
Oğlum acaba bir kıza para mı yediriyor diye
düşünerek oğlunun telefonunu kurcalamak
istedi.
Can’ın telefonuna bakınca bir sürü futbol
uygulaması ve İddia programını görünce
beyninden vurulmuşa döndü. Oğlu önce
dinden uzaklaşıp kadınlar sigara içme gibi
zararlı alışkanlıklara yönelmişti şimdi bir de
kumar bağımlılığı eklenmişti buna. Gamze Hanım oğlunu hışımla yanına çağırdı.
- Can gel lan buraya!
- Ne oluyor anne ya?
- Ne lan bu telefonundaki uygulamalar?
- Hangi uygulamalar anne?
- Bu bahis ve futbol uygulamaları
anlamamış gibi soru sorma!
Can verecek bir cevap bulamadı. Özür dilerim
anne diyerek cevap verdi.
Gamze Hanım oğlunun düzelebilmesi için ne
yapacağını kara kara düşünüyordu. Bir gün oğlunu karşısına alıp konuşmak istedi.
- Can bizi çok üzüyorsun oğlum artık
kendine bir çeki düzen ver yavrum.
- Ne yapıyorum ki anne?
- Daha ne yapacaksın evladım bizi ne hale
getirdin lütfen artık kendine gel.
- Ben bir şey yapmıyorum anne. Yeter ya!
Üstüme gelip durmayın artık.
Gamze Hanımın dayanacak gücü kalmamıştı.
Artık oğluyla tartışmak bile istemiyordu.
Psikiyatri ilaçları kullanmaya başladı. O
ilaçlar biraz kendisini sakinleştiriyordu. Baba
Mehmet Bey ise tam bir bunalımdaydı. Hem
sakatlığın verdiği üzüntü hem de oğlunun
yaptığı işler onu çok bunaltmıştı. Ama oğullarının rezillikleri bitmediği gibi
artarak devam edecekti.
Can’ın sınıfına Öykü isminde bir kız gelmişti.
Can kızı görür görmez âşık oldu. Sabah akşam
onu düşünüyordu. Aradan çok zaman
geçmeden kıza hislerini itiraf etti. Öykü
Can’ın teklifini kabul etti ve görüşmeye
başladılar.
Öykü de Can gibi ahlaksız bir kızdı. Serseri
gibi takılıyorlardı. Günleri bu şekilde
rezaletlerle geçti.
9.Sınıf günleri bittikten sonra yaz tatilinde
ayrılma kararı aldılar. Asıl kâbus bundan
sonra başlayacaktı. Ailenin üstündeki kara bulutlar dağılmayacak
aksine daha da berbat günler onları
bekleyecekti... 6.Bölüm
Can'ın 10.sınıf günleri başlamıştı. Hayatına
tam bir serseri gibi devam ediyordu. Ailesi
onun bu halinden bıkmıştı. Can sürekli
okuldan kaçıyor arkadaşlarıyla gece geç
saatlere kadar sokaklarda dolaşıyordu.
Annesi onun halinin ne olacağına dair kara
kara düşünüyordu. Bir gün Mehmet Bey'in
yanına gitti ve konuşmaya başladılar.
- Mehmet bu oğlanın hali ne olacak?
- Bir bilsem hanım bir bilsem!...
- Acaba çocuğu psikoloğa mı götürsek
- Götürelim Gamze belki iyi gelir. Ertesi gün Can'ı psikoloğa götürdüler.
Psikolog Can'a tavsiyeler verdi fakat Can
bunları kulak arkası etti.
Mehmet Bey'in sinirden gözü dönmüştü.
Oğluna tokat atmaya başladı. 'Nedir ulan
senden çektiğimiz! Sen adam olmayacak
mısın?!' Diyerek vurdu.
'Seni derhal okuldan alacağız git sanayide it
gibi çalış sen ancak bundan anlarsın' dedi.
Can'ın da sinirleri bozulmuştu. Ertesi gün
Mehmet Bey oğlunu arkadaşı Sercan'ın sanayi
dükkanına çırak olarak verdi.
Sercan sinirli bir insandı. İlk günden Can ile
papaz oldular. Can burada çalışmak istemiyordu ve sürekli
işten kaytarıyordu. En sonunda Sercan 'Bu
veletle uğraşılmaz!' Diyerek Can'ı yanından
kovdu.
Can tekrardan okula gidip gelmeye başladı.
Arkadaşı Veysel ile haplanmaya başladılar.
Bir gün kafası güzel bir şekilde eve gelince
Annesi Gamze Hanım oğlunun ayakta bile zor
duracak vaziyette olduğunu fark edince
şüphelenip yanına gitti.
- Oğlum bu halin ne ayakta zor duruyorsun?
- Bir şeyim yok anne ya
- Yalan söyleme bu hal ne?
- Ya anne yok bir şey dedim ya! Can sinirle odasının kapısını çarpıp kendisini
odaya kapattı. Akşama kadar uyudu. Akşam
babası Mehmet Bey Can'ın yanına girdi.
- Ne lan bu hal?
- Ne varmış halimde baba?
- Ulan kafan bir milyon olmuş bir de ne
varmış halimde diye soruyor musun?
- Yeter artık ya üstüme gelmeyin bıktım
sizden!
Bir müddet tartıştılar. Can hışımla evden çıktı
ve Veysel'in yanına gitti.
Bir tur daha haplandılar ve iyice kendilerinden
geçtiler. Gece bittikten sonra Can ve Veysel
vedalaşıp ayrıldılar. Can eve gelecekken kafası güzel olduğu için
karşıya geçecekken hızla gelen arabayı
görmedi ve araba ona çarptı.
Can büyük bir kaza geçirmişti ve şuuru
kapandı. Çevredekiler hemen Can'ın yanına
gittiler ve ambulansı aradılar. Ailesi kaza
haberini alınca şoka girdi ve hemen Can'ın
götürüleceği hastaneyi öğrenip gittiler.
Bu kaza Can'ın hayatını sorgulamasına vesile
olacaktı. Bugünden sonra Can eskisi gibi bir
çocuk olmayacaktı. Hayatında yeni bir dönüm
noktası olacaktı.
Fenalık gibi görünen şey aslında bir rahmetti
ve Gamze Hanım ile Mehmet Bey de bunu
zaman içinde anlayacaklardı. Can'ın hayatında
yeni bir dönüm noktası olacaktı bu kaza. 7.Bölüm
Can bir müddet şuuru kapalı bir şekilde
yatmıştı. Gözünü açtığında ise tuhaf hislerle
uyandı. Ailesi günlerdir yanında perişan
olmuşlardı.
Can içten içe vicdan azabı çekmişti. Yaptığı
hatalar zihnini kemiriyordu.
Mehmet Bey oğlunun elini tutarak onunla
konuşmaya başladı.
- Nasılsın evladım ağrın sızın var mı?
- Vücudumdaki sızıdan çok yüreğim sızlıyor
baba, sizi üzdüğüm için çok özür dilerim
- Aslan oğlum benim! Birbirlerine sarılıp ağlamaya başladılar.
Hastanede manevi danışman Yusuf Hoca
vardı ve bu vetirede Can'a çok destek oldu.
Yusuf Hoca'dan hayat tavsiyeleri alıyor ve
bunları tatbik etmeye çalışıyordu.
Bir ay kadar hastanede kaldı ve nihayet
taburcu olma zamanı gelmişti.
Can hastaneden taburcu olduktan sonra
ailesine 'Ben artık çalışıp ekmeğimi kazanmak
size destek olmak istiyorum' dedi ailesi onun
okumasını istiyordu. Can ise 'O zaman okulu
açık öğretimden bitiririm bir yandan da
ekmeğimi kazanır size destek olurum' dedi.
Can bu vetireden sonra tekrar namazlarını
kılmaya başladı. Bir lahmacun restoranında çırak olarak işe
girdi. Bir yandan ekmeğini kazanıyor boş
zamanlarında ise okul derslerine bakıyordu.
Ailesi oğullarının bu durumundan çok
memnundu.
Aradan 3 sene geçtikten sonra Can açık
öğretimi bitirip liseden mezun oldu. Birkaç
sene içinde işi iyice öğrenip usta olmuştu.
Ailenin desteği ile dükkân açmaya karar
verdiler.
Can artık esnaf olacaktı. Mehmet Bey önce
oğlunun askerlik vazifesini yapmasını tavsiye
etti. Can askerliğini yapmaya karar verdi ve vatani
vazifesini 6 ay boyunca yapıp memleketine
geri döndü.
Aradan bir müddet geçtikten sonra dükkânı
açtılar. Dükkânın ismini Bereket Lahmacun
koydular.
Hayatlarında her şey yoluna girmişti. Can
lokanta işinden güzel para kazanıyordu.
Aradan kısa bir süre geçtikten sonra Can
ailesine 'Ben evlenmek istiyorum' dedi. Ailesi
de buna destek verdi. Annesi Gamze Hanım
oğluna kız bakmaya başlamıştı.
O kadar sorup soruşturmalarına rağmen
münasip bir aday bulamamışlardı. Bu duruma Can'ın canı sıkılıyordu. Bir gün
lokantaya 23 –24 yaşlarında Leyla isminde bir
bayan paket lahmacun yaptırmak için gelmişti.
Ödemeyi kartla yapacağını söyledi. Can
ödeme ekranına 300 TL yazacağına yanlışlıkla
30 TL yazmıştı. Leyla bu durumu Can'a
söyleyince Can bu dürüstlükten çok etkilendi
ve kıza teşekkür etti.
Leyla ara ara dükkâna geliyordu Can'ın gönlü
bu kıza çoktan meyletmişti. Ailesine
mevzudan bahsetti. Babası ise 'Hayırlısı olsun
kıza bundan bahset eğer olur derlerse gider
isteriz' dedi.
Leyla lokantaya gelince Can tüm cesaretini
toplayıp mevzudan kızı haberdar etti ve
müsbet cevap alınca gönlünde kelebekler
uçuştu. 2 gün sonra kızı istemeye gittiler. Leyla'nın
babası Serdar Bey kızını Can'a vermeyi kabul
etti. Hazırlıkları yaptılar ve çift dünya evine
girdi. 2 tane çocukları oldu ve bu çocuklar
dünya tatlısıydı.
Can her gün Allah'a şükrediyordu. Ne
badireler atlattıktan sonra tekrar dinine
dönmüştü ve her gün şükür namazı kılıyor
'Allah'ım ayağımı dininden kaydırma bir ömür
istikamet üzere yaşayabilmeyi bana nasip et'
diyordu.
Küçük bir dükkân da küçük dünyalarında
mutlu mesut ve bahtiyar bir şekilde yaşayıp
yaşlandılar.
Bölüm etkileşimi
