1. bölüm / 2
Hüküm gecesiUnutma beni
Bölümler 2Şu an: Unutma beni
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İftira sadece bir yalan değil, insanın hayatının tam ortasına saplanan bir hançerdir. İftira bir kere atılınca insanın her bir iliğine işleyen bir yaradır; ruhta kalır, yıllar sonra dokunsan bile canını yakar.Bir iftiraya uğrayan insan, kendi hayatının yabancısı olur. Kapılar kapanır, gözler değişir, nefesler ağırlaşır. İnsanların bakışları artık bir yargıçtan farksızdır.En acısı da; iftira bir insanın sadece adını kirletmez, uykusunu, çocukluğunu, gençliğini… her şeyini alır.
Giriş
6 Kasım 2015
Yağ satarım, bal satarım,Ustam ölmüş ben satarım…”
Küçük Çınar, evlerinin geniş bahçesinde çocuksu neşesiyle koşturuyor, yüzünde kocaman bir tebessüm taşıyordu.“Hadi abla, sen de söyle! Birlikte koşalım!” diye seslendi.O anların bir daha geri gelmeyeceğini, hayatının birkaç saat sonra darmadağın olacağını nereden bilebilirdi ki? Gülmeyi hiç bilmeyen insanların aksine o, somurtmak nedir bilmeyen küçük bir güneşti. Söneceğinden habersiz…
“Koşma kardeşim, koşma Çınar… Annem yine sinirlenecek.” dedi İlke.Korkuyordu. Evet… İlke öz annesinden korkuyordu. Hem de 17 yaşında koca bir genç kız olmasına rağmen. Kendisi için değil; annesinin küçük kardeşine zarar vereceğinden korkuyordu. Babasını al bayrağın altında toprağa verdiği gün bırakmıştı kendini düşünmeyi. O günden sonra tek bir varlık için yaşamıştı: Çınar. Babasına söz vermişti, kardeşini koruyacaktı.
Kardeşinin neşesini bozmamak için şarkıya eşlik etti:“Ustamın kökü sarıdır…” diye gülerek koştu ardında.“Satsan on beş liradır!” dedi ve küçük çocuğu yakalayıp sımsıkı sarıldı.“Zambak zumbak, dön arkana iyi bak!”
Döndüler…Ve o dönüş, ikisinin de ömrüne kazınan bir kabusun kapısını araladı.
Çimenlerin üzerinde, büyük malikanenin bahçesinde, Adnan Bey kanlar içinde yatıyordu. Az önce kahkaha dolu oyunlarına şahit olan çimenler, şimdi kırmızıya boyanmıştı.Gözleri annelerine kaydı. Berrak Hanım elinde bir silah tutuyordu…
Güzelliğiyle dillere destan Berrak Hanım’ın, uğruna nice hayat kararttığı adamın hayatını karartacağını kim tahmin edebilirdi?
Kadın silahı yere attı, donuk bakışlarını önce İlke’ye, ardından Çınar’a çevirdi. Öfkenin gölgesi adımlarına vurmuştu. İlke’nin yüreği sıkıştı. Ama en çok ürktüğü an, annesinin gözlerinin kardeşine kaydığı andı.Berrak hanım
bir anda Çınar’ın ensesine yapıştı. Küçük çocuk, ablasının dizine saklanmıştı. İlke koluna sarıldı.“Kardeşime dokunma, kansız kadın!”
Tokat, İlke’nin yüzünde acı bir şimşek gibi patladı.“Annenle düzgün konuşmayı öğren!”Bir tokat daha…“Nankör köpek!”
İlke yanağındaki acıyı, yüzüğün çizdiği kızarıklığı umursamadı.“Sen benim annem değilsin…” dedi. Gözü, çimenlerde yatan Adnan Bey’e takıldı.“Sen bir katilsin.”
Tam o sırada Çınar’ın sesi duyuldu:“Anne… korkuyorum.”
Masum kalbi, annesinin karanlığını anlayamazdı.
Berrak Hanım çocuğu ensesinden sürüklerken, İlke kendini kaybedercesine çırpındı.“Bırak onu! Bırak kardeşimi!”
Bir kafa işaretiyle sadık adamı Fikret’i çağırdı. Fikret, İlke’nin bileklerine yapışıp onu sürüklemeye başladı. İlke’nin gücü tükenmişti. Dizleri çimenlere değdi, tüm direncinin çözüldüğünü hissetti.
Ta ki…Kardeşinin çığlıkları kulaklarına çarpana kadar.
Tam ayağa kalkacakken aldığı bir darbe ile yere serildi.
Gözlerini açtığında kendini malikanenin gizli bodrumunda buldu. Nem, rutubet, karanlık… Işığın bile girmeye çekindiği bir hücre. Orası İlke’nin başını eğmeye zorlandığı, haykırışlarının duvarlara çarpıp kendine döndüğü yerdi.
Bir gün boyunca nefessiz, susuz, ışıksız bekledi.
8 Kasım 2015
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi
İlke, adliyenin koridorlarında kaybolmuş bir gölge gibi dolaşıyordu. Duruşma salonunu bulmaya çalışıyordu ama hiçbir yer tanıdık değildi. Kim bilebilirdi ki buranın bir gün onun evi, yuvası, nefes aldığı tek yer olacağını?
“Allah’ım… ne olur Çınar iyi olsun. Ne olur…”
Evdeki korumalardan yalvar yakar öğrenmişti kardeşinin adliyeye getirildiğini. Anlamamıştı. Gelmesi mümkün değildi. Ama İlke her şeyi riske atıp kaçmış, kardeşine ulaşmıştı.
Duruşma kapısına geldi ama içeri girmedi. Dakikalar sonra kapı açıldı.Ve İlke, o an nefes almayı unuttu.
Kardeşi dışarı çıkarılıyordu…Ama başında iki polis memuru, bileklerinde ise küçük ellerine büyük gelen kelepçeler vardı.
İlke gözlerine inanamadı. Koşmaya kalktı fakat memurlardan biri bileğini sıkıca tuttu.
“Dokunmak yasak. Uzak durun!”
Şaşkınlık, öfkeye dönüştü.“Ne diyorsunuz siz?! O benim kardeşim!”“Ne hakla böyle davranıyorsunuz ona?!”diye haykırdı
Memur sert bir ifadeyle konuştu:“Kardeşin bir vatan haini. Biraz daha zorluk çıkarırsan sen de kendini yakarsın.”
Vatan haini…Bu kelime, İlke’nin kulaklarında çınladı.
Çınar’ın gözlerine baktı. O masmavi gözler sönmüş, kızarmış, ışığını kaybetmişti. Küçük çocuk hıçkırarak sordu:“Abla… o ne demek?”
İlke cevap veremeden iki polis onu götürmeye başladı. Çınar ağlıyordu, annesinin kurduğu tuzağı anlayamazdı. Son kez döndü, ablasına baktı.
“Unutma beni…”
Ve o gün,8 Kasım 2015’te,bir masumun daha adı karalandı.
Berrak Hanım, kocası Belediye Başkanı Adnan Tilmen’i öldürdü ve suçu henüz 10 yaşındaki oğlu Çınar Erguvan’ın üzerine attı.
Çınar için en ağır yük; babasının uğruna can verdiği topraklara ihanetle suçlanmak ve kendi annesi tarafından kurban edilmekti.
Bölüm etkileşimi
