Hışırtı kitap kapağı

1. bölüm / 1

Hışırtı

Kağıt Ev

Yazar: Kaymak Birası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Kağıt Ev
  1. 1 Kağıt Ev1.173 kelime · Okuduğun bölüm

Gece yarısını üç geçe, kütüphanenin gıcırdayan ahşap zemininden o ilk darbe sesi geldi: Tık. Tık. Tık.
Burası kasabanın en eski yapısıydı; resmi kayıtlarda adı dahi geçmeyen, yerel halkın sadece "Kâğıt Evi" olarak adlandırdığı, içi yüzyıllık ıslak yazmalar ve çürümeye yüz tutmuş arşivlerle dolu üç katlı devasa bir konaktı. Kaelen, son altı aydır bu binanın gece bekçisi ve gayriresmi restoratörüydü. Zihninin durmayan gürültüsünden kaçmak için seçtiği bu izole iş, son iki haftadır nemli duvarların ve küf kokulu koridorların içinde genişleyen klostrofobik bir kapana dönüşmüştü.
Çıplak ayakları soğuk parkeye temas ettiğinde ürperdi. Masanın üzerindeki eski pirinç feneri yaktı; soluk sarı ışık, duvar kâğıtlarının kabardığı köşelere çarptığında gölgeler sanki canlı birer organizma gibi büzüldü. Merdaneli merdivenlerden aşağı, ikinci katın dar koridoruna indi. Hava her zamankinden daha ağırdı. Burnuna genzi yakan yoğun bir nem, çürümüş ot ve taze kesilmiş çim kokusu doldu. Bu koku mantıksızdı; dışarıda dondurucu bir kış vardı ve tüm pencereler mühürlüydü.
Fenerin ışığını koridorun sonundaki devasa aynaya tuttu. Ayna, 18. yüzyıldan kalma, çerçevesi oymalı karartılmış gümüşten yapılma devasa bir bloktu. Yansımasında solgun yüzü, çökük gözaltları ve üzerindeki eski gri hırkası net bir şekilde görünüyordu. Fakat feneri biraz daha yukarı kaldırdığında dehşet verici bir ayrıntıyı fark etti: Yansımasının arkasındaki duvarda duran saatin akrep ve yelkovanı yoktu.
Kaelen nefesini tuttu. Kendi yansımasının gözlerinin içine baktı. Aynadaki Kaelen de ona bakıyordu. Ama Kaelen sol elindeki feneri hafifçe sola kaydırdığında, aynadaki yansıma feneri kıpırdatmadı. Yansıma, gözlerini bir milim bile kırpmadan doğrudan Kaelen'in bebeğinin içine bakmaya devam ediyordu.
"Sen..." dedi Kaelen. Sesi boş koridorda kuru bir hırıltı gibi çıktı.
Aynadaki yüzünün dudakları kıpırdamadı, ama ses doğrudan zihninin içinde yankılandı. Bu, kendi sesinin tıpatıp aynısıydı; ancak tüm insani duygulardan arındırılmış, pürüzsüz ve mekanik bir tonlama:
"Geç kaldın Vael."
Kaelen donakaldı. "Vael" ismi... Bu isim zihninin en derin, en kilitli odasında sakladığı, yıllar önce unuttuğunu sandığı çocukluk adıydı. Nüfus kayıtlarında bile değiştirdiği, dünyada kimseye söylemediği o isim.
"Benim adım Kaelen," diye fısıldadı geriye doğru bir adım atarak.
"Hayır," dedi zihnindeki ses. Aynadaki yansıma yavaşça elindeki feneri yere bıraktı —gerçek dünyadaki Kaelen hâlâ feneri tutuyordu—. "Kaelen, bu duvarın arkasındaki boşluğa ait olan ad. Sen altı ay önce bu eve girdiğinde, buradaki nemi ve çatlakları incelemeye başladığında beni serbest bıraktın. Ben senin gölgenim Vael. Hayatını izleyen, alışkanlıklarını ezberleyen, adımlarını sayan asıl sahibin."
Kaelen panik içinde arkasını dönüp kaçmak istedi ama bacakları kurşun gibi ağırlaşmıştı. Fener elinden kayıp yere düşüp kırıldı; alevler ahşap zemindeki koruyucu yağı tutuşturarak küçük bir yangın başlattı. Işık yükseldikçe gölgeler duvarda devasa boyutlara ulaştı. Aynadaki yansıma camın yüzeyine bir adım attı. Cam, sanki durgun bir su birikintisiymiş gibi dalgalandı. Yansımanın çıplak ayağı aynadan dışarı, gerçek dünyadaki parkeye bastı. Çıkan ses, ıslak bir çamura basma sesiydi.
Kaelen çığlık atmaya çalıştı ama akciğerleri hava yerine o yoğun çürük çim kokusuyla doldu. Aynadan çıkan varlık —Kaelen'in birebir kopyası— ona doğru yürüdü. Yüzünde ne nefret ne de öfke vardı; sadece derin, sınırsız bir boşluk.
"Kuralı biliyorsun," dedi öteki. "Aynanın ve duvarın arkası asla boş kalamaz. Biri içeri girdiğinde, diğeri dışarıdaki gölge olur. Sen dışarıda çok uzun süre kaldın. İnsanların arasına karıştın, yalan söyledin, unutmaya çalıştın. Ama duvarın arkasındaki nem seni hep çağırdı."
Kaelen geriye doğru devrildi. Sırtı, arkasındaki duvar kâğıdına çarptı. O an, duvarın sert beton olmadığını fark etti. Duvar kâğıdı tıpkı emici bir sünger gibi esnedi. Kaelen’in omuzları, başı ve kalçaları duvarın içine doğru batmaya başladı. Bedenini geriye çeken milyonlarca ince, görünmez lif vardı; tıpkı kökler gibi onu duvarın derinliklerine, o zifiri karanlık boşluğa doğru çekiyorlardı.
"Hayır! Bırak beni!" diye feryat etti Kaelen.
Öteki Kaelen eğildi, yerdeki fenerin sökmekte olduğu yangını ayağıyla sakince bastırarak söndürdü. Ardından Kaelen'in cebindeki telefonunu, cüzdanını ve anahtarlarını aldı. Kendi cebine koydu.
"Üzülme Vael," dedi öteki. "Senin yerini almak zor olmayacak. Yarın kasabaya ineceğim. Arkadaşlarınla konuşacağım. Onlara gülümseyeceğim. Kimse farkı anlamayacak. Çünkü ben, senin olmak istediğin ama olamadığın kadar kusursuz bir 'sen' olacağım."
Kaelen’in görüş açısı daraldı. Yüzünün yarısı duvarın arkasındaki katı karanlığa gömülmüştü bile. Son gördüğü şey, öteki Kaelen’in aynaya dönüp kendi yansımasını düzeltmesi ve üstündeki hırkanın tozunu silikleştirmesi oldu.
Şırrrt. Duvar kâğıdı Kaelen'in yüzünün üzerinde kapandı.
Şimdi burası kapkaranlık. Ne zamanı ölçecek bir saat var, ne de nefes alacak bir ciğer. Burası sadece taze biçilmiş çim ve eski, çürümüş kâğıt kokuyor. Bedenim giderek şeffaflaşıyor; parmaklarımın ucundaki renkler silindi, ayaklarımın altındaki zemin yok oldu.
Yalnız değilim. Karanlığın içinde, duvarın daha da derinlerinde fısıldayan binlerce başka silüet var. Hepsi bir zamanlar birilerinin "gerçek" haliydi. Hepsi yerini bir yansımaya kaptırmış eski isimler.
Ve ben... Şimdi konağın koridorundaki o devasa gümüş aynanın arkasındaki katmandayım. Yukarıdan, ahşap zeminden ayak sesleri geliyor. Yeni Kaelen yukarıda yürüyor. Çay demliyor. Benim sesimle ıslık çalıyor.
Cama yaklaşıyorum. Parmak boğumlarımı soğuk, pürüzsüz yüzeye dayıyorum. Eğer bir gün eski bir yapıda, nemli bir duvarın ya da kararmış bir aynanın önünden geçerseniz ve burnunuza aniden biçilmiş çim kokusu gelirse... Sakın durup bakmayın. Gözlerinizi yansımanıza dikmeyin.
Çünkü ben burada çok üşüyorum. Ve dışarı çıkmak için yeni bir renge ihtiyacım var.
Tık. Tık. Tık.
Zamanın büküldüğü o dar alanda, gümüş aynanın arkasındaki karanlık tek bir an bile durmuyordu.
Bedenimin şeffaflaşması parmak uçlarımdan başladı; önce tırnaklarımdaki pembelik silindi, ardından derimin altından geçen damarlar renksiz birer çizgiye dönüştü. Aynanın diğer tarafında, yani gerçek dünya dediğimiz o aydınlık tarafta ise Öteki Kaelen adımlarını serbestçe atıyordu.
Yukarıdan, tam da kütüphanenin restorasyon masasının durduğu noktadan tok bir ses geldi.
Tak.
İçinde yüzyıllık mürekkeplerin, kurumuş cilt bantlarının ve bitkisel tutkalların bulunduğu ağır ahşap kutu masaya çekilmişti. Öteki, tıpkı benim altı aydır her gece yaptığım gibi, yıpranmış bir el yazmasının sayfalarını ayırmak üzere hazırlık yapıyordu. Hareketlerindeki ritim o kadar kusursuzdu ki, duvarın arkasındaki katı karanlıkta büzülmüş halde yatan bilincim bu taklidin kusursuzluğu karşısında dehşete düşüyordu.
Boğazımı sıkan o yoğun, çürük çim kokusu içinde fısıldamaya çalıştım: "Orası... benim yerimdi."
Aynanın soğuk cam yüzeyinden hafif bir titreşim yayıldı. Öteki Kaelen elindeki ince cımbızı bıraktı. Aynaya doğru dönmedi; sadece durdu, bakışlarını masanın üzerindeki boş bir noktaya sabitledi. Zihnimin içinde yankılanan sesi bu kez daha derindi:
"Senin yerin hiç olmadı Vael. Sen sadece bu binadaki nemi, duvar kâğıtlarının altındaki çatlakları ve geçmişin unutulmuş gölgelerini besleyen bir araçtın. Seni bu eve çeken şey yalnızlık isteğin değildi; duvarın arkasındaki bizim çağrımızdı."
O an anladım.
Bu konak, bu "Kâğıt Evi", sahipsiz yazmaların toplandığı bir arşiv değildi yalnızca. Burası, yansımalarını kaybedenlerin, dışarıdaki hayatı beceremeyip gölgelerine yenilenlerin toplandığı bir birikinti alanıydı. Zihnimdeki "Kaelen" kimliği, kaçmak istediğim "Vael"den kurtulmak için uydurduğum bir maske değildi; o maske zaten duvarın arkasında hazır bekleyen, beni yutmak için fırsat kollayan gerçek gölgenin ta kendisiydi.
"Ben gerçek olanım," diye mırıldandım parmak boğumlarımı pürüzsüz cama vurarak. Tık. Tık.
Öteki Kaelen hafifçe başını salladı. Masadaki mumu söndürdü. Karanlık, yukarıdaki odayı da kapladığında, aynanın iki tarafı arasındaki sınır tamamen silindi.
"Gerçek olan," dedi sesi son kez zihnimde yankılanırken, "dışarıda iz bırakan ve hatırlanandır. Şimdi uyu Vael. Bir sonraki bekçi bu kapıyı açana kadar karanlık seninsin."
Yukarıdan dış kapının ağır kilit sesi geldi. Öteki Kaelen, cebinde benim anahtarlarımla kasabaya doğru yola çıkmıştı.
Şimdi burada, duvarın arkasındaki diğer silüetlerin arasında tamamen renksiz ve sessiz bir şekilde bekliyorum. Tek bir dileğim var: Eğer bir gün yolunuz bu eski konağa düşerse, sakın duvar kâğıtlarının kabardığı yerlere elinizi sürmeyin.
Çünkü aradığınız o hışırtı, kâğıdın değil; yerinizi almak isteyen gölgenizin sesidir.
SON

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…