Hayatın Cilvesi kitap kapağı

1. bölüm / 1

Hayatın Cilvesi

Mucize

Vaveyla Yazarı: Nur Limoncu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Mucize
  1. 1 Mucize2.389 kelime · Okuduğun bölüm

Nefes almak nasıl bir şeydi, hiç bilemedim.
Belki de bu yüzden şuan odamın ortasında kolilerle çevrili haldeyken bile nefesim yarım kalıyor.
Hava doluydu, ama içi boştu.

Mucizelere inanır mısınız?
Benim için mucize, kaybolmuş bir kelime.
Gerçekten var mıydı, yok muydu hiç anlayamadım.

Kader neydi? Onu bile bilmiyordum ki? Belki de gerçekten bilmek istemiyordum. Çünkü bilseydim, beni nereye götüreceğini, hangi yolda kaybolacağımı çoktan tahmin edebilirdim. Ama belki de en büyük korkum, kaybolmuşken, hala doğru yolda olduğumu sanmaktı.

Neyi tam olarak yaşıyordum?
Nefes alıyordum, evet. Ama yaşamak bundan fazlası olmalıydı değil mi? Bir beden nefes alıyordu da, peki ya ruh? O çoktan boğulmuştu belki de.
Annem gelene kadar, hep kendi içimde kayboluyordum. Aynayla defter arasında sıkışmış gibiydim. Biri yüzüme gerçeği haykırıyor, diğeri susturmaya çalışıyordu. Ama ikisi de beni boğuyordu. Sesimi bile duymuyordum, sanki kendi bedenimde bir yabancıydım.
‘Gürültü yapmak yerine toparlansan mı artık?’ dedi.
Ses tonu yorgun değildi.
Sevgisizdi.
Adımı bile söylemeden konuşurdu hep; sanki ‘yağmur demek bile ağzına yakışmıyordu.
Ama ben, kimseye anlatamadığım bu gürültüyü içimde taşıyor, her geçen gün daha da ağırlaşıyordum.
Neden ben, her zaman bu hayatın acı tebessümünün ve ironiyle dolu kuklası oldum?
Sıkıştığım yerden kurtulmak için defterimi kapattım. Aynaya son kez baktım. Sanki iç sesimi ve düşüncelerimi yırtıp atmak ister gibi…
‘Son kez nefes almama izin ver. Sonra toparlanacağım zaten. Malum bir yere kaçamıyorum.’
Yüzüme anlamsız bir ifadeyle baktı. Alışkın olduğumdan hiç yabancı gelmedi. Odadan çıkmasını dilercesine tekrar aynaya baktım. O harabe yüzüme. Gerçeklerle yüzleşmek istemiyordum. Bambaşka şehir düşüncesi beni ürkütüyordu. Yine o karmaşıklığa sıfırdan başlamak ve yanımda sığınabileceğim bir dayanağımın olmaması derinden yaralıyordu beni. Bununla hala yüzleşmek istemiyordum. Kapı sertçe kapanınca daldığımı farkedip odamdaki eşyaları kolilere yerleştirmeye başladım. Yerde açık kutular, köşelerde zamana yenik düşmüş eşyalar, duvarda renkleri solmuş birkaç fotoğraf… Bir zamanlar anılarımı saklayan bu oda. Şimdi sessiz bir veda sahnesi gibiydi. saatin tıkırtısı, uzak bir yerden gelen rüzgar sesi, arada duyulan iç çekişler..
Odamın her noktasını toplarken sürekli gözüm o köşeye çarpıyordu. Ama o köşeye gitmeye cesaretim yoktu. Sanki orada duran her şey, hissettiklerimin kanıtıydı. Onları kolilere koyarsam, bir daha çıkamayacaklarını biliyordum. Belki de tam da bu yüzden, geri kalan her şeyi bir robot gibi topladım. Hiçbir şey hissetmeden… Ruh gibi…
Her şeyi toparlamıştım sadece o korktuğum yer hariç. Oraya doğru ürkekçe yaklaşmaya başladım. En sevdiğim köşe. Artık olmayacağını bile bile… Orayı darmadağın etmek zorundayım. Adım attıkça nefesimin gittiğini hissedebiliyordum. Sonunda vardığımda gözüme ilk çarpan şeyi piyona anahtarım oldu. Bunu aldığım ilk günü hatırlıyordum. Piyona çalmaya başladığım zamanlardı. Pes etmiştim o gün yapamayacağımdan emindim. O gün bu anahtarı almıştım. Şu cümleyle beraber ‘bu anahtar hem piyanonun ellerinden açacağın anahtar olsun hem de kalbindeki tüm olumsuzlukları söküp atan bir anahtar olsun’ o zamandan beri ne zaman piyano çalsam daima yanıma getiririm. Alıp en özel kutuya özenle koydum. Sonra bir mektup çarptı gözüme. ‘Sen benim mucizemsin’ yazıyordu üstünde. Nefes almak istemediğim en derin günlerden hatıraydı bana. Onu da özenle kutuya koyduktan sonra peluşumu elime aldım. Onu elime aldığımda, sanki yıllar önceki küçük Yağmur’a sarıldım. O çaresiz halim gözümde canlandı. O an anladım ki, bu oyuncak sadece bir peluş değildi. O, benim çocukluğumdu. Kırık, yaralı ama hala burada… hala benimle. Gözümden bir damla yerle buluştu. En sevdiğim oyuncağım. Ören kişi benim için en anlamlı biriydi çünkü. En çaresiz anımda bana arkadaşlık etsin diye verilmişti. Onsuz başka bir yere gidemezdim. Özenle onuda koydum kutuya. Deniz kabuğuna çarptı gözüm. Evden kaçıp sahilde gün batışını ve doğuşunu izlediğimiz o gün. O güneş gibi batarsam yeniden doğmam için verilen bir kabuk. Onu ve birçok eşyayı da özenle koydum. İki tane eşyam kalmıştı. Anahtarlığımı aldım elime. Minik bir ev vardı üstünde. Yuvamı kaybettiğimde bana yuvamı gösteren o şey. ‘Nerede olursan ol, burası senin evin’ demişti bana bunu verirken. Yıllar önce o çocuk bedenimle evin ne olduğunu bilmediğimi ve evimin neresi olduğunu bilmediğimi haykırmıştım ona. Onu yanıma almak istemedim. Bu odada ona ait bir eşyamın olmasını ve evimin burası olduğunu hatırlatması için en güzel köşeye geri yerleştirdim. Ve gözüm ona kaydı. Müzik kutuma… Sıradan bir şey olmamıştı bu benim için. Piyanolu müzik kutum. Ne zaman elime alıp açsam hafif bir huzur çarpar bana. Ama bu huzur, sadece melodiden gelmiyordu. O kutunun kapağını açtığında, aslında onun kollarına açıyordum kendimi. O melodi onun sesi gibiydi benim için. Beni sarıyordu. ‘Melodi ne kadar yavaşlarsa, sen de o kadar acele etme. Bazen, hayatın ritmi senin hızına uymaz ama seni bekleyecek. Sadece dinle ve ne zaman hazır hissedersen, yavaşça ilerle.’ Demişti bana. Kendimi bulup emin adımlarla ayakta durup kendi yolumu çizmemi istiyordu. Asla bunun gerçekleşmeyeceğini ikimizde gayet iyi biliyorduk yinede bana hep umut olan o melodiydi. Yavaşça o anın içine girmek için yavaşça kapağını açıp kendimi o melodinin içine bıraktım. Melodi odanın içinde değil, kalbimin içinde çalıyordu. O an anladım bazı melodiler susmaz, sadece insan değişir. Sanki tüm dünya durmuştu. Ben onunla olan tüm anıların içinde dolaşıyordum. Hayat burda durmalıydı. Sanki nefes aldığımı hissediyordum.
Kapı açıldığında, zihnimde yankılanan melodi aniden sustu. Müzik kutumu kapatıp kutuya yerleştirdim. Kutunun kapağını kapattığımda içimden bir ses ‘bir daha açamayacaksın’ dedi. Belki de haklıydı çünkü bazı kutular, sadece geçmişi saklar; geleceği değil. Ellerim hafif titriyordu. Bir damla yaş, farkına bile varmadan yanaklarımdan süzüldü. Onu kutuya koyarken farkettim. Sadece eşyalarımı toplamıyordum. Bir devri kapatıyordum. O köşeye veda ediyordum. Ve içimde, o melodinin yankısıyla… Yeni bir hayatın adım sesleri vardı. ‘Yağmur’ bu ses tonunu tanıyordum. Adımı duydum. O ses.. o tanıdık ses.. sanki boğulurken yüzeye çıktım, nefes aldım. O… burdaydı… Ama yüzleşebilecek miydim şimdi. Hazır mıydım buna? Onu arkamda bırakmaya.. yavaşça yüzüne döndüm. O an sarıldım ona, sanki zamanın durmasını ister gibi. Ama bilseydim o sarılmanın son kez olabileceğini, bırakmazdım. Yaşlar izinsiz bir şekilde gözlerimden akıyordu. Kurtulmak istercesine. En azından onlar kurtulabiliyordu. ‘Bir tanem neden ağlıyorsun? Nereye gidersen git her yerde kendini bulup yol çizebilirsin dememiş miydim ben sana.’ Her zamanki gibi elinden hiç bir şey gelmemesine rağmen benim içimi rahatlatmaya belkide huzur biçmeye çalışıyordu. Titrek bir sesle ‘ben o yolları seninle çizmek istiyordum. Sensiz ne anlamı kalır?’ Diyebildim sessizce. Sanki yüksek sesle söylesem acı gerçekle yüzleşecekmişim gibi. ‘Unuttun galiba küçüğüm. Bensiz bir hayat çizebileceğini mi sandın. Sen nerdeysen her zaman bir adım arkanda olacağım. Nefes almak istediğinde her zaman bir adım arkanda olacağım. Söz vermiştim unuttun mu? Sen düştüğünde, ben hep oradaydım. Görmedin belki ama vardım. Ve şimdi… yine buradayım. Hep olacağım.’ Tabi ya söz. Bu zamana kadar sözler söylenir geçerdi. Kimsenin sözünü tuttuğunu görmemiştim. Ama şimdi hayatımda ilki yaşıyordum. Neye şaşıracağımı bilmiyordum. Hangi gerçeğe kucak açacağımdan emim değildim. Rüya olmasından korktuğum için mi algılamakta zorlanıyordum acaba?
‘Nasıl yani benimle mi geliyorsun?’ Şaşkınlıkla mutluluk arası bir sesle sordum. Cevabı hemen almak istiyor muydum bilmiyorum. Hayır cevabını almaktan korkuyorum. İliklerime kadar korkuyu hissediyordum. Hayatımda en korktuğum şey onsuz kalmaktı. Ama o an, sesi o güven dolu sözleriyle kulaklarımda yankılanınca, o korku yavaşça erimeye başladı. Yerini, yıllardır hasretini çektiğim o huzura bıraktı. Aileme ilk defa kafa tuttuğum mesele onun içindi. Onsuz başka şehire taşınmak istemiyordum. Hatta onda kalmayı bile göze almıştım. Beni engelleyene kadar. ‘Her zaman seni korumak için bir nefes uzağında olacağım küçüğüm. İşlerimi halletmeye çalışıyordum kusura bakma erken haber veremedim. Her zaman sen nerdeysen bende ordayım bunu unutma. Hep yeni bir hayat var önünde. O güzel gözyaşlarını silde. Benliğine kavuşabileceğin yepyeni bir hayata izin ver, yol çiz kendine kucak aç yeniliğe.’ Hala gerçekliğine inanamıyordum. Benimle geliyordu. En korktuğum şey tuzla buz olmuştu. İnanmakta güçlük çekiyordum. Onun sözlerine hep inanmışımdır. Ama bu kez… Bu kez gerçekten olabilir miydi? Yepyeni bir benlikle yol çizebilir miydim? Başarabilir miydim? Hem umut hem korku içimde çarpışıyordu.
‘Hadi ne duruyorsun toplanmışsın zaten yepyeni bir hayata adım atalım.’ Gerçek olamayacak kadar güzeldi. Fazla güzeldi. Kalbim sevinçle çarparken, içimde o tanıdık ses fısıldıyordu: ‘ya yine elinden alınırsa?’ Ama bu kez, ona tutunmak istiyordum. Teyzeme. Umuda. Ya çok heveslenip kursağımda kalırsa? Bunca yıl, mutluluk kelimesinin anlamını sadece onun varlığıyla bildim. Ondan başka, hayatımda gerçekten güzel olan ne vardı ki? O köşeyi toplarken her şeye veda ettiğimi sanmıştım. Ama aslında.. yeniden başlamaya hazırlanıyormuşum. Ve şimdi, onunla… mucizemle birlikte.. adım atıyorum.
O kim mi? Boğulduğum her anda beni hayata çeken nefes… Herkes sırtını döndüğünde, bana kucak açan o tek kişi. Biricik teyzem… Benim mucizem. Benim mavim..
Bu hayatı hep yapboz parçası olarak adlandırmıştım. Son parça kaybolsa o asla tamamlanamaz. Oysaki küçücük bir parça. Yerine asla farklı parçayla doldurulamayan o parça. Hayatı böyle tanımladım çünkü kendimi hep o son parçayı aramaya ittim. Oysa şimdi farkediyorumda şuan sadece o eksik parça var hayatımda geri kalan hiç bir parça olması gereken yerde değiller. Hayatımı anlatan en güzel cümle bu oldu galiba. O parça teyzem. Teyzemden başka kimsem yok. Ve onun o eşsiz parça olduğunu bugün biraz daha anladım.
Yolda giderken o derin düşüncelere dalma zamanı buldum. Nefesin kesileceği ama bir yandan da güven veren. Yan tarafıma bakınca onun yüzüyle nefes alıyordum. Kim bilir bu sefer haklı çıkardı. Bu sefer ikimizin hayatı da yepyeni bir sayfa açılırcasına tertemiz olurdu. Korna sesiyle ön tarafa bakmamla bu düşüncem saniyesinde yok oldu. Onların yüzünü görmemle bunun mümkün olmayacağıyla bir kez daha yüzleştim. İstanbula gidiyordum. Hayatımda hiç bir zaman olmadığı gibi bu sefer de benim kararım değildi. Kim bilir bu sefer cehenneme adım atıyordum belkide. 18 yaş ne kadar klişe değil mi? Ya her şey değişirse? Ya gerçekten özgür olursam? Ya da bataklıkta daha da derine batarsam? Seneye 18’e giriyorum. Doğum günümü kutlayan biri olmadım hiçbir zaman. Hatta lanetli gün olarak tarihe geçirmiş olabilirim o günü. Ama içten içe de merak ediyorum. İstanbul’a gitmek ve orada 18 olmak. Belkide işarettir. Olamaz mıydı..
radyodaki ses dikkatimi çekti.
“Yeniden büyür müyüm, bütün kayboluşlardan sonra?”*
Büyür müyüm sahiden? Bu çıkmazların içinden.. Ya gerçekten kendimi bulamayacak kadar kaybolmuşsam?
Havaalanına vardığımda gerçeklerle daha da yüzleşiyordum. Tek gergin olan bendim. Ve bu gerginlikten uyuyamıyordum bile. Kaç saattir hatta haftadır gözüme uyku girmedi bilmiyorum.
“Ne düşünüyorsun küçüğüm?” Teyzemin sesiyle ona döndüm. “18 yaş klişesi… her şey değişir mi?” Teyzem bana kısa bakış attıktan sonra yola odaklandı. “Sen değişmesini ister misin?” Sessizce önüme baktım. Hafifçe cama yaslandım. Teyzemin gülümsemesini hissedebiliyordum. “İster istemez… yağmur yağar, güneş açar, ağaçlar büyür. İnsan da öyle.” Yüzüne baktım. Belirli belirsiz gülümsedim. Her zamanki gibi rahatlatmayı çok iyi biliyordu. Ama yinede o korku tamamen gitmemişti.. Ya olmayacak bir hayale kaptıracaktım kendimi ya da daha da kötüleşeceğiyle yüzleşmem lazımdı.
Uzun ve sessiz otobanda gidiyoruz. Havanın kapalı olmasıyla hafif bir yağmur çiseliyordu. Yağmur damlaların yerle buluşmasını izliyordum. Araba motorun sesiyle cama çarpan yağmur sesleri karışmıştı. Tabi birde o adamın direksiyondaki deriyi ovuşturma sesi.. sanki içinde gergin tartışma yapıyormuş gibi direksiyonu sımsıkı kavramış sadece yola odaklanmıştı. Direksiyonun deriye sürtünme sesi, arabanın içindeki sessizlikten bile daha gergindi. Yağmur cama vuruyor, ben camın ardındaki yağmura karışıyordum. Aynaya baktığımda o kadının telefonla oynadığını ama farkettirmeden göz ucuyla beni incelediğini gördüm. Aniden yüzümü çevirdim. Camdan dışarı bakmaya devam ederken dizlerimi kendime çektim. Teyzem nazikçe elimi sıktı. Bana destek vermek istercesine..
Direksiyondan gelen deri sesi, gerginliğini ele veriyordu. Sonra sesi duyuldu, beklenmedik bir sertlikte. “İstanbul’da daha iyi bir hayatın olacak. En başından beri burda olmalıydın.” İçimde bir şeyler sıkıştı, nefesimi tuttum. Gözümü kırpıp cama bakmaya devam ettim. O kadın hafifçe bana doğru eğildi. O soğuk sesiyle; “baban doğru söylüyor. Orası senin için daha iyi olacak.” Teyzemin anneme olan bakışlarını hissedebiliyordum. Yine de kafamı çevirmedim. Yağmuru izlemeye devam ettim. Önüne dönmüş olacakki teyzem saçmım okşamaya başlamıştı. Farketmeden sesli bir şekilde iç çekmeme engel olamadım. “Zorla güzel bir hayat kurulmaz!” İç çekişime dayanamamıştı teyzem. Minnet duyarak teyzeme baktım. O sırada o adamda anlık teyzeme bakıp geri yola çevirdi kafasını. Gerginlik havada asılı kalmıştı.
Uzun sessizlikten sonra dejavu yaşamışım gibi yine irkildim. “ istanbulda her şeyin daha iyi olacağını göreceksin. Yeni bir başlangıç.” Yine kafamı çevirmemiştim. Bana neden böyle cümleler kuruyordu.. o kadın yine bana bakmaya başlamıştı. Gözlerini üzerimde hissedebiliyordum. “Biraz neşelenmeye çalışsan iyi olur. Suratın hala beş karış.” Bu sefer dayanamamıştım. Ne zamandan beri suratımın beş karış olmasıyla ilgileniyordu? Teyzemden önce söze atıldım. O kadının suratına bakmadan .. “ neşeli olacağım günü not alıyım mı?” Bir kukla misali onu da not alıp uygulamalıydım belkide. Teyzemin elini sıktım sakin olması için. Derin bir iç çekiş geldi ön taraftan. Başını konuyu uzatmak istemiyor gibi sallayıp “ tartışmaya gerek yok. Önemli olan senin geleceğin. İstanbul’da daha disiplinli olacaksın. Buradaki gibi başıboş bir hayatın olmayacak.”o adamın sesine bile tahammül edemediğimi farkettim. Ellerim istemsizce yumruk olmuştu. Tırnaklarım derime batıyordu. Yağmur damlalarını izlerken iç seslerimi durduramıyordum. Disiplin. Gelecek. Yeni başlangıç.. aynı kelimeler, aynı roller… değişen tek şey sahne. O da zaten onların seçimi. Gerginliğin gitmesini istiyormuş gibi radyoyu açtı. Radyonun sesi arttıkça hafifçe irkildim, tanıdık melodiyle..
“Bıraktığın yerdeyim, etrafımda yarasalar..”*
“ben bıraktığın yerdeyim ama yerin altında..”
Gözlerim hafifçe dolmaya başlamıştı. O kadının elini omzumda hissettim. Ama bu bir teselli değildi. “Güçlü ol” uyarısıydı.. gözlerimi kapattım. Başımı o soğuk cama yasladım. Sakinleşmeye çalıştım.
Uçak gökyüzüne tırmanırken ben de içimde bir söz verdim. Bu kez ne olursa olsun, kimseye değil sadece kendime tutunacaktım.
Uçak inmeden son yüzleşmemi yapmam lazımdı. Pencereden baktığımda geniş bir şehir manzarasıyla yüzleştim. Bulutlu ama aralarında güneş ışığını sızdırmıştı.. gözlerimi kapattım. Motor sesine dikkat kesildim. Anons yapmaya başlamışlardı. Hafifçe sayfamı çevirdim. Hissediyordum hayatımın en büyük değişimini yaşayacaktım bu uçaktan sonra. Uçak hafifçe inmeye başlayınca teyzemin elini sıktım. Ama o an onunda içindeki endişeyi hissettim. İlk defa onun da korktuğunu fark ediyordum. Oysaki o hep güçlüydü..
o kadının camdan dışarı bakışları kendime gelmemi sağladı. O adamın boş boş telefona bakması.. ikisininde yüzünde hiçbir duygu yoktu sanki sadece bedenen burdaydılar. Bu ana kadar fiziksel olarak hissetmiştim hep. Şuan farkediyordum sadece fiziksel değildi. Bir sınırdan geçiyorduk. Burdan sonra geri dönüş yoktu.
“İstanbul’a hoşgeldin yağmur!” O tok kalın sesle irkildim. hoşgeldin mi diyordu hoşçakal mı emin değildim. Kim bilir belki de uçak düşüp hayatımın son noktasını burada verecektim. Belki de en iyisi budur. Ne dersiniz?
Uçak inmek üzereydi. Defterimin son satırlarını yazmam gerekiyordu. Kalemim sayfanın üstünde titriyordu sanki. Elim terlemişti. Farketmeden dudaklarımı ısırdım.Uçak motorunun sesi fonda yankılanırken, kulaklığımı taktım. Şarkı başladığında, sanki kalbimle aynı ritimde atıyordu melodisi.
“Sadece bir kalp var sende…”*
Sözler içimde yankılandı. Evet, belki de elimde kalan tek şey gerçekten buydu.Bir kalp.Yorulmuş, kırılmış, ama hâlâ atıyordu. Camın ardında bulutlar geçiyordu;her biri eski bir anıyı sürüklüyordu arkasından.Kendime fısıldadım.
“Bütün kayboluşlardan sonra yeniden büyür müyüm?” Cevap gelmedi ama şarkı, sanki “evet” diyordu sessizce.
Bir süre sonra gözlerim kapandı.Melodi bittiğinde, içimde bir şey değişmişti.Artık yalnız olmadığımı hissettim.Teyzem yanımdaydı, evet. Ama ondan da öte,kendimle ilk kez el sıkışmıştım.
Yeni bir hayata başlıyorum şimdi. Belki ateşe belki buluta.. yaşanmadan bilinmez. Ama işte yine de içimde susturamadığım bir umut var. Ve susturamadığım bir korku.. Ama merhaba yeni hayat. Merhaba… Yağmur Öztürk.. merhaba yeniden doğmaya direnen kalbim. Ve belki de merhaba nihayet nefes almak.
Merhaba içindeki ateşi söndüremeyen Yağmur..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

19okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18