2. bölüm · Hells Demon-Kara Kurtlar 1. Kitap

Yeni Okul, Yeni Başlangıç

Asya Yazar

Hastane koridorunda sabırsız bir şekilde ileri geri doğru dolaşan sabırsız baba. Yanında ise babası gibi annesinin iyi olup olmadığını merak eden, annesinin sağlığından endişelenen küçük Asena. Hastane koridorlarındaki o rahatsız edici atmosfer her yeri kaplıyordu. Sadece nefes alış verişler, adım sesleri ve fısıldaşmalar duyulabiliyordu. Ortamı iyicene geren o bekleme anları daha kötü olabilirdi.
Asena kafasını kaldırarak babasının yüzüne baktı. Babasının yüzünde gerçekten üzüntü vardı. Babasının yüzündeki her hareketi okuyan Asena annesi için daha fazla endişelenmişti. Çünkü babasının yüzünde hem ciddilik, hem üzüntü… Ve biraz da tanımlayamadığı öfke?
Asena babasının böyle durmasına dayanamadı. Minik elleriyle babasının kendi elinden iki kat daha büyük olan ellerini tuttu. Babasının ellerini yavaşça sıktı ve sakinleşmesini söyledi. Panik yapmak, işleri daha da fazla karıştırırdı. Asena bu konuda oldukça iyiydi. Annesi ona nasıl sakin kalması gerektiğini öğretmişti ancak sürekli nasıl sakin kalması gerektiğini unuturdu. Şapşal Asena.
Asena babasına gülümsedi. Asena, babasının kendisini sevdiğini ve değer verdiğini biliyordu. Bu yüzden Asena ona göre babasını sakinleştirdi. Babasına geniş bir gülümseme verdi.
Asena’nın babası, gülümsedi ve Asena’yı kucağına aldı.
“Annen iyi olacak. Merak etme küçük bebeğim. Annen çok güçlü bir kadın, bunu biliyorsun zaten değil mi? O her zaman bir çare bulur. O her zaman her şeye çare bulur.” Asena’nın babası kıkırdayarak Asena’nın yanaklarını sevdi.
Asena da kıkırdadı ve babasının kucağına daha da sıkıştı. Babasının kucağı çok sıcaktı. Asena babasının kucağındaki sıcaklık sayesinde hep kucağına çıkmak istemişti. Asena minik kollarını babasının boynuna sardı.
“Annem çok iyi olacak değil mi baba? O çok güçlü! Kaslarını geliştirmek için çalıştığı antrenmanı izlemiştim ve antrenmanını bana eksiksiz her detayına kadar nasıl yaptığını anlatmıştı! Annemi dinlemek şuan ki en iyi hobim olabilir!” Daha 8 yaşındaydı Asena. Çok küçük olduğu için annesinin sonuçlarını kaldırabilmesi zor olacaktı.
Babası Asena’yı olabildiği kadar mutlu etmeye çalışıyordu çünkü sonuçlardan kendisi de habersizdi. Ne olacağı belli değildi. Doktorlar bir anda çıkıp sonuçları söyleyebilirdi ve bu durum ani şoka ve üzüntüye sebep olabilirdi.
Asena’nın odağı şuan annesiydi. Annesine eğer bir şey olsaydı ne yapacağını bilmiyordu. Annesi olmadan, ne yapacağını bilemezdi.
Asena ile babası, bir süre daha bekledikten sonra doktorun yanlarına gelmesiyle birlikte ayaklandılar. Babası ilk olarak doktora konuştu, “Sonuçlar nasıl doktor? Karım iyi olacak mı?”
Doktor derin bir nefes aldı. Doktorun kendisi tedirgin gözüküyordu. Sanki sonuçları söylemekte zorluk çekiyordu. Doktor yutkundu ve sonunda ağzını açarak o hayalleri yıkan cümlesini kurdu,
“Motor Nöron Hastalığı çok ileri seviyede. Karınızı tedavi etmeye çalıştık ancak çabalarımıza rağmen maalesef ki karınızı kurtaramayacağız. Size çok ama çok özürlerimizi sunuyoruz. Karınızı son kez çocuğunuz ile beraber görebilirsiniz.”
Asena ve babası duyduklarına inanamıyordu. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Hayır bu olamazdı. Asena, gözyaşlarına boğulmuştu, babası ona annesinin güçlü olduğunu söylemişti ancak bu hastalığı yenebilecek kadar güçlü müydü? Asena babasına sımsıkı sarıldı.
“Baba… Bana yalan mı söyledin? Hani annem güçlüydü?” Dedi Asena hıçkırıklarının arasından. Sesli ağlamak istemiyordu çünkü annesi ona sesli ağlamanın zayıflar için olduğunu söylemişti. Asena’nın annesi Sena, hep böyle biriydi. Asena’yı sürekli güçlü büyüttü. Güçlü olan kişilerin sesli ağlamadıklarını öğretti Asena’ya. Asena ise buna her zaman uymak istiyordu çünkü annesi gibi olmak istiyordu. Ancak şuan annesi öleceği için, nasıl güçlü davranabilirdi ki?
“Tamam doktor… Yine de çabalarınız için minnettarız.” Cevap verdi babası.
Asena ve babası Batuhan, yoğun bakım odasına girdiler. Sena’yı bu şekilde görünce şok içinde yanına doğru koştular. Asena, Sena annesinin sağ tarafına, Batuhan babası ise bir diğer tarafına yerleşti. Her ikisi de Sena’nın ellerini tuttu. Asena, gözyaşlarını tutamadığı için seslice ağlamak istiyordu fakat annesinin sözünü tuttuğu için sesli ağlamıyordu.
“Anne… Lütfen bana cevap ver. Neden bu hastalığı yenemedin? Sen güçlü değil misin anne?” Asena hıçkırıkları arasında güçlükle konuştu. Burnunu da sürekli çekiyordu. Annesine, annesinin o güzel gözlerine bakıyordu. O güzel, mavimsi gözlerine.
Batuhan da zaman kaybetmeden Asena’nın ardından konuştu, “Benim güzeller güzeli eşim… Neden bu kadar zorlandın bu hastalığı yenmekte? Neden yenemedin bu lanet olası hastalığı?”
Sena hem çocuğuna, hem de kocasına baktı ve gülümsedi. Kendisi zar zor konuşuyordu ve bu durum cümlelerini hızlı kurmasına engel oluyordu.
“Beni seven… Bir ailem olması… Çok harika bir şey. Size söyleyeceklerim arasından en önemli olanı… Söyleyeceğim…” Dedi son nefesleriyle birlikte, “Sizi çok seviyorum…”
Asena ile Batuhan’ın gözyaşları çoğaldı, “Anne… Öyle deme! Bu seni zayıf gösterir!” Annesinin verdiği sözleri asla unutmayacaktı. Annesinin sözünü asla ama asla unutmayacaktı. Annesini çok seven, annesine asla ‘hayır’ demeyen, annesine asla küsmeyen bir kızdı Asena. Annesini her zaman sevdi ve annesine olan bu sevgisi asla bitmeyecekti.
Batuhan ve Sena, aralarında olan özel konuşmasını bitirince Sena bakışlarını Asena’ya çevirdi. “Çok zamanım kalmadı… Batuhan, odadan çıkabilir misin? Asena’ya son kez bir şey demek istiyordum.”
Batuhan tereddüt etmeden onayladı ve yoğun bakım odasından çıktı.
Sena, bakışlarını tekrardan Asena’ya çevirdi ve verebileceği en güzel gülümsemeyi verdi, “Meleğim… Sadece sana güvenebilirim bu konuda.” Diyerek ellerini Asena’nın elleri ile buluşturdu. Asena ile buluştuğu elleri sıkarak ondan bir şey rica etti,
“Benim için bir şey yapmanı istiyorum Asena’m.” Son kez derin nefes aldı ve son nefeslerini Asena’dan bir şey rica ederek harcadı, “Akel’i ve değerli bilezikleri, kolyeleri benim için bul. Seni seviyorum bir tanem.” Dedi ve gözleri yavaşça kapanmaya başladı.
Asena gözyaşları içine boğularak dayanamadı ve seslice ağlamaya başladı.
“Anne! Lütfen ölme! Sana yalvarıyorum! Lütfen beni bırakma!” Asena’nın en büyük korkularından biri sevdiğinin ölmesiydi. Yalvardı, haykırdı ama annesi çoktan ölmüştü…
Doktorlar içeri girdi ve zorla Asena’yı dışarıya çıkarttılar. Asena ise dışarı çıkmak istemedi. Annesiyle durmak istedi. Gerekirse onunla beraber tabuta girecekti!
xxxxxxx
Asena ile babası Batuhan eve gelince, Asena babasıyla konuşmak istemedi ve odasına kapandı. Asena, yatağına sırt üstü yatarak tavana baktı ve yaşananları sorgulamak istedi. Neden annesi öldü? Bu nasıl oldu? Beyni algılamıyordu.
Fakat Asena annesi ölmeden önceki sözlerini hatırladı, “Akel’i ve değerli bilezikleri, kolyeleri benim için bul.” Demişti annesi. Asena bu durumda kesindi. Akel’i ve o değerli bilezikleri, kolyeleri bulacaktı. Annesinin verdiği bu görevi kesinlikle tamamlayacaktı. Asena asla annesi ile olan sözünü kırmaz.
Asla…
Xxxxxxx
08/09/2025
Sabah saatleriydi. Cam kenarından dışarıyı izliyordum. Boynumdaki annemden miras kalan kar şeklindeki kolye ile de elimle oynuyordum. Annemin ölümünden 11 yıl geçmişti. Şuan 19 yaşındayım ve hala o tramvayı atlatabilecek durumda değilim. Boynumdaki bu kolye sürekli, her gün annemi bana hatırlatıyordu ve annemin beni izlediğini hissedip gökyüzüne bakardım. Biliyordum, beni bir yerlerden izliyordu ve bu yaşıma kadar yaşadığım için, çabaladığım için benden gurur duyuyordu. Hissediyordum. Annem şuan beni izliyordu.
Annem öldüğü günden beri onun yerini doldurabilecek birini aramıyordum. Annemin yerini kim doldurabilirdi ki? Hiç kimse. Annemin yerini hiç kimse dolduramazdı. Değil mi?
Hayatımın aşkını bulursam… Belki beni iyileştirebilir. Herkes öyle söylerdi. Hayatının aşkını bulursan, iyileşirsin derlermiş. Çünkü o hayatının aşkına öyle bir bağlanacağız ki, artık ailemizi bile unutma noktasına kadar geleceğiz derler. Ben bu duruma küçükken inanmıyordum ancak artık inanıyorum. Biliyorum, biriyle tanışacağım ve beni düzeltecek. Beni düzelttiği zaman bile annemin ölümüne üzülebilirim ama en azından artık her gün üzgün olmam.
Cam kenarında hala oturarak dışarı izlerken babam beni aşağıya kahvaltıya çağırdı.
Bende okul kıyafetimi giydim ve saçlarımı da banyoda düzenleyerek aşağıya kahvaltıya indim. Babam ile ilişkimiz de iyiydi. Annem ölünce daha çok küçük olduğum için yaşanan travmayı kaldıramamam babamın dikkatini çekti. Bu yüzden babam küçüklüğümde hep beni eğlendirmek için elinden geleni yapardı. Oyuncaklar alır, sinemaya götürür, lunaparka götürür, derslerimde yardım eder… Beni mutluk etmek onun günlük rutini gibiydi. Eğer ben mutlu olmasaydım, bu onun için hayal kırıklığı ve başarısızlık olurdu. Babam beni mutlu emekte bir numara adamdır. Beni şakaları ile güldürür, gıdıklardı. Kendisi ise beni her üzgün gördüğünde benimle konuşur, dertlerimi dinlerdi. Babam benim için bir psikolog gibiydi.
Babam beni her zaman mutlu ediyordu ve etrafımda mutlu gözükmeye çalışıyordu. Fakat içten içe kendisinin akıl sağlığı nasıldı?
Babam kendi travmasından hiç bahsetmeyecek bir insandı. Normalde babam hep mutlu olan, asla üzüntü göstermek istemeyen bir insandı.
Ama babam yalnızken onu gizlice izlediğim zamanlar oldu. O zamanlarda, babamın ağladığını gördüm ve depresif bir dönemden geçtiğini anlamıştım. Babama yardım etmek çok istiyordum ancak ağladığı günlerde yanına geldiğim zaman hemen gözyaşlarını silerdi ve gülümsemesini zorlardı. Hayır, babam benim karşımdayken zorla gülümsemesini istemiyordum. Kendisini rahatça bırakmasını istiyordum. Rahatça benim karşımda ağlamasını istiyordum.
O yüzden babama bu düşüncelerimden bahsettim. Ancak kendisi sürekli konuyu değiştirip durdu ve eğlenceli davranmaya çalıştı.
Kahvaltıya indiğimde babamın kendi sandalyesini çekip oturmuş yemek yediğini gördüm. Gülümseyerek bende sandalye çektim ve karşısına oturdum. Babam ağzındaki lokmasını yutmasıyla birlikte bana gülümseyerek baktı.
“Günaydın kızım. Uykun nasıldı?” Babamın klasik soruları. Her zaman sorduğu bir şey. İyiliğimi ve sağlığımı hep düşünüyordu ve muhtemelen annem gibi bir sonum olsun istemiyordu. Bu yüzden sağlığımdan emin olmak için böyle sorular soruyordu.
“Uykum güzeldi baba. Sen nasıl uyudun?” Cevap verdim ve bende karşılık olarak ona sordum. Bende onun iyi olduğundan emin olmalıydım.
“Bende iyi uyudum. Pekala…” Dedi, “Yeni okula geçiyorsun artık. Nasılsın? Heyecanlı hissediyor musun?” Cümlesini devam ettirerek sonlandırdı.
A, unutmuştum tamamen! Bugün yeni okuluma geçiyorum ve yeni arkadaşlarım olacaktı. Yeni sınıf, yeni arkadaşlar… Yeni şeylerden bazen nefret ederim. Çünkü herkes sana dik dik bakar ve seni dışlar. Umarım aynısı bu yeni okulumda yaşanmaz.
Ve heyecanlı olup olmadığımı sorgulayacaksak, açıkçası heyecanlıyım! Yeni kişilerle tanışmak iyi de olabilir. Neden negatif düşünüp dikkatimi iyi şeylerden dağıtıyorum ki? Birazcık pozitif düşünmek insana zarar gelmez.
Değil mi?
Yemeğimi yerken, düşüncelerime o kadar dalmıştım ki babamın bana seslendiğini fark etmemişim.
“Ah- Evet baba… Heyecanlıyım. Yeni arkadaşlar kulağa harika geliyor.” Basit bir cevapla konuyu kapattım.
Kim bilir ileri zamanlarda başıma ne gelecekti bu yeni okulum yüzünden…
xxxxxxx
Babamın arabası sayesinde, okulun kapısına 5 dakika da gelebildik. Trafik yoktu, yollar açıktı ve okula erken gelmem bana yeni arkadaş edinmem için avantaj kazandırdı.
Merhaba, bu hikayemin başlangıcı. Benim adım Asena Güçlü. 19 yaşındayım ve lise 4’e gidiyorum. 1 yıl okula geç başladığım için 19 yaşındayım. Babamın arabasından indim ve okulun tam kapısının önüne gelince babam arkadan bana seslendi, “İyi dersler. Yeni arkadaşlar edinmeyi unutma!” Dedi babam yüksek sesle.
Bende kafamı onaylarcasına salladım. Babama son kez gülümseme verdikten sonra vücudumu tam olarak okulun kapısına çevirdim. Derin bir nefes aldım ve adımlarımı atmaya başladım. İlk adımım okula girince kalbimde bir sızlanma hissettim. Neden bu kadar heyecanlandım anlamadım. Sanki içimden bir ses, oraya gitmemem gerektiğini söylüyordu ama bunun sadece beynimin oynadığı bir oyun olduğunu anladım ve düşüncelerimi bir kenara atarak adımlarımı atmaya devam ettim. Ama attığım her adım kalbimin sızlanmasını hissediyordum.
Sanki buraya gitmeye devam edersem ölecektim!
Ay ben ne düşünüyorum böyle?! Gitsene işte salak Asena!
Okulun bahçesinden içeri girmeyi sonunda başardım. Kalbimin sızlanması durmasıyla beraber bende rahatladım. Burnumun içine olabildiğince hava çektim ve kendimi rahatlattım. Sınıfıma doğru yönelirken bazı kızların beni kafamdan ayak tırnağıma kadar süzüp gülüştüğünü fark ettim. Harika, okula ilk girişimde yaşananlara bak…
Bir erkek ve kızın kenarda bütün vücutlarını birbirine sararak öpüştüklerini de gördüm. Tanrım… Beni nasıl bir okula kaydettin baba? İğrenmiş bir sıfat yaptım ve midem kalkmadan oradan hemen ayrıldım.
Bir başka yerde ise masanın çekilmiş olduğu yerde iki erkek bilek güreşi yapıyordu. Meraklandım ve kalabalığa doğru yaklaştım. Daha yakından görmek için kalabalığın arasından geçtim ve herkes bana ters ters bakıyordu.
Harika… Daha kaç kişi daha bana öyle bakacak acaba.
Yakından bakınca fısıldaşmaları kulağım duydu ve dinlemek istedim. Ve anladım ki bu iki çocuk bir kız ile sevişmek için yapıyordu! Tanrım buda ne böyle!
Sağ taraftaki esmer çocuk sol taraftaki buğday tenli çocuktan daha güçlü olmasına rağmen ikisi de artık terlemeye başlamıştı. Esmer tenli çocuk gücünün tamamını kullanırken buğday tenli çocuk, gücünün tamamını kullanmıyordu. Gücünü biriktiriyordu. Gücünü tamamen biriktirdiği zaman buğday tenli çocuk aniden elini sıkıp vurdu ve yarışı kazanan kişi o oldu. Zafer ile sevinçle bağırdığı zaman sevişeceği kızı yanına çekti ve öptü. Burada biraz daha dursaydım kusacaktım…
Bulunduğum yerden çıktım ve etrafa tekrardan baktım. Bazı öğretmenler öğrencilere neden öpüştüklerini soruyordu, bazıları ise disiplin kurallarına uymadıkları için öğretmenler tarafından azar işitilip disipline yollanıyordu. Etrafı biraz daha incelediğim zaman bir erkek arkadaşları ile ilk cipsi bitiren kazanır yarışması yapıyordu. Cipsi açmıştı ve kafasını geriye atarak cipsleri ağzına atmıştı. Cipslerin bazıları yere düşüyordu, bazıları ağzına giriyordu. Arkadaşları ile gülüşmeye devam ettiler.
Burası nasıl bir okul böyle?
Görmezden gelmeye çalışarak sınıfıma doğru tekrardan yöneldim ancak bir çocuk önümü kesti. Çocuğa baktığım zaman, bana doğru sırıtıyordu.
“N’aber güzellik? Benimle biraz takılmak ister misin? Okulda yenisin. Gel sana okulu tanıtayım.” Dedi o pislik, şeytani sesiyle.
Ah hayır olamaz… Birde bununla mı baş edecektim ben şimdi?
“Üzgünüm benim gitmem lazım. Gerçekten beni rahat bırakır mısınız?” Dedim ve çocuğun yanından geçerek kurtulmak istedim ama çocuk kolumu tuttu ve gitmemi engelledi.
“Hadi ama… Gel beraber oyun oynarız. Ne dersin güzellik?” Beni kendisine doğru çekti. Ben ise gitmeye çalışırken tekrar çekti. Bu sefer sertçe.
“B-biri yardım etsin-“ Sarışın, açık kahverengi gözlü bir çocuk ikimizin arasına girdi. Ben ise geriye çekildim. Çok korkmuştum. O çocuk benden ne istiyordu?
“Ne istiyorsan yap ama o kıza zarar vermene izin veremem. Utanmıyor musun bunları yaparken?” Dedi çocuk.
Bana zarar vermeye çalışan çocuk dilini şaklattı. Gözlerini devirdi ve siniri bozulmuşçasına geriye doğru kendisi üstünmüş gibi bir adım attı, “Sonra yine görüşeceğiz.” Dedi ve arkasına dönerek sessizce küfür edip uzaklaştı.
Beni kurtaran çocuk bana baktı ve gülümsedi. Bende ona beni bir sapıktan kurtardığı için teşekkür ettim. Sonra ise ağzını açarak konuştu, “Bu okulda yeni misin?”
“Evet yeniyim.”
“Daha demin seni rahatsız eden çocuğa benzer tiplerle çok karşılaşacaksın bu okulda.”
Derin bir nefes aldım ve uzun bir dönem olacağından emindim. Bana bu tiplerle çok karşılaşacağımı söylemesi beni daha da germişti ve ileri ki zamanlarda ne olacağını düşünmek bile beni bozmuştu.
Gergin olduğumu hissettiği zaman havadaki kâbus gibi gelen atmosferi değiştirmek için konuyu değiştirdi, “Ama merak etme. Eğer korunmak istiyorsan beni hemen çağırabilirsin!” Dedi ve gülümsemesi genişledi. Okulumun ilk gününden ilk arkadaşımın olması beni mutlu etmişti.
Fakat fark ettim ki onun adını sormamışım. Adını öğrenmek istediğim zaman benim sözümü istemsizce kesti, “Üzgünüm! Müzik grubundayım ve performansımız başlayacak. Sonra tekrar görüşürüz!”
Vücudumu dikleştirdim ve bu sefer sınıfıma giderken önüme birisinin çıkmamasını diledim. Bir kişi ile daha uğraşıp zaman kaybetmek istemiyordum. İlk günümün böyle mahvolmasını istemiyordum ki zaten beni kendine çeken o sapık çocuk birazını mahvetmişti. Kim bilir daha neler olacaktı?
Merdivenlerden çıkarken etrafımdaki kişileri de inceliyordum. İncelediğim de neredeyse yarısından fazlasının iyi niyetli birisi olduğunu sanmıyordum. Hepsinin tamamen bir ‘piç’ gülümsemesi vardı ve bana olan bakışları bile beni beter ediyordu.
Normalde okula ilk girdiğim zaman herkesin beni hoş karşılamasını bekliyordum ama tam zıttı oldu! Yoksa beklentilerim çok mu büyüktü?
Sınıfım 12-A idi. Umarım sınıf arkadaşlarımla iyi anlaşacaktım ve umuyorum ki çevremdeki ilişkiler iyi olacaktı. Sınıf arkadaşlarımın daha demin bana ters ters bakan kişiler gibi olmamasını diliyordum.
Önceki okulumda, sınıfımdakiler hiç böyle değillerdi. (Bazıları dışında)
Kötü olan da vardı, iyi olan da vardı. Ancak bu okul ki gibi herkes kötü değildi! Beni önemseyen, değer veren arkadaşlarım vardı. Umarım sınıfımdakiler de böyle olur.
Sınıf kapımın önüne geldim ve kapı kapalıydı. Derin bir nefes aldım ve dilimi dişlerimde gezdirdikten sonra kapıyı açarak içeriye titreyerek girdim. Görünüşe bakılırsa buraya adapte olmam çok uzun sürecekti.
Herkes arkadaşlarıyla konuşuyordu veya sınıf camından dışarıyı seyrediyordu. Ancak kapıyı açıp içeriye girdiğim an bütün gözler benim üstüme döndü.
Herkes, neredeyse herkes sustu ve küçük fısıldaşmalarla birlikte bende ses çıkmasın diye nefesimi tuttum. Sanki herkes ölmüş annesini görmüş gibi bakıyordu bana. Kaygım tavan yaparken sesli bir şekilde yutkundum.
Ortamın berbat havasını bozmak için gülümsememi zorladım ve ağzımı açtım, “M-merhaba, sınıfınızda yeniyim de…” Lanet olsun… Ben az önce kekeledim mi? Şaşırtıcı bir şekilde kimse bana gülmedi. Aksine, beni merak etmiş gibi gözüküyordular. Bu durum beni rahatlattı ve tuttuğum nefesimi bıraktığımda rahatlığım arttı.
Boş olan tek bir yer vardı ve orası da cam kenarındaki en köşe yerdi. Fakat yanımda da biri oturacaktı sanırım.
Yerime geçtim ve çantamı koyarak içinden Matematik kitabımı çıkardım. Dersimiz matematikti.
Sıramda oturup kendi işimi umursarken yandaki kız ‘pişt’ dedi. Kıza baktığım zaman bana gülümsedi, “Merhaba yeni kız.”
Sarışın, turkuaz gözlü, buğday tenli Tanrıça gibi bir kızdı! O çok güzeldi… Onun gibi olmayı çok isterdim.
Bende karşılık olarak gülümsedim ve merhaba dedim. Oda bana tekrar gülümsedi. İkimizin arasındaki bu konuşmanın bu kadar kısa olmasını istememiştim ve bu yüzden konuyu uzatmak istedim, “Adın ne? Benim adım Asena.”
Kız da gözleri heyecanla açıldı, “Benim adım da Melek!” İsminin hakkını da veriyordu. Karşımda resmen Melek duruyordu ve bende kendimi bir tır şoförü gibi hissediyordum. Gerçekten gözleri çok güzeldi. Meleğin gözlerinin içine daldım. Turkuaz rengindeki gözleri sanki turkuaz değil de üstüne güneş düşen okyanusun gözleriydi. Gözlerine çok dalmıştım. Gözleri resmen beni hipnotize ediyordu.
“Sen iyi misin?”
Ani sesiyle yerimden sıçradım ve gergin bir gülümseme yaptım, “A-ah iyiyim! Dalmışım sadece! Rahatsızlık verdiysem özür dilerim.” Hemen özür diledim. Gözlerinin içine baktığımı anlamış olmalıydı.
“Hayır rahatsız olmadım. Aksine, çok mutlu oldum. Demek sende gözlerimi fark ettin.” Kıkırdadı. “Herkes gözlerimin güzel olduğunu söyler. Sende gözlerimi çok sevdin galiba.”
“Senin gözlerinin güzel olduğunu söyleyen herkes yalan söylemiyor. Gerçekten çok güzelsin. Güzellik standartlarından bile daha güzelsin. Yani bunu fark etmen bence iyi olur.” Oldukça fazla iltifat ettiğimi düşündüm.
Melek, dediklerim karşısında yanakları kızardı. Gerçekten utanmış olmalıydı. Kötü bir şey mi demiştim ben ona?
“Teşekkür ederim. Karşıma çıkıp bunu deme cesaretin olması hoşuma gitti.” Tekrardan bana gülümsedi.
Rahatladım. Kötü bir şey dediğimi sanmıştım! Elimi kalbime koyarak rahatladığımı belirttim. Melek ise güldü. “Sende çok tatlısın Asena! Bende sanki bir Tanrıçaya bakıyormuş gibi hissettim.”
“Teşekkür ederim!” İkimiz de kıkırdadık.
Meleğin diğer yanında da bir kız vardı. Arkadaşı olmalıydı. Kısa siyah saçlı, sonbahar rengi gözlü, ten rengi esmer olan birisiydi. Ona baktığım zaman oda bana baktı ve gülümsedi, “Merhaba. Melek ile iyi anlaşıyor gibisin.”
Bende ona gülümsedim. “Evet. Şimdiden iyi arkadaş olacağız gibi görünüyor.” Şuan gerçekten çok heyecanlıydım! Okulumun ilk gününden ter temiz insanlarla arkadaş oluyordum! Belki bu okul o kadar da kötü değildir?
Esmer kıza baktım ve onunla da tanışmaktan memnun olacağımı tahmin ettiğim için adımı da söyleyerek konuşmayı başlattım, “Benim adım Asena. Senin adın ne?”
“Hazal. Memnun oldum.” Bana tek gözünü kırptı ve bende utandım. Artist birine benziyordu ama kötü anlamda değil. Hazal’ın gözleri de bir o kadarda Melek kadar güzeldi. Gülümsedim.
Hazal sessizliği böldü, “Ani oldu biliyorum ama, arkadaş grubumuza katılmak ister misin?”
Kalbim aniden çarptı. Arkadaş grubu…
Arkadaş grubu?
Arkadaş grubu! Arkadaş grupları vardı ve ben arkadaş grubuna katılacaktım. Bu harika olurdu!
“Elbette! Seve seve katılırım- yani evet olur… Yani-“
“Tamam sakin ol, katılabilirsin!” Melek ve Hazal hevesime güldü. Ben ise utandığım için içime sığındım. İlk önce sakin olmam gerekiyordu.
Tamam, ilk önce toparlanalım. Okula geldim, garip bakışlar üstüme düştü, köşeye sıkıştırıldım, kurtarıldım, teşekkür ettim, sınıfa tekrar çıktım ve iki yeni arkadaş edinmekle kalmayıp gruplarına aniden katıldım.
Melek ve Hazal’a döndüm ve ikisiyle konuşmak istedim fakat her ikisi de kendi sohbetlerine çok daldığı için sohbetlerini bölmek istemedim.
Ve unuttuğum bir şey daha vardı…
Yanımda kim oturacaktı?
Bir erkek mi, kız mı? Bunu hiç düşünmemiştim. Gerçekten merak ediyordum yanımdaki gizemli kişiyi. Ve umarım o kişiyle de iyi anlaşırım! Tanrım, lütfen iyi anlaşayım! O göz deviren kişi tipinden olmasın!
Sınıfın kapısı açıldı ve içeriye uzun boylu bir erkek girdi. Gerçekten de uzundu. Yanıma doğru yaklaşıyordu. Bir dakika, yanıma bu çocuk mu oturacaktı?
Bana doğru baktı ve bir şey demedi. Yeni olduğumu biliyordu ve umursamadı bile…
Yanıma oturdu, elindeki akıllı saate öylesine baktı ve saatini kurcaladı. Merhaba demek istedim ama bir şey beni geri çekiyordu. Sessizliği ortamı çok bozuyordu. Kaşlarımı çattım. Bu çocuğu gördüğüm an onunla ilgili bilgiyi öğrenme isteği beynimi sarmıştı.
Yutkundum. Dilimi dişlerimde gezdirdim ve elimi kaldırarak çocuğun omzuna dokundum. Kendisiyle konuşmak istediğimi anlamasıyla birlikte bana döndü.
Gözlerimiz birbiriyle kilitlendi. Ne o, ne de ben bir şey dedim. İkimizde sustuk. Sadece birbirimize baktık.
Ve ters giden bir şey vardı.
Onun gözleri neden bu kadar güzeldi?
Kırmızımsı saçları, o güzel kahverengi gözleri, burnunda ve kulağında olan piercingi… Her şeyi çok güzeldi. Yüzünün her simetrisi beni benden alıyordu. Gözlerimiz tekrar birbirine bakınca ikimizin gözleri de büyüdü, genişledi. Onun gözleri parladı, benim de gözlerim parladı. O şaşırdı, bende şaşırdım. Gözlerine daldım, o da benim gözlerime daldı. Dışarıdan muhtemelen garip gözüküyor olabilirdik ancak ben bunu umursamadım. Tek odağım şuan onun gözleriydi. Gözleri benim ruhumu içine çekiyordu.
Elimi kaldırıp yüzüne koyma isteği geldi ancak daha onun adını bile bilmiyorken bunu yapmam çok yanlış olurdu.
20’li yaşlarında gibi gözüküyordu çünkü 18 yaşındaki birinin böyle görünmesi imkansız idi. O muazzamdı…
Gözleri, saçları, burnu, kulağı… Her şeyi mükemmeldi.
Ona dokunmak istediğimi anlayınca elimi alıp yanağına götürdü. Kalbim aniden çarptı ve hızlanmaya başladı. Elleri çok yumuşaktı, ancak kasları da vardı. Yanakları da yumuşacıktı. Şuan kendimi bulutların üstünde mutlu bir şekilde zıplarken hissediyordum.
Elimi çekip masaya koyunca bana gülümsedi, “Merhaba, bir şey mi istedin?” Dedi.
Ağzımı açıp konuşacaktım ancak nefesimi uzun süre tuttuğum için nefes alma ihtiyacında bulundum. Vay be! Daha yeni tanıştığım çocuğun yanağına dokundum. Ne garip.
Utanmış bir şekilde çocuğa baktım, “Evet… Merhaba. Benim adım Asena. Sizinle tanışmak büyük bir onurdur.” Çocuk sanki bir efendiymiş gibi konuştuğum için gülmeye başladı.
“Hahaha… Benim adım da Emre. Tanıştığıma memnun oldum, ‘yeni kız Asena’.”
Anlarmışçasına başımı salladım ve elimi uzattım, “Memnun oldum!”
Emre ise elimi tutup gülümsedi, “Biraz gergin gözüküyorsun. Sıkıntı mı var?” Gerginliğimi gördüğü için binlerce kez ona teşekkür edebilirdim! Çünkü yeni gelişimde çok şeyle karşılaşmam bir efsaneydi.
Emre’ye döndüm ve yaşananları anlatmaya başladım, “Evet aslında… Bu okulun sıkıntısı mı bilmiyorum ancak okula girdiğim an etrafımdaki insanların çok garip davranışları olduğuna şahit oldum. Gizlice öpüşenler, disiplin kurallarına çiğneyen, sevişmek için bilek güreşi yapan ve…” Cümlemi devam ettirirken beni dikkatlice dinliyordu ama sanki bunlar tamamen normalmiş gibi tepkiler veriyordu!
“…Sınıfa gelirken bir çocuk beni köşeye sıkıştırıp onunla beraber takılmamı istedi. Tanrım! Resmen iğrenç bir olaydı bu! İnanabiliyor musun? Biraz daha bekleseydim taciz bile edilebilirdim. Çünkü beni resmen kendisiyle takılmamı zorluyordu! Çok korkmuştum ama beni bir çocuk kurtardı…” Sahi ya! O çocuğun adını hala öğrenemedim. Teneffüste onu bulup adını öğrenmek istiyorum.
Emre hala beni merakla dinliyordu, “…Sarışın, açık kahverengi gözlü bir çocuktu. Beni o sapık heriften kurtardı. Ona teşekkür ettim ve bana gerçekten nazik davranan bir çocuktu. Onun adını sormak istedim ancak müzik grubunda performansı başlayacaktı. Bu yüzden ismini öğrenemedim. Ama onu ilk görüşümde ismini öğreneceğim.”
Emre benim sözümü kesmeden sabırla dinlediği zaman son anda cümlemi bitirdiğimde kendisi konuşmaya başladı, “Seni rahatsız eden çocuğun tişörtünün üzerinde siyah kurt sembolü var mıydı?”
Ah evet, vardı. “Evet. Üstünde vardı. Tişörtünün üzerinde ise siyah bir hırka vardı. Neden okulun üniformasını giymiyordu acaba…”
Emre ise dilini damağına vurarak, “Kara kurtlar geri gelmiş gibi gözüküyor…” diye kendi kendine fısıldadı.
Tam dediğini duyamadığım için Emre’ye seslendim, “Affedersin? Kara kurt derken neyden bahsediyorsun?”
“Yok bir şey.” Dedi ve konuyu değiştirdi, “O seni kurtaran çocuğun adı Emir Çetin. Kendisi okulun müzik grubunun başkanı. Bugünlerde çok çalışıyorlar. Seni yarı yolda öylece sorularla bırakması normal.”
Okulumuzda da kulüpler vardı. Onların performansını dinlerken ve izlerken çok eğleneceğim gibi görünüyor!
“Vay! Bana acaba kulüpler hakkında bilgi verebilir misin?”
“Tabii ki de.”
Emre, bana okulda tamı tamına 13 tane kulüp olduğunu söyleyince açıkçası çok şaşırdım. Bana hepsinden bahsetti,
İlk olarak Tiyatro Kulübü vardı. Tiyatro kulübünde; oyunculuk, tiyatro, seslendirmen gibi işlerle uğraşıyordular. Bu kulübe girince normal diğer dersler gibi sınavlara da giriyorsun ve hatta dizilerde, filmlerde oynayabilme şansı tanınıyor. Şahsen şimdiden bu okulu sevmeye başladım!
İkincisi ise Müzik Kulübü. Müzik kulübünde bir çok enstrüman çalabilirsin. Piyano, keman, flüt, davul… Kendi şarkınla albümünü oluşturmak, kendi müzik grubunu oluşturmak istiyorsan bu kulübe katılmanın çok yardımcı olacağını söyledi.
Üçüncüsü ise Resim Kulübü. Resim kulübünde çizdiğimiz resimler eğer yeteri kadar oy alırsa, okulun panolarına asılabilirmiş. Resim kulübünde bize resmin nasıl hayatımızı değiştireceğini, resmin hayatımızda ne kadar değerli olduğunu da anlatmaya çalışırmış.
Dördüncüsü ise Yemek Kulübü. Yemek kulübünde adı üstüne yemek yapılır. Ve bu yemekler, okulun yemekhanesi de dahil okulun her yerine dağıtılır. Ve bu yemekler farklı farklı kişiler yapar. En iyi yemek yapan kişi ise Laptop kazanırmış! Fakat bu her yılda sadece 2 kez yapılıyor.
Beşincisi ise Çevre Yaşam Kulübü. Bu kulüpte ise okulun etrafındaki bitkileri, fidanları, çiçekleri sulayan kulüptür. Bu kulüp her gün okulun etrafındaki bitkileri, fidanları veya çiçekleri sular. Ve sulamak zorunludur. Eğer 3 günden fazla uzun süredir sulama yapmazsak, kulüpten atılırız.
Altıncısı ise Spor Kulübü. Okulun tam yanında büyük bir havuz, koşu yarışları için bir saha, futbol sahası ve basketbol sahası vardı. Okulun alt katlarında ise tenis sahası. Bu yerlerde her yıl yarışmalar ve turnuvalar olurdu. Ve yarışmaya kazananlara ödüller verilirdi. Ve tabii ki de ikincilere ve üçüncülere de hediyesiz bırakılmazdı. Bu kulübe eğer spor aktifsen ve günlük egzersizleri seviyorsan katılabilirsiniz.
Yedincisi ise Dövüş Kulübü. Emre kendisinin önceden bu kulüpte olduğunu söyledi ancak çok güçlü olduğunu söylediği için kulübü sıkıcı buldu ve çıktı. Dövüş kulübü daha çok yeni başlayanlar için vardı. Diğer gruplarda olduğu gibi, bu grupta da kazananlara ödüller veriliyordu.
Sekizincisi Gezi Kulübü. Gezi kulübünde pek bir şey yapılmazdı. Sadece gezi olduğunda veya bazı yerlere birkaç gün gidildiğinde grupları kontrol eden kişiler bu kulüptedir.
Dokuzuncusu Bilim Kulübü. Bu kulüp kimya, biyoloji ve fizik sevenler için vardı. Kulüpte çeşitli deneyler yapılırdı ve öğretmenlere sunulurdu.
Onuncusu ve on birincisi ise Matematik Kulübü/Edebiyat Kulübü. Bu iki kulüpte matematiğini veya Edebiyatını yükseltmek isteyenler için vardı.
Matematik kulübü daha çok matematikten ek ders isteyenler için vardı. Edebiyat kulübünde ise şiirler, hikayeler hatta kitaplar bile yazılırdı.
On ikincisi ise Sosyal İletişim Becerileri Kulübü. Bu kulüpte sınavlar görgü kuralları ile ilgiliydi. Kulüpte ara sıra aktiviteler olurdu ve aktivitelerde sosyal çevremizde nasıl davranmamız gerektiği öğretilirdi.
On üçüncü ve sonuncusu ise Sağlık Kulübü. Bu kulüp hemşire, doktor gibi meslekler isteyen kişiler için vardı. Sağlık kulübünde günlük hayatımızda nasıl sağlıklı beslenilir, nasıl kendimize bakılır gibi aktiviteler olurdu. En çok aktivite yapılan kulüplerden biriydi.
Bu kulüplerin her birinin kendine özel odası vardı.
Emre bütün kulüpleri tanıtmayı bitirince ona gülümseyerek baktım, “Bu okul hakkında çok şey biliyorsun demek ki. Baksana, her detayına kadar anlattın.”
“Evet, çünkü ben okul müdürünün oğluyum.”
“Ne?”
Bunu duyduğuma şaşırmıştım. Şuan karşımda, müdürün oğlu mu duruyordu? Aniden bana okul müdürünün oğlu olduğu söylemesi biraz garipti. Bunun anlamı, Emre bana istediğini yaptırabilirdi!
Duruşumu ve üstümü düzelttim ve dimdik Emre’nin karşısında durdum. Kendimi iyi göstermeliydim ki dikkatini çekeyim diye…
Emre yapmaya çalıştığım şeyi fark edince kıkırdadı, “İlk gününden dikkatimi çektin. Ama sana sanki bir şey yapacakmışım gibi davranmana gerek yok.”
Vücudumu rahat pozisyonuna aldım ve Emre’ye rahatlamış bir şekilde baktım, “Teneffüs gelince Emir’in yanına gideceğim. O çocukla konuşmak çok istiyorum.”
Emre ise bir şey demedi, sadece gülümsedi.