2. bölüm · Her Şey Yalan

2. Bölüm

Irmak_(A5) )

"Sen bu videoları niye çekiyorsun be kızım?"
"Bir gün buradan çıktığımda bu videoları tekrar tekrar izleyip bu günleri hiç unutmamak için."
"Buradan hiç çıkamayacağız."
Adımlarını hızlandırdı ve yanımdan geçip gitti. Neyi vardı bunun? Ben de arkasından koşup tek hamlede kolunu kavradım.
"Neyin var Demir?"
"Bir şeyim yok."
"Moralin fena bozuk senin."
"Bişeyim yok dedim ya Ezgi!"
Bu bağırışın sebebini anlamamıştım. Küçüklüğünden beri bana bir kere bağırmıştı , o da anne ve babasını 10 yaşındayken hastalık yüzünden kaybettiğinde ısrarla oyun oynamak istediğim içindi. Ama şimdi onu üzen neydi?
Yanımdan hızla ayrıldığında gözümden akan bir damla yaşla arkasından bakakaldım. O sırada Zehra koluma girdi, "Ooo, kavga mı ediyordunuz? O sana bağırır mıydı ki?"
"Bilmiyorum." Diyebildim sadece. Beraber yemekhaneye doğru yürümeye başladık. Maalesef, yaklaşık 20 yıldır kimse buradan çıkamadığı için 100 yıllık yemek stoklarını bile idareli kullanıyorduk. Büyük felakette nükleer santrallerin arızanlanması sonucu sığınaklara girmiştik. Zaten üç gün sonra santraller patlamıştı yani dışarı çıkabilen, koruma kıyafeti olan sadece bir kaç kişi vardı ama onlarla konuşmak imkansız. Bazen burada unutulduğumuzu düşünüyorum...
Yemek masasına oturduğumuzda Zehra üzgün oluşumu fark etmişti,
"Canım neyin var senin? Bir sorun varsa bana anlatabilirsin."
O sırada gözümden akan yaşları durduramadım. Kızarık gözlerimle ona dönüp,
" Zehra, Demir'e ne olduğunu anlamıyorum. Birkaç gündür böyle. Zaten burada yalnızım, ailemden tek parça o var ama o da beni yanlız bırakıyor."
Söylemeliydim, Demir'in anne ve babası annemlerin yakın arkadaşıydı.
Kollarını omzuma attı ve hiçbir şey demedi. O beni böyle teselli ederdi, konuşmaz ama çok şey söylerdi aslında. "Üzülme ben varım" der gibiydi, bana sıkıca sarılması.
Sarılmasına karşılık verdikten sonra hızla ayağa kalktım ve yemekhanenin çıkışına yöneldim.
"Ezgi nereye?"
"Yemeğimi yiyebilirsin" dedim sadece.
Gittiğim yer belliydi:Demir'in yemekhaneye gelmediğinde tek gittiği yer.
Hızlı adımlarla yürürken yanımdan geçenlere selam verip sığınağın deposuna gittim. Evet, düşüncelerim yanıltmamıştı, Demir tam karşımda duvara sırtını yaslamıştı fakat ağladığını fark etmem zor olmadı. Beni görünce hızla göz yaşlarını silip yüzünü bana çevirdi. Ben ise yanına oturdum sadece.
"Ezgi ben... Yani bağırmak istemedim."
"İyi misin?"
Sustu, genelde çok üzgün olduğunda yapardı bunu.
"Demir bana bağır çağır ama sır saklama, lütfen. Dök içini."
"Ezgi, buradaki her şey yalan."
"Nasıl yani?"
"İki gün önce Ferit Doktor'un dediklerini duydum. Annemle babamın ölmesine sebep olan hastalığın ilacı varmış. Onlar ise sadece zenginlere bu ilacı vermişler. Ezgi, yaşamak için para şart mı? Burada kalmak istemiyorum. Anne ve babamın katilleriyle aynı havayı solumaktansa ölürüm daha iyi."
Bu dedikleri affedilecek şey değildi, yani yalan mıydı her şey? Doğru ya, geçenlerde Sude ablam iki arkadaşının hastalığa yakalandığını söylemişti. Acaba onlar da ilacı almış mıydı? Kollarımı Demir'e dolayıp bu konuyla sonra ilgilenmeye karar verdim. "Demir, buradan çıkalım."